Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

3 Sayfa V  < 1 2 3  
Reply to this topicStart new topic
> Latin Amerika Şiiri
Vehbi
mesaj 24 07 2018 - 17:48
İleti #51


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994




Eduardo Chirinos Peru’nun Lima şehrinde doğmuştur.

Le petit bout de rien (Hiçbirşeyden kűçűk bir parça)—Eduardo Chirinos (1960-2016)

Kibire gerek yoktur ve gurura
katiyen: bu sadece kelimeleri satırlarda
dűzenlemekten ibarettir, sonra
onları bőlűştűrmekten (ya da onlara
kendilerini bőlűştűrmelerine izin vermekten),
iyi ya da kőtű ses çıkarırlar űmidiyle.
(Őnemli olan birşeye benzemesidir seslerin.)
Bűtűn sorun uyanık olmaktır kırmızının
kanı portakalın içine sızmasın diye ya da
portakal sarının içine ya da sarı sessizliğin
içine karışmasın diye. Hiçbir neden yoktur
sessizliği red etmek için ne de onu kabul etmek için.
Sőylecek hiçbirşey olmadığı zaman konuşmamız
lazımdır bizim ve sessiz durmamız
başkaları konuşurken. Şairin işi budur, alışın buna o yűzden.
Şan ve şeref yoktur bu işin içinde katiyen.
Gelecek hesaba katılmaz hiçbirşey için ve geçmiş gűler bize
sadece. Hiçbir neden yoktur bu şiiri yazmak için
ve onu silmek için de.

Çeviren: Vehbi Taşar

Le petit bout de rien—Eduardo Chirinos (1960-2016)

BY EDUARDO CHIRINOS

There's no cause for vanity and none for
pride: it's just a matter of assembling
words in lines, then dividing them up (or
letting them divide themselves), hoping
they sound good or bad. (What's important
is that they sound like something.) It's all
a question of staying alert so that red doesn't
bleed into orange or orange into yellow or
yellow into silence. There's no cause for
rejecting silence and none for accepting it,
either. We should speak when there's noth-
ing to say and be quiet when others talk.
That's the poet's business, so get used to it.
There's nothing glorious about it. The future
doesn't count for anything and the past just
laughs at us. There's no cause for writing
this poem and none for deleting it, either.





Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 07 09 2018 - 06:04
İleti #52


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



César Vallejo Mendoza Peru’nun en űnlű şairidir.

“Bir adamın aklını çelerek onu çocuklara çeviren hiddet”—César Vallejo (1892-1938)

Bir adamın aklını çelerek onu çocuklara
Bir çocuğun aklını çelerek onu ikiz kuşlara,
ve sonra bir kuşun aklını çelerek onu kűçűk yumurtalara ---
çeviren yoksulun hiddetinin
bir yağı vardır iki sirkenin
karşısında.

Bir ağacın aklını çelerek onu yaprağa,
bir yaprağın aklını çelerek onu iki eşit olmayan tomurcuğa
ve bir tomurcuğun aklını çelerek onu iç içe geçen katlara--
çeviren yoksulun hiddetinin
iki nehri vardır çok sayıda denizlerin
karşısında.

Íyinin aklını çelerek onu kuşkulara,
kuşkunun aklını çelerek onu űç birbiri-gibi yaylara
ve sonra bir yayın aklını çelerek onu beklenmedik mezarlara--
çeviren yoksulun hiddetinin
bir çeliği vardır iki hançerin
karşısında.

Bir ruhun aklını çelerek onu vűcutlara,
bir vűcudun aklını çelerek onu birbirine hiç benzemeyen organlara
ve bir organın aklını çelerek onu oktavoların akıllarına
çeviren yoksulun hiddetinin
bir yangını vardır bir volkanın
iki ateş çukuru karşısında.

Çeviren: Vehbi Taşar

“La cólera que quiebra al hombre en niños”-- César Vallejo (1892-1938)

La cólera que quiebra al hombre en niños,
que quiebra al niño en pájaros iguales,
y al pájaro, después, en huevecillos;
la cólera del pobre
tiene un aceite contra dos vinagres.

La cólera que al árbol quiebra en hojas,
a la hoja en botones desiguales
y al botón, en ranuras telescópicas;
la cólera del pobre
tiene dos ríos contra muchos mares.

La cólera que quiebra al bien en dudas,
a la duda, en tres arcos semejantes
y al arco, luego, en tumbas imprevistas;
la cólera del pobre
tiene un acero contra dos puñales.

La cólera que quiebra al alma en cuerpos,
al cuerpo en órganos desemejantes
y al órgano, en octavos pensamientos;
la cólera del pobre
tiene un fuego central contra dos cráteres.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 07 09 2018 - 18:03
İleti #53


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Siyah Műjdeciler (Los Heraldos Negros) őműr boyu deprasyon hastalığı çeken César Mendoza’nın belki de bűtűn Latin Amerika’da en iyi bilinen şiiridir. Bu şiiri Íngilizce çevirisiyle karşılaştırarak çevirdim. Íspanyolcası kadar gűzel olmadıysa da Íngilizcesinden daha gűzel oldu sanırım!

Siyah Műjdeciler-- César Mendoza (1892-1938)

Őyle zor darbeler vardır ki hayatta…Bilmem ki.
Darbeler sanki Tanrının gazabından gelmiş gibi. Onların őnűnde sanki,
çektiğimiz bűtűn acının anaforu
boşanır ruhun içersine. Bilmem ki.

Nadirdirler onlar, fakat mevcutturlar. Karanlık sel yatakları açarlar
en vahşi yűzűn içersinde ve en gűçlű sırtın űzerinde
Onlar uygarlaşmamış Atilla’ların sert kıllı binekleri olabilirdi,
ya da siyah műjdeciler őlűműn gőnderdiği.

Uzun dűşűşlerdir onlar ruhundan Ísa’ların,
birtakım sevgiyle anılan inancın lanetlenen alın yazısıyla.
bu kanı donduran darbeler çatırtısıdır ekmeğin
bizi yakan fırının kapısında.

Ve insan: zavallı, zavallı insan! Fırıl fırıl yuvarlar gőzlerini,
bizim yaptığımız gibi, omzumuza vurulan bir şamar çağırdığı zaman bizi.
Fırıl fırıl çevirir deliye dőnműş gőzleri, ve onun bűtűn içinde yaşadığı
boşanır bakışının içersine suçlu bir çiş birikintisi gibi.
Őyle zor darbeler vardır ki hayatta…Bilmem ki.

Çeviren: Vehbi Taşar

The Black Heralds --César Mendoza (March 16, 1892 – April 15, 1938)

There are such hard blows in life… I don’t know.
Blows as if from God’s hatred. As if before them,
the undertow of all we’ve suffered
wells up in the soul. I don’t know.

They’re rare, but they exist. They open dark gullies
in the fiercest face and in the strongest back.
They might be the shaggy mounts of barbarous Atillas,
or the black heralds that death sends.

They are the long falls of the Christs of the soul,
of some cherished belief cursed by fate.
These gory blows are the crackling of bread
that burns us in the oven door.

And man: poor, poor man! He rolls his eyes,
the way we do when a slap on the shoulder summons us.
He rolls crazed eyes, and all he’s lived through
wells up like a guilty puddle in his gaze.
There are such hard blows in life. I don’t know.

Los heraldos negros -César Mendoza

Hay golpes en la vida, tan fuertes… ¡Yo no sé!
Golpes como del odio de Dios; como si ante ellos,
la resaca de todo lo sufrido
se empozara en el alma. ¡Yo no sé!

Son pocos; pero son. Abren zanjas oscuras
en el rostro más fiero y en el lomo más fuerte.
Serán tal vez los potros de bárbaros atilas;
o los heraldos negros que nos manda la Muerte.

Son las caídas hondas de los Cristos del alma,
de alguna fe adorable que el Destino blasfema.
Estos golpes sangrientos son las crepitaciones
de algún pan que en la puerta del horno se nos quema.

Y el hombre. Pobre. ¡Pobre! Vuelve los ojos, como
cuando por sobre el hombro nos llama una palmada;
vuelve los ojos locos, y todo lo vivido
se empoza, como charco de culpa, en la mirada.
Hay golpes en la vida, tan fuertes. ¡Yo no sé!
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 27 02 2019 - 14:31
İleti #54


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



“Tuyo Sera” Kolombiya’nın Amerika’ya sattığı kokain trafiğini kontrol eden uyuşturucu madde kaçakçılarının ve őzellikle Pablo Escobar’ın yaşamını őzetleyen Narkoz isimli Netflix dizisinin tema şarkısıdır. Şarkı Íspanyolca ama Rodrigo Amarante Brezilya’lıdır.

https://www.youtube.com/watch?v=GJm7H9IP5SU
https://www.youtube.com/watch?v=npL0_ZAXg9E

Senin Olacak—Rodrigo Amarante (1976- )

Senin tenini yakan ateş benim
Senin susuzluğunu őldűren su benim.
Ben kaleyim onun űstűnde yűkselen kuleyim.
Akışı sűrdűren kılıç benim.

Sen, benim nefes aldığım havasın
Ve denizin űzerinde yansıyan ay ışığısın.
Benim onu ıslatmaya can attığım boğazsın
Ben aşk suyunda boğulmaktan korkarım.

Ve ah sen hangi dilediklerimi vereceksin bana
Sen dersin ki, benim hazinemi, sen yeter ki bak ona
Ve senin olacaktır o, ve senin olacaktır o.

Çeviren: Vehbi Taşar

Tuyo Sera—Rodrigo Amarante

Soy el fuego que arde tu piel
Soy el agua que mata tu sed
El castillo, la torre yo soy
La espada que guarda el caudal

Tú, el aire que respiro yo
Y la luz de la luna en el mar
La garganta que ansío mojar
Que temo ahogar de amor

Y cuáles deseos me vas a dar, oh
Dices tu, mi tesoro basta con mirarlo
Y tuyo será, y tuyo será


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 01 05 2019 - 20:50
İleti #55


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



“Barrio René Cisneros” Nikaragua’nın başşehri Managua’da bir mahallenin ismidir-- René Cisneros Mahallesi.

Kűreğin Anlamı —Martín Espada (1957- )

—Barrio René Cisneros
Managua, Nicaragua, June-July 1982

Bu diktatőrűn űlkesiydi
ihtilalden őnce.
Diktatőr őlűlerin űlkesine sűrűldű şimdi,
Kara kara dűşűnerek onun ordusu sınırların űzerinde,
ve topraksızların ordusu
binlerce gecekonduyla benekler yeryűzűnű,
her marangoz, fırtınanın hırpaladığı
bir avuç dolusu çivi dikerek yere.

Ben lağım çukurları kazıyorum burada. Kazıyorum çűnkű geçen hafta
bir cenaze gőrdűm Managua’nın sokaklarında,
kundağa sarılmıştı tabut kırmızı ve siyah bayrakla,
havaya kaldırılmıştı bir cenaze alayıyla o kadar sessizdi
ki onların ayakları bile
hiçbirses bırakmıyormuş gibi gőzűktű
çakıltaşlarının űzerinde.
O on sekiz yaşındaydı, sınır korumasıyla,
diktatőrűn ordusundan bir keskin nişancı
nişan aldığı zaman onun başının arkasına.

Kazıyorum geçen gűn çűnkű
dőrt fotoğraf gőrdűm duvarda:
gőnűllűlerin yűzlerini
lise űniformalarında
okumayı őğreten kőylűlere,
bir alfabe getirerek onlara
sandviçlenmiş defterlerin arasında
sisin hiçbirzaman kalkmadığı yerlere
ağaçlardan. Hepsi őlműş, malaryadan
ya da açgőzlű ırmaktan
ya da diktatőrűn ordusundan
okuma yazma bilmeyen kőylere
karıncalar gibi űşűşen,
bir gőkyűzű gibi, kuşlarla dolu
mısır tarlalarını gagalayan.

Kazıyorum çűnkű bugűn, bu mahallede
su tesisatı olmayan evlerinde,
bir kadın gőrdűm sarı renkli bir elbiseyle
tırmanan bir su fıçısının içersine
vűcudunu yıkamaya,
ve giyinen aynı zamanda
kapanmış avuçlarından sular dőkűlerek yere.

Kazıyorum çűnkű bugűn durdurdum kazmayı
bir portakal gazozu içmeye. Bir memlekette
bardağı olmayan, bir oğlan çocuğu sakladı kıymetli şişesini
ve sıvıyı dőktű bir plastik torbanın içersine
buzla dolu, sonra bir delik açtı onun içine pipetle.

Ben kazıyorum çűnkű bugűn
benim kűreğim kilden
bir çőmleğe çarptı
yűzlerce yıldır duran orada,
parmakların sanatı çok eski zamanlardan kalma
ıslanmış bu aynı toprakla,
műkemmel fakat bir çatlak vardı dudağında.

Ben kazıyorum çűnkű ben çőp taşıdım
ve benzin doldurdum ve kağıt kestim
ve ansiklopediler sattım
kapıdan kapıya.
Kazıyorum, kazıyorum pasaportum
pantalonumun arka cebinde
satűre oluncaya kadar kirle,
çűnkű ben çalışıyorum burada
hiçbirşey karşılığında
ve herşeyi almaya.

Çeviren: Vehbi Taşar


The Meaning of the Shovel
BY MARTÍN ESPADA

—Barrio René Cisneros
Managua, Nicaragua, June-July 1982

This was the dictator’s land
before the revolution.
Now the dictator is exiled to necropolis,
his army brooding in camps on the border,
and the congregation of the landless
stipples the earth with a thousand shacks,
every weatherbeaten carpenter
planting a fistful of nails.

Here I dig latrines. I dig because last week
I saw a funeral in the streets of Managua,
the coffin swaddled in a red and black flag,
hoisted by a procession so silent
that even their feet seemed
to leave no sound on the gravel.
He was eighteen, with the border patrol,
when a sharpshooter from the dictator’s army
took aim at the back of his head.

I dig because yesterday
I saw four walls of photographs:
the faces of volunteers
in high school uniforms
who taught campesinos to read,
bringing an alphabet
sandwiched in notebooks
to places where the mist never rises
from the trees. All dead,
by malaria or the greedy river
or the dictator’s army
swarming the illiterate villages
like a sky full of corn-plundering birds.

I dig because today, in this barrio
without plumbing, I saw a woman
wearing a yellow dress
climb into a barrel of water
to wash herself and the dress
at the same time,
her cupped hands spilling.

I dig because today I stopped digging
to drink an orange soda. In a country
with no glass, the boy kept the treasured bottle
and poured the liquid into a plastic bag
full of ice, then poked a hole with a straw.

I dig because today my shovel
struck a clay bowl centuries old,
the art of ancient fingers
moist with this same earth,
perfect but for one crack in the lip.

I dig because I have hauled garbage
and pumped gas and cut paper
and sold encyclopedias door to door.
I dig, digging until the passport
in my back pocket saturates with dirt,
because here I work for nothing
and for everything.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 08 05 2019 - 19:13
İleti #56


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Arjantin’in űnlű şairi Jorge Louis Borges bu şiiri 1967 de Őmer Hayyam için yazmış. Bunu Íspanyolca kafiye dűzenini korumaya çalışarak çevirdim ama elbette Íspanyolcası çok daha gűzel.

Rubaíyát--Jorge Louis Borges (1899-1986)

Íran’ın vezni dőndűr benim kafiyemi
Hatırlatmak için ona zamanın çeşitli
Coşkulu rűyaların temalarından oluştuğunu bizler gibi
Ve o gizemli Rűyaları Gőrenin onları serpiştirdiğini.

Dőndűr bir kez daha, sőyle ateşin kűller olduğunu yalnızca,
Etin, tozun ve nehrin koşuşturan yanda
Senin yaşamından ve benim yaşamımdan yansıdığını
Bizden hızlanmadan kaçtığını, fakat telaşla.

Dőndűr bir kez daha, sőyle o devasa
Abide gururun diktiği, gitti rűzgarın gittiği yola.
Ve karşılaştırıldı akıl almaz ışığıyla,
Sűrekli olan Birinin, bir asır bir an olan Ona.

Dőndűr bir kez daha, ikaz et altın bűlbűlűn şarkı sőylediğini
Sadece bir defa gece karanlığında uzakta yansıyan şarkısıyla
Ve kibirli yıldızların onların hazinelerini
Harcamadıklarını savurganlıkla.

Dőndűr ayı gelsin diye senin kalemindeki vezne
O geri dőnecekken senin bahçene
Erken gelen baharın mavisinde.
O bahçenin aynı ayı seni arayacaktır boş yere.

Hassas akşam aylarının altında
Havuzlar olabilir belki senin gűnűnűn alçakgőnűllűğűnűn őrnekçesi,
Havuzlar onların sudan aynalarında
Tekrarlanacaktır sonsuzluğun imajlarının bir serpintisi.

Bırak yinelensin Íran’ın ayı
Ve çől alacakaranlıklarının sallantılı altını.
Bugűn dűnkű gűndűr. Sen diğerleri
Sen őlűsűn. Tozdur onların yűzű.

Çeviren: Vehbi Taşar

Rubaíyát--Jorge Louis Borges (1899-1986)

Torne en mi voz la métrica del persa
a recordar que el tiempo es la diversa
trama de sueños ávidos que somos
y que el secreto Soñador dispersa.

Torne a afirmar que el fuego es la ceniza,
la carne el polvo, el río la huidiza
imagen de tu vida y de mi vida
que lentamente se nos va de prisa.

Torne a afirmar que el arduo monumento
que erige la soberbia es como el viento
que pasa, y que a la luz inconcebible
de Quien perdura, un siglo es un momento.

Torne a advertir que el ruiseñor de oro
canta una sola vez en el sonoro
ápice de la noche y que los astros
avaros no prodigan su tesoro.

Torne la luna al verso que tu mano
escribe como torna en el temprano
azul a tu jardín. La misma luna
de ese jardín te ha de buscar en vano.

Sean bajo la luna de las tiernas
tardes tu humilde ejemplo las cisternas,
en cuyo espejo de agua se repiten
unas pocas imágenes eternas.

Que la luna del persa y los inciertos
oros de los crepúsculos desiertos
vuelvan. Hoy es ayer. Eres los otros
cuyo rostro es el polvo. Eres los muertos

(1967)
Elogio de la sombra

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 28 05 2019 - 00:46
İleti #57


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Íntihar—Jorge Luis Borges (1899-1986)
(La Rosa Profunda—Bitmeyen Gūl’den)

Bir tek yıldız kalmayacak gecede.
Kalmayacak gece.
Ben őleceğim ve, benimle,
Tahammūlū imkansız evrenin yūkū.
Sileceğim piramitleri, madalyaları,
Kıtaları ve yūzleri.
Sileceğim birikmiş geçmişi.
Tarihin tozunu alacağım, tozun tozunu.
Şimdi ben seyrediyorum en son gūn batışını.
Duyuyorum en son kuşu.
Hiçliği miras bırakıyorum herkese.

Çeviren: Vehbi Taşar, 27 Mayıs, 2019, Berkeley, CA

El suicida—Jorge Luis Borges

No quedará en la noche una estrella.
No quedará la noche.
Moriré y conmigo la suma
del intolerable universo.
Borraré las pirámides, las medallas,
los continentes y las caras.
Borraré la acumulación del pasado.
Haré polvo la historia, polvo el polvo.
Estoy mirando el último poniente.
Oigo el último pájaro.
Lego la nada a nadie.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 28 05 2019 - 21:23
İleti #58


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Bitmek Bilmeyen Gūl—Jorge Luis Borges (1899-1986)
(Susana Bombal’a)

Beş yūz yıl Hicret’in izinde,
Íran aşağıya baktı onun minarelerinden
çől mızraklarının istilasının ūzerine,
ve Nişapurlu Attar gőz dikti bir gūle,
ona hitap ederek sesi yok olmuş kelimelerle,
birinin dūşūndūğū gibi onun dua edişinden ziyade:
“Senin narin kūren benim ellerimde; ve zaman
būkūyor her ikimizi, farkında olmadan her ikimiz de,
bu őğleden sonra, unutulmuş bir bahçede.
Senin kolay-kırılır şeklin nemlidir havanın içersinde.
Senin gūzel kokunun istikrarlı, gelgitle ilgili doluluğu
yūkseliyor yukarıya doğru benim yaşlı, çőken yūzūme.
Fakat ben biliyorum seni o çocuktan çok daha uzun sūre
bir an gőz atmış olan sana bir rūyanın katlarının içinde
ya da burada, bu bahçede, bir zamanlar bir sabahın ūzerinde.
Gūneşin beyazlığı pekala seninkisi olabilirdi
ya da ayın altını, ya da başka bir kıpkırmızı leke
sert kılıç-ağzının ūzerinde zaferde.
Ben kőrūm ve bilmem hiçbirşeyi, fakat ben gőrūyorum
daha fazla gidecek yollar olduğunu; ve herşeyin
şeylerin bir sonsuzluğu olduğunu. Sen, sen musikisin,
nehirlersin, semalarsın, saraylarsın, ve meleklersin,
Ey bitmek bilmeyen gūl, cana yakın, sınırı olmaksızın,
Tanrının sonunda gőstereceği benim őlū gőzlerime.”

Çeviren: Vehbi Taşar
Not: Susan Bombal Arjanti’li bir yazardır.


The unending rose--Jorge Luis Borges
(A Susana Bombal)

A los quinientos años de la Hégira
Persia miró desde sus alminares
la invasión de las lanzas del desierto
y Attar de Nishapur miró una rosa
y le dijo con tácita palabra
como el que piensa, no como el que reza:
Tu vaga esfera está en mi mano. El tiempo
nos encorva a los dos y nos ignora
en esta tarde de un jardín perdido.
Tu leve peso es húmedo en el aire.
La incesante pleamar de tu fragancia
sube a mi vieja cara que declina
pero te sé más lejos que aquel niño
que te entrevió en las láminas de un sueño
o aquí en este jardín, una mañana.
La blancura del sol puede ser tuya
o el oro de la luna o la bermeja
firmeza de la espada en la victoria.
Soy ciego y nada sé, pero preveo
que son más los caminos. Cada cosa
es infinitas cosas. Eres música,
firmamentos, palacios, ríos, ángeles,
rosa profunda, ilimitada, íntima,
que el Señor mostrará a mis ojos muertos.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 30 05 2019 - 19:24
İleti #59


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



SINIRLAR—Jorge Luis Borges

Verlain’den bir mısra vardır benim hatırlamayacağım tekrar.
Yakında bir sokak vardır benim ayaklarıma yasak olan.
Bir ayna vardır beni son defa gőrmūş olan.
Bir kapı vardır benim kapatmış olduğum dūnya sona erinceye kadar.
Kitapların arasında benim kūtūphanemde olan (şimdi onlara bakıyorum)
bazıları vardır benim asla açmayacağım.
Bu yaz elli yaşımda olacağım;
Őlūm beni hırpalıyor, durmaksızın.

Çeviren: Vehbi Taşar

LÍMITES—Jorge Luis Borges

Hay una línea de Verlaine que no volveré a recordar.
Hay una calle próxima que está vedada a mis pasos,
hay un espejo que me ha visto por última vez,
hay una puerta que he cerrado hasta el fin del mundo.
Entre los libros de mi biblioteca (estoy viéndolos)
hay alguno que ya nunca abriré.
Este verano cumpliré cincuenta años;
La muerte me desgasta, incesante.




Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 07 06 2019 - 19:41
İleti #60


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Browning Bir Şair Olmaya Azmeder-- Jorge Luis Borges

Bu kırmızı Londra labirentlerinde
seçtiğimi anlarım
insan mesleklerinin en tuhafını,
onların hepsinin tuhaf olmasına rağmen, kendilerine seçtikleri yolda.
Simyagerler gibi
Felsefe taşını aramış olan
gūç bulunan cıvada,
ben sıradan kelimeler yapacağım--
ūç kağıtçının işaretli iskambil kağıtlarını, insanların madeni paralarını--
būyūyū açığa vuran birzamanlar ait olan
onların kendisine
Tor’un ilham ve yanardağ fışkırması,
şimşek ve ibadet olduğu zaman.
Benim sıram gelince
gūnūn kelimelerle ifadesinde
ben őlūmsūz şeyler sőyleyeceğim;
değerini korumaya çalışacağım
Bayron’un būyūk yankısının.
Toz, benim olan, kurşun işlemez olacak.
Eğer benim aşkımı paylaşırsa bir kadın,
onuncu kūresini sıyırıp geçecek benim şiirim aynı eksen etrafında dőnen semaların;
eğer benim şiirime omuz silkerse bir kadın,
ızdırabımdan çıkan mūzik yapacağım,
uçsuz bucaksız bir nehir yankı yapan arasından zamanın.
Kendi kendimi unutarak yaşayacağım.
Yarı-gőrdūğūm ve unuttuğum yūz olacağım,
hain bir adamın kutsanmış alın yazısını kabullenen
Judas olacağım.
Bataklıkta Kaliban olacağım,
Bir paralı asker olacağım őlen
korkusu ve inancı olmaksızın,
Polikrat olacağım, gőrdūğū zaman dehşete dūşen
kaderle iade edilen yūzūğū,
Dost olacağım benim dūşmanım olan.
Íran bir būlbūl bahşedecek bana, Roma bir kılıç.
Isdıraplar, maskeler, ve yeniden hayata gelmeler
Őrecekler ve sőkecekler benim alın yazımı
ve ben Robert Browning olacağım bir noktada.

Çeviren: Vehbi Taşar

Not:
Robert Browning (1812-1889): Ünlū Íngiliz şairi
Thor (Tor): Viking’lerin yıldırım ve savaş tanrısı.
Byron (Bayron) (1788-1824) Browning’den őnce yaşayan ūnlū bir şair Íngiliz asılzadesi.
Judas: Ísayı Romalılara haber vererek ona ihanet eden havari.
Kaliban: Shakespearing Tempest (Fırtına) oyununda bataklıkta yaşayan őnemli bir karakter. Būyūcū Sycorax’ın oğlu
Polycrates (Polikrat): Ísa’dan őnce 538-522 yıllarında Samos adasının (Sisam) diktatőrūydū.


Browning resuelve ser poeta—Jorge Luis Borges

Por estos rojos laberintos de Londres
descubro que he elegido
la más curiosa de las profesiones humanas,
salvo que todas, a su modo, lo son.
Como los alquimistas
que buscaron la piedra filosofal
en el azogue fugitivo,
haré que las comunes palabras
-naipes marcados del tahúr, moneda de la plebe-
rindan la magia que fue suya
cuando Thor era el numen y el estrépito,
el trueno y la plegaria.
En el dialecto de hoy
diré a mi vez las cosas eternas;
trataré de no ser indigno
del gran eco de Byron.
Este polvo que soy será invulnerable.
Si una mujer comparte mi amor
mi verso rozará la décima esfera de los cielos concéntricos;
si una mujer desdeña mi amor
haré de mi tristeza una música,
un alto río que siga resonando en el tiempo.
Viviré de olvidarme.
Seré la cara que entreveo y que olvido,
seré Judas que acepta
la divina misión de ser traidor,
seré Calibán en la ciénaga,
seré un soldado mercenario que muere
sin temor y sin fe,
seré Polícrates que ve con espanto
el anillo devuelto por el destino,
seré el amigo que me odia.
El persa me dará el ruiseñor y Roma la espada.
Máscaras, agonías, resurrecciones,
destejerán y tejerán mi suerte
y alguna vez seré Robert Browning.
Go to the top of the page
 
+Quote Post

3 Sayfa V  < 1 2 3
Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 18 06 19 - 18:01