Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

 
Reply to this topicStart new topic
> DİDEM MADAK, Biyografisi ve Şiirleri
L julide K
mesaj 28 04 2008 - 04:28
İleti #1


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 644
Katılım: 30 03 07
Nereden: USA
Üye No: 3,476





    Didem MADAK

    1970'te İzmer'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini İzmir'de tamamladı.
    Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Genç kuşağın usta kadın şairlerinden.
    Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince "düzgün insan" olamadı.
    Tezgâhtarlık, sekreterlik, anketörlük gibi işlerde çalıştı. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayınlandı.
    Bireysel ve toplumsal özgürlük vurgulu şiirlerinde kadının iç dünyasını yansıtıyor.
    Grapon Kâğıtları isimli ilk kitabı İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü'nü aldı.
    ESERLERİ:
    Grapon Kâğıtları (2001)
    "Ah"lar Ağacı (2002)

    ÖDÜLLERİ:
    2000 İnkılâp Kitabevi Şiir Ödülü Grapon Kağıtları ile


    ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
    ŞİMDİDEN BİR HATIRASIN
    AŞKTAN N’ANLARSINIZ BAYIM
    KALBİMİN EN DOĞUSUNDA
    İRİS’İN ÖLÜMÜ
    KAÇ ZAMANDAN
    POLLYANNA’YA MEKTUPLAR IV.
    KEDİLERİN ALIŞKANLIKLARI
Go to the top of the page
 
+Quote Post
L julide K
mesaj 28 04 2008 - 04:47
İleti #2


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 644
Katılım: 30 03 07
Nereden: USA
Üye No: 3,476



Didem Madak, 1990'lı yıllarda ortaya çıkan şairlerin nadir iyilerinden biri.
Özellikle, 1980'li yıllarla birlikte beliren farklı şiir çizgilerinin çoğu ortak bir paydada buluşmuştu: yoğun imgecilik. İkinci yeni şiirinin bunda tabii ki payı vardı. Ancak, modern gelenekçi çizgiler olsun, divan şiirini çağdaş bir kimliğe dönüştürmek isteyenler olsun ya da bunlara hiç bağlanamayan farklı şiir çizgilerinin çoğu etkili bir imgeciliğin izini sürdüler. Madak'ın 1995 ilkbaharında yayımlanmaya başlayan şiirleri sınırlı da olsa bir grup şiirsever için ilgi odağıydı. Gündelik dil, gündelik hayat tüm içtenliği, çocuksuluğuyla; kendine özgü ironisi, eğretilemeleri ve imgeleriyle şiirde inanılmaz bir duruluğu, insanın hallerini su yüzüne çıkarmıştı. Mükemmel şiirler miydi bunlar? belki değil. Ama, madak, farkına fazla varmadan şiire inanılmaz bir hakikiliği taşıyordu. Yıllar geçtikçe yoğunlaştı, olgunlaştı bu şiir. Çekiciliği, şiirlerin duruluğuydu. 2000'de çıkan grapon kağıtları adlı ilk kitap bir bütün olarak okunduğunda, çocuksuluğu, sıradanlığı içinde barındırırken; hem garip şiirini sevenleri, hem de ikinci yeni şiirine tutkuyla bağlı şiirseverleri aynı oranda hoşnut etmişti. Bu şiirin temel ayrıcalığı, kendine özgülüğü oldu.

Madak, ikinci şiir kitabı ah'lar ağacı'nda kendine ait bir şiir kıvamını, rengini belirginleştirdi. Şehirli insanın günübirlik söylemi, dildeki sıradanlığı hatta şehir argosunun bile açık izleriyle karşılaşıldı. çocuksuluk, evin gündelik, sıkıntılı hayatı ve ruh halleri bu kitaptaki şiirlere tam anlamıyla sinmişti. Hüzün, sıkıntı bu şiirlerde artık dibe çökmüş gibiydi. hakikilik hep çocuklukta, çocuksuluktaydı şair için. Sevinmek nedense hep yedi yaşında diye bir dizeyle bile karşılaşılmıştı. ikinci kitabıyla birlikte, şairin bu şiirinde kendine has anlatımcılığı, sınırlı da olsa bir öykülemeciliğe dönüşüyordu. Zaten şiirde, bu özellikleri kullanmadan sıradan hayatın gizil izlerini sürdürmek son derece zordu.

öykülemeci şiir
İlgiyle izlenen bu şairin, kısa süre önce üçüncü şiir kitabı çıktı: Pulbiber mahallesi.
Madak'ın önceki kitaplarında devamlı hissedilen çocuksuluk, masalımsı hava, bu yeni kitapta bambaşka bir kimlikle ortaya çıkıyor. Madak, bu kez bağımsız yazılmış şiirleri bir araya getirmemiş. en azından tüm şiirleri bir kitap bütünlüğü içinde kurgulamış; ortaya onbeş şiir-bölüm-den oluşan bir yapıt çıkmış. Madak'ın önceki kitaplarında yer alan bazı özellikleri geri plana çekilirken, bazıları belirgin bir biçimde öne çıkmış. Örneğin, bu kitap, öykülemeci bir şiir diline yaslanıyor. Daha da önemlisi bu dil ve kurmacadan hareketle madak bir 'modern masal' kaleme almış. bu şiirde kozmopolit kent hayatının insana, bu insanların evine taşıdığı gerginlik ve kaosun izlerine hep rastlanıldı. Bu modern masalda ise söz konusu özellik tüm kitaba yayılmış. Sıkışıp kalan, yalnızlaşan, yabancılaşan insan farklı kahramanlar, semboller yoluyla kitaba yedirilmiş. ilginç metaforlarla yüz yüze kalınmış. Şiirlerden birinde oğuz atay'ın tutunamayanlar romanına gönderme yaparken, bir şiirin başında yine atay'ın tehlikeli oyunlar romanındaki trajikomik kahramanı hikmet benol'dan alıntı var. ya da bir sabahattin ali öyküsü ve kahramanından izler. Bu küçücük kesitleri anımsatmamızın nedeni, bu şiir kitabının özünün de modern hayatın dışlanmış, itelenmiş kentli insanının bugünkü konumunu, şairin kendi ben'ini de katarak kitap boyu sorgulaması. Ancak bir masal edasıyla.

Aslında, şiirde, zor ve riskli bir işe sıvanmış madak. Kitapta kurguladığı mahalle, istanbul'un tam anlamıyla bir kültürel kozmopolitliğini işaretliyor. Yani modern olanla dışlanmışların birlikte yaşadığı bir kozmopolit ortamı. Dolayısıyla gündelik hayatın sıradan dil ve söylemi, argo şiirdeki öykülemeciliğin kopmaz bir parçası oluyor. ama, madak, tabii ki öykü anlatmıyor. İlginç bir şiir dili, ve tadıyla da bu öykülemeciliği hayata geçiriyor. Kaçınılmaz olarak, hüzün yüklü bir ironi, kurmacanın çoğu kesitinde belirginleşmiş. İmge kadar sembol ve metaforlara da baş vuruyor şiirlerinde. Öykülemenin kahramanları insan veya hayvan olsun –özellikle de kedi– yalnızlaşmanın, yabancılaşmanın çekici sembolleri. ancak, şiirde öykülemeci dilin getirdiği doğal risklere bazı şiirlerin kesitlerinde şairin teslim olduğu söylenebilir. Bu, temasal olmaktan çok, şairin dili ve dizeyi oluştururken, meydana çıkan gevşeklik, esnekliklerle ilgili. dolayısıyla da öykünün dizeye, şiir diline baskın olduğu şiir kesitleriyle karşılaşılıyor. örneğin 'mahallede bomba patlıyor' adlı şiirde tek tek çok güzel dizelere rastlansa da, öykülemecilik şiirin yapısının daha bir önüne geçiyor. Çoğu uzun şiirde de böyle kesitlere rastlanıyor.

Bu saptamaların yanında, kitap yapı ve kurgu itibarıyla, örneğine az rastlanır güzelliklerle de dolu. Pulbiber mahallesi işaretlediği coğrafyanın, galata, tünel, beyoğlu vs. toplumsal travmasının da sayısız izdüşümlerini içinde barındırıyor. hem de çarpıcı imge, simge, öyküleme ve çağrışımlarla. öte yandan, bu coğrafyadan hareketle asıl sorgulanan, insanın halleri, sevgisizlikler, içe dönüklükler, içe kapalılıklar. Özneler aslında, modern hayatın zavallılığını, modern insanın hayata dair çaresizliğini işliyor. şairin, ne kadar büyüse, olgunlaşsa da, önce kitaptaki gibi çocukluğuna, çocuksuluğuna duyduğu özlemin izleri tüm kırılganlık ve isyanlarıyla kitaptaki şiirlere yedirilmiş. Öte yandan, şairin dilsel anlamda ciddi bir hakimiyet kurduğu çok sayıda şiir –bölüm–de var bu yapıtta. Örneğin 'poşet süt' şiirinde mükemmel bir şiir yapısıyla karşılaşılıyor. ilk üç şiirdeki 'büyümek' fiili 'büyü', 'büyüyüm' gibi sözcüklerle apayrı dilsel, sessel çağrışımları işaretliyor. Şairin sözcüklerle kurduğu 'büyülü' anlam dünyasını gün ışığına çıkartıyor. Hem de tam bu masalımsı atmosferle.

roman esintileri
Çoğu şiirde, arkadaşları ve kedileri birer özne olarak, öykülemelerde ve şiirsel yapıda ayrıcalıklı bir önem taşımakta. Özellikle de zeyna, kitabın kahramanının biricik yoldaşı. Yalnızlık veya ondan kaçış veya paylaşmanın en önemli sembolü zeyna. 'pulbiber mahallesi'ni tanıyalım'da roman kültürünün etkili esinleri, şiirleştirilme becerisi var. Hem de abartısız ve dil ustalığıyla. Argodan fazlasıyla esin alınarak yazılan 'pulbiber mahallesi tarihi' aslında Madak'ın bugüne kadar yazdığı en cüretkâr ve o denli de başarılı şiiri. 'Bizden başkalarına, onlara, çocuklara', çocuksuluğun, dip gezintilerin öne çıktığı etkili bir şiir. Ama, özellikle bu şiirin başlarında şiirin yapısında bir 'gevşeklik'e ne yazık ki rastlanıyor. 'Kaza anıları' adlı çok başarılı şiirde dolaylı bir beat şiiri esinleri var. 'karşılıksız hayat' adlı uzun ve etkili şiir; içindeki şehir hayatını kıyasıya sorgulamanın yanında, nefis bir masalımsılığı, özel insan ilişkilerini, tanrı olgusuyla hesaplaşma ve gündeliğe yansımasını içinde barındırıyor.

İroninin ön planda olduğu bu kitabın son şiiri 'kendim ettim kendim buldum'u özellikle anmak gerek. bu şiirde, diğer masallarda olduğu gibi eşyalar çokça canlanıyor; hareketleniyor bazı kesitlerde. Masallarla bugün arasında şairin kurduğu akrabalık belirginleşiyor. 'oyun' imgesi ilk kez kitabın da topyekün bir sorunsalı olarak çıkıyor ortaya. açıkça "bu oyunun kurucusu benim" diyebiliyor. Bu son düzanlatım şiiri bir sayıklamayla, poetik bir metin olma arasında gidip geliyor. Kitabın bu düzanlatımcı şiirin sonunda, aslında madak, kendine, ben'ine yaslanan bir tür bildirge sunuyor. Ruh hallerindeki gidip gelişleri, poetikası, politikası hakkında fikirler veriyor. İnsanın trajik halinin, durumunun izini sürdüğünü belgeleme çabasında. Özellikle sonu çok güzel, çarpıcı bu düzanlatımın. Kendi ben'inden hareketle modern insanın kıskaçları su yüzüne çıkıyor. Çarpıcı bir son bu. Önceki şiirlerin tamamıyla sorunsal anlamında örtüşüyor bu metin. Ama, şiirsel yapının gücü konusunda birtakım kaygılarımız olduğundan söz etmiştik.

Didem Madak, bu son ürünüyle de, özellikle son yirmi yıl içinde çıkan nadir şairlerden biri olduğunu bu kitabıyla da kanıtlıyor.

Orhan Kahyaoğlu, “modern masal tadında şiirler”, ( radikal kitap eki ), 4 mayıs 2007
Go to the top of the page
 
+Quote Post
L julide K
mesaj 28 04 2008 - 05:15
İleti #3


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 644
Katılım: 30 03 07
Nereden: USA
Üye No: 3,476



çalıkuşunun z raporu


Didem Madak'tan... "bazı" şeylere...


"bugün kalbimi eski bir plak gibi
öyle çok tersine çevirdim ki:

bazı şarkılar vardır
cızırtılı bir yağmur gününü anlatır
uzaklarda süren sarı yağmurluklu bir hayatı
deniz bazen kendini kaldırımlara fırlatır,
o zaman bir yavru yengece bakan
insanların şarkısı olurdu o şarkının adı.
keşke ismim iris olsaydı,
keşke ismim herkese
sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydı.

bazı şarkılar vardır
ellerim kocamanlaşır, tuhaflaşır
işte o ellerimle herkese
çamurlu şiirler uzatsaydım
hepsi çok kirli olsaydı tanrım!

bazı şarkılar vardır
kırmızı akşam sefalarını anlatır
karanlığın kalbinde yalnız, açmanın acısını
komşu kadınların basma elbiseli konuşmalarını
geceyi onlar bahçeye taşırdı
ben ne zaman öleceğim tanrım!
sabah olunca mı?
keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım
irileşen, gitgide irileşen ağaç gibi
şu odanın ortasında dursam,
saat kuleleri dökülürdü dallarımdan tanrım!
artık sarı yaprakların ölü olduğuna inanmıyorum.

bazı şarkılar vardır
kanatlarında yağmuru taşıyan kelebeği anlatır
kırmızı bir çakmak gibi neşeli ölmek olurdu
o şarkının adı,
ardında yalnızca nemli sigaralar bırakmanın acısını
keşke ismim iris olsaydı,
keşke ismimin bir anlamı olmasaydı.

herkes çıkarsın kalbini
o çirkin mücevher sandığından
ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım''

..................***
Go to the top of the page
 
+Quote Post
L julide K
mesaj 28 04 2008 - 05:21
İleti #4


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 644
Katılım: 30 03 07
Nereden: USA
Üye No: 3,476



ANNEMLE İLGİLİ ŞEYLER


Sevgili Anneciğim

Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda
Kocaman bir dağ lalesi gibi
Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran.

Şimdi mucizevi bir yerdeyim
Muc'un ucuz evinde
Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem
Duvarlara hep senin resmini çiziyor
Dili geçmiş zamanda birçok resim,
Hep gülümsüyorsun
Aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi
Ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında
Durmadan soluyormuş gibi.

Hatırlar mısın?
Mavi saçlı bir Tanrı gibi severdim Burdur gölünü
O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü
Vişne bahçeleriyle dolu,
Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.
Bazen ölmek istiyorum.
Beni yeniden doğurman için
İri, ekşi bir vişne tanesi gibi

Kışbaşında bir ton kömür yığarlardı kapıya
Bazen görülen rüyalar gibi kapkara
Bir ton rüya çıtırdarken
Sen kar yağmadan önce başkaydın,
Kar yağdıktan sonra bambaşka.
Sanki hep buluğ çağındaydın.
Kuşlar zaptederdi sonra her yeri, sabahları
Binlerce kez söylerlerdi, söyleyeceklerini.
Bizim hiç anlamayacağımız bir şeyi.

Senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı.
Kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında
Kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi
Gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar...
Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı.

Ben bu eve Muc'un ucuz evi diyorum.
Yokluğunda böyle oldum.
Mucize öldükten sonra, buraya taşındım.
Ve inan
Muc bu evi bana ucuza verdi.

Yaşasaydın, hayatının ortasına
Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.
Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.
Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu
Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri
diye başlayan bir çocuk romanında...
Şalına sarınırdın, toprağa sarınır gibi
Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
bu acımasız ölü anne sesini.

Şimdi mucizevi bir yerdeyim
Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burda
Ve çok ağır ilerliyor.
Yüzümdeki çillerden başka
İsyan eden biri yok hayatımda.

NOT: Ölen her kadın için bir şiir yazdım.
Onları Muc'a evin karşılığında verdim
Çok ucuza.
Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
Anne.


Didem MADAK
Go to the top of the page
 
+Quote Post
L julide K
mesaj 28 04 2008 - 05:24
İleti #5


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 644
Katılım: 30 03 07
Nereden: USA
Üye No: 3,476



ÇİÇEKLİ ŞİİRLER YAZMAK İSTİYORUM BAYIM!


"Zenciler prensesi olacağım. Hayat işte asıl o zaman başlayacak"
................................................................Pippi Uzunçorap


Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum.
Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.
Bir yağsam pahalıya malolacağım.
Ben bir bodrum kat kızıyım bayım
Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
Fakat korkuyorum. Birazdan da
Kırk üç numara ayakkabılarınızla
Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız
Bu iyi olmaz bayım!

"Gün akşam oldu" diyorum
Ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara
Cam kırıkları yiyorlar
Rüyamda; bir kâse dolusu suyun içinde
Rengârenk yap-boz parçacıkları
Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz.
Hayır, sanırım sabahı bekleyemem
Bilmiyorum.
İnsanlar rüyalarını acilen anlatmalı.

On dört yaşındaydı ruhum bayım
Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.
Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri
Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar
O ara içimde çiçeklerden oluşmuş
bir silahsız kuvvet ablukaya alındı
Sinemalarda da "organzm gıcırtıları" oynuyordu.
Kaçmaya çalıştım. Olmadı.
Bu nedenle, çiçekli şiirler yazmayı
Ruhum açısından faydalı buluyorum bayım.
Neyse işte
Ben her filmi hatırlarım
Sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu.
"Sofi'nin tercihini" seyrederken çok ağlamıştım.
Öpüşen Guramilerle ilgili bir film yapsalar
Onu da mutlaka hatırlardım.
İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu?
Hem sonra ben hatırlamaya alışkınım
Bir "eşya toplayıcısıyım" bayım.

Büyük gemiler de yok artık bayım
Büyük yelkenler de
Büyük kâğıtlar yakmak istiyor şimdi canım.
İşte az önce bir karabatak daldı suya
Bir süredir kayıp
Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya
Ölüm çok iri bir sözcük değil bayım.
Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum.
Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen
Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
Bir gül, bir güle derdi ki görse
Yalan söylüyorum
Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.

Didem MADAK
Go to the top of the page
 
+Quote Post
L julide K
mesaj 28 04 2008 - 05:28
İleti #6


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 644
Katılım: 30 03 07
Nereden: USA
Üye No: 3,476



Ağrı


Sonbaharların kralı gelirmiş meğer İstanbul'a
Ciğerlerimin filmini çektiler
Ciğerlerim artiz oldular icabında
Akut alevlenmiş kronik bir sonbahar gibi bakıyordu
Sigara figüran falan.
Ben kırmızı bir yaprağı oynuyordum esas kız olarak
Uçuşuyordum, uçuşmakmış meğer benim anlamım
Ben bunu geç anladım.
Senin için şiir yazacaktım İstanbul
İsmini ağrı koyacaktım.
Oysa bir şiir niyeydi sanki
Yer içer sevişir miydi sanki bir şiir
Hamsi ısmarlar mıydı mesela bir şiir insana?
Fotoğraf çektirebilir miydi mesela hipodromda atlarla?
Rakı içebilir miydi Samatya'da
Bir şiir uyur muydu kuş gibi
Başını alıp da kanatlarının altına?
Oysa bir şiir neydi sanki
Ben seni ciğerimin köşesindeki arıza kadar sevdim
Bir şiir seni bu kadar sever miydi sanıyorsun İstanbul?

Bağırdım sokaklarına kartondan postlar sermiş ayyaşlara
Bana kerametinizi gösterin
Kermatenizi gösterin bana!
Bir dikişte içtim bir şişe geceni
Yıldız komasına girmek istiyordum,
İstiyordum dolunay çarpsındı beni
Kurt adamlarım serbest kalsındı icabında
Kimim fazladan puştluğu varsa bir sigara sarsındı bana
Kin kusulsundu, öç alınsın
İcabında modern kadındım, ne zaman şişmanlasa ruhum
Hemen yarın yeni bir intihara başladım.
Ben fazla yemesem diyorum baylar yani
Bu kadar hınç bana fazla.
İcabında bir allah bir allah daha
Çok tanrılı bir din ederdi
Bırak müridin olayım İstanbul

Sen beni hep bir şiir sanıyordun İstanbul
Oysa çakmaktaşları gibi kıvılcımlıydı gözyaşlarım
Ağlamaktan kızaran bir örnek burnum ve gözaltlarımla
Bu şiiri ben yaralı bir panda vaziyetinde yazdım
Canım yandı
Bu şiiri ben bir yangın vaziyetinde yazdım
Şimdi bırak sana kedilerime süt getiren eski günlerimi anlatayım
Kapıma gül bırakan adamları
Ben de icabında bir hafıza mağduruyum
Cumartesi günleri gayri annemlerle birlikte
Sokaklarında eylemler yapayım.
Benim ne sakal yanığı günlerim oldu
Guruba bak ve beni an
Öpüşmekten yorgun ve kızıl
Bir şiir sana bunları söyler miydi sanıyorsun?
Yağmurlarında yıkanan kırmızı banklarına baktım
Bütün allar bir gün solarmış
Ben bunu geç anladım
Yağmur meğer tanrının zulmüymüş İstanbul.
Ağrı neydi, neremdeydi, neresiydi ağrı
Kim bana kalbimin menzilini soracaksa sorsun artık
Ağrıdurmadanağrıdurmadanağrıdurmadan
Ağrı benim durmadan doruğuna tırmandığım
Meğer yüksek bir dağmış.

Üstümü ara
Cebimdeki şiiri usulca kaydırayım senden tarafa
Ellerimi de kaldırdım bak
Hazırım tutkumu tutukla.
Şiirsizim
Bu şiir senin ismini ağrı koyar mıydı sanıyorsun İstanbul
Ben bu şiiri kusarak yazdım.


Didem Madak
Go to the top of the page
 
+Quote Post
L julide K
mesaj 28 04 2008 - 05:31
İleti #7


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 644
Katılım: 30 03 07
Nereden: USA
Üye No: 3,476



Pul Biber Mahallesini Tanıyalım


Mahallemizde devamlı darbuka çalıyorlar
Erkes nedense asan'dan amile
Düm-tek çocuklar doğuracak kadınlar bahara
Burada aşklar fena şehla, şahane aşkları
İncesinden sosyeteye bırakıyorlar.
Acı yok bizim mahallede sanki hiç olmamış
Yalnız şarkılara fazla pulbiber atıyorlar.
"Kimbilir" çocuklar doğacak bahara
Babası "canı cehenneme" çocuklar
Pulbiber taneleri yapışmış dudaklarına
Saate bakıyorum düm-tek-düm-tek ilerliyor
Pulbiber kavanozunda bir akrep buluyorum kimsesiz
Küfrediyor yelkovana: Bensiz ne cehenneme gitti bu hayta!
Karaköy vapuru bize uğramadan gitmiyor asla
Bir elma tıkıp ağzına yolluyoruz, çok bağırmasın maksat
Sebepsiz kederlerdeyiz Leman'la
Bağırıyoruz esasında sustuğumuzda
Düdüğüz biz, düdük, valla billa!


İki yaşlı ve iki başlı iki gövel ördek gibi
Gölümüzde yüzüyoruz kanımızdan canımızdan
Mahalleli pulbiber ekiyor suyumuza
Nilüferler gibi açılıyor pulbiber taneleri
Güzel ve ağırdılar diyecekler
Oysa paytak ve kırmızı kanatlıyız
Bizim familya uçar, uçarıdır, uçacağız..


Yanlış da olsa fiiller için çekici bir kadınım


Pulbiber Mahallesinin düm-tek tarihinde
Acıdan sızlarken burnumuzun direği
Morarmış çarşaflarımızı bayrak diye asardık
Dokunsalar dağılırdı iyi pişmiş kurabiyeler gibi kalbimiz
Kıtırdı ve çıtırdı
Nedense iki kuşun ismine benzerdi kalbimiz
Biz böyleydik işte, lezzetimiz de böyle.. böyle.. böyle


Bu mahalleye ben Cenevizlilerden kalmışım.
Bir elli altı santimlik bir kule olarak
Ferman tarihinse
Göğe doğru uzanan bu beden de bizimdir icabında..

Didem MADAK
Go to the top of the page
 
+Quote Post
L julide K
mesaj 28 04 2008 - 05:35
İleti #8


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 644
Katılım: 30 03 07
Nereden: USA
Üye No: 3,476



''siz aşktan n'anlarsınız bayım''


"...
çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
alt katında uyumayı bir ranzanın
üst katında çocukluğum...
kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
havı dökülmüş yerlerine yüzümün
büyük bir aşk yamadım
hayır
yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım...
saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
aşk diyorsunuz ya
ben istemenin allahını bilirim bayım!

çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
balkona yorgun çamaşırlar asmayı
ki uçlarından çile damlardı.
güneşte nane kurutmayı
ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
insan kaybolmayı ister mi?
ben işte istedim bayım.
uzaklara gittim
uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

süt içtim acım hafiflesin diye
çikolata yedim bir köşeye çekilip
zehrimi alsın diye
sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
ilahiler öğrendim.
siz zehir nedir bilmezsiniz
zehir aşkı bilir oysa bayım!

ben işte miraç gecelerinde
bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
bir şiir aradım.
geçen üç yıl boyunca
yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
ülkem olmayan ülkemi
kayboluşumu aradım.
bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
bir ters bir yüz kazaklar ördüm
haroşa bir hayat bırakmak için.
bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

kimi gün öylesine yalnızdım
derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
annem
ki beyaz bir kadındır.
ölüsünü şiirle yıkadım.
bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
acının ortasında acısız olmayı,
kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
aşk diyorsunuz ya,
işte orda durun bayım
islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
kendimin ucunda
öyle ıslak,
öyle kötü kokan,
yırtık ve perişan.

siz aşkı ne bilirsiniz bayım
aşkı aşk bilir yalnız!
..."

Didem MADAK
Go to the top of the page
 
+Quote Post
volkan
mesaj 17 05 2008 - 15:19
İleti #9


Admin


Grup: Members
İleti: 1,425
Katılım: 24 05 06
Üye No: 2,261



artık bir anne...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
othello
mesaj 24 07 2011 - 00:25
İleti #10


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,633
Katılım: --
Nereden: Türkiye
Üye No: 551



Ruhu şad olsun...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
L julide K
mesaj 24 07 2011 - 08:42
İleti #11


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 644
Katılım: 30 03 07
Nereden: USA
Üye No: 3,476




''Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
bu acımasız ölü anne sesini. ''

... Didem :'/
Go to the top of the page
 
+Quote Post
safo
mesaj 24 07 2011 - 10:05
İleti #12


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 119
Katılım: 24 08 09
Nereden: İstanbul
Üye No: 7,753





"hayatıma bir ölüm yazacağım
bir ölüm, pek de inandırıcı olmayan"

Ah Didem.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
L julide K
mesaj 21 08 2011 - 11:06
İleti #13


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 644
Katılım: 30 03 07
Nereden: USA
Üye No: 3,476



Kalbimin En Doğusunda

Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
İçimde yağmur duasına çıkmış birkaç köy
Birkaç köy sular altında
Kalbimin doğusu,
her resme güneş çizen bir çocuktu.
Gam yükünün kervanları yürürdü dudaklarımda
Kavruk ve çatlaktı dudaklarımın toprakları
Ölümün ötesinde bir köy vardı
Orda, uzakta, kalbimin en doğusunda
Şimdi bana yalnızca Dertli türkülere duyduğum karşılıksız aşk kaldı
Güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam
Yorgundu oysa
Durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan.

Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.
Okyanusları mavi olmayan.
Benim için hayat,
Kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir adamdı.
Geçmişim acıyor şimdi, yalnız benim değil
Benim ülkemin geçmişi de acıyor mesela.
Bilirdim oysa ilk badem ağaçları çiçek açar baharda.
Bilirdim çiçek satan çingene kızlarını
Onlar bütün şimdileri, bütün zamanlara
Bir gül parasına satardı.Oğlan kıza bir gül alsa
Bilirdim odur en kırmızı zaman.
Adına aşk diyorlardı
Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.

Kim bir şairi kırsa
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç ayak aramaktan.

Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
Boş salıncaklar gibi gıcırdayarak konuştum karanlıkla
Kediler gibi mırıldanarak.
Alkolden bir denize bıraktım kalbimi
Kırmızı bir sandal gibi
Arka sokaklarda sarhoş konuştum karanlıkla
Avuçlarımla konuştum
Allah büyüktür diyen insanlar gibi.Kedi dili büsküvilerinin bir pastayla konuşması gibi
Yumuşak ve kremalı konuştum onunla.
Boynumda leylaklar açardı baharda
Mor ve pembe konuştum karanlıkla
Gece açılıp gündüz kapanan bir parantezdim
Sözler vardı içimde işe yaramayan
Sözlerle konuştum karanlıkla...
Önce söz yoktu kalbimin en doğusunda
Sözler...
Bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan

Didem Madak
Go to the top of the page
 
+Quote Post
L julide K
mesaj 21 08 2011 - 11:13
İleti #14


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 644
Katılım: 30 03 07
Nereden: USA
Üye No: 3,476



Iris'in Ölümü

Bugün kalbimi eski bir plak gibi
Öyle çok tersine çevirdim ki:

Bazı şarkılar vardır
Cızırtılı bir yağmur gününü anlatır
Uzaklarda süren sarı yağmurluklu bir hayatı
Deniz bazen kendini kaldırımlara fırlatır,
O zaman bir yavru yengece bakan
İnsanların şarkısı olurdu o şarkının adı.
Keşke ismim İris olsaydı,
Keşke ismim herkese
Sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydı.

Bazı şarkılar vardır
Ellerim kocamanlaşır, tuhaflaşır
İşte o ellerimle herkese
Çamurlu şiirler uzatsaydım
Hepsi çok kirli olsaydı tanrım!

Bazı şarkılar vardır
Kırmızı akşam sefalarını anlatır
Karanlığın kalbinde yalnız, açmanın acısını
Komşu kadınların basma elbiseli konuşmalarını
Geceyi onlar bahçeye taşırdı
Ben ne zaman öleceğim tanrım!
Sabah olunca mı?
Keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım
İrileşen, gitgide irileşen ağaç gibi
Şu odanın ortasında dursam,
Saat kuleleri dökülürdü dallarımdan tanrım!
Artık sarı yaprakların ölü olduğuna inanmıyorum.

Bazı şarkılar vardır
Kanatlarında yağmuru taşıyan kelebeği anlatır
Kırmızı bir çakmak gibi neşeli ölmek olurdu
O şarkının adı,
Ardında yalnızca nemli sigaralar bırakmanın acısını
Keşke ismim İris olsaydı,
Keşke ismimin bir anlamı olmasaydı.

Herkes çıkarsın kalbini
O çirkin mücevher sandığından
Ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım!

Didem Madak
Go to the top of the page
 
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 23 10 19 - 01:51