Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

 
Reply to this topicStart new topic
> Bir Bestseller Nasıl Yoktan Var Edilir?
porti
mesaj 08 11 2009 - 17:42
İleti #1


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 217
Katılım: 09 07 07
Üye No: 4,065



Çok ama çok ilginç bir olayla karşı karşıyayım. Bu olayın adını muhteviyatını anlattıktan sonra gelin birlikte koyalım isterseniz.

Remzi Kitabevi’nde, D&R’da ve Kabalcı Kitabevi’nde çok satanlar rafının baş köşesinde duran Kayıp Gül adlı romanı elime aldım. Yazarı daha önce adını hiç duymadığım Robert Kolej mezunu Serdar Özkan. Benim adını hiç duymamış olmam bir kriter değil; incelemeye devam ediyorum. Ön kapağın tepesinde “Uluslararası Bestseller” ibaresi var. Vay be, galiba satın alacağım! Sol alt köşede de Slovenya’dan Air Beletrina’nın “Büyük bir global başarı. Simyacı, Küçük Prens ve Martı’yı sevenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap” yorumu. Air Beletrina nedir bilmiyorum ama kitabı Küçük Prens ve Simyacı’yla aynı kefeye koyuyor, kesinlikle alıyorum!

Aldım ve okudum. Kabaca, kayıp ikizini arayan Diana adlı bir kadının hikayesini anlatıyor. Bana göre sırtını Doğu kültürüne ve mistisizmine dayamış, Doğu’yu afili bir pakete sarıp Batı’ya satma eğiliminde, oryantalizm kokan, en insaflı deyişle ortalama bir kitap. Böyle kitap yazmak suç mu? Hiç değil. Fakat böyle kitaba “40 ülkede 28 farklı dile çevrildi” bandı takmak, uluslararası bestseller tabelası çakmak, Küçük Prens’le bir tutmak neyin nesi? Kıllandım ve araştırmaya başladım.

HABER 7 SİTESİ VE UFO DERGİSİ

Yazarın, birkaç röportajında Orhan Pamuk, Yaşar Kemal ve Elif Şafak’la karşılaştırıldığından bahsettiğini de okuyunca, demek ki dedim, edebi bir kaygısı da var. Öyleyse ilk baskısı 2003’te yapılmış bu kitap, ne gibi önemli eleştirmenlerden, ne gibi tepkiler almış bakayım. Kitabın arka kapağına ve web sitesine övgü dolu yorumlar yazanlar kim? Mesela Ayşe Olgun. Haber 7 sitesinde yazan bir gazeteci. Mesela Kanada’da kabloludan yayın yapan TVA kanalından Christine Michaud. “İçinizdeki iyiliği keşfedin” tarzında konferanslar veren, ev hanımlarına “kendine güven” atölyeleri düzenleyen bir TV figürü. “Yaşar Kemal ve Orhan Pamuk’tan sonra romanı en fazla yabancı dile çevrilen Türk yazar” ibaresini kullanan Moleskine City nedir peki? Prestijli bir defter markası olan Moleskine’in web sitesinde dünya metropolleriyle ilgili bilgiler içeren bir bölümün adı. Yazar Özkan’la İstanbul’un neresi güzeldir mantığına oturtulmuş 3 soruluk bir röportaj yapılmış. Sözkonusu ibare de kimin yaptığı belli olmayan bu röportajın başına eklenen 5 satırlık giriş kısmında yer alıyor. Durun daha bitmedi: “Gerçek mutluluğu aramak üzerine ilham verici harikularde bir öykü” yorumunu yapan Magazin2000 Plus ise yayın çizgisini doğaüstü olaylara, özellikle UFO’larla temas eden kişilerin öykülerine adayan bir Alman dergisi.

İmdiii... Gelelim çok satma mevzusuna...

KISACA YÜZBİNLERLE İFADE EDİYORUZ

Önce kitabın Türkiye’deki yayınevi Timaş’ı arayıp ne kadar sattığını sordum: 55 bin adet. Peki dedim yurtdışında, yayınlandığı 40 ülkede ne kadar sattı? Yüzbinlerle ifade ediyoruz dediler. O ne demek?

Yazar Serdar Özkan’ı aradığımda da bana kesin bir rakam veremeyeceğini çünkü yabancı ülkelerdeki kesin satış rakamlarının onu temsil eden ajansa ancak bir yıl sonra ulaştığını söyledi. E iyi de o zaman neye göre Uluslararası Bestseller diye kitabın üstüne yazıyorsunuz? “Çünkü” dedi, “Çeşitli ülkelerde bestseller listelerine girmişti.” Öyleyse bana o listelerin bir kopyasını gönderebilir misiniz? Ben bu listelerin en saygın olanı New York Times Bestseller’da rastlayamadım?!
Bu isteğime aynen şu yanıtı verdi: “Takdir edersiniz ki yabancı dillerdeki listeleri takip etmek son derece zor. Ben şahsi çabamla 4-5 adet listeyi saklamıştım ama sizin sorgulama biçiminizden pek iyi niyetli bir gazeteci olmadığınızı düşündüğümden bu listeleri de sizinle paylaşmam.” Yazarın bu sözleri durumu yeterince açık şekilde gözler önüne serse de araştırmaya devam etme kararı aldım ve Serdar Özkan’ı uluslararası platformda temsil eden ajans Baror’la irtibata geçtim. Baror’dan Heather Hanım’a Kayıp Gül’ün uluslararası satış rakamını sordum. Bana son derece şen ve tanıdık bir cevap verdi: “Çok iyi. Yüzbinler civarında!” İyi ama Heather Hanım böyle bir laf olabilir mi, kaç yüz binler? 200 bin mi, 400 bin mi, 800 bin mi? Küsuratında değilim ama yaklaşık bir rakam söyleyin

Allahaşkına! “Yok öyle bir rakam veremiyoruz. Yüzbinler civarı...”
Üşenmedim Özkan’ın web sitesinde adını verdiği yabancı yayınevlerine ulaşmaya çalıştım. Yayınevlerinin çoğu çok küçük olduğundan ulaşmak ve karşıda yetkili birini bulmak son derece zor oldu. Örneğin kitabın Japonya’daki baskısını yapan Village Books’u bir türlü bulamadım. Washington’daki Village Books yayınevi belki dağıtımını yapıyordur diye onlarla irtibata geçtim. Bana “Böyle bir yazarları olmadığını, başka bir Village Books yayınevinin varlığından da haberdar olmadıklarını” söylediler. Onlar haberdar olmayabilir, Japonya’da mutlaka böyle bir yayınevi ya da dağıtıcı vardır, herhalde ben ulaşamadım. Bu arada kitabı Fransa’da basan Presses du Chatelet’den bir satış rakamı elde etmeyi başardım. Yayınevinden Sandrine Robinet aynen şu yanıtı verdi: “Bu kitaptan 6 bin adet satmışız.”

BİRAZ MANTIK, BİRAZ MATEMATİKLE ÇÖZELİM

Şimdi gelin, birlikte biraz matematik, biraz mantık kullanarak Kayıp Gül’ün sadece kapağında yer alan iddiaların doğruluğu konusunda karar verelim:
İddia: Küçük Prens ve Simyacı’dan sonra mutlaka okunması gereken bir kitap! Bunu söyleyen saygın bir edebi figür mü? Hayır Slovenya’dan herhangi bir haber sitesi.

İddia: Uluslararası Bestseller! Neye göre? Bana yabancı ülkelerdeki satış rakamını veremiyorsunuz, Türkiye’deki ve Fransa’daki satışı ortada. Yazarın internetten topladığı 4-5 tane ne idüğü belirsiz bestseller listesine dayanarak kitabın kapağına “Uluslararası Bestseller” yazmak etik mi?
Ben bir gazeteci olarak, daha da önemlisi bir tüketici olarak bu soruları soruyorum diye kitabın yazarı tarafından hemen “kötü niyetli” yaftası yedim. Öyleyse bunca soruşturmadan sonra ben de bu yapılanın bir kitap pazarlamanın ötesinde kandırmaca olduğunu söylersem peşin hükümlü davranmış olmam, değil mi?
Serdar Özkan’ın, tek amacı adını yazar olarak duyurmak isteyen iyi bir insan olduğuna şüphem yok ama bu hikaye bana, hayal ettiği kişinin yerine geçmek için her şeyi göze alan bir adamı anlatan Patricia Highsmith’in “Yetenekli Bay Ripley” romanını hatırlatıyor. Ama sanıyorsanız ki, “Edebiyatın Yetenekli Bay Özkan’ı” diye bir laf söyleyeceğim, yanılıyorsunuz. Söylersem gerçekten kötü niyetli olurum.



Ezgi Başaran

Hürriyet



Ne diyelim? Kayıp Gül mi Ayıp Gül mü?

mad.gif


Go to the top of the page
 
+Quote Post
dscnncts_ercts
mesaj 08 11 2009 - 18:36
İleti #2


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 40
Katılım: 24 11 07
Üye No: 5,075



Popülist akımların sanata ve edebiyata gerçek değerini vermekten ne kadar uzak olduğunu hepimiz biliyoruz. Fakat eleştirel bir bakış yakalamaya çalışırken bu akımlarla aynı yanılgıya düşmemek gerektiğini düşünüyorum. Evet; nitelik-nicelik ikilemi bir basın yayın grubunun ya da sanattan, sanatsallıktan uzak alelade bir okurun umurunda bile olmayabilir. Nasıl ki taraflı olmak, bir düşünce akımının etkisi altında kalarak bir olguyu değerlendirmek, objektif bir bakış açısına engel oluşturuyorsa, karşıt bir düşünce akımının negatif etkisinde kalarak değerlendirmek de objektif olmaya engeldir. Çünkü biliyoruz ki tezatlıklar üzerine kurulu düşünceler ancak karşı oldukları düşünceler yaşadıkça söz edilmeye değerdir. Ortaya koymaya çalıştığımız şey edebi nitelikte bir yapıtın eleştirisi ise; eleştirilen nokta yalnızca yapıtın kendisi ve özü olmalıdır diye düşünüyorum. En azından doğu kültürünü ve mistisizmini ikinci plana atarken, bir Doğu-Batı Divanı'nı, doğu mistisizminden ilham alan batılı düşün adamlarını göz önünde bulundurmanızı dilerdim. Nitekim; doğu kültürü ve mistisizminin batıya sunulmak için afilli bir pakete sarılmaya ihtiyacı olduğunu değil, zaten kendi başına fazlaca göz kamaştırıcı olduğunu düşünüyorum...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
porti
mesaj 08 11 2009 - 19:14
İleti #3


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 217
Katılım: 09 07 07
Üye No: 4,065



"Ortaya koymaya çalıştığımız şey edebi nitelikte bir yapıtın eleştirisi ise; eleştirilen nokta yalnızca yapıtın kendisi ve özü olmalıdır diye düşünüyorum."

Kesinlikle aynı fikirdeyiz.

Burada kitabın satışı için uygulanan çirkin strateji gözden kaçırılmamalıdır. Daha önce Doğan Yayınları'ndan(hem de 2003 de) baskısı yapılmış bir kitabın, şimdi şişirilme haberler ve göz boyamayla yapılan satış yöntemleri mide bulandırmıyor mu? Sorgulanması gereken zannımca budur. Yapıtın kendine ve özüne dair yaklaşımlar daha baştan engelleniyor. Hem de yayınevi ve/veya başka eller tarafından!

Go to the top of the page
 
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 17 10 19 - 18:20