Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

 
Reply to this topicStart new topic
> Dil Kompleksi – 23, (Ordu = Horde?)
canakci
mesaj 26 05 2009 - 17:35
İleti #1


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Kara kuvvetlerimizin brövesinde M.Ö. 209 yazıyor. Buna göre ordumuz bundan tam 2218 yıl önce Orta Asyada bir yerlerde kurulmuş... (Ben terhis edilen osmanlı ordusu dağılınca Mustafa Kemal ve silah arkadaşları tarafından milattan sonra yirminci yüzyıl başlarında kurulduğunu sanıyordum... Görünce çok şaşırdım.. .Herneyse).

O sırada Anadolu’da bizim sonradan "rumlar" diye anacağımız romalılar bulunuyorlar. Atatürk'ün doğduğu selanik dolaylarında o zaman makedonyalılar var. Kartacalılar var. Hannibal felan zamanı. Anadoluda küçük küçük bir sürü kırallık var. Hepsi roma imparatorluğuna bağlılar. Orta Asya'ya gelince... orada bir Hun imparatorluğu kurulmakta. Milattan önce 230 gibi kurulmaya başlıyor.(220/204 yılında Yabgu Teoman Karahan (Tou-Man, Tovman) kurmuş.) Teoman türk boylarını toplayıp komşu Çin medeniyetine doğru vur kaç saldırıları yapan atlı birlikler oluşturuyor. Bunlar at üstünde yiyip içen neredeyse hep at üstünde (mobil) ok atarak yaşayan insanlar. Çinlilerin bunlara Hun (yay geren) adını vermeleri de o yüzdenmiş. Saldırılarına karşı M.Ö. 214 yılında "Büyük Çin Duvarı" nı inşa etmek zorunda kalmışlar. M.Ö. 209 yılında Teoman'ın yerine Mete (Bagatir, Maotun, Batur) geçmiş ve o da 174 yılına kadar iktidarda kalmış.(Bu kişi hakkında her nedense türkçe metinler dışında hiçbir metinde "yabgu" soyadı geçmiyor). Mete han Çin hükümetine yazdığı bir mektupta 26 ulusu bir araya topladığından ve şimdi hepsinin artık yay geren(hun) olduklarından söz etmiş.

Mete Bagatır döneminde toprakları Japon denizinden Hazar denizine kadar uzanan koca bir imparatorluk haline gelen Hun'ların kökenlerini araştıran tarihçiler bunların bir tek etnik kökenden gelmediklerini, oldukça farklı etnik kökenlerin biraraya geldiği kozmopolit bir yapıda olduklarını söylüyorlar. Dahası bunların zaman içinde göçebelikten kurtulduğu, çinlileştikleri, çin toplumunun içinde eridiği, çinlileşenlerle çinlileşmeyenlerini birbirleriyle savaştıkları dönemler geliyor. Doğu hun, batı hun diye bölünüyorlar. Çok sonraları avrupa hunluluğu ortaya çıkıyor. Attila(M.S. 437-453) avrupa'yı istila ediyor. Bugünkü almanya, macaristan, polonya gibi ülkeleri kontrol altına alıyorlar. Yenilmelerinden sonra da avrupada onların döllerinden gelme çok geniş bir nüfus oluşuyor.

Tarihçilere göre bunların Türk olduklarını kesin olarak söylemek de imkansız, daha sonraki Akhunluların bu hunlulardan olduklarını da.

Günümüzde "Hun" lafı barbar, göçebe, kır insanı" anlamında biraz da küfür olarak(kıro, hırbo gibi) kullanılıyor. Özellikle birinci cihan harbi zamanları alman askerleri için çok kullanılmış (kıran yıkan, babar askercil kimse anlamında)


Birine ""Sen o barbar hunluların dölünden gelmektesin"" anlamında söylendiğinde (doğruluk payı olabileceği düşüncesiyle) ciddi bir küfür kabul ediliyor.

Bugün macarlar da polonyalılar da, almanlar da hun kökenli olduklarını asla kabul etmezler iken.., anadolu topraklarına hiç girmemiş olan bu hunları biz niye atamız kabul edelim ki?.

Modern genomik bilimi bugün hepimizi araştırsa içimizde Mete Yabgu kanı acaba ne oranda çıkabilir ki? Ben binde bir bile ummuyorum... İçimizdeki rumluk, asuryanlık, ermenilik kanının Hun ve Çinli kanından çok daha yoğun olduğundan eminim şahsen. Bizans doğu roma'nın devamıydı, osmanlı bizans'ın, biz de osmanlının devamıyız. Ne de olsa anadoluda onlar hep varlardı. Bu toprakların insanıdırlar. Biz de öyleyiz.

Ama, her nasılsa bir şekilde Türk kabul edilen bu Hun’ların batıya göçleri sırasında “Ordu” sözcüğü Polonya üzerinden batı dillerine ve oradan ingilizce’ye giriyor. “Horde” şekliyle. Bugünün ingilizcesine Türkçe’den geldiği bilinen az sayıdaki sözcükten birisidir. Bizim bildiğimiz anlamından epey kaymış doğal olarak. ““Göçebe yağmacı topluluk, Moğol kabilesi, göç halindeki aşiret, sürü, çapulcu takımı, hoş karşılanmayan başbelası insan güruhu””..Anlamında kullanılıyor.. Mesela “”a horde of mosquitoes"" (sivrisinek sürüsü) şeklinde bir cümlede kullanılabilir.
.
Yani bu sözcüğün ingilizcedeki karşılığı “Army” kavramının epeyce uzağına düşüyor..
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mete kaynaroğlu
mesaj 28 05 2009 - 09:43
İleti #2


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,447
Katılım: --
Nereden: Türkiye
Üye No: 563



Ateşin kullanabilir olması, insanlığın yarattığı medeniyet ve onun gelişmesinde ne kadar yer tutar acaba?..

Yabanıl insan topluluklarında usta bir avcının ateşi yakması iki saatlik emek süresine denk geldiği ve sadece "ısınma ısısının" yanmayı sağlayacak dereceye gelmesi sonunda elde edilen ateş, yalnızca "ısınmak" için mi kullanıma sokulmuştur, yoksa tarım topluluklarında oluşan medeniyetin yaratıcılığında, toprağın pişirilmesi ile başlayan çanak, çömlek "patladı" sürecinin de başlangıç noktası mı olmuştur?...

Rumeli'nden ve de Anadolu coğrafyasından başlayan, Çin seddine kadar varan coğrafyada kullanılan dillerde 1= Bir sözcüğü ve rakkamlarla ifade edilen sözcükler aynı dilde kullanılır ve aynı sözcüklerle ifade edilir. işte bu dillerde kullanılan ortak matematiksel dilin yarattığı ondalık sistemler sayesindedir ki; Hunlar askeri düzenlerini ilk onluk sistemine göre geliştirmiş, onarlık, yüzerlik, binerlik birlikler oluşturmuş ve bizzat adı geçen Teoman askeri yapılanmada rütbe sistemini oluşturmuş kurduğu ordularında bugünkü modern orduların (Army) hiyerarşik yapısını geliştirmiştir. Mete ise, sadece hiyararşik yapıyı güçlendirmekle kalmamış, Teomana'a rağmen bu hiyerarşik yapıyla birlikrte kesin ve mutlak itiatin, ve emirin tartışılmazlığı prensibini yerleştirmiş ve bugünkü askeri okullarda okutulan ders kitaplarında önemli bir kural olarak okutulması sürecini başlatmıştır.

Timuçin kendi dilinde "mor adam" mor ışık anlamında da anılır. Gerekçesi; ateşle birlikte maden cevherlerinin işlenmesi sürecinde ortaya çıkmasındandır. Altay dağları bugünde çok önemli kömür ve demir cevheri yataklarını barındırır. ve bu madenlerin işlenmesi sırasında çeliği ilk bulan kavimler ve insan toplulukları adı geçen Hun'lardan oluşan kavimlerdir. Aynı zamanda silah sanaayini oluşturan ve ilk ihracını yapan kavim olarak bilinir. Demir ısıtılarak ve dövülmesi sürecinde oluşan CO2 gazının alınması sırasında demirin, çeliğe değişimindeki çıkan renklerdir kırmızı ve de mor renkler ve çeliğin tava geldiği demirci ustaları tarafından ışığın bu renk değiştirmesi sırasında anlaşılmaktadır.

Atın ehlileştirilmesi ve tekerliğin kullanılabilir olması da ayrıca insanlık medeniyetinin inkaşafında nasıl bir yer tutar mesela? ve gariptir ki; hem atın ehlileşmesi hem de tarihte görülen ilk tekerlek ve arabalar Hunlar tarafından kullanılabilir bilgi olarak geliştirilmiştir.

İnsanlık tarihini ele alırken yalnızca "milliyetçiler" değil aynı zamanda liberaller de tarihi iğdiş ederler ve kendi ideolojik donanımlarına malzeme oluştururlar.

Anadolu'dan Çin seddine kadar kullanılan dillerde rakkamların aynı sözcüklerle ifade edilmesi nasıl tesadüfi bir mesele değilse, burada oluşan medeniyetlerin sadece çoban topluluklardan ibaret olduğunu söylemek de o kadar tesadüfi değildir. Kaldı ki; çoban toplulukları da, tarım topluluklarında olduğu gibi üretim ve üretim süreci içindeki insan ilişkilerini barındırır ve biz asıl olarak insanlık tarihini bu üretim ve ilişkileri sürecinden bakarak devlet, ordu, yasalar gibi kavramları açıklayabiliriz.

Ordu kavramını milkiyet ilişkilerinden bağımsızlaştırarark ele almak sevgili çanakçı sizi "içi boş" açıklamalara iter. Neden açıklmalarınıza bu müdahaleyi yapmama gelince, içinde Türk olmayan ama daha çok Ermeni ve Rum'dan oluşan bir medeniyetin çocukları olduğu yutturmacanıza karşı olduğumdandır.

Aşağıda bu konuya ilişkin bir başka sitede yer alan "Açma kapıyı... gıcırdar" başlığı altında yayımladığım bir denemeyi de dikkatlerinize sunarım.

49 / 1

Deneme yazarlarının el kitabıdır Montaigne’nin “Denemeler’i”… Bu alanda ilk çıkmış eser.

Benim en çok dikkatimi çeken konu başlıkları ise Türkler ve Osmanlı üzerine olanları.

Bu çok doğal, belki de, bir tek bizim milletin çocukları kendi toplumlarına ilişkin konularda hassas ve ne denildiğinin merakı içinde.

Bu durumu eleştirmeyenlerde yok değil hani. Hatta bu durumu, “aşağılık kompleksine” bile bağlıyorlar.

Kendimiz hakkında ne çok ağır eleştiri yapıyoruz değil mi?. Ancak bir bilimsel metodolojiyle analiz yapma yeteneğimizi geliştiremiyoruz.

Rasyonel olma. Gerçekliği duygularımız dışında bağımsız nesnel bir durum olarak algılama. Bizim eksikliğimiz bu olabilir mi?

Montaigne, Denemeler’inde bunu yapmaya çalışıyor diyebiliriz.

49 / 2

Araçlar üzerine yazdığı denemesinde, ulaşım araçlarının öneminden bahsederken, yazarın, babalarının döneminde bu ulaşım araçları sayesinde Macar’ların Türkler üzerinde üstünlük kurduğunu yazıyor mesela.

Düşündüm bir müddet.

Türkler ne zamandan beri ulaşım araçlarını -ki o zamanlar atlı arabalar olmalı bunlar- kullanıyorlardı ki?..

Yazar 1550 yıllarında denemelerini yazdığı ve de Macar üstünlüğünü babalarının döneminde olduğunu söylediğine göre; bu dönemler 1450’li yıllar olmalı herhalde. Yani İstanbul’un fethi dönemlerinde filan.

Hadi iz sürelim mi tarihin geçmiş sayfaları arasında?

49 /3

Arabanın ilk kez bronz döneminde ortaya çıktığının ve kullanıldığına dair tarihçilerde ortak bir düşünce var.

İlk savaş arabalarının ortaya çıkışı fetihçi barbar kavimlerinin kullanmasıyla başladı diyor tarihçi; William H. McNeill yazdığı “Dünya Tarihi” adlı kitabında. Bu arabalarla savaş tekniğinin çok hızlı değiştiğini ve bu araçlarla askeri topluluğun içine girerek kendilerine zarar vermeden, karşı tarafa ok saldırısında bulunarak karşı tarafın epey bir telef olmasını sağlıyormuş. Bu savaşta büyük bir üstünlük olduğundan fetihlerin seyrini değiştirmiş elbette. M.Ö 1700’li yıllarında görünmeye başlıyor ilk kez. Mezopotamya’daki uygarlıklarda ayrıca Asya’dan Hindistan’a sefer yapan Asya’da yerleşmiş kavimler, Çin’de ve de Kuzey Avrupa barbar kavimlerinde görülmüş ve etkili bir şekilde kullanılmaya başlanmış.

Ancak bir önemli bir şey var, arabanın kullanılabilmesi atların evcilleştirilmesine bağlı.

49 / 4

Çin kaynaklarına göre tekerleğin ve de atların evcilleştirilmesi Asyalı kavimlerin işi. Moğollar ve Türklerde görülüyor. Ama özellikle de Hunlarda görülmektedir hem atın evcilleştirilmesi hem de araba yapılması. Ancak o dönem arabalar daha çok savaş arabaları niteliğinde değil. Arabalar daha çok “kulübeleri” taşıma özelliğinde. Buna bir nevi tekerlekli çadırlar denilebilir. Hunlar bunu m.ö. 8 yüzyılda öyle geliştirmişler ki; neredeyse her Hunlu at arabası yapabilecek ustalığa kavuşmuş. O dönem arabalar iki biçimde gelişmiş. Birincisi; sürücünün arkaya oturup dizginle idare ettiği Hârizm ve Kaşgar arabası diğeri ise; sürücünün at üzerine binip kısa gem ile idare ettiği Türkistan ve Hokand araba biçimidir.

49 / 5

Gelelim yazarımızın Motaıgne’nin Macarlar üzerinde yaptığı tespite.

Macarlar; diğer adı Hungary’nin tarihine baktığımızda ilginç bazı bilgilerle karşılaşırız. Macarlar üçü Türki, dört kavimden oluştukları belirlenmiştir. Türki olanlar: Onogurlar, Hunlar ve Kavar Hazarlarıdır. Türki olmayan kavim ise; Ugorlardır.

Bu kavimlerin çoğu, Asya’dan gelmiş kavimlerdir. Araba ile olan ilişkileri muhtemelen bu bilgi aktarımından oluşmaktadır.

İlginç bir bilgi ile karşılaştım ki; Osmanlıya arabalar lale devrinde Avrupa’dan ithal edilerek gelmiş. Sonradan araba yapımı bizde de gelişmeye başlamış. Osmanlının ilk yıllarından itibaren kullanılan araba daha çok “kağnı” türünde ayrıca bu arabalar ilk İstanbul’da görülüyor ve adına “koçu” deniyor bu arabalar iki öküz tarafından çekiliyor.

Sanırım 1450’li yıllarda arabalara ait olabilecek bilgi yazarın dediğinden pek farklı değil gibi…

Sizi bilmem ama doğrusu bu bana oldukça şaşırtıcı geldi.



Kaynaklar:
1- Denemeler / Montaıgne
Hazırlayan: Hasan Kalemci / Kitapzamanı /2006
“…Oldukça yakın geçmişte, babalarımızın zamanında, Macarlar bunları Türklere karşı büyük üstünlükle kullandılar.” Sf-63

2- Dünya Tarihi/ William H. McNeill
Çeviren: Alâeddin Şenel / İmge yayınları 2004

3- Türk kültüründe at arabası (At arabalarının dili)
Yrd.Doç.Dr. Şayan Uslan Şahin
www.yesevi.edu.tr/bilig/biligTur/pdf/32/165-178.pdf -

4- Vikipedi Macarlar


Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 28 05 2009 - 14:40
İleti #3


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Sn. Kaynaroğlu. İkimiz de tarihçi değiliz. Sonuçta yaptığımız tarihi doğru okuyup anlamaya çalışmak. Yazanların da söylediğiniz gibi çoğu zaman kendi ideolojik donanımlarına malzeme oluşturacak şekilde tarihi iğdiş ettikleri muhakkak. Aklımıza ve vicdanımıza uyanın hangileri olduğuna bakalım..

Hun'lar tarihe barbarlık ve vahşet timsali olarak geçmişler. Medeni dünyada Hun kültürünü (duruşunu, algı ve yaklaşımını) savunabilen hiç kimse yok. Sizin yazdıklarınızı da okuduktan sonra onların tekerleği, ateşi, çanak çömleği, veya onlar, birler gibi herhangi bir kavramı ve dili icat ettiklerine inanmam mümkün değil. Düpedüz uydurma.. Bunu idda edenler varsa bence tamamen kasıtlıdır. Çünkü söylediklerinizin hepsi zaten Hun'lardan daha binlerce yıl önceden keşfedilmiş şeyler.. Ateşin bulunması, atın ehlileşmesi, tekerleğin icadı Hun'lardan belki onbin yıl kadar eski..

Öte yandan ancak ""Her hun asker doğar, emir demiri keser, askerlikte mantık yoktur"" gibi kavramları onların icat ettiklerine inanabilirim. Vahşet, yağmacılık, ganimet paylaşımı hiyerarşisi üzerine, at üstünden ok atarak vur kaç çapulculuğu üzerine ün kazanmış ""soyu belli olmayan" bir kavim oldukları konusunda tüm tarihçiler ittifak etmektedirler. Her nedense onlara yakışan hiçbir kavram bana sempatik gelmemektedir. Size hoş gelmesini de hiç anlayamıyorum..

Böyle bir kavmin nesini sevebilirsiniz sorarım size. Düşman başına. Soyumun bunlardan gelmesini hiç istemem şahsen.
Ama Türk'lerin Hun kökenli olduklarını gösteren ""hiçbir"" tarihi kanıt yok zaten.. Elimizdeki bilgiler tam aksine şu anda türkiye'de yaşayan "çoğunluğumuzun" kesinlikle bu acayip kavimden gelmediğini de göstermektedir.

Söylediklerim "içi boş" açıklamalar değil kesinlikle. Daha bugünkü gazetede var işte. Açıp okuyun. İnternetten de okuyabilirsiniz. İsviçre merkezli iGenea şirketinin avrupa'nın dört bir yanından topladığı DNA örnekleri üzerinde yaptığı araştırmaların sonuçları açıklandı;

Almanların içinde Germen ırkından gelenler sadece %25.
En "karışık" genetiğe sahip olanlar ise Türkler.
Türk vatandaşıları Helenik, Berberi, Arap, Slav, Yahudi, Türk, Germen, Yahudi, İlirya genleri taşıyor.

"Hun" genleri yönünden bir araştırma yapılsa bizde %1 bile çıkacağını sanmam. Almanların içinde, macarların içinde felan bize göre çok daha yüksek oranda çıkacakları kesin. Aman nerede çıkarsa çıksın.... ...bizden uzak olsunlar. ERKE dönengecini felan keşfedip, mutlu mesut yaşasınlar. Ordu (horde)'larını bizden uzak tutsunlar. Savaşçılıkları bizden ve çocuklarımızdan uzak olsun.. aman ha... Sakın bize bulaşmasınlar. Bize kim olduğumuzu, nasıl ve nerede durmamız gerektiğini felan öğretmeye kalkışmasınlar...Sakın ha..
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mete kaynaroğlu
mesaj 29 05 2009 - 14:35
İleti #4


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,447
Katılım: --
Nereden: Türkiye
Üye No: 563



Evet bizler tarihçi değiliz...

Ama ben tarihlie çok yakından ilgilenirim.

O yüzden tarihe bakışım sırasında, bir sözcüğün anlamının içini, o toplumun algılama dünyasından farklı okuyarak yapmam bunu. İşte sizden farklı yanım.

İkincisi yazılı olmayan insan kültürleri olsun, - ki antropologlar inceliyor.- ya da yazılı insan tarihi olsun - ki tarihçiler inceliyor-benim merkezimde "insan" faktörü ama özellikle üretim ve üretim ilişkileri süreci içinde "insan" faktörü yer alır. İnsanın iyisi ve kötüsü ile de başlamam onların toplumsal yaşam ilişkilerine. Bu da bir farklı yanım daha sizden.

Barbarlık kavramı birinin diğerine göre kullandığı "göreceli bir kavramdır"

Tıpkı Roma imaratorluğu sınırlarının içindeki bütün Avrupa kıtasında yaşayan kavim toplulukları ki; bugünün modern Avrupa'sını teşkil ederler tamamı Roma imaratorluk elitine karşısında "barbar" toplulukları içeriyorlardı. Bütün bugünün Avrupa devletlerinde yaşayan ulusların ataları olan mesela o günün Mark'lar, Frank'lar, Vikingler barbar kavimler olarak bilinirler.

Kaldıki, Ortaçağ Avrupasının yarattığı "karanlık" döneminden Avrupadan kaçan her türlü hırsız, soygucu, politik yasaklılar ve de daha sonradan gönderilmiş fahişeler de Amerika da kurdukları kolonilerde karşılaştıkları o bölgenin yabanıl kabile topluluklarına aşağılayıcı ifadelerle "vahşiler" yaftasını yapıştırmakta behis görmemişlerdir. Yabnıl kabile topluluklarının da bir kültürel kimliğni, ve üretim ilişkilerini hiçe sayarak hem de...

Hunlar'ın yalnıca "barbar" ki bundan sosyolojik olarak da doğru bir bilgi ifade etmediğiniz ortada. vahşi, adam öldüren çapulcular olarak algılamanız doğrudan sizin insanlık tarihi karşısında duruşunuz ve algılama düzeyinizle ilgili bir sorundur.

Bunun için oralarda içinde bizzat Türkiyeden gitmiş Arkeologların da bulduğu bulgulara ilişkin raporları okumanızı sağlık veririm.

Çanak çömlek kullanımını bırakınız, size çeliği ilk bulan topluluktur diyorum ve şunu bilin ki; Türklerle ilişkin önmeli bilgileri bizler Çinli araştırmacılardan ilk elde öğrnmekteyiz. Çinlilerin Hunlar, Moğollar üzerine bu türden "kasıtlı bilgiler" verdiğine ilişkin yorumunuz ise yine sadece sizin kendi önyargılarınız tarafından konulmuş ve insanlık tarihine birilerini yargılama adına bakışınızın bir ürünüdür.

Hunlardqan önce icat edilmiş, bronz vardır. Demir dönemi Asya da yaşayan topluluklar tarafından kullanılama sokulmuştur. Bu konuda ayrıca "Edebiyat sohbetleri" başlığı altında Demir konusunu incelediğim yazı dizime bakabilirsiniz.

Önemli olan şey incelemeye tabi tuttuğumuz toplulukların kültürel, ve de üretim içindeki yaşamlarıdır. Bizim ile Asya coğrafyasında yaşayan topluluklarla bir ilinti kurmamanız ise sadece başınızı kuma sokmaktan ibarettir. Ama bu konuda bir merakınız oluşacaksa size o bölgede yaşayan Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızıitan, tatrlar, Kırımlılar, ve diğerleri gibi toplulukların yapmış olduğu tv yayınlarını izleminizi sağlık veririm.

Bakalım, "post" ve de "cirit" oyunlarını bizdeki gibi hangi daha coğrafyalarda oynamaktadırlar görünüz. Konuştukları dillerde ortak sözcükler ve gramer yapısını belirleyiniz.

Buradaki açıklamalardan sadece insan varlığının tarihi açıklanmaya çalışılmaktadır. Buradan sanayi ve endüstrileşmiş topluma geçen ülkemiz insanlarının, "çoban topluluğundaki" özelliklerine uygun bir yaşam tarzı geliştirilmesini öneren yoktur. O çoban topluluğun ete ilişkin ve çiğ etten yapılma örneğin pastırmasını, çiğ köfteisini yiyiniz yeter. Atla birlikte geliştirilmiş mümkünse oyunlarını izleyiniz bence oldukça eğlenirsiniz.

Gelelim Avrupa'lıların Türklere ilişkin bulgularına... Onlar bizlerin kulağına daima bir şeyler fısıldar bunu biliyoruz. Ama o bulgulardan önce bize sormuş olsaydınız 10 bin km lik göç yolları içinde bizim başımıza bunların geleceğiniz biz de zaten söylerdik.

Bir de bir şey daha söylerdik, insan topluklarının yaşamlarına ilşkin "genetik yapılanmalarını" esas alan incelemelerinizden ne zaman kurtulacaksınız?...)))

Biz diyoruz ki; insan tarihini belirleyen şey onların "DNA bulgularına inhisar edilmez evet... insan, DNA ile yapılanır ve de DNA sındaki evrilme süreci, ile "insan" olur ancak topluluk halinde yaşan "insanın" kültürel yapısını belirleyen onun esasında üretim ve üretim sürecindeki yeridir.

Hunlar çoban topluluklarıdır... Onlara, At sürülerini sınırsız bozkırlarda güden, koyun gibi hayvanları üreten yaşamını bunun üzerine kurmuş, aileler oluşturmuş, şarkılar söylemiş, düğünler yapmış, çeşit çeşit bitkileri ve de attan ve de koyundan elde ettikleri sütlerle, eti ile derisi ile kendilerine sürekli soylarının yaşamını sağlamaya çalışan güzel insanlar olarak bakınız...

Ordulara gelince... Bu kurumsal yapıların ortadan kalkması ve de onların getirdiği ölümlerin bitmesi ve bizden uzak olması ise; biz insanların yeni ve bugünkünden daha modern uygar ilişkileri yaratmamaıza bağlıdır. Yani yepyeni ve modern üretim ve üretim ilişkilerini ve de mülkiyet ilişkilerini yaratmamıza bağlıdır.











Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 29 05 2009 - 22:41
İleti #5


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Sizin algılama dünyanızdan konuşacağım sayın Kaynaroğlu ;

“Van Minüt”

Esas konumuz tarih değil... konumuz bugün.
Bugün biz kimiz, kimlerdeniz, kimden yanayız, ötekiler kimler?. Konu bu öyle değil mi?

Benim yedi göbek geriye doğru atalarımın sünni, müslüman türk olduğunu biliyorum. Yine de 2218 yıl geriye gideceksek eğer bu 100 küsur nesil yapar ki ne çıkacağını hiç kimse bilemez. Hiç kimse bu konuda gerçekçi bir tahmin bile yapamaz. Söylenenlerin hepsi kocaman bir yalandan ibarettir.

“Toplumun algılama dünyası” diye sahip çıktığınız şeylerin neredeyse tamamı uydurukça” ve “kesinlikle yalan” şeylerden oluşuyor. Haklısınız. Çünkü size küçük yaştan itibaren böyle anlatıldı. Sizin için “uydurma” bir tarih yaratıldı ve siz şimdi ona sahip çıkıyorsunuz.

Yanlışları sıralamaya çalışayım;
1. "Türkiyede yaşayanlar Türk ve müslümandır". YANLIŞ. Daha yüz yıl önce(İttihatçılar iktidara geldiklerinde) bu topraklarda yaşayanların yarıdan fazlası gayrimüslimdi. Müslüman nüfus ise arap, acem, kürt, çerkes, azeri, türkmen v.s. yetmişikibuçuk milletten oluşmaktaydı. Safkan Türk etnisitesi bu topraklarda sadece yüzde birkaç puandan ibarettir.

2. "Hunlar Türktür". YANLIŞ. Hunların Türk olduklarına dair en ufak bir tarihsel delil bile yok. Hunların kesin bir etnik kökeni yok zaten. Soyları biraz karışık. Anadolu tarafına sefer yapmışlıkları yok. Mesela Macarların, Jermenlerin, Avarların içinde(Batı hun imparatorluğu zamanından) varlar. Bu topraklara gelmemişler..

3. "Ordumuzu “Mete Han” orta asyada kurdu". Haydaa “Çok Saçma” bir ifade. Onun orada kurduğu ordunun(horde'un) benimle ne gibi ilgisi olabilir?.

4. "Hunlar iyidir hoştur, barbar değildirler. Demiri ilk onlar bulmuşlardır". YALAN..Demiri ilk 12bin yıl kadar önce afrikada (Meteoriti parçalayarak) kullanıyorlar. Söylediğiniz gibi Bronz ondan da eski. Toprağın altından çıkartılan demir filizinin işlenip demir elde edilişi MÖ 6000’lerde. 4bin3bin’li yıllarda afrikada(mısır medeniyetinde) bolca kullanılıyor. MÖ 2000’li yıllarda Çin bu konudaki teknolojisini iyice geliştiriyor. Çeliğe su verme felan daha o zamanlardan var. Mete Han’ın ordu kurması MÖ 200’ler. Ona barbar dememiz. Düşmanlarına ve kendi halkına baskı ve vahşet uygulamasından. Askercil iktidar kurmasından. Otoritesi için vahşeti sistemleştirmesinden. Komşu uygarlığa sürekli vur-kaç saldırıları ve çapulculuk yaparak ganimetle zengin olmasından... üretim ilişkileri süreci içinde "insan" faktörü diye birşeyden sıkça bahsediyorsunuz. Barbar'ın üretimi yoktur. Sivil insanın üretimi olur. Barbar askercildir. İcat yapmaz. Yağmacılıkla, zorbalıkla, gasp ve vahşetle yaşar..

Bir haydutu niye sevelim ki?? DNA’mız uymadığı halde bizi zorla “Hun” kanından yapmak isteyenlerin bir bildikleri var aslında. Askercillik. Hepimizin asker doğduğu hikayesi. Maksat bundan ibarettir..

Siz de biliyorsunuz ki atalarımızın "çoban" olması beni hiç gocundurmaz.. Yağmacı olması gocundurur... Herkesin atası çoban. Bunda ne var ki?.. Söylediğiniz gibi Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızıistan, tatarlar, Kırımlılar, ve diğerleri ile pekçok ortak yönümüz var kuşkusuz.. Ama onlar da Hun değiler. Sürekli birbiriyle karışma var, ama tarihteki bütün kavimler savaşçı, herkes askercil barbarlar değil. Çoban barbar değildir. Komşusuna akın düzenlemez. Çoban icat yapabilir, barbar yapamaz.. Tarihte her dönemde kendi ürten ve ürettiğini yiyen insanlar olmuş. Bir de onların yanında onlara saldırıp yağma yaparak geçinen barbarlar olmuş. Tarihte barbar göçebe kavimlerin yeri çoban kavimlerden ayrıdır... Bir maksadı yoksa hiçkimse atasını barbarlardan seçmiyor. Onları sevmiyor.. Sürekli savaş durumu isteyen, bundan hoşnut olanlarla ben ayni kandan gelme insanlar değiliz. Ne kültürel ne de genetik bir ortaklığımız yok. Aslaa olamaz..Ben çobanım, barbar değilim.. Kİmse beni fantastik hikayelerle onlardan "mışgibi" yapamaz..

Savaşçıyı icatçı göstermek tarihi tahriftir... Hun'ların öne çıkan özellikleri "askercil barbar" kavim olmaları. Çoban olmaları değil..

Türk olalım kürt olalım devamlı birbirimizle savaşalım.(Hunlar aslen öyleymişler) Mayınlarla hep birbirimizi öldürelim. Uyuşturucu ticareti elaltından sürsün. Kıbrıs da çözülmesin, güneydoğu da olağanüstü kalsın. Kurt puslu havayı sever.. Türkün türkten başka dostu yoktur. Barışma savaş. Daha doğrusu garibanları savaştır. Kendin önemli konumda kal. ERKE Dönengecini icat et. Onunla sonsuz enerjiyi bul. İnsan kanıyla döndür makineyi.. Nereye kadar?? Allah bilir.. (Ama farkında mısınız ERKE dönengeci(dönergeci) artık dönmüyor..Hiç de dönmeyecek. Aslında hiç dönmemişti zaten.. İyi mi?)
Go to the top of the page
 
+Quote Post
köşebaşı
mesaj 08 07 2009 - 09:58
İleti #6


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 244
Katılım: 02 07 09
Üye No: 7,422



Hunlar Türktür.

İşte belgeler:




Tarkan filmlerinde kullanılan dil Türkçedir.





Tarkan'ı Kartal Tibet canlandırmıştır. Kartal Tibet Türktür.





Tarkan filmlerinde büyücü Gosha'yı canlandıran Eva Bender İskandinav kanı taşımaktadır ve buna rağmen İsveçlidir. İlik gibi bir ablamızdı allah rahmet eylesin.




Kötü kalpli Viking'i canlandıran Bilal İnci de Türktür, Adanalıdır.






Tarkan attan düşmez, Tayyip düşer.


Kimse belgesiz konuşmasın.




Haberin izinsiz kullanılması durumunda yasal işlem yapılacaktır.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 08 07 2009 - 12:07
İleti #7


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Marquess türktür. Vayamos companeros - Tıklayın
Belgesi aşşaada

Belgesiz konuşmuyoz herald yani

Haddaway (Alexander Nestor Haddaway, 9 Ocak 1965, Trinidad ve Tobago) bir Trinidad asıllı pop şarkıcısıdır.
Şu anda Kitzbühel, Avusturya şehrinde ikamet etmektedir. George Washington Üniversitesi siyaset bilimi doktorası vardır.
En ünlü şarkısı 1993 yılında çıkardığı "What Is Love"dır ve 28 milyon satmıştır.

Hadaway bu parçasıyla Türk'lere seslenmiştir. What is Love? Tıklayınız.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 08 07 2009 - 12:31
İleti #8


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Türkler Türkçe konuşurlar.

Türkçe üzerine en ciddi bilimsel çalışmaları yapmış olan insanlar şunlardır;

Peder Gomidas Kömürciyan, Osmanlı Türkçesi grameri hakkında modern tarzda ilk sistemli eseri yazmış, İtalyanca, sene 1794. Adını Frenk cilasıyla cilalayıp Comidas de Carbognano etmiş.

Artin Hindoğlu (Hintliyan) ilk modern Türkçe-Fransızca sözlüğün yazarı, 1838. İstanbul konuşma dilini sistemli olarak yazıya yansıtan ilk Türkçe sözlüktür. Hindoğlu ayrıca Frenkler için pratik metotla Türkçe öğreten bir el kitabı yazmıştır.

Antuan Tıngır ve Krikor Sinapyan, Türkçede Batı kaynaklı bilimsel ve teknik terimlerin ilk sözlüğünü derleyenler, 1891. Mustafa Nihat Özön ve Meydan Larus’a dek altmış küsur sene alanında tektir; diğerlerinin hepsi bundan kopyadır.

Bedros Keresteciyan, Abdülhamit devrinde otuz sene Hariciye Nezareti hukuk müsteşarlığı yapmış, emekli olduktan sonra 1912’de Türkçenin ilk etimolojik sözlük denemesini yazmış. Adı üstünde, deneme. Buna karşılık Karekin Deveciyan’ın 1914 tarihli Balık ve Balıkçılık Terimleri Sözlüğü, Türkiye’de yalnız balıkçılık alanında değil HERHANGİ bir alanda yapılmış en mükemmel işlerden biridir.

Agop Martayan, Dil Devriminin teorisyeni, Türk Dil Kurumu’nun baş uzmanı ve ilk genel sekreteri. O ekipte birkaç yabancı dili doğru dürüst bilen tek kişidir, Öztürkçüler işi büsbütün zevzekliğe vurmadıysa onun sayesindedir derler. İyi mi yapmış, kötü mü bilmem. Atatürk’ün verdiği ismi Agop Dilaçar’dır. Her zaman A. Dilaçar diye yazılır, herhalde kısa olsun güzel olsun diye.

Parseh Tuğlaciyan, fazlalığı kesilmiş hali Pars Tuğlacı. 1971’den 2000’lere dek piyasadaki en iyi Türkçe sözlük olan Okyanus’un yazarı.

Edvard Sevortiyan senelerce Sovyet Bilimler Akademisinin Türki Diller bölümü başkanı, Akademinin yayımladığı altı ciltlik Türk Dillerinin Karşılaştırmalı Etimolojik Sözlüğünün baş editörü.
Go to the top of the page
 
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 15 10 19 - 03:34