Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

2 Sayfa V   1 2 >  
Reply to this topicStart new topic
> Sizi en çok etkileyen şiir hangisi?, :)
mercek
mesaj 25 07 2005 - 23:45
İleti #1


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 26
Katılım: 17 07 05
Üye No: 1,415



Nazım Hikmet-Karlı kayın ormanı
Nazım Hikmet-Kız Çocuğu
Orhan veli-Denizi Özleyenler için
Atilla İlhan-Üçüncü Şahsın Şiiri
Atilla İlhan-Duvar
Hasan Hüseyin-Haziranda ölmek zor
Yusuf Hayaloğlu-Topal Sevda
Go to the top of the page
 
+Quote Post
CoMeDiaN
mesaj 26 07 2005 - 22:24
İleti #2


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 530
Katılım: 04 03 05
Nereden: Danisman
Üye No: 1,155



Edip Cansever = Çağrılmayan Yakup

Ece Ayhan = Meçhul Öğrenci Anıtı

Ahmed Arif = hangi birini söylesem ki?





MECHUL OGRENCI ANITI

Buraya bakin, burada, bu kara mermerin altinda
Bir teneffus daha yasasaydi
Tabiattan tahtaya kalkacak bir cocuk gomuludur
Devlet dersinde oldurulmustur

Devletin ve tabiatin ortak ve yanlis sorusu suydu:
- Maveraunnehir nereye dokulur?
En arka sirada bir parmagin tek ve dogru karsiligi:
- Solgun bir halk cocugunun ayaklanmasinin kalbine!dir

Bu olumu de bastirmak icin boyuna mekik oyali mor
Bir yazma baglayan eski eskici babasi yazmistir:
Yani ki onu oyuncaklari olduguna inandirmistim

O gunden boyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece camasircisi anasi yazdirmistir:
Ah ki oglumun emegini eline verdiler

Arkadaslari zakkumlarla ormuslerdi su siiri:
Aldirma 128! Intiharin parasiz yatili kucuk zabit okullarinda
Her cocugun kalbinde kendinden daha buyuk bir cocuk vardir
Butun sinif sana cocuk bayramlarinda zarfsiz kuslar gonderecek.

ECE AYHAN
1970
Go to the top of the page
 
+Quote Post
burcinozdes
mesaj 27 07 2005 - 00:49
İleti #3


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 739
Katılım: 24 03 05
Üye No: 1,195



Anmasak olmaz...

Necip Fazıl Kısakürek, 'Kaldırımlar' ...

Bir de Orhan Veli, illâ ki Orhan Veli, bir garip Orhan Veli...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
İltihap
mesaj 27 07 2005 - 16:23
İleti #4


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,738
Katılım: 09 04 05
Nereden: kaleyi karşıdan gören bir yer
Üye No: 1,226



Bakakalırım giden geminin ardından,
atamam kendimi denize,
dünya güzel.

Serde erkeklik var,
ağlayamam...

Orhan Baba.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
unrequited
mesaj 27 07 2005 - 17:51
İleti #5


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 178
Katılım: 28 01 05
Üye No: 1,102



Murathan Mungan "Gece Nöbeti", "Yalniz Bir Opera"

Attila Ilhan "Ne Kadinlar Sevdim", "Yamur Kaçagi"

Kavafis "Ithaka"
Go to the top of the page
 
+Quote Post
beliz
mesaj 27 07 2005 - 22:38
İleti #6


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,837
Katılım: --
Nereden: İst
Üye No: 389



ÜSTÜ KALSIN


Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir...

Üstü kalsın...






Cemal SÜREYA





Hoşgeldiniz mercek. smile.gif
Go to the top of the page
 
+Quote Post
denememgerek
mesaj 28 07 2005 - 20:56
İleti #7


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 99
Katılım: --
Nereden: Ankara
Üye No: 625



SEVGİLERDE

Sevgileri yarına bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadı.


Behçet Necatigil
Go to the top of the page
 
+Quote Post
D i d e m
mesaj 29 07 2005 - 07:39
İleti #8


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 73
Katılım: 21 07 05
Üye No: 1,424



Murathan Mungan - Parçalar...

P a r ç a l a r

Parçasından anladığımız filmler
Parçasından anladığımız bütünler
Parçasından anladığımız hayat
Yaşanmaz, ertelenir
Şimdiki zaman parçalar
Gelecek hafta, pek yakında
Sinemayla ilk tutkunluk ilişkimiz
Parçaları birleştirip, kurduğumuz gelecek
Sinemayla ilk tutkunluk ilişkimiz
Parçaların yarattığı merakı gidermek
Parçalarla süreklilik sağlanan
Seyre açılmış başka hayatlar
Olasılıklar, tuzaklar
Ya da var sandığımız bütünlük
Uğruna inançlar, ilkeler, değerler, aşklar
Zamanla parçalanırlar
Beyaz perdeden geçerek çıktığımız sokaklar
Çıkmadıkça sandıklarımızdan
Kendimize yazdığımız serüven
Ve çocukluğumuzdan beri
Bizi bir yerlerde beklediğini sandığımız
O muhteşem sahneler
Düşeriz gözümüzdeki kendimizden
Sıyrılır tüller, düşler, dumanlar
İçindeki kendimiz
Üzerimizden
Boşuna ararız bu sokaklardan
İçinde olmamız gereken fotoğrafları
Sinemalar hepimizi kandırdı!
Uzun bir bekleyişten sonra
Eşiğine vardığımız,
Umduğumuz,
Bulamadığımız,
'Tam da parçasında gösterdiler ama, filmin kendinde yoktu' dediğimiz anlar
Belki sahiden kırpılmış
Belki de hiç olmamış
Uçucu, bulanık tasarımlar
Aynı eşikte durduğumuz insanlar
Bazen ayrı sokaklara çıkar.
Gözleri bağlı geçtik şimdiki zamanları
Bağı çözülmüş gözler geriye baktığında
Anlar anlamı bilinmeden, değeri verilmeden yaşananları
Yok mudur herkesin hayatında
Bir kaç yitik sayfa, birkaç zaman parçası
İşte onlar toparlanır bir gün
Çıkar yol ağzında karşınıza
Tutuklar bizi anılar, sorgular, geçen zaman
Bir intikam gibi bulur yerini!!!
Filmlerde kopukluk sandığımız boşluklar
Her seferinde yanından geçtiniz,
Görmemiştiniz çünkü derinde
Unuttunuz zamanın ellerini. Yalnız perdede yaşanır
İki saate sığdırılan hayatlar.
Oysa ayrıntıların bilgisine sahip oldukça,
Açar bize sırlarını hayat
Bölünüp parçalanmış ilişkileri kimlikler, serüvenler
Herşey yerleşir yerli yerine
Anlaşılır olur
Bir zamanlar anlamadan seyrettiğimiz filmler.
Beyaz perdenin iki boyutlu kareleri
Dağılır sokağın prizmasında
Aldanışlar, ihanetler, yanılgılar
Yani melodramı hazırlayan bütün tuzaklar
Oysa pusuda!
Yaşamın omurgası dağılmış kurgusunda
Kırılır som hayaller,
Kırılır yüreği bütün tutan fanus
Kör filmlerden kalma gözlerimiz
Alışır çiğ ışığa
Bir zamanlar başka türlü çarpan kalbimiz
Salonların delinmiş karanlığında
Çürümüş koza
Değerinden eksiğine bozdurulmuş düşlerden
Yalnızca bir dövme gül kalır geriye
Dağılmış parçalarını arar
Bir Geçmiş Zaman tanımı olan
Bütünlüğümüz
Bozgunlarla sağlamlaşır
Ütopya Kalesi
Dağılmış parçaları bütünler,
Yeni zamanların gümrüğünde
Yol ayrımını doğru bilenler
Hiçbir aşk ve macera tanrısı
Yola çıktığı gibi dönmez geriye
Kabuk bağlar yüzümüzdeki gölgeler
Unutarak ve vedalaşarak geçilen durakların
Birinde inmemiz gerekir
Bindiğimiz düşlerden!
Hayat belki başka biri yapar bizi
Bir melodram öğesi olarak
Umudun da, umutsuzluğun da aşıldığı
O altın dengede
Biliriz içimizdeki avdan yorgun dönen akşamlar
Ne kadar bütünlese de
Parçalar

MURATHAN MUNGAN
Go to the top of the page
 
+Quote Post
D i d e m
mesaj 01 08 2005 - 08:24
İleti #9


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 73
Katılım: 21 07 05
Üye No: 1,424



Akdeniz Şiirleri

Sen Deniz Gök,
Bir an dursanız uykuda
Büyür bir yosun geceye karşı.

Tedirgin olur ölüler
Bir an yaşlansanız karanlığa,
Sen Deniz Gök.

---------------------

Dalarım engine
Ki yaşadığım
Anıladığımdır.

Roma'yla Kartaca'nın arasında
Yüzer, sevgi sevgi
İstanbul.

Böler bir kuş düşüncemi ikiye
Maviden
Yarıda kalır içki.

---------------------

Dersin ki
Ellerimize değecek
Yıldızlar
Büyüyecek büyüyecek de.

Dersin ki
Bir aydınlığı var
Sevgililer için,
Karanlık sessiz de.

Dersin ki
Uyuyamıyorum
Yalnızız
Gece, mavi de.

---------------------

Sessizdi yeryüzü
Yeryüzünde biricik Akdeniz vardı
Akdenizde
Yalnız ikimiz.

Beni seviyor musun dedim,
Yumdu gözlerini uzaklığa,
Tam sorulacak an, diye gülümsedi,
Tam sorulacak yer.

---------------------

Bir kocaman yeşil bir kocaman boz
Yellerde
Çarpar birbirine çarpar enginlere dek.

Dalgaların ucunda yıldızların ucu
Her köpük bir fırtına
Her köpük bir evren.

Şu deniz şu gök gizlenebilir
Seni sevdiğim
Gizlenemez.

---------------------

Havaya da yalıma da ağaca da benzer ama
En çok suya benzer
Sevgimiz.

Morluğun acısı var sonu yok
Karışır yaşamımıza
Kendiliğinden.

Herkes ölünce toprak olurmuş
Hayır hayır
Bizim su olacağımız besbelli.

---------------------

Akdeniz enginlerde kararmaktadır
Ama
Ben
Öyle maviyim ki.

Akdeniz bir gitmişlikle eski, uzak,
Ama
Ben
Sahibi gibiyim yıldızların.

Akdeniz seni bir daha yaratamaz
Ama
Ben
Seni bir daha sevebilirim.

---------------------

Deli gibi bir gürültü, ansızın,
Yırtılırcasına yarılır sessizlik,
Düşünür Akdeniz.

İşte uçaklar geçer havalarından
Kalır mavilik üstünde apak izleri,
Akdeniz anlar ve sever.

---------------------

Denizdir,
Her akşam üstü
Bütün düşüncelerde
Gelip gider.

7nin le
Acısı
Uzunluğu
Aksi.

Ve gece yarısıdır bu masmavi şey,
Senin
Uzaklarda
Unuttuğun sessizlik.

---------------------

Duymuştun
Bu türküyü
Çok eskiden de.

Bu türküyle anılarsın yelden
Yeşilden
Kadırgaların dibindeki sessiz yosunları.

Bu Akdeniz dalgalarında bu türküde sen
Varsın ışıl ışıl
Ve yoksun biraz.

---------------------

İyice düşün bu bütün yaşamamızdır.

Fazil Husnu Daglarca
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mercek
mesaj 01 08 2005 - 20:09
İleti #10


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 26
Katılım: 17 07 05
Üye No: 1,415



Hasretinden Prangalar Eskittim

Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.

Ard-arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...

Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...

Ahmet Arif



hoşgeldin için sağol beliz:)
Go to the top of the page
 
+Quote Post
İklim
mesaj 18 09 2005 - 06:19
İleti #11


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 46
Katılım: 15 09 05
Üye No: 1,544



Mona Roza

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller


.. Ve işte Mona Roza'nın hikayesi;

Sezai Karakoç lisedeyken bir okul arkadaşına sevdalanır.. Fakat kendisini yakışıklı bulmadığı için ona bir türlü açılamaz.. Bir gün cesaretini toplayıp aşkını Muazzez Hanım'a arzeder..Fakat reddedilince çok üzülür.. Neyse okullar tatil olur..Muazzez hanım Geyve'de yazlıkta kalmaya başlar..Sezai Karakoç da tam karşısındaki yazlığın bahçesinde bahçıvan olarak çalışmaya başlar..Her gün karşılıksız aşk beslediği sevgilisini seyreder..ona şiirler yazar..Mona Roza şiirinin her kıtasının baş harflerine dikkat edersek Muazzez Akkayam ismi ortaya çıkar..Neyse gel zaman git zaman okul biter ve mezuniyet töreni yapılır..Mezuniyet töreninde Sezai Karakoç Mona Roza şiirini okur..Muazzez Akkaya ise tam karşısındadır. Şiiri bittikten sonra bir alkış tufanı kopar.. Herkes bir daha okuması için ısrar eder.. Ve tam 3 kez Sezai Karakoç bu şiiri ardı ardına okur. Sahneden tam ineceği sırada Muazzez Hanım koşarak yanına gelir ve ona hala teklifinin geçerli olup olmadığını sorar..Sezai Karakoç kesinlikle hayır cevabı verince Muazzez Hanım bayılır.Ertesi gün ise Muazzez Hanım'ın intihar ettiği duyulur..Sezai Karakoç çok pişman olur..Şair hala evlenmemiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
İklim
mesaj 18 09 2005 - 06:21
İleti #12


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 46
Katılım: 15 09 05
Üye No: 1,544



Muazzez Hanimin intiharindan sonra yazdiği bir şiir bu da ..


Üstündeki giysi gözünün renginde
Yürüyor yürüyordu arkasina bakmadan
Onu kaybettim bir kiş gününde
Yağmur yağmur yağmur yağiyordu durmadan
Ölü taşiyan bir araba
Araya girdi galiba

Koştum koştum yetişemedim
Sanki önümü kapatan bir sütundu zaman
İnsanlar otomobiller dalgin habersiz zalim
Alikoyamadim onu meçhullere dalmaktan
Boşunaydi artik çaba
Boşuna miydi acaba?

Dondum kalakaldim olduğum yerde
Gözlerimi kapliyordu duman duman duman
Gönlüm ne geçmişte ne geleceklerde
Bir mahkumdum görülmemis bir cezaya
çarpılan
Uğrayan bir azaba
Sığmaz hesaba kitaba
1957
Go to the top of the page
 
+Quote Post
kırlangıç
mesaj 26 08 2007 - 16:12
İleti #13


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 29
Katılım: 15 07 07
Üye No: 4,096



MAHZUN DURMAK



Sevdiğim insanlara
Kızabilirdim,
Eğer sevmek bana
Mahzun durmayı
Öğretmeseydi.


Orhan Veli
........................................

MEYHANE


Madem ki sevmiyorum artık,
O halde, her akşam
Onu düşünerek içtiğim
Meyhanenin önünden
Ne diye geçeyim? ..


Orhan Veli
...............................................


Anabel Lee


senelerce senelerce evveldi;
bir deniz ülkesinde
yaşayan bir kız vardı, bileceksiniz
ismi annabel lee;
hiç bir şey düşünmezdi sevilmekten
sevmekten başka beni.

o çocuk ben çocuk memleketimiz
o deniz ülkesiydi,
sevdalı değil kara sevdalıydık
ben ve annabel lee;
göklerde uçan melekler bile
kıskanırlardı bizi.

bir gün işte bu yüzden göze geldi
o deniz ülkesinde,
üşüdü rüzgarından bir bulutun
güzelim annabel lee;
götürdüler el üstünde
koyup gittiler beni,
mezarı ordadır şimdi,
o deniz ülkesinde.

biz daha bahtiyardık meleklerden
onlar kıskandı bizi-
evet!-bu yüzden(şahidimdir herkes
ve o deniz ülkesi)
bir gece bulutunun rüzgarından
üşüdü gitti annabel lee.

sevdadan yana, kim olursa olsun,
yaşça başça ileri,
geçemezlerdi bizi;
ne yedi kat göklerdeki melekler,
ne deniz dibi cinleri,
hiçbiri ayıramaz beni senden
güzelim annabel lee:

ay gelir ışır, hayalin irişir
güzelim annabel lee;
bu yıldızlar gözlerin gibi parlar
güzelim annabel lee:
orda gecelerim, uzanır beklerim
sevgilim, sevgilim, hayatım, gelinim
o azgın sahildeki,
yattığın yerde seni.



Edgar Allan Poe

Bu ileti kırlangıç tarafından 26 08 2007 - 16:14 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mezagua
mesaj 08 09 2007 - 23:02
İleti #14


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 956
Katılım: 21 01 07
Üye No: 3,079



Arthur rımbaud- Sarhoş gemi

Jacques Prevert - Barbara

Edgar allan poe- Anabel lee

Nazım Hikmet'in tüm şiirleri

Attila İlhan- ayrılanlar sevdaya dahil

Breht şiirleri


Sarhoş Gemi / Arthur Rimbaud

Duygusuz sularından inerken Nehirlerin
Gördüm değildim artık yönetiminde yedekçilerin:
Bağrışan Kızılderililer hedef yapmışlardı kendilerine,
Çırılçıplak çivileyerek onları alacalı direklere.

Hiç umurumda değildi tayfalar,
Ne Felemenk buğdayları veya ne de İngiliz pamukları taşıdığım.
Bu gürültüler de kesilince yedekçilerimle beraber,
Bıraktılar beni Nehirler gitmeye istediğim yere.

Gelgitlerin kudurmuş çalkantılarında, geçen kış,
Koştum! çocuk beyinlerinden daha sağır!
Ve yerlerinden ayrılıp kopmuş Yarımadalar
Rastgelmedi böylesine coşkulu bir patırdıya.

Denizde, uyanışlarımı kutsadı fırtına.
Kurbanlarının sonsuz yuvarlayıcıları denen
Dalgalar üzerinde ben,
Dansettim on gece bir mantardan daha hafif,
Özlemeden budala gözünü deniz fenerlerinin!

Çocukların bayıldığı mayhoş elmaların etinden
Daha tatlı olan yeşil su, işledi çam tekneme,
Savurarak her yere ne varsa çapa, dümen;
Yıkadı beni lekelerinden
Kusmukların ve mavi şarapların.

Ve o zaman, dalgın ve hayran,
Bazan, düşünceli bir ölünün indiği
O yeşil mavilikleri yutan Denizin,
Yıldızların parıldadığı sütbeyaz
Şiiri içinde yıkandım durdum.

Gündüzün parıltıları altında, birdenbire renklendirerek,
Mavilikleri, coşkuları ve ağır ses uyumlarını,
Alkolden daha güçlü, flütlerimizden daha engin,
Sevginin acı kızıllıkları mayalanır orada!

Şimşeklerle çatlıyan gökleri, kasırgaları,
Patlayan dalgaları ve akıntıları bilirim:
Ve akşamı, bir güvercin sürüsü gibi birden
Havalanan Şafağı bilirim ben,
Ve bazan, gördüm insanın gördüğünü sandığı şeyi!

Uzaklarda, kendi pancur titreşimlerini yuvarlayan dalgaları,
Çok eski dram oyuncuları gibi
Uzun mor ışık pıhtıları ile aydınlatan,
Gördüm, o gizemli korkularla lekeli
Alçakta asılı duran güneşi!

Gördüm ışıldayan karları ile yeşil gecenin düşünü,
Denizin gözlerine ağır ağır yükselen öpücüğü,
Özsuların işitilmedik dolaşımını,
Sarı ve mavi uyanışını şarkı söyleyen fosforların.

Azizelerin ışık saçan ayaklarının, açabileceğini düşünmeden
Soluğan Okyanusların burunsallıkla tıkalı burunlarını,
Azgın boğalar gibi ardından gittim aylarca
Kayalara saldıran dalganın!

Çiçeklere insan derili panter gözleri karıştıran
Bilir misiniz, inanılmaz Florida'lara gidip çarptım gövdemle!
Ve maviye çalan yeşil renkli sürüler için, denizlerin ufkuna gerilmiş
Dizginlerdi ebem kuşakları!

Sazlar arasında, koca bir Devin kokup çürüdüğü,
Mayalanan uğursuz geniş bataklıkları gördüm!
Durgun denizlerin ortasında açılıp yarılan suları,
Ve girdaplara çağıl çağıl dökülen uzaklıkları!

Buzulları, gümüş güneşleri, sedef renkli dalgaları, kor kor yanan gökleri!
Kapkara kokularla eğri ağaçlardan sarkarak düşen,
Böceklerin kemirdiği dev yılanların kaynaştığı,
Karanlık körfezlerin dibine, korkunç oturmalarını gemilerin!

Mavi dalganın bu kırmızı renkli balıklarını,
Bu altın balıkları, bu şakıyan balıkları
Göstermek isterdim çocuklara.
- Sürüklenirken koylardan engine,
Sallandım çiçekten köpüklerin beşiğinde
Ve zaman zaman kanat açtım anlatılmaz rüzgarlara.

Bazan, kutuplara ve kıtalara kanıksamış şehit düşmüş bir ölüydüm ben,
Hıçkırığı dalgamı yumuşatan deniz,
O sarı çekmenli gölge çiçeklerini sunardı bana
Ve diz çökmüş kadın misali kalakalırdım orada...

Bordalarımda kavgaları çalkandıran yarımada,
Ve sarışın gözleri ile yaygaracı kuşların pislikleri.
Ve ben, dolaşıyordum enginde tek başıma,
Çürük iplerimden geri geri,
Boğulmuş ölüler inerken uyumaya...

Ya da koyların saçları altında kaybolmuş,
Kuşları olmayan havaya fırlatılmış bir gemiydim fırtınada
Savaş gemileri ve Hanza kadırgaları
Benim suyla sarhoş cesedimi artık yeniden
Çekip çıkaramayacaklardı denizden.

Özgür, buğu buğu tüten ve mor sislerle örtülü,
İyi ozanlar için tatlı bir reçel olan
O güneş yosunlarını ve lacivert ağdaları taşıyan
Bir duvarı deler gibi deliyordum kızaran göğü.

Ufacık, ışıklı süsleri ile leke leke teknemle,
Koşuyordum yağız deniz atlarının eşliğinde,
Döverken kalın sopalarla temmuz güneşleri
Yakıcı hunileri ile deniz ötesi gökleri;

Mavi hareketsizlikleri sonsuza dek eğiren
Karanlık burgaçların ve azgın canavarların
Titriyordum duyarak uzak iniltilerini
Özlüyordum eski kaleleri ile Avrupa'yı!

Gördüm yıldız yıldız serpilmiş takım adalarını!
Ve çılgın gökleri gezgine açılmış adaları;
- Milyonlarca altın kuş, Ey Geleceğin Gücü!
Bu dipsiz gecelerde mi uyuyorsun sen,
Oraya mı sürgün ediyorsun kendini? -

Ama gerçekten çok ağladım ben! Şafaklar üzücü,
Aylar acımasız ve güneşler acı;
Buruk aşk, sarhoş edici uyuşukluklarla doldurdu ruhumu.
Ah! Omurgam çatlasın, Ah! denize gideyim!

Bir Avrupa suyunu özlüyorsam eğer,
Kokulu alacakaranlığına doğru akşamın,
Yere çömelmiş üzüntülerle dolu bir çocuğun,
Bir mayıs kelebeği denli dayanıksız bir gemiyi
Saldığı, soğuk ve kara
Bir su birikintisidir bu.

Sizin yorgunluklarınızda yıkandım, ey dalgalar,
Artık silemem izlerini pamuk yüklü gemilerin,
Delip geçemem gururunu bayrakların, flamaların,
Ne de bundan böyle yüzemem
Korkun gözleri altında dubalı köprülerin.

"Le Bateau Ivre", Arthur Rimbaud (1854-1891)
Çeviren: Orhan Ülkülü.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
günsu
mesaj 09 09 2007 - 00:03
İleti #15


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 621
Katılım: 10 04 06
Üye No: 2,162



Bir Gülten Akın şiiri,


İLKYAZ
ah, kimselerin vakti yok
durup ince şeyleri anlamaya

kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya.
yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
bakıp kapatıyorlar
geceye giriyor türküler ve ince şeyler

"memelerinde biraz irin biraz balık ve biraz gözyaşı
bir dev oluyorsun deniz deniz
sisin dere ağızlarında sokulup akşamları
fındıklarımızı basıyor
neyleriz kararan tomurcukları
çocuklarımıza yalvarıyoruz: aç durun biraz
tecimenlere yalvarıyoruz:
bir `hotel` bir gizli evlenme az çiziniz
bir banka az çiziniz bir yalvarma
bizden size sizden dışardakilere
karılarımızı yolluyoruz tırnaklarını kesmeye ve demeye
evet efendim
çocuklarımızı yolluyoruz dilenmeye
bizler gidiyoruz yatağımız tanrıya emanet
yazların motorlu çingeneleri

ah, kimselerin vakti yok
durup ince şeyleri anlamaya

baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş
toprağa tutku, kendinden dolayı
kulaklarımızı tıkıyoruz: para para para
kulaklarımızı açıyoruz: kavga kavga kavga
sorar belki biri: kavga ama neden kavga
komşumuza sonsuz balta, karımıza yumruklar içinde
bilmiyoruz neden kavga.
sonra kasabamızın cezaevinde
silgimizi göz önüne yerleştiriyoruz
günlerimizi iterek genişletiyoruz
yer açıyoruz karılarımızı düşünmeye
bizsiz geçen menevşeyi düşünmeye
durup ince şeyleri anlamaya
kimselerin vakti olmasa da
okulların kadın öğretmencikleri
tatil günlerini çoğaltsalar da
kutsal nemiz varsa onun adına
gözlerimiz için bağlar, dokusalar da
birikimler ve çizgiler gitgide gitgide
açmaya ilkyaz çiçekleri

bir gün birileri öte gecelerden
ıslık çalarlar, yanıt veririz" .



Ve bir Turgut Uyar şiiri,

Göğe Bakma Durağı

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Ceyda
mesaj 05 03 2008 - 15:02
İleti #16


MevsimSiz


Grup: Admin
İleti: 3,621
Katılım: 13 12 07
Üye No: 2



AÇIK KALP AMELİYATI


hepimize yeter bu aşk aralık tut kalbini
üşürsen temmuz tut, kar tanesinin
yumuşacık süzülüşü gibidir sevişmek bu kalabalıkta
her aşk biraz yaklaşmaktır kansız bir cinayete
her aşk taslaktır, tasadır belki de
yalnızca 5’i olan bir saate bakıp bakıp
ağlamamaktır, tutmaktır kendini boşalırken bile
kaybolan ya da ne bileyim güpegündüz çalınan
kum saatidir, çingene sesidir, hepsidir.

neşter girdi mi kalp guguklu saatin
ötmesini öğretir zamana; hasrettir zaman
kırılan aynaya. hepimize yeter bu aşk
neşter yetmez ama; tahta bir kazık, kızgın yağ
bir poşet tiner, yeni çekilmiş
ayak tırnağını yalamaktır
kapana uzatmaktır dilini
işlenmemiş suçları itiraf etmektir aşk

herkes birbirine fazla narkoz versin lütfen
rica ederim zorluk çıkarmayın baltaya
korkuluklara saygılı olun mesela, tırmanmayın
direklere neye yarar bu; neye yarar ısıtmak
dün ölen bir kadavrayı mor bir aşk uğruna

açık bırakıp bu kalbi ameliyat masasında
resim yapmalı, deli gibi resim yapmalı
kayıp bir turuncu kokusu var havada


Altay Öktem
Go to the top of the page
 
+Quote Post
KIRMIZI
mesaj 05 03 2008 - 15:12
İleti #17


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,633
Katılım: 14 08 05
Üye No: 1,489



Şehirlerin üstünde kara bulutlar

Kara bulutların ardında ölüm

Zincirlerini çöz ve deli gibi es

Söyle örgü örmeyi bıraksın kadınlar

Baltaları çıkar Jackues



Söyle! bileme ustaları açık kalsın

Bugün çok ölüm var

Dağlarda yankılansın çılgın ses

Ceylanlara pusu kuranlar dağa kaçsınlar

Baltaları çıkar Jackues



Susuz kalmış bir gölün çığlığı

İçimde sanki bir kafes

Sorma !

Rüzgara karşı atılan ağlara

Hangi umutlar takılıdır

Baltaları çıkar Jackues



Sadağımdaki zehirli okları

Hep bugünler için sakladım

Sanma! içimdeki bir heves

Sabah rüzgarı alıp götürecek

Oyalama beni

Baltaları çıkar Jackues



Ruhumu bugün özgür bırakacağım

Kimsenin bilmediği türküler

dökülecek dilimden

Duvarlara ızdırap ören

ak saçlı kadınları çizeceğim

Bırak beni bugün

Özgürlük kusacağım Jackues


yolcu61 /ismini bilmiyorum/

Go to the top of the page
 
+Quote Post
KIRMIZI
mesaj 08 03 2008 - 23:59
İleti #18


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,633
Katılım: 14 08 05
Üye No: 1,489



sisteme gönüllü köpeklik yapanlara ...


aralarda örgütlüdür azrail
korku kadar uzun ellerinde;
cenin torbası,
ellerinde nice bahardan söktüğü
gökkuşağı leşleri
uçurtma kırıkları
kangren edilmiş düşler
ve her an binlercesi kopan
küçük
sessiz kıyamet

-aralarda yoksulluk;
ölümü kader bilmek-

II
her gece ruhumda kopar biri
kimii soğuktan
kimi ilaçsızlılıktan
kimi gecelerce uzayan-
uzayan açlıktan

her gece bir gökkuşağı çığlığı
bir çığlık
ölü bir bahardan

her gece öter durur
israfilin bozuk düdüğü
öldürür duyanı duyabilmenin marifetiyle
ve başlar içimde
et yiyen cinlerin düğünü

3
leşlerin yendiği bir düğündür bu beynimdeki kaos
bir düğün;
yılan içine düşse ejderha olur
lav kusar şehrin üstüne
kurt dişleri çıkartır tavşan
kurtlara saldırır
insan
insan olsa insandan çıkar
bölünür bin duruttiye
banka yangınlarında
ilaç depolarında
ekmek fırınlarında
fabrika yıkımlarında
tanrı mülkünün külleriyle…

insan insan olsa
yarınlar ve öteleri aşkına
gelecek bahar için
ağzından çıkan kanlı canıyla
ruhunun küllerini
yokluğa
yokluğa
yokluğa

külleri karışınca yokluğa
mavi bir şarkı
uslu, berrak ve sakin

ruhum!
uyu bebeğim
uyu bebeğim
uyu bebeğim


Lokman KURUCU




Go to the top of the page
 
+Quote Post
KIRMIZI
mesaj 13 03 2008 - 22:47
İleti #19


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,633
Katılım: 14 08 05
Üye No: 1,489




içimde intihar eden melekleri
yağmur ayinleri
şaman uğultuları
cin çarpmış rüzgarlarıyla bile diriltemeyen
gri bir kış günü idi gittiğin

seni

kızılını cehennemden aşırmış dudaklarını
dudaklarımdaki cennet taklidiyle evcilleştirmek
kömür saçlarını okşayıp
her telini avuçlarımın nasır çakımında aşka tutuşturmak
ışık isteyen düşlerle boşalmış başımı karanlık göğsüne dayayıp
ölü avcılarla dolu kalbinin vahşi ormanını dinlemek
ve annesini kurtlara kaptırmış çocuklar gibi
çaresizliğime ağlamak ve belki de ayaklarına kapanmak için
bekledim
bir rahme düşüp
hayatı ümit etmeyi beklercesine
bekledim bir saat on dakika
o penceresiz zift kokulu odamda

geldin
‘çok şey yaşayacakmışçasına geliyorlar

hiçbir şey yaşanmamışçasına gidiyorlar’ dedim


ölü akrep yiyip zehirlenmiş
nefsi pis bir kedinin
akrebin artıklarına bakıp ölüm anını hissetmeye çalıştığı gibi
anlamaya çalıştın bu iki cümlenin kehanetini
anladın anlamak istemediklerini

doğruydu çok şey yaşayacakmışçasına geldiğin
hiçbir şey yaşanmamışçasına gideceğin
doğruydu anlamak istemediğin
gönlüm
enayi bir sığınaktı
sen ise o sığınakta ateş yakıp ısınan dişi bir militandın

sen
soğuk çatışmalarının
ve soğuk ayrılıklarının içinden sıyrılıp ısınmak için
belki de nice sığınaklar keşfedecektin

gönlüm
yani yaktığın ateşlerle kapkara bıraktığın o sıcak sığınak
kendi külleriyle helalleşip nice eşkıya’lara yurt olacaktı

evet anladın
sonra kendi sehpasını kendi ayaklarıyla deviren idamlılar gibi
devirdin gözlerinin çınarlarını
hıçkırdın aşka olan kaygısız direnişini
ve yıllarca aciz bir temel üstünde ayakta tutmaya çalıştığın gurur binanın
tüm katlarını devirdin üstüme

bana sarıldın

bense o enkazının altından çıkamayacağımı
ve enkazının bıraktığı acılardan sıyrılamayacağımı bile-bile
sarıldım bedenine

bir sarıldın bırakmadın beni


kulağıma ‘olamaz’ diye fısıldadın
ve daha ben seni öpmeden
içimde intihar eden melekleri gömmeden
yapıştırdın dudaklarını boynuma
sonra dudaklarıma
tenimin acılarını tada-tada


ben değil
sen dayadın başını göğsüme
sen dinledin kalbimin yıllanmış yalnızlığının sesini
sen öptün
sen tattın
sen dinledin
sonrada artıklarına baka-baka gittin

cehenneme yeni girmiş bir günahkara
cennetin kapısını aralarmışçasına
tam kapatmayıp ardından araladığın kapıdan sokağa koştum
uzaklara
yolun sonuna baktım
yoktun
yok olmuştun
belki de koşarak ayrılmıştın


ama sen
ama o elindeki bavullarla
bedenindeki yıkıntılarla koşamazdın
neredeydin bir tanem
neredeydin militanım
kadınım neredeydin

tamam

işte oradaydın
yolun sonunda değil
daha yolun başındaydın


beni mevsimlerden beri görmemiş gibi
o çıldıran yağmurun altında durmaktaydın
belki de daha o an özlemiştin beni
belki de sen o kapıyı açar açmaz yüzlerce mevsim gelip geçmişti aramızdan


bana bakmaktaydın


sonunda elbiselerin ve hüzünlerinle dolu bavullarını yere bırakıp
yağmur dalgalarıyla bana koştun.

sımsıcak
sarıldın


bu kez ben öptüm
ben tattım,
ben dinledim

öptüm de gittin
tattım da gittin
dinledim de gittin sevgilim,
ardından yeni başlangıçların yenik sonları için
kırık aşkının tomurcuklarını dikip gönlüme
öylece gittin
gittin sevgilim

gönlümüzdeki boşlukları birbirimize adayıp
gecenin güzelliğine şiirler mırıldanmadan
sahillerinde arzularımızın gemilerini yüzdürdüğümüz
salyaları kumlara vuran kızıl denizlerimizde bir kez olsun yüzmeden
benliğimizi bizden alan derinliklerimizi
birbirimizin ellerine vermeden
gittin sevgilim

içimdeki arsız çocuğun ayaklarını kırmadan gittin
tomurcukları bırakıp da gittin
ayaklarını kırmadan gittin
gittin unutulmak için
gittin sevgilim


Lokman KURUCU
Go to the top of the page
 
+Quote Post
semeleVSkronos
mesaj 14 03 2008 - 00:43
İleti #20


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 131
Katılım: 19 11 06
Nereden: Çok karışık
Üye No: 2,770



Birgün sende anlayacaksın..
Kalabalıklardan kaçıp,
Dizlerini karnına kadar çekip ağlayacaksın!
İşte o an özleyeceksin..
Eski sevgilini değil,
Pili bitmiş oyuncak ayını..
Yanından ayırmadığın saflığını..
Sen de birgün anlayacaksın
Dizlerini karnına kadar çekip,
Çocukluğuna ağlayacaksın..
O küçük kız çocuğu değilsin artık..
Tel sarar kızıma tel sarar diyen babana
Benzemeyecek bazı erkeklerin gözleri
Ve özleyeceksin kendini
O küçük kız çocuğu değilsin artık..
Ama birgün sende anlayacaksın
Kenarları dantelli elbisesiyle
Saçlarını özene bezene
Yanlara ördüğün bez bebeğini
Nereye koyduğunu
Hatırlaman gerektiğini..

CEYHUN YILMAZ
Go to the top of the page
 
+Quote Post
K..
mesaj 14 03 2008 - 18:59
İleti #21


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 375
Katılım: 29 08 06
Üye No: 2,478





neden gittin
neden döndün

nasıl gittin
ne yüzle döndün


Go to the top of the page
 
+Quote Post
KIRMIZI
mesaj 14 03 2008 - 23:36
İleti #22


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,633
Katılım: 14 08 05
Üye No: 1,489



basitlikten bıktığım için
zevk için
çok kolay
sana ne /+ yüzle değil şifre ile döndüm. anladın sen onu /





EXTACY


çık bir tufan şekeri alalım Çiko
acele et !
hemen !
kan dönmüyor
gök düşmüyor
yer kalkmıyor
azıyor yalnızlığın diş gıcırdatan durgunluğu
ah,Çiko ! geliyoruz kendimize
kendimize geldikçe
yitiyoruz biz olmayanları
çık biz biz olmayalım
çık kalabalıklaşalım biz olmayanlarımızla
hadi Çiko
teslim etme bizi kendimize
hadi kesik damarımız
bitkisel kardeşimiz
hadi…

II

yıllar hayaletini çoğaltarak geçiyor sen uyurken
bir boşluğa dönüşüyor yıktığın
yaktığın her sokak
gün dolmuyor gece solmuyor
şafak sökmüyor be Çiko
ateşimizi zapt eden bu sinsi durgunluk
köz zamanlar doğuruyor

sen uyurken oyuncaksız kalan azrail
derin efkar dağıtıyor karanlığa
şimdi karanlık daha geçilmez be Çiko
şimdi daha kinli karanlığa olan korkumuz
korkuyoruz be Çiko
korkuyoruz…

III

çık o sonsuz gecenden Çiko
durgunluğumuza el ver
hadi uyan!
bir tufan şekeri alalım
hadi kan delirsin!
gök düşsün!
yer kalksın!
sarsılsın yalnızlığın temeli

Çiko çık
çık sırtlarına binelim zebanilerin
koşturalım kenti ana avrat
devriyelerden dayak yiyelim yine
çık bu kez kentin ortasında Çiko
boynumuzu keselim

hadi çık yiyorsa Çiko
bu kez beraber ölelim


LOKMAN KURUCU
Go to the top of the page
 
+Quote Post
K..
mesaj 15 03 2008 - 16:03
İleti #23


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 375
Katılım: 29 08 06
Üye No: 2,478





küçük kurbağa,
küçük kurbağa,
kuyruğun nerede?


sleep.gif


Go to the top of the page
 
+Quote Post
KIRMIZI
mesaj 16 03 2008 - 23:50
İleti #24


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,633
Katılım: 14 08 05
Üye No: 1,489




gösterimmi*




kıy bileklerine karanfilim
jilet tuzuna insin
kıydığın yerde kanlı bir öpüş
yeter azraili cezbetmeye

...
şehir çöplüklerinde sevişmek iyi değildi
bunu jiletine fısılda meme uçlarınla
gecenin dar ağzında uyuyacak yer ararken kara kızıl çocuklar
ayıptı donsuz Tahir
sutyensiz Zühre olmalar..
her sabahın kızlığına köpeklerle yeniden doğmalar
devrim değildi kızım evrimdi
yaz bunu da kesik damarlarınla
her gün doğmaya mahkum güneşin alnına

yirmi birinci asrın bitlerine salıncak olmuşken saçlarımız
oluk-oluk benzin içip iki başlı bir ejderha olmaktı hakkımız
tuza ve ekmeğe kapkaç aşamasında
kıçımız adaletin coplarına gelirken
birbirimizin ağzına kusmak
lav olmak cehennem olmak varken
sevişmek haramdı
çöptü,kötüydü
boktu

kıy diyorum akşam olmadan
gece cinnetimizi örtmeden
kıy biz kabullenmedik hayatı karanlıkta
bari ölümü görelim tüm aydınlığıyla tuzumuzda

...

kıy bileklerine karanfilim
jilet tuzuna insin
kıydığın yerde kanlı bir öpüş
yeter azraili cezbetmeye


Lokman KURUCU
Go to the top of the page
 
+Quote Post
K..
mesaj 17 03 2008 - 19:16
İleti #25


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 375
Katılım: 29 08 06
Üye No: 2,478





geçen sefer de böyle gitmiştiniz... sleep.gif




Go to the top of the page
 
+Quote Post

2 Sayfa V   1 2 >
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 20 10 19 - 02:48