Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

50 Sayfa V  < 1 2 3 4 > »   
Reply to this topicStart new topic
> Amerikan Şiiri
LEKA
mesaj 02 03 2006 - 19:37
İleti #26


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 159
Katılım: 26 05 05
Üye No: 1,297



nilgün marmara'nın sylvia plath'ın şairliğinin intiharı bağlamında anlalizi" adlı ingilizce tezi dost körpe tarafından dilimize çevrildi. kitap everest yayınları arasından çıktı. daha önce Emily Dickinson şiir çevirilerini okuduğum dost körpe, şiirin ruhunu öteki dilde yansıtan özel bir çevirmen. "bir köküm ben, bir taş, bir baykuş pisliği / hiçbir düşü olmayan" şiirin altıncı bölümünde şeklini geri ister ve "kayboldum, kayboldum, bütün bu ışık cüppelerinde" bir doğumgünü şiiri / sylvia plath / kitaptan bir alıntı.

cumartesi dergisinin 14. sayısı da kapağını "nilgün maramara"ya ve s. plath'a ayırmış. dergide ayrıca sylvia plath'ın babasına yazdığı düşünülen bir şiirde var. baba, babacığım, alçak herif / seninle işim bitti.cumartesi'de herkesin bildiği şu nilgün dizeleri var "ey iki adımlık yerküre / senin bütün arkabahçelerini / gördüm ben.

nilgün marmara'nın kırmızı kahverengi defter / telos kitabının toparlanmasına yardımcı olmuştum. gülseli'nin kitabın önsözünde "heyecanlarıyla katkıda bulundu" dediği gençlik benim. diğer bir şansımda bu şairin ben de elyazma bir şiirinin bulunması.

amerikan şiiri denince hemen aklıma Ginsberg geliyor. "amerika al şu atom bobbasınıda kıçına sok " ve amerikan romanın başlangıcı; saat gece 2 ve ben 42. caddede yürüyorum. ve liseli şairi denilen Edward Estlin CUMMINGS. Seni diğerlerinden farksız yapmaya / Bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada / Kendin olarak kalabilmek / Dünyanın en zor savaşını vermek demektir.

Walt Whitman ' ın çimen yaprakları kitabının çevirisini yapanlardan biri de bülent ecevit. sayın ecevit'in böyle bir şiir çevirisi grubunda, oluşumunda olması ne güzel! . diğer çevirmenler ise i. berk can yücel ve orhan burian...diye gidyor. bugünlerde ilhan berk'in "kanatlı at" adlı söyleşilerinden oluşan bir kitap okuyordum. i. berk'in ece ayhan'la, cahit ırgat'la, iskender savaşır ve orhan koçak'la yaptığı söyleşiler müthiş...

ve amerikan bohem diye bilinen bukowski'si de şiirler yazıyor. ferrelli onun gerçek hayatını bir film yapmış. filimde ornella mutti -yazılışı böyle olmayabilir- de oynuyor. kahraman bir yarı deli adamla los a.'ta oturuyor. elindeki viskiyi ona uzatırken, "delilik bu!" diyor. yanındaki de alkol boyutunda yaşayan biri olarak "evet delilik" deyip viskiden içiyor. filmin başlangıcında bukowski bir şiir festivalinde sahnede şiir okuyor. şöyleydi şiir hatırladığım kadarıyla ; stil herşeyin karşısındadır. / çok köpek gördüm, bir stili vardı/ ve çok insan gördümki stilleri yok / stil herşeyin karşısındadır. filmi bulup izlerseniz onun yalnızca bohemyn rapsodi içinde saçmalayan, sayıklayan, şehvet düşkünü basit bir şair olmadığını, okuduğunu, şiiri ve edebiyatı bildiğini göreceksiniz. yani bukowski artist değil.

d.thomas'ı "anne ben bbarbar mıyım?" kitabında lale müldür' de çevirmiş. küçük bir alıntı da olsa lale müldür'ün l. cohen, bob dylan, dylan thomas, deep purple, pink floyd gibi isim ve müzik gruplarını çevirise müthiş olacağından eminim. o ruhu yaşamış bir rocer olarak.

şimdilerde, şimdilerin özgürlük oluşumunda edebiyatımızdaki en önemli sorumlardan biri şiir çevirileridir. usta şair celal gözütok ile konuşurken "onların yazdıkları çeviri kokuyor." demişti. bu da başka bir sorun. ben kişisel olarak, çeviriye getirebileceğim deneysel bir boyutu yansıtmak için w. blake çevirisi yapıp, mevsimsiz okurlarıyla paylaştım. dost körpe'den söz ederken şiirin ruhunu öteki dilde yansıtan özel bir çevirmen demiştim. keşke sylvia plat gibi dünya edebiyatını kuramsal olarak da etkilemiş, çağcıl şiirleriyle okuru çarpmış. aile- baba -anne- koca- aşk-intihar gibi aitlik kavramları çağın acılarıyla şiirlendirip okuru çarpan bir şairin ruhunu içtenliğini yansıtabilecek bir çeviriyle dilimize kazandırılsa. ş. altınel'in ve roni marguiles'in ted huges, philiph larkin gibi bizim için yeni bir şiir sayılabilecek şairleri dilimize kazandırmaları ne güzel... ve yine şavkar altınel'in oğlak yayınlarından çıkan "kuzeyde bir adadan" ing şiiri antolojisini okumanızı isterim. saygı,

ve ışık ve sevgiyle

levent karataş.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 02 03 2006 - 21:41
İleti #27


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



18 NİSAN

Sylvia Plath

bütün geçmiş dünlerimin yapışkan pisliği
kafatasımın içindeki boşlukta kokuşur

ve eğer midem açıklanamayan bir olaydan dolayı burulsaydı
hamilelik ya da kabızlık gibi

Seni hatırlamazdım

veya bir yeşil peynirden ay gibi ender olan uykudan
menekşe yaprakları kadar besleyici olan yiyecekten
bütün bunlardan dolayı

ve birkac öldürücü çimen avlusu içinde
göğün ve ağaç tepelerinin birkaç küçük boşluğunda

bir gelecek kayboldu dün
alacakaranlıkta bir tenis topu kadar
kolayca ve birdaha ele geçemeyecek biçimde

Çeviren: Vehbi Taşar

APRIL 18

Sylvia Plath

the slime of all my yesterdays
rots in the hollow of my skull
and if my stomach would contract
because of some explicable phenomenon
such as pregnancy or constipation
I would not remember you
or that because of sleep
infrequent as a moon of greencheese
that because of food
nourishing as violet leaves
that because of these
and in a few fatal yards of grass
in a few spaces of sky and treetops
a future was lost yesterday
as easily and irretrievably
as a tennis ball at twilight
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 03 03 2006 - 13:02
İleti #28


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



AY VE PORSUK AĞACI
Sylvia Plath

Bu aklın ışığı, soğuk ve gezegensel
Aklın ağaçları kara. Işık mavi.
Çimenler kederlerini ayaklarıma boşaltıyorlar sanki ben Tanrıymışım gibi
Ayak bileklerime batıyorlar alçakgönüllülüklerini mırıldanaraktan
Pis kokulu dumanlı ruhsal buğular yaşıyor bu yerde.
Evimden bir sıra mezar taşlarıyla ayrılmış.
Nereye ulaşılacağını bir türlü göremiyorum.

Ay kapı degil. Kendi başına bir yüz,
Parmak boğumları gibi beyaz ve son derece sinirli.
Denizi arkasından çekiyor karanlık bir cürüm gibi; sessiz
O-şeklinde tüm bir ümitsizlikle. Ben burada yaşıyorum.
Pazar günü iki defa çanlar göğü şaşırtır—
Yeniden dirilmeyi kanıtlayan sekiz tane büyük dil
Sonunda, aklı başında bir şekilde gongla çalarlar isimlerini.

Porsuk ağacı parmağını yukarıya doğru çevirir, Gotik bir şekli var.
Gözler kalkarlar onu takip ederek ve bulurlar ayı.
Ay benim annem. Mary gibi tatlı değil.
Mavi giysileri küçük yarasaları ve baykuşları yerinden oynatır.
Ne kadar çok isterim yumuşak başlılığa inanmayı –
Mumlarla kibarlaştırılmış nefret edilen bir insan maskesi,
Eğilen, özellikle bana doğru, yumuşak gözleri.

Çok uzağa düştüm. Bulutlar çiçek açıyor
Mavi ve esrarlı yıldızların yüzünde
Kilisenin içinde, azizler hep mavi olacak,
Soğuk sıraların üstünde hassas ayakları üzerinde yüzerekten
Elleri ve yüzleri kutsallıklan katılaşmış.
Ay bunların hiçbirisini görmüyor. Kafası dazlak ve vahşi bir kadın.
Ve porsuk ağacının mesajı karanlık- karanlık ve sükut.

Çeviren: Vehbi Taşar

Sylvia Plath’in çocukluğu ve annesi (ay) ve babası (porsuk ağacı) hakkında yazdığı bu şiirdeki sembolleri daha iyi anlamak için, çok kısa süren hayat öyküsünü okumanızı öneririm.
Saygılarımla,
Vehbi

The Moon and the Yew Tree
By Sylvia Plath

This is the light of the mind, cold and planetary
The trees of the mind are black. The light is blue.
The grasses unload their griefs on my feet as if I were God
Prickling my ankles and murmuring of their humility
Fumy, spiritous mists inhabit this place.
Separated from my house by a row of headstones.
I simply cannot see where there is to get to.

The moon is no door. It is a face in its own right,
White as a knuckle and terribly upset.
It drags the sea after it like a dark crime; it is quiet
With the O-gape of complete despair. I live here.
Twice on Sunday, the bells startle the sky --
Eight great tongues affirming the Resurrection
At the end, they soberly bong out their names.

The yew tree points up, it has a Gothic shape.
The eyes lift after it and find the moon.
The moon is my mother. She is not sweet like Mary.
Her blue garments unloose small bats and owls.
How I would like to believe in tenderness -
The face of the effigy, gentled by candles,
Bending, on me in particular, its mild eyes.

I have fallen a long way. Clouds are flowering
Blue and mystical over the face of the stars
Inside the church, the saints will all be blue,
Floating on their delicate feet over the cold pews,
Their hands and faces stiff with holiness.
The moon sees nothing of this. She is bald and wild.
And the message of the yew tree is blackness - blackness and silence.





Go to the top of the page
 
+Quote Post
LEKA
mesaj 03 03 2006 - 14:52
İleti #29


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 159
Katılım: 26 05 05
Üye No: 1,297



çevilerinizi okudum. oldukça iyiler. pislik yerine "bok" derdim ben olsam. çevirilerde çok düşündüğüm şeylerden biri de dilin eskileştirilmesi yani eski sözcüklerin kullanılması. kelime yerine sözcük kullanılmalı örneğin. ve yeni şiiri, şimdilerde yazılan şiirin dilde vardığı nokta da çevirilerde önemli. eskiden pink floyd ve deep purple müzik gruplarının şarkı sözlerini türkçe olarak okurken "ne zaman bizde de böyle özgür bir dil oluşacak" diye düşünmüştüm... ya da biri bana "siz yaratıcı bir türkçe konuşuyorsunuz " demişti. ben çevirilerde de yaratıcı, yalın bir dilin kullanılması gerektiği görüşündeyim. elbette bu noktalara yalnız başıma varmadım. ama baba düşünce hep bana ait oldu. hatta ben kimi kimi bunu yapamıyorum....
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 03 03 2006 - 15:02
İleti #30


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Elimden geldiği kadar şairin diline sadık kalmaya çalışıyorum. Eğer şair “shit” sözcüğünü kullansaydı, onu “bok” olarak çevirirdim. Fakat, “slime” sözcüğü yapışkan bir pislik, bok değil. O yüzden bok demedim.
Bazı sözcuklerin öz Türkçe anlamlarını bulmakta güçlük çekiyorum. Örneğin, “awe” huşu demek. Başka sözcükler varsa da hiçbirisi huşu ya tam olarak uymuyor.
Saygılar,
Vehbi
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Birten
mesaj 03 03 2006 - 15:22
İleti #31


MevsimSiz


Grup: Banned
İleti: 1,441
Katılım: 17 06 05
Üye No: 1,339



Siir cevirmek zor cok zor bir calisma. Anlayabildigim kadariyla bayagi basarilisiniz.

Yureginize saglik Vehbi....
Go to the top of the page
 
+Quote Post
LEKA
mesaj 03 03 2006 - 16:04
İleti #32


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 159
Katılım: 26 05 05
Üye No: 1,297



yorum gerektiren çeviriler olabilir. "ve bok gibi genciz genciz genciz" l. m. o kadar yerindeki. o şiirde de yerinde olabilir. bu, altıntı, bir çeviri değil, türkçe bir şiir. ama plath kafatasının içindeki yapışkan pislik derken bok" tan sözediyor bence, türkçesi bok. huşu türkçede de çok güzel bir sözcük...huşu...

ilgili değil konuyla ama 28 şubat sürecinden önce kuzguncuk parkının yanında, deniz kıyısında olan camide ikindi namazı kılmıştım. saklanmış. çıkışta caminin sorumlusu karı-koca bir güzel eşle karşılaştım. işin kötü tarafı bu cami sonraları kurtlar vadi'sinde kullanıldı. bu anıyı yazarken, huşu günleri... huşu... diye başlamıştım yazmaya. ben hu'yu da severim. huşu da.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 03 03 2006 - 20:53
İleti #33


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



SEVGİ ARDINDAN SEVGİ
Derek Walcott

Birgün gelecek
Heyecanla
karşılayacaksın
Kendini
Kendi kapında, birbirinize
Güleceksiniz ve hoş geldin diyeceksiniz senin aynanda,

Ve otur buraya yemek yiyelim birlikte diyeceksin.
Tekrar seveceksin bir zamanlar sen olan bu yabancıyı.
Şarap ikram et, ekmek ikram et. Ver kalbini ona,
Seni bir zamanlar seven yabancıya

Bütün ömrün boyunca başka birisi için ihmal ettiğin,
Fakat seni yürekten tanıyan ona.
Aşk mektuplarını indir kitap rafından aşağıya,

Fotoğrafları, ümitsiz notları,
Aynadan kendi imajını sıyır.
Otur. Ziyafet çek kendine kendi hayatınla.

Çeviren: Vehbi Taşar


LOVE AFTER LOVE

By Derek Walcott

The time will come
when, with elation
you will greet yourself arriving
at your own door, in your own mirror
and each will smile at the other's welcome,
and say, sit here. Eat.
You will love again the stranger who was your self.
Give wine. Give bread. Give back your heart
to itself, to the stranger who has loved you
all your life, whom you ignored
for another, who knows you by heart.
Take down the love letters from the bookshelf,
the photographs, the desperate notes,
peel your own image from the mirror.
Sit. Feast on your life.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 05 03 2006 - 22:59
İleti #34


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



SİS
Carl Sandburg

Sis küçük kedi ayaklarıyla
Gelir.

Oturur bakaraktan
Limanın ve şehrin tepesinden
sessiz kalçalar üzerinden
Ve sonra ilerler.

Çeviren: Vehbi Taşar

Fog
Carl Sandburg

The fog comes
on little cat feet.

It sits looking
over harbor and city
on silent haunches
and then moves on.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
bun çağrıştar
mesaj 06 03 2006 - 19:59
İleti #35


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 3,805
Katılım: 12 12 04
Nereden: uzak...
Üye No: 1,031




EKONOMİK GÜVE


Ekonomik güve
nirlik bir neme
ne bahane

dir
kul

lanılır önce
likle o bönce
heriflerce

kıçı koymak için
önüne gövdenin


Edward Estlin CUMMINGS

Çeviri: Suphi Aytimur

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 09 03 2006 - 22:39
İleti #36


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



DÜRTÜ
Robert Frost

Çok yalnızdı bir kadın için orası,
Ve cok vahşiydi,
Ve sadece ikisiydi yapayalnız,
Ve çocuksuz,

Evde az iş vardı,
Boş zamanı çoktu,
Ve adamın peşinden giderdi nerde sürdüyse sabanı,
Veya nerde kestiyse ağacı.

Bir kütükte oturup dinlenir ve havaya savururdu
Taze talaşları,
Yalnızca kendine söylediği bir şarkı
Dudaklarındaydı.

Ve bir keresinde dal kırmaya gittiğinde
Kara kızılağaçtan.
O kadar geride kaldı ki duymadı
Adam çağırdığı zaman-

Ve cevaplamadı—konuşmadı—
Veya geri dönmedi.
Dikildi orada, ve sonra koştu ve saklandı
Eğrelti otlarının arasında.

Adam hiçbirzaman bulamadı onu, baktıysa da
Heryere,
Ve annesinin evinde sordu
Oradamıydı?

Tıpkı böyle ani ve çabuk ve fazla bir yük olmadan
Bağlar kırıldı,
Ve öğrendi adam varlığını
Mezardan başka kesinliklerin.

Çeviren: Vehbi Taşar





The Impulse

by Robert Frost

It was too lonely for her there,
And too wild,
And since there were but two of them,
And no child,

And work was little in the house,
She was free,
And followed where he furrowed field,
Or felled tree.

She rested on a log and tossed
The fresh chips,
With a song only to herself
On her lips.

And once she went to break a bough
Of black alder.
She strayed so far she scarcely heard
When he called her-

And didn't answer--didn't speak--
Or return.
She stood, and then she ran and hid
In the fern.

He never found her, though he looked
Everywhere,
And he asked at her mother's house
Was she there.

Sudden and swift and light as that
The ties gave,
And he learned of finalities
Besides the grave.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 10 03 2006 - 05:56
İleti #37


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



BÖYLE AYRI DURMALIYIZ
Emily Dickinson

Böyle ayrı durmalıyız,
Sen orada, ben burada,
Kapı azıcık aralık
Ki okyanuslar var,
Ve dua,
Ve o, soluk gıda,
Ümitsizlik!

Çeviren: Vehbi Taşar

SO WE MUST KEEP APART
By Emily Dickinson

So we must keep apart,
You there, I here,
With just the door ajar
That oceans are,
And prayer,
And that, pale sustenance,
Despair!

Emily Dickinson





Bu ileti Vehbi tarafından 10 03 2006 - 05:58 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 11 03 2006 - 19:51
İleti #38


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



AİLE
Mary Oliver

Ormanların kara şeyleri
Mağaralarından çıkıyorlar
Adalelerini kasarak.

Meyve bahçesinde otlarlar,
Sarı odalarımızın etrafında
Az az deniz çimenleri yerler,

Ve ne yaptığımızı görmek için
Arasıra içeri bakarlar
Hâla bizi tanıyorlarmı diye,

Onları işitiriz, ya da işittiğimizi sanarız:
Ayışığını yalayan hayvan burnu,
Elmadaki diş,

Ateşe bir kütük daha at;
Mozart tekrar pikapta,
Hala bir üzüntü var ortada

Bizimle odada.
Geriye döneriz rüyalarımızda
Mağarayı hatırlarız.

Veya onlar bizi ziyarete gelirler.
Müziği de severler.
Yaprakları birlikte yeriz.

Onlar erkek kardeşlerimiz.
Onlar birzamanlar kaçtığımız
Ailemiz.

Çeviren: Vehbi Taşar


The Family
by Mary Oliver

The dark things of the wood
Are coming from their caves,
Flexing muscle.

They browse the orchard,
Nibble the sea of grasses
Around our yellow rooms,

Scarcely looking in
To see what we are doing
And if they still know us.

We hear them, or think we do:
The muzzle lapping moonlight,
The tooth in the apple.

Put another log on the fire;
Mozart, again, on the turntable,
Still there is a sorrow

With us in the room.
We remember the cave.
In our dreams we go back

Or they come to visit.
They also like music.
We eat leaves together.

They are our brothers.
They are the family
We have run away from.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 21 03 2006 - 23:50
İleti #39


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Cevaplar

Niye seyahat ettin?
Çünkü ev soğuktu.
Niye seyahat ettin?
Çünkü güneşin doğuşu ve batışı arasında ben her zaman seyahat ederim.
Ne giydin?
Mavi elbise, beyaz gömlek, sarı kıravat ve sarı çoraplar.
Ne giydin?
Hiçbirsey giymedim. Acıdan bir kaşkol beni sıcak tuttu.
Kiminle yattın?
Her gece başka bir kadınla yattım.
Kiminle yattın?
Yalnız yattım. Ben her zaman yalnız yattım.
Ne diye bana yalan söyledin?
Her zaman doğru söylediğimi sandım.
Ne diye bana yalan söyledin?
Çünkü gerçek başka hiçbirşey gibi yalan söylemez ve ben gerçeği severim.
Niçin gidiyorsun?
Çünkü hiçbirşey benim için çok şey demek artık.
Niçin gidiyorsun?
Bilmiyorum. Hiç bir zaman bilmedim.
Ne kadar bekleyeyim seni?
Beni bekleme. Yoruldum ve yatmak istiyorum.
Yoruldun ve yatmak mı istiyorsun?
Evet, yoruldum ve yatmak istiyorum.

Mark Strand

Çeviren: Vehbi Taşar


Answers

Why did you travel?
Because the house was cold.
Why did you travel?
Because it is what I have always done between sunset and sunrise.
What did you wear?
I wore a blue suit, a white shirt, yellow tie, and yellow socks.
What did you wear?
I wore nothing. A scarf of pain kept me warm.
Who did you sleep with?
I slept with a different woman each night.
Who did you sleep with?
I slept alone. I have always slept alone.
Why did you lie to me?
I always thought I told the truth.
Why did you lie to me?
Because the truth lies like nothing else and I love the truth.
Why are you going?
Because nothing means much to me anymore.
Why are you going?
I don't know. I have never known.
How long shall I wait for you?
Do not wait for me. I am tired and I want to lie down.
Are you tired and do you want to lie down?
Yes, I am tired and I want to lie down.

Mark Strand


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 22 03 2006 - 06:11
İleti #40


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



YENİ ŞİİRİN EL KİTABI

1 Eğer bir adam bir şiiri anlıyorsa
2 Eğer bir adam bir şiirle yaşıyorsa,
o adam yalnız ölecektir.

3 Eğer bir adam iki şiirle yaşıyorsa,
Birisine sadık kalmayacaktır.

4 Eğer bir adam bir şiire gebe kalıyorsa,
bir çocuğu eksik olacaktır.

5 Eğer bir adam iki şiire gebe kalıyorsa,
iki çocuğu eksik olacaktır.

6 Eğer bir adam yazarken başına taç giyiyorsa,
o adamın taç giydiği ortaya çıkacaktır.

7 Eğer bir adam yazarken başına taç giymiyorsa,
kendinden başka hiç kimseyi aldatmayacaktır.

8 Eğer bir adam bir şiire öfkeleniyorsa,
adamlar tarafından horlanacaktır.

9 Eğer bir adam bir şiire öfkelenmeye devam ediyorsa,
kadınlar tarafindan horlanacaktır.

10 Eğer bir adam halk içinde bir şiire hakaret ediyorsa,
ayakkabıları çişle dolacaktır.

11 Eğer bir adam kuvvet için şiirden vazgeçiyorsa,
fazla miktarda kuvvet kazanacaktır.

12. Eğer bir adam şiirleriyle övünüyorsa,
aptallar tarafından sevilecektir.

13 Eğer bir adam şiirleriyle övünüyor ve aptalları seviyorsa,
artık şiir yazmayacaktır.

14 Eğer bir adam şiirleri sayesinde şiddetli bir ilgi çekeceğini sanıyorsa,
ayışığında erkek bir eşek gibi olacaktır.

15 Eğer bir adam şiir yazıyor ve bir dostun şiirini övüyorsa,
güzel bir metresi olacaktır.

16 Eğer bir adam şiir yazıyor ve bir dostun şiirini çok övüyorsa,
metresini kaçıracaktır.

17 Eğer bir adam başka birinin şiirine sahip çıkıyorsa,
yüreğinin büyüklüğü iki misli olacaktır.

18 Eğer bir adam şiirlerini çıplak bırakıyorsa,
ölümden korkacaktır.

19 Eğer bir adam ölümden korkuyorsa,
şiirleri onu kurtaracaktır.

20 Eğer bir adam ölümden korkmuyorsa,
şiirleri onu kurtarabilir veya kurtarmayabilir.

21 Eğer bir adam bir şiiri bitiriyorsa,
hırsının yazısız dümen suyunda banyo yapacak
ve beyaz kağıt tarafından öpülecektir.

Mark Strand,
dertleri olacaktır.

Çeviren Vehbi Taşar bütün bunlara ilavaten der ki:

22 Eğer bir adam şiir tercüme ediyorsa,
yukardaki rakamlar ikiyle çarpılacaktır.

23. Eğer bir adam kendi şiirlerini tercüme ediyorsa,
yukardaki rakamlar dörtle çarpılacaktır.


NOT: 1937 yılında Kanada’nın Prens Edvard adasında doğan Mark Strand, halen yaşayan üne kavuşmuş Amerikan şairlerinden birisidir. Şiirlerinin Brezilya’lı şair Carlos Drummond de Andrade’ den çok etkilendiği söylenir.
Saygılarımla,

Vehbi


The New Poetry Handbook
By Mark Strand

1 If a man understands a poem
2 If a man lives with a poem,
he shall die lonely.

3 If a man lives with two poems,
he shall be unfaithful to one.

4 If a man conceives of a poem,
he shall have one less child.

5 If a man conceives of two poems,
he shall have two children less.

6 If a man wears a crown on his head as he writes,
he shall be found out.

7 If a man wears no crown on his head as he writes,
he shall deceive no one but himself.

8 If a man gets angry at a poem,
he shall be scorned by men.

9 If a man continues to be angry at a poem,
he shall be scorned by women.

10 If a man publicly denounces poetry,
his shoes will fill with urine.

11 If a man gives up poetry for power,
he shall have lots of power.

12 If a man brags about his poems,
he shall be loved by fools.

13 If a man brags about his poems and loves fools,
he shall write no more.

14 If a man craves attention because of his poems,
he shall be like a jackass in moonlight.

15 If a man writes a poem and praises the poem of a fellow,
he shall have a beautiful mistress.

16 If a man writes a poem and praises the poem of a fellow overly,
he shall drive his mistress away.

17 If a man claims the poem of another,
his heart shall double in size.

18 If a man lets his poems go naked,
he shall fear death.

19 If a man fears death,
he shall be saved by his poems.

20 If a man does not fear death,
he may or may not be saved by his poems.

21 If a man finishes a poem,
he shall bathe in the blank wake of his passion
and be kissed by white paper.


Mark Strand,
he shall have troubles.



Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 22 03 2006 - 23:34
İleti #41


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994




KUR YAPMAK
Mark Strand

Sevdiğiniz bir kız vardır, bu yüzden ona söylersiniz
penisiniz büyüktür, fakat kendinize
kullandırttıramazsınız onu, talepleri gülünçtür, dersiniz,
hatta kendi kendisine zarar verecek kadar, fakat şereflendirilmek
nasılsa, kısaca, göze gözükmeden karanlıkta.

Gözlerini kapattığı zaman tiksintiden,
söylediklerinizin hepsini geri alırsınız . Ona dersiniz, siz kendiniz
neredeyse bir kızsınız ve anlayabiliyorsunuz niçin şoke olduğunu.
Tam yürüyüp gidecekken, ona
penisiniz yoktur dersiniz ve bilmiyorsunuz

aklınız neredeydi. Dizlerinizin üzerinde çökersiniz.
Aniden eğilir öpmek için omzunuzu ve anlarsınız
doğru izdesiniz. Çocuklar yapmak istersiniz
ve bu nedenle, dersiniz ona, kafanız karışmış gibi gözükürsünüz.
Alnınızı kırıştırırsınız ve doğduğunuz güne küfür edersiniz.

Sizi yatıştırmaya çalışır, fakat siz kontrolu kaybedersiniz.
Kilotuna uzanırsınız ve af dilersiniz bunu yaparken.
O kıvranır ve siz bir kurt gibi ulursunuz.
Şiddetli arzunuz anıtsal gözükür. Biliyorsunuz ona sahip olacaksınız.
Fırtınaya tutulmuş, evleneceğiniz kızdır o.

Çeviren: Vehbi Taşar


COURTSHIP
By Mark Strand

There is a girl you like so you tell her
your penis is big, but that you cannot get yourself
to use it. Its demands are ridiculous, you say,
even self-defeating, but to be honored, somehow,
briefly, inconspicuously in the dark.

When she closes her eyes in horror,
you take it all back. You tell her you're almost
a girl yourself and can understand why she is shocked.
When she is about to walk away, you tell her
you have no penis, that you don't

know what got into you. You get on your knees.
She suddenly bends down to kiss your shoulder and you know
you're on the right track. You tell her you want
to bear children and that is why you seem confused.
You wrinkle your brow and curse the day you were born.

She tries to calm you, but you lose control.
You reach for her panties and beg forgiveness as you do.
She squirms and you howl like a wolf. Your craving
seems monumental. You know you will have her.
Taken by storm, she is the girl you will marry.

Mark Strand


Bu ileti Vehbi tarafından 22 03 2006 - 23:40 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 24 03 2006 - 06:05
İleti #42


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



YAZ ORTASI, TOBEYGO
Derek Walcott

Geniş güneş-taşlı kumsallar.

Beyaz sıcak.
Yeşil bir ırmak.

Bir köprü,
kavrulmuş sarı palmiyeler

yaz-uykusunun evinden
Ağustos boyunca uyuyan.

Tuttuğum günler,
kaybettiğim günler,

büyüyüp sığmayan günler, kız çocukları gibi,
koruyucu liman-kollarıma.

Çeviren: Vehbi Taşar

MIDSUMMER, TOBAGO
Derek Walcott

Broad sun-stoned beaches.
White heat.
A green river.
A bridge,
scorched yellow palms
from the summer-sleeping house
drowsing through August.
Days I have held,
days I have lost,
days that outgrow, like daughters,
my harbouring arms.

Bu ileti Vehbi tarafından 24 03 2006 - 06:09 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 13 04 2006 - 22:05
İleti #43


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



MARTİNİ

Ben bir martini isterim.
En fazla iki tane olabilir.
Üçten sonra masanın altındayım,
dörtden sonra ev sahibimin.

Dorothy Parker (1893-1967)
Çeviren: Vehbi Taşar


Martini
By Dorothy Parker

I like to have a martini.
Two at the very most.
After three I'm under the table,
after four I'm under my host.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 14 04 2006 - 02:35
İleti #44


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994




AMAN KAPTAN! BENİM KAPTAN!
Walt Whitman (1819-1892)

Aman Kaptan! benim Kaptan! korkulu gezimiz bitti;
Gemi her fırtınaya dayandı, peşinden koştuğumuz ödül bizim oldu;
Liman yakın, çanları duyuyorum, bütün insanlar sevinçten havalara uçuyor,
Gözler sallanmayan geminin omurgasını izlerken, tekne zalim ve yürekli:
Fakat Ey Yürek! Yürek! Yürek!
Ey kanayan kızıl damlalar,
Kaptanım orda güvertede yatıyor,
Yere düşmüş soğuk ve ölü.

Aman Kaptan! benim Kaptan! kalk ve çanları dinle;
Kalk- bayrak senin için savruluyor- senin için borazanın titrek sesi;
Senin için çiçek demetleri, şeritli çelenkler- senin için sahiller, kalabalıklaştı;
Senin için bağırıyorlar, sallanan kalabalıklar, hevesli yüzleri sana dönerek;
İşte Kaptan, sevgili babamız!
Başının altındaki bu kol;
Güvertede bir rüya olmalı,
Sen yere düşmüşsün soğuk ve ölü.

Kaptanım cevap vermiyor, dudakları soluk ve sakin;
Babam kolumu hissetmiyor, ne nabzı var ne de iradesi;
Bu gemi demirlenmiş salim ve emin, yolculuğu kapandı bitti;
Korkulu geziden geri geliyor zafer gemisi, kazandığı amacıyla;
Sevinsin Ey sahiller, ve çalsın Ey çanlar!
Fakat ben mahzun adımla,
Yürüyorum Kaptanımın yattığı güvertede,
Yere düşmüş soğuk ve ölü.

Çeviren: Vehbi Taşar

Not: Walt Whitman bu ünlü şiirini Amerikan iç savaşını kazandıktan sonra katledilen başkan Abraham Lincoln için yazmıştır.



O Captain! My Captain!
by Walt Whitman


O CAPTAIN! my Captain! our fearful trip is done;
The ship has weather'd every rack, the prize we sought is won;
The port is near, the bells I hear, the people all exulting,
While follow eyes the steady keel, the vessel grim and daring:
But O heart! heart! heart!
O the bleeding drops of red,
Where on the deck my Captain lies,
Fallen cold and dead.


O Captain! my Captain! rise up and hear the bells;
Rise up--for you the flag is flung--for you the bugle trills;
For you bouquets and ribbon'd wreaths--for you the shores a-crowding;
For you they call, the swaying mass, their eager faces turning;
Here Captain! dear father!
This arm beneath your head;
It is some dream that on the deck,
You've fallen cold and dead.


My Captain does not answer, his lips are pale and still;
My father does not feel my arm, he has no pulse nor will;
The ship is anchor'd safe and sound, its voyage closed and done;
From fearful trip, the victor ship, comes in with object won;
Exult, O shores, and ring, O bells!
But I, with mournful tread,
Walk the deck my Captain lies,
Fallen cold and dead.



Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 16 04 2006 - 11:06
İleti #45


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994




ACI ÇEKMEK

Acının bir öğesi boşluktur,
Hatırlayamaz
Ne zaman başladığını, veya varmıydı birgün
Olmadığı.

Geleceği yoktur kendisinden başka,
Sonsuz diyarlarında var olan
Geçmişi, aydınlatılmış kavramak için
Acının yeni dönemlerini.

Emily Dickinson (1830-1886)
Çeviri: Vehbi Taşar

PAIN

Pain has an element of blank;
It cannot recollect
When it began, or if there were
A day when it was not.

It has no future but itself,
Its infinite realms contain
Its past, enlightened to perceive
New periods of pain.

Emily Dickinson (1830-1886)
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 18 04 2006 - 12:02
İleti #46


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



BİR TELEFON DİREĞİNİN ALTINDA
Carl Sandburg

Ben bakır bir telim havaya asılmış,
İnce yapılı güneşe karşı açık bir gölge çizgisi bile yapmam.
Gece gündüz şarkı söylerim- vızıldayarak ve tıngırdayarak:
Aşktır ve savaş ve para; dövüşmektir ve gözyaşları, iş ve istek,
İçimden geçen erkekler ve kadınların ölüm ve kahkahaları, konuşmalarınızın taşıyıcısı,
Yağmurda ve damlayan yaşlıkta, şafakta ve kuruyan parlaklıkta,
Bir bakır tel.

Çeviren: Vehbi Taşar

UNDER A TELEPHONE POLE
Carl Sandburg

I am a copper wire slung in the air,
Slim against the sun I make not even a clear line of shadow.
Night and day I keep singing- humming and thrumming:
It is love and war and money; it is the fighting and the tears, the work and want,
Death and laughter of men and women passing through me, carrier of your speech,
In the rain, and the wet dripping, in the dawn and the shine drying,
A copper wire.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 23 04 2006 - 18:47
İleti #47


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



GÜL İÇİN
Philip Levine (1928- )

Üç hafta önce, 27 sene evvel Ekrın, Ohayo’ya
gitmek için bir otobüse bindiğim aynı sokağın köşesine
tekrar gittim, fakat birkaç beton insaat blokuyla,
dağılan bira tenekeleri ve kırılmış şişelerin arasında,
terkedilmiş bir otelin arkasındaki boş manzaraya bakan
yalnız bir tane boş park yeri vardı.
Ekrın hâla oradamıydı diye merak ettim
yüzlerce mil güneyde Ohayo’nun küçük, âdi
ağaçları arasında saklanan bir şehir, o kadar olgunlaşmış ki
yenilginin kokusuyla, vatandaşları boyları, cinsiyetleri,
gelirleri ve herşeyin önceden var olan durumu hakkında
yalan söylediler. Bütün bir Cumartesiyi geçirdim
orada, benden yirmi paund daha ağır bir
adamın keşmir elbisesinde saklanarak,
ve hiçbirzaman jeketin düğmelerini
iliklemedim. Hatırlıyorum birisi
birisiyle evleniyordu, fakat yalnız gelinin
babası ve annesi çıktılar linolyum dans pistine ve
eğildiler birbirlerine azarlanmış okul çocukları gibi,
ne bulabildiysem içtim ve tek başıma geri döndüm terminale
ve sarhoşların ve dulların arasında uyukladım
şafak sökünceye doğru ilk önce kuzey.
Ne yapıyordum Ekrın, Ohayo’da,
1951’in hastalanmış çiftlikleri arasında
yavasça inleyip ve en sonunda US 24 üzerinde
Ruj fabrikasının ufuğu mahvettiği yapışkan cehennem
havasına giren bir otobüsü bekleyerek? Getrüd Ştayn’ın
ayaklarının altında Paris’te olabilirdim,
sonradan bir prenses
tarafından bulunan ve ismi bir iş ortaklığı
ya da bir Yahudi kahramanına ithafen
konulan küçük Musa gibi
berrak bir derenin kamışları
arasında sürüklenebilirdim.
Yanlış yılda
ve yanlış yerde doğdum, ve yolumu
o kadar yavaş ve o kadar kötü yürüdüm ki
hatırlıyorum her bir dönemeci,
ve her birisi geçmiş bir gül gibi kokuyor,
sarı, Amerikalı, güzel, ve hakiki.

Çeviri: Vehbi Taşar

NOT: Bu şiir seneler önce Detroit şehrinde öğrenci iken Amerika’da cebimden para verip de ilk defa olarak
satın aldığım şiir kitabının içinden düştü. Sanırım sene 1976 ya da 1977 idi. Kitabın ismi “The Names of the Lost”,
yani, Koybolmuşların İsimleri. Yazarı ise Detroit de doğmuş bir Amerikan yahudisi olan Philip Levine dir. Fakat bu
şiir, kitabın içinde basılı değildi. 1980 li yılların başında abone olduğum New Yorker dergisi Philip Levine’in
yukardaki şiirini basmış. O sıralarda ben Boston’da yaşarken onu itinayla bu mecmuadan makasla kesip, bu kitabın içine
koymuşum. Bugün ilk defa olarak düştü sayfalarının arasından. Yıllar sonra Philip Levine le bir kere daha karşı karşıya
geldim. 1990 lı yılların başında, Fresno’da üniversite’de İngiliz şiiri edebiyatı profesörü olmuş epeyce yaşlanmıştı. Şimdi
nerededir bilmem. Yukardaki şiir Yahudi olsun, Türk olsun, Amerika’ya göçme deneyiniminin acılarını ve yalnızlığını
dile getirmesi açısından benim çok değer verdiğim bir şiirdir.
Saygılarımla,
Vehbi




ONE FOR THE ROSE
By Philip Levine (1928- )

Three weeks ago I went back
to the same street corner where
27 years ago I took a bus for Akron,
Ohio, but now there was only one blank space
with a few concrete building blocks
scattered among the beer cans
and broken bottles and a view of
the blank backside of an abandoned hotel.
I wondered if Akron was still down there
hidden hundreds of miles south among
the small, shoddy trees of Ohio,
a town so ripe with the smell
of defeat that its citizens lied
about their age, their height, sex,
income, and previous condition
of anything. I spent all of a Saturday
there, disguised in a cashmere suit
stolen from a man twenty pounds
heavier than I, and I never unbuttoned
the jacket. I remember someone
married someone, but only the bride’s
father and mother went out
on the linoleum dance floor and leaned
into each other like whipped school kids,
I drank whatever I could find and made
my solitary way back to the terminal
and dozed among the drunks and widows
toward dawn and the first thing north.
What was I doing in Akron, Ohio,
waiting for a bus that groaned slowly
between the sickened farms of 1951
and finally entered the smeared air
of hell on U.S 24 where the Rouge plant
destroys the horizon? I could have been
in Paris at the foot of Getrude Stein,
I could have been drifting among
the reeds of a clear stream,
like the little Moses, to be found
by a princess and named after a conglomerate
or a Jewish hero. Instead, I was born
in the wrong year and in the wrong place,
and I made my way so slowly and badly
that I remember every single turn,
and each one smells like an overblown rose,
yellow, American, beautiful, and true.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
günsu
mesaj 24 04 2006 - 20:37
İleti #48


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 621
Katılım: 10 04 06
Üye No: 2,162



my sweet old etcetera

my sweet old etcetera
aunt lucy during the recent

war could and what
is more did tell you just
what everybody was fighting

for,
my sister

isabel created hundreds
(and
hundreds) of socks not to
mention shirts fleaproof earwarmers

etcetera wristers etcetera, my
mother hoped that

i would die etcetera
bravely of course my father used
to become hoarse talkig about how it was
a privilege and if only he
could meanwhile my


self etcetera lay quietly
in the deep mud et

cetera
(dreaming,
et
cetera, of
Your smile
eyes knees and of your Etcetera)

e. e. cummings
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 28 04 2006 - 12:23
İleti #49


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994




BEYAZ TAVŞAN
Jefferson Airplane (1969)

Bir hap seni büyültür
Ve bir hap seni küçültür,
Ve annenin verdikleri
Yapmaz en ufak birşey.
Git Alis’e sor
Boyu on ayakken.

Ve eğer tavşanları kovalamaya gidersen
Ve biliyorsan düşeceğini,
Söyle onlara nargile içen bir tırtıl
Çağırdı seni.
Alis’i çağır
Minicikken.

Satranç tahtasındaki adamlar
Söylüyorlarsa sana kalkıp nereye gideceğini
Ve bir çeşit mantar yediysen az evvel
Ve yavaş çalışıyorsa aklın.
Git sor Alis’e
Sanırım bilecektir.

Mantık ve orantı yumuşakça
Düşüp öldüğünde,
Ve Beyaz Fil sana geri konuşuyorsa
Ve Kırmızı Vezir “Kopar o kızın kafasını!” diyorsa
Hatırla fındık faresinin ne dediğini:
“Kafanı yedir. Kafanı yedir. Kafanı yedir.”

Çeviren: Vehbi Taşar
Not: Jefferson Airplane 1960 larda çok bilinen bir San Francisco Rock Müziği Takımıydı

WHITE RABBIT
By Jefferson Airplane (1969)

One pill makes you larger
And one pill makes you small,
And the ones that mother gives you
Don't do anything at all.
Go ask Alice
When she's ten feet tall.

And if you go chasing rabbits
And you know you're going to fall,
Tell 'em a hookah smoking caterpillar
Has given you the call.
Call Alice
When she was just small.

When the men on the chessboard
Get up and tell you where to go
And you've just had some kind of mushroom
And your mind is moving low.
Go ask Alice
I think she'll know.

When logic and proportion
Have fallen softly dead,
And the White Knight is talking backwards
And the Red Queen's "Off with her head!"
Remember what the dormouse said:
"Feed your head. Feed your head. Feed your head."

.


Bu ileti Vehbi tarafından 28 04 2006 - 12:26 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
pronectus
mesaj 30 04 2006 - 01:38
İleti #50


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,125
Katılım: 26 10 04
Üye No: 974



BROOKLYN KÖPRÜSÜ'NE


Kaç tan ağarması, üşümüş dalgacıklı tüneğinden
Martının kanatları değecek ve döndürecek onu,
Ak gürültü halkalarına dökerek, kurarak çok yukarda
Özgürlüğü zincirli körfez suları üstünde -

Sonra, kesiksiz bir kıvrılışla, yüzüstü bırakıp gözlerimizi
Dosyalanıp kaldırılacak dolu yaprakları açan
Yelkenler gibi birden görünüverecek:
-Asansörler bizi yaşadığımız günlerden indirinceye dek...

Sinemaları düşünüyorum, panoramik göstericileri
Kalabalık çökmüş üstüne çakıp sönen bir görüntünün
Hiç kapatılmamış,ama yeniden abanan üstlerine
Başka gözlere aynı perdede daha önce söylenmiş;

Ve sen, liman boyunca, gümüş yürüyüşlü
Güneş adımını almışçasına, gene de bırakmışsın
Bir devinimi yürüyüşünde hiç kullanmadan,-
Özgürlüğün duruyor seninle alttan alta!

Bir yer altı treni lombozundan, hücresinden ya da aralığından
Tımarhanelik biri koşturur korkuluklarına,
Eğilip orada bir anlık, kabararak hırçın gömlek,
Düşer suskun bir kervandan alaylı bir söz.

İniş Duvarı, öğle sızar kirişten sokağa,
Göğün asetileninin sökük dişi;
Bir öğleden sonra boyu bulut-uçuşlu maçunalara döner?..
Kabloların soluk alır Kuzey Atlantik dinginliğini

Ve Yahudilik cenneti kadar karanlık,
Senin ödülün... Kutsar seni, bağışlar sana
Zamanın yükseltemediği adsızlığı:
Titreşimli erteleme ve gösterdiğin bağışlama.

Ey rübap ve sunak, ateşlenen öfkeden,
(Nasıl salt uğraşı senin uyumlu tellerini sıraya dizer!)
Yalvaç'ın andının korkunç eşiği,
Paryanın yakarışı ve çığlığı sevginin -

Yeniden senin hızlı parçalanmamış deyimini
Yalayıp geçen trafik ışıkları tertemiz iç çekişleri yıldızların,
Boncuklar diziyor yoluna - Yoğunlaştırılmış sonsuzluk:
Ve gördük kaldırıldığını gecenin senin kollarında.

Payandaların yanında gölgenin altında bekledim;
Yalnız karanlıkta açıktı gölgen.
Kentin kızgın yükleri çakılmıştı hep,
Kar demir bir yılı örtüyordu şimdiden...

Ey altındaki ırmak kadar uykusuz,
Denizi kemerleyen, ovaların düşlü çimi,
En aşağılık bir zaman yayılıyor üstümüze, iniyor
Ve bir söylence veriyor Tanrı'ya büklüntüsünden.


Hart CRANE

Go to the top of the page
 
+Quote Post

50 Sayfa V  < 1 2 3 4 > » 
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 20 10 19 - 23:27