Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

16 Sayfa V   1 2 3 > »   
Reply to this topicStart new topic
> Two Teardrops
Vehbi
mesaj 09 02 2006 - 15:00
İleti #1


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Two Teardrops

I was ten years old.
Watched my grandmother pray
As in most days,
In our shared room.

Two teardrops fell
On her cheeks
Sitting,
Still in prayer.

At that moment,
I understood
There are finalities
Beyond prayer.

Vehbi Tasar
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Var Samsa
mesaj 09 02 2006 - 18:20
İleti #2


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 468
Katılım: 26 09 05
Üye No: 1,573



صور يوم جديد من مسيرات التنديد بالإساءة للرسول الكريم
تواصلت اليوم ردود الأفعال الغاضبة والمنددة بنشر صحيفة دانماركية الرسوم المسيئة للنبي محمد صلى الله عليه وسلم في أنحاء متفرقة من العالم الإسلامي. وقد حاولت بعض الدول الغربية التنديد بردود الفعل الإسلامية واعتبرته تعديا على حرية التعبير.



السودان وتشاد توقعان اتفاق سلام في طرابلس
وقعت السودان وتشاد اتفاق سلام ينهي الأزمة بين البلدين وخاصة في إقليم دارفور السوداني المجاور لتشاد, وذلك في ختام قمة أفريقية مصغرة في طرابلس مساء أمس الأربعاء.



استطلاع بشأن الرسوم الكاريكاتيرية المسيئة للإسلام
تواصلت ردود الأفعال الغاضبة في العالمين العربي والإسلامي المنددة بالدانمارك عقب نشر إحدى صحفها رسوما كاريكاتيرية تسيء للرسول الكريم محمد صلى الله عليه وسلم, في وقت رفضت فيه كوبنهاغن الاعتذار للمسلمين عن تلك الإساءة.



عاشوراء في البحرين بين الأصالة والتجديد
يحيي شيعة البحرين في بداية شهر محرم من كل عام ذكرى استشهاد الإمام الحسين بن علي مع عدد من أهل بيته في واقعة كربلاء عام 61 للهجرة. وقد امتدت مراسم إحياء هذه الذكرى من طقوس العزاء التقليدية إلى أنشطة إعلامية وثقافية وفنية أخرى متماشية مع تطورات القرن الجديد.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
chekirdek
mesaj 09 02 2006 - 19:14
İleti #3


MevsimSiz


Grup: Banned
İleti: 2,723
Katılım: 09 01 05
Üye No: 1,083





well...

how and the hell am I goin' to read that 61 in this tears projectiling message?..

16?
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 10 02 2006 - 04:40
İleti #4


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



PURPOSE OF POETRY

I will not write a book about this.
The purpose of poetry is to hide nothing.
Open your heart.
Few will see it
Few will read it
Only the chosen will understand.
Such is the nature of heart.
Please don’t be offended by what I say
I mean no harm.
If you want to offend me,
Please proceed.
I may not have his talent
But, I have Nazım Hikmet’s heart.
Made from water buffalo’s skin
Thick, dense and big.

Vehbi Tasar
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Var Samsa
mesaj 10 02 2006 - 10:53
İleti #5


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 468
Katılım: 26 09 05
Üye No: 1,573



QUOTE


Sonnets To Orpheus I, 24


Just because they do not know the hard
strong steel that we produce, should we offend
the great unsuing gods, our oldest friends,
or seek them suddenly upon a chart?
These mighty friends, who take away the dead,
do not move in the circles of our gears.
We hold our banquets far away from here,
seclude our baths, and always speed ahead

of their slow messengers. Now just depending
on each other, ignorant of each other, we
no longer blaze a trail with lovely bending,

but just a slope. The former fires burn only
in boilers now and lift the ever bigger
hammers. But we lose our strength, like swimmers.


R.M.R
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Var Samsa
mesaj 10 02 2006 - 11:11
İleti #6


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 468
Katılım: 26 09 05
Üye No: 1,573



Sehr geehrter Herr Vehbi,

Ich will Ihnen auf keinen Fall beleidigen.
Ich habe eigentlich niemals die Absicht
jemanden zu verarschen.

Ich habe Sympathie für Ihnen,
Ich mag Sie,
Ich mag Ihre Gedichte.

Nun, ich habe schon eine Absicht:
Naemlich ich will Ihnen zeigen,
Dass die Sprache wichtig ist.

Sprache ist für jedem Volk einzig.
Und in der Türkei spricht man Türkisch.
Und das soll weiter so sein.

Ich weiss, dass Sie unter der Hegamonie
Der Amerikanischen Königreich leben.
Sie können es nicht so sehen, wie ich es sehe.

Englisch ist keine Weltsprache,
Dafür fehlt es alle Qualitaeten,
Es ist aus Herkunft von einer doofen Englischen König.

Die Menschen müssen es nicht zu wissen,
Wie Sie nicht Deutsch oder gar
Arabisch wissen müssen.

Und Sie lassen Ihre Gedichte
In einen Türkischen Forum,
Das ist eigentlich selbst beleidigend genug.

Und Sie wissen Türkisch,
Sie können Ihre Gedichte übersetzen,
Und die Englischen in Englischen Fora unterlegen.




Language is important. Translate the German text and get to know what I mean... rolleyes.gif


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 10 02 2006 - 12:52
İleti #7


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Wir gehen um mit Blume, Weinblatt, Frucht.
Sie sprechen nicht die Sprache nur des Jahres.
Aus Dunkel steigt ein buntes Offenbares
und hat vielleicht den Glanz der Eifersucht
der Toten an sich, die die Erde Stärken.
Was wissen wir von ihrem Teil an dem?
Es ist seit lange ihre Art, den Lehm
mit ihrem freien Marke zu durchmarken.

Nun fragt sich nur: tun es sie gern? ...
Drängt diese Frucht, ein Werk von Schweren Sklaven,
geballt zu uns empor, zu ihren Herrn?

Sind sie die Herrn, die bei den Wurzeln schlafen,
und gönnen uns aus ihren Überflüssen
dies Zwischending aus stummer Kraft und Küssen?

Rainer Maria Rilke


Yorumunuz ve siirinizi okudum. Tesekkur ederim.

Vehbi Tasar


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Var Samsa
mesaj 10 02 2006 - 13:23
İleti #8


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 468
Katılım: 26 09 05
Üye No: 1,573



Şiir elbette benim değil, altına not düştüğüm gibi Rainer Maria Rilke'nin (R.M.R ). Almanca olansa fark ettiğiniz gibi bir şiir değil, size bir mektuptu.

Almanca gibi kusursuz felsefi bir dil veya Türkçe gibi hepimizin anlayabildiği ortak bir zeminde buluştuğumuz için sevindim.

El Cezire'deki haberleri de okudunuzsa, mühim bir şey varsa iletirseniz sevinirim. Arapçam biraz kıtta... laugh.gif
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 10 02 2006 - 17:57
İleti #9


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994






İKİ DAMLA GÖZ YAŞI

Bir kış günü Erzurumdaki çatı katında
Birlikte yattığımız odasında
Oturmuşum yatağımın üzerinde on yaşımda
Babannemi seyrediyordum ikindi namazında.

Babannem son rekatında
İki pamuk elleri diz kapaklarını örter
Kırışmış gözleri seccadeye bakarken
Aniden yuvarlandı iki damla göz yaşı

İçe çökmüş yanaklarına.
Ak boynunu ıslattı, silemedi duada.
O anda anladı çocuk varlığını ilk defa
Namazın çözümleyemeyeceği acıların


Vehbi Tasar
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 12 02 2006 - 15:14
İleti #10


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



ÇÖMLEK

Ozanın aslı toprak,
sazı dil,
hüneri anlam,
sanatı çömlekmiş.
Çömleğin vatanı
gömüldüğü toprak,
çömleğin sahibi
onu bulandır.

Vehbi Tasar
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 12 02 2006 - 21:43
İleti #11


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



CLAY POT

Earth is the poet’s essence.
Language,
His instrument.
His talent is meaning;
His output,
A clay pot.
Where a clay pot is buried,
It is where clay pot’s from;
And whoever finds it,
Owns the clay pot.

Vehbi Tasar
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 22 02 2006 - 12:52
İleti #12


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



SIGN

They were intimate like cat and kitten.
Pain struck her as he left home
And climbed up to the sky.
There were no roads to a star,
She could not touch him,
And he did not care.
She was lost in a river; its end unknown,
Its source distant.
She decided to find him; she became a bird.
She lost her colors; she lost her friends;
She landed on the tallest tree
And stood on its highest branch.
She aimed her beak to the skies
And began to sing a song.
Most did not hear her singing,
No one understood her song.
People guessed she was waiting for a sign;
But, I recognized the bird.
She had become the sign
That she had once searched for.

Vehbi Taşar

İŞARET

İçli dışlıydılar kediyle yavrusu gibi
Adam evi bıraktı; göğe tırmandı.
Kadının içine acı saplandı.
Yıldıza giden yol yoktu.
Adama dokunamadı; adam hiç aldırmadı.
Kayboldu bir nehirde; sonu bilinmez;
Başladığı yer uzakta kalmış.
Karar verdi bulacaktı adamı.
Bir kuş oldu.
Renklerini unuttu; dostlarını kaybetti.
En yüksek ağacın en yüksek dalına kondu.
Gagasını göğe hedefledi
Ve bir şarkı söylemeye başladı.
Pek çok kişi duymadı şarkı söylediğini;
Hiç kimse anlamadı şarkısını.
İnsanlar bir işaret beklediğini sandı.
Fakat, ben bu kuşu hatırladım.
Kadın, bir zamanlar araştırdığı
İşaret olmuştu.

Vehbi Taşar
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 24 02 2006 - 03:01
İleti #13


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



GAZENFER AĞA

By Yahya Kemal Beyatlı


He was once the master of the girls, Gazenfer Ağa,
In his presence, Nabigâ, Anter and Şenferâ,
And the rest of the Arab kaside singers sang non-stop
Against the slow and beautiful tune of yalelli.
For many days, in front of him, as gifts
Hundreds of slave girls delivered by conquests

Nevhayâl from Germany as thin as a tall poplar tree
Coy Perrübâl from Spain with charcoal eyes
Altogether different beauties from Slovania, Hungary, Venice and Russia,
Each one of them like a fairy in the silence of Harem.

Should a poet look at himself and cry for his own sad state of affairs?
Fate presented such beauty to the imagination of a negro;
He must have enjoyed these pleasures for so many years, Gazenfer Ağa
He would not even dream of reading the works of a master poet!


HAYALİ SÖYLENİŞ
Yahya Kemal Beyatlı

Vaktiyle kızlar ağalığı etmiş Gazenfer Ağa;
Meclislerinde Nabigâ, Anter ve Şenferâ,
Dîğer Arap kasîde-serâlar da, muttasıl,
Yâlel terennümüyle okurmuş fasıl fasıl.
Günlerce karşısında birer armağan diye,
Serhadlerin ilettiği yüzlerce câriye:
Alman servinâzi güneş saçlı Nevhayâl,
İspanya şîvekârı kömür gözlü Perrübâl…
Bambaşka Leh, Macar, Venedik, Rus güzelleri…
Sessiz haremde her biri endamlı bir peri.

Bir şâir ağlasın mı bakıp kendi hâline?
Sunmuş felek güzelliği zencî hayâline;
Bir hayli yıl bu keyfi ki sürmüş Gazenfer Ağa
Rü’yada görmemiş gibidir bir gazel-serâ.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 24 02 2006 - 19:05
İleti #14


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



DEATH OF THE DERVISH

By Yahya Kemal Beyatlı

There was once a rose in the garden at Hafız’s tomb;
It used to bloom with its bleeding color every day anew.
A nightingale used to cry until dawn
With its melody rhyming of Shiraz, the old town.

Death is a quiet land of spring for a dervish;
His heart burns like an incense for years;
In his grave, under the cool cypress trees,
Blooms a rose every day;
And every night,
Sings a nightingale.

Çeviri: Vehbi Taşar

RINDLERİN ÖLÜMÜ

Yahya Kemal Beyatlı

Hafızın kabri olan bahçede bir gül varmış;
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle.
Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şirazı hayal ettiren ahengiyle.

Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin selviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 24 02 2006 - 19:16
İleti #15


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



MUSINGS OF THE ROAD

By Yahya Kemal Beyatlı

I came to realize this time that I have gotten old
The journey that I took spoiled the magic that shows life behind a glass wall.
The world and I are not the same anymore.
Egypt and Syria were my dreams when I was young.
I am oblivious now wondering in these countries.
Would my eyes see a heap of stones in the remainders of these civilizations five or ten years ago?
Today, the sky is made of matter and every horizon is of the same material.
It looks like the borders beyond this earth became apparent.

No more sunsets in the Mediterranean, no more evenings in the desert,
No more the river Nile I always wanted to see, or the old pyramids,
No more ruins of the Latin era in Balabek
Nor the magic place in Biblos left from Adonis
None of the magnificent land with its drooping oranges
No roses, no lilacs, no lilies, bananas or dates
No songs that fill the skies of Damascus with tedious repetitions of the Arab “yalels.”
No rakis brewed from the grapes of Zahle in Lebanon
Give me the pleasure I expected from my fortune.
Oh my God! A person who likened my condition to my mind, not my age
Told me faith gave pleasure to Jesus when he was on the cross!
I told him Jesus was young then.

If in the grave, in that pit sun never rises, the corpse decays,
But the imagination remains,
-The universe consists of my country- I believe.
This is my frame in death, in my wish:
The cities of my country in front of me every hour, one by one,
The horizon of conquests Tekirdağ, and my beloved İzmir,
The climate of honored domes, Marmara and Bosphorus,
With the never ending and cloudless summer over them,
All our work, our people and soldiers,
Our honorable and glorious ancestors appear one by one,
Deep inside me, the sound wave of “God Is Great” of the most beautiful religion,
And from time to time, the ancient music of Itri comes to life with “Neva Kar.”

Even if death was a night in a foreign land,
Let my country stay in my imagination as it was.

Çeviri: Vehbi Taşar

July 31, 2005 Tampa, Florida



Yol Düşüncesi

Bu defa farkına vardım ki ihtiyarlamışım.
Hayatı bir camın ardında gösteren tılsım
Bozulmuş, anlıyorum, çıktığım seyahatte.
Cihan ve ben değiliz artık eski hâlette.
Mısır ve Suriye, pek genç iken, hayâlimdi;
O ülkelerde gezerken kayıdsızım şimdi.
Bu gözlerim, medeniyetlerin bıraktığını,
Beş on yıl önce, görür müydü, böyle taş yığını?
Bugünse yeryüzü hep madde, her ufuk maddî.
Demek ki alemin artık göründü serhaddi.

Ne Akdeniz'de şafaklar, ne çölde akşamlar,
Ne görmek istedim Nil, ne köhne Ehrâmlar,
Ne Bâlebek'te Latin devrinin harâbeleri.
Ne Biblos'un Adonis'ten kalan sihirli yeri,
Ne portakalları sarkan bu ihtişamlı diyâr,
Ne gül, ne lale, ne zambak, ne muz, ne hurma ne nar,

Ne Şam semasını yalel'le dolduran şarkı,
Ne Zahle'nin üzümünden çekilmiş eski rakı,
Felekten özlediğim zevki verdiler, heyhat!
Bu hali, yaşta değil, başta farzeden bir zat
Diyordu: "İnsana çarmıhta haz verir iman!"
Dedim ki: "Hazreti İsâ da genç imiş o zaman."

Eğer mezarda, şafak sökmiyen o zindanda,
Cesed çürür ve tahayyül kalırsa insanda,
- Cihan vatandan ibarettir, itikadımca -
Budur ölümde benim çerçevem, murâdımca;
Vatan şehirleri karşımda, her saat, bir bir;
Fetihler ufku Tekirdağ ve sevdiğim İzmir;
Şerefli kubbeler iklimi, Marmara'yla Boğaz;
Üzerlerinde bulutsuz ve bitmiyen bir yaz;
Bütün eserlerimiz, halkımız ve askerimiz;
Birer birer görünen anlı şanlı cedlerimiz;
İçimde dalgalı Tekbir'i en güzel dinin;
Zaman zaman da "Neva-Kar'ı" doğsun, Itrî'nin.
Ölüm yabancı bir alemde bir geceyse bile,
Tahayyülümde vatan kalsın eski haliyle.

Yahya Kemal Beyatli

Kendi Gok Kubbemizden




Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 24 02 2006 - 21:09
İleti #16


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



THE SEASONS
By Yahya Kemal Beyatlı

Breaking the strings of autumn
From deep, deep, deep,
Starts the symphony of sorrow with ending summer.

From every point of these shores howling,
From deep, deep, deep,
The homeless symphony of sad days.

We were deceived by the sorrow that came from sea and the mountain;
Let clouds break, let spring begin.
Let the vast symphony of dawn be heard.

From Bosphorus, bluish before dawn,
Let Neva kar open with all its might of voice and string;
Let the symphony of victory ride across the horizon.

Çeviren: Vehbi Taşar



MEVSİMLER

Kopar sonbahar tellerinden,
Derinden, derinden, derinden
Biten yazla başlar keder musikisi

Bu sahillerin her yerinden,
Derinden, derinden, derinden,
Hazin günlerin derbeder musikisi.

Denizden ve dağdan gelen hüzne kandık.
Bulutlar dağılsın, bahar olsun artık,
Duyulsun bir engin seher musikisi.

Güneş doğmadan mavileşmis Boğazdan,
Neva-kar açılsın bütün ses ve sazdan,
Ufuklarda sürsün zafer musikisi.

Yahya Kemal Beyatlı
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 25 02 2006 - 18:56
İleti #17


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994




GİTME BENSİZ
Mevlana Celalettin-i-Rumi

Tatlı tatlı süzülerek geçen gözümün nuru,
Gitme bensiz.
Dostlarının ömrü, bahçeye girme bensiz.
Gök, dönme bensiz.
Ay, parlama bensiz.
Dünya yola çıkma bensiz.
Ve zaman, geçme bensiz.

Bu dünya senle şenlik, şu dünya senle şenlik
Bu dünyada oturma bensiz.
O dünyaya doğru yola çıkma bensiz.

Hayal, tanıma bensiz,
Ve dil, okuma bensiz.
Bakış, durup bakma bensiz.
Ve ruh, gitme bensiz.

Gece ay ışığında yüzünü ak görür;
Ben ışık, sen ay,
Cennete gitme bensiz.

Diken güllerin barınağında ateşten korunur,
Yüz: Sen gül, ben diken,
Gül bahçesine girme bensiz.

Marangoz tokmağının yayında koşarım gözün bendeyken,
Gene de gözünü ayırma benden,
Sürme tokmağı bensiz, gitme bensiz.

Sevinç, sen kralın yoldaşısın, içme bensiz.
Ve gece bekçisi, kralın damına çıkarken,
Çıkma bensiz.

Yazıklar olsun senin işaretini görmeden yola çıkana,
Ey işaretsiz kişi, sen benim işaretimsin,
Gitme bensiz.

Yazıklar olsun benim haberim olmadan yola çıkana,
Ey yolu bilen kişi, sen benim yol habercimsin,
Gitme bensiz.

Başkaları sana aşk derler. Bence sen aşk hükümdarısın.
Ey şunun bunun hayal gücünden daha yüksek olan kişi,
Gitme bensiz!

Vehbi Taşar’ın notu: Bu şiiri Mevlana Şems kendisine hiç haber vermeden bırakıp Suriyeye gittikten sonra yazmıştır.



Go Not Without Me

Sweetly parading you go my soul of soul, go not without me;
life of your friends, enter not the garden without me.
Sky, revolve not without me; moon, shine not without me;
earth travel not without me, and time, go not without me.
With you this world is joyous, and with you that world is joyous;
in this world dwell not without me, and to that world depart not without me.
Vision, know not without me, and tongue, recite not without
me; glance behold not without me, and soul, go not without me.
The night through the moon's light sees its face white; I am
light, you are my moon, go not to heaven without me.
The thorn is secure from the fire in the shelter of the roses
face: you are the rose, I your thorn; go not into the rose garden without me.
I run in the curve of your mallet when your eye is with me;
even so gaze upon me, drive not without me, go not without me.
When, joy, you are companion of the king, drink not without
me; when, watchman, you go to the kings roof, go not without me.
Alas for him who goes on this road without your sign; since
you, O signless one, are my sign, go not without me.
Alas for him who goes on the road without my knowledge;
you are the knowledge of the road for me; O road-knower, go not without me.
Others call you love, I call you the king of love; O you who are
higher than the imagination of this and that, go not without me.

Coleman Barks, Essential Rumi
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 25 02 2006 - 18:57
İleti #18


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994




PANTER
Rainer Maria Rilke

Görüşü, her an önünden geçen demirlerden,
O kadar yorulmuştu ki, başka hiçbirşey tutamazdı içinde.
Ona öyle gelirdi ki bin tane demir vardı önünde;
Ve demirlerin ardında, dünya yoktu.

Sıkışık halkaların içinde yürürken, tekrar tekrar,
Güçlü yumuşak adımlarının hareketi
Merkez etrafında oynanan bir âyinin dansı gibiydi,
İçinde muhteşem bir irade felç olmuş ayakta durur.

Sadece arasıra, gözbebeklerinin perdesi kalkar, yavaşça--
Bir resim girer içine,
Çabucak koşar aşağı doğru gerilmiş, hapis olmuş adalelerden,
Sokulur kalbine ve yok olur gider.

Çeviri: Vehbi Taşar (Stephen Mitchell’in İngilizce tercümesinden çevrildi)


The Panther
A Poem by Rainer Maria Rilke
His vision, from the constantly passing bars,
has grown so weary that it cannot hold anything else.
It seems to him there are a thousand bars;
and behind the bars, no world.

As he paces in cramped circles, over and over,
the movement of his powerful soft strides
is like a ritual dance around a center
in which a mighty will stands paralyzed.

Only at times, the curtain of the pupils lifts, quietly—
An image enters in,
rushes down through the tensed, arrested muscles,
plunges into the heart and is gone.


• • • • • •


Reference

Translation by Stephen Mitchell



Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 26 02 2006 - 05:14
İleti #19


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Türkiyede geçen çocukluğumun bu iki güzel anılı şiirini HACI için bu köşeye koyuyorum. Vehbi Taşar


HANCI

Bekir Sıtkı Erdoğan

Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı!
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş...
Aman karanlığı görmesin gözüm,
Beyaz perdeleri ger yavaş yavaş...

Sıla burcu burcu ille ocağım...
Çoluk çocuk hasretinde kucağım
Sana her şeyimi anlatacağım,
Otur başucuma sor yavaş yavaş.

Güç bela bir bilet aldım gişeden,
Yolculuk başladı Haydarpaşa 'dan...
Hancı, ne olur, elindeki şişeden
Bir kaç yudum daha ver yavaş yavaş!..

Ben o gece hem ağladım hem içtim,
İki gün diyardan diyara uçtum
Kayseri yolundan Niğde'yi geçtim,
Uzaktan göründü Bor yavaş yavaş...

Garibim, her taraf bana yabancı,
Dertliyim çekinme, doldur be hancı!
İlk önce kımıldar hafif bir sancı,
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş...

Bende bir resmi var yarısı yırtık,
On yıldır evimin kapısı örtük...
Garip birde sarhoş oldu mu artık
Bütün sırlarını der yavaş yavaş...

İşte hancı! ben her zaman böyleyim,
Öteyi ne sen sor ne ben söyleyim?
Kaldır artık, boş kadehi neyleyim?
Şu benim hesabı gör yavaş yavaş...

FAHRİYE ABLA

Ahmet Muhip Dıranas

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla
Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye Abla!

Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi,
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
Bahçende akasyalar açardı baharla.
Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye Abla!

Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;
Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
Altın bileziklerle dolu bileklerin.
Açılırdı rüzgârda kısa eteklerin;
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla.
Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye Abla!

Gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya.
Bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın,
Hâlâ dağları karlı Erzincan’da mısın?
Bırak, geçmis günleri gönlüm hatırlasın;
Hâtırada kalan şey değişmez zamanla,
Ne vefalı komşumuzdun sen, Fahriye Abla!



Go to the top of the page
 
+Quote Post
HACI
mesaj 26 02 2006 - 14:19
İleti #20


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 260
Katılım: 11 11 05
Üye No: 1,712



Teşekkürler Vehbi.. Hancı'yı bir türlü bulamamıştım. Makbule geçti.. Sağol..

HACI
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 06 03 2006 - 02:27
İleti #21


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



ŞİİR TERCÜME EDERKEN

Antenlerim derin çukurlarının içinde
Ağırlığını hissederim güzel yapraklarının;
Sarhoşum parfümünle.
Biz sözcük burada, bir sözcük orada,
Oynarım.
Bazı sözcükler anlamsız
Bir sözcüğün anlamı birden daha fazla;
Semboller derin.
Bir cümle gözükür oradan
Bir anlam atlar.
Bir soru tekrar geri gelir,
Bütün bunların anlamı nedir?
Durup düşünürüm yeni baştan orkideyi.
İşim bitince
Gideceğim buradan.
Ender bir orkide çiçek açacak yerimde;
Yok olmuş ayak izleri, hiç bir aygıt kullanılmadan;
Söz verilen ülke.
Dokunulmadı özüne.

Vehbi Taşar


TRANSLATING A POEM

My antlers deep in your cavities,
I feel the weight of your beautiful leaves.
I am drunk with your perfume.
A word here, a word there,
I play.
Some words have no meaning,
One has one too many;
Symbols are deep.
A sentence appears yonder
And leaps to a meaning.
The question repeats,
What is the purpose of all this?
I stop and consider the orchid.
When I am done here,
I will leave.
A rare orchid will bloom in my place;
No footprints, no instrument;
A promised land.
Your soul will be intact.

Vehbi Taşar
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 07 03 2006 - 05:07
İleti #22


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



AYAKLARIN
Pablo Neruda

Yüzüne bakamadığım zaman
Ayaklarına bakarım.
Kemerli kemikli ayaklarına.
Sert küçük ayaklarına.
Biliyorum taşırlar seni,
Ve tatlı ağırlığın
Kalkar üzerlerinde.

Belin ve memelerin,
Çifte moru
Meme başlarının,
Az önce uçuveren
Oyukları gözlerinin,
Geniş mevye ağzın,
Kırmızı lülelerin,
Küçük kulem benim.
Fakat ayaklarını sadece
Dünyanın, rüzgarın ve suların üzerinde
Beni buluncaya dek yürüdükleri için
Severim.

Çeviren: Vehbi Taşar


YOUR FEET
Pablo Neruda

When I cannot look at your face
I look at your feet.
Your feet of arched bone,
your hard little feet.
I know that they support you,
and that your sweet weight
rises upon them.
Your waist and your breasts,
the doubled purple
of your nipples,
the sockets of your eyes
that have just flown away,
your wide fruit mouth,
your red tresses,
my little tower.
But I love your feet
only because they walked
upon the earth and upon
the wind and upon the waters,
until they found me.





Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 07 03 2006 - 16:38
İleti #23


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



KUŞ
Pablo Neruda

Bir kuştan ötekine geçirildi,
günün bütün armağanı.
Gün flütten flüte gitti,
bitkilerle süslenip,
yürüdü rüzgarın arasından
bir tünel açarak kendine
kuşların ağır mavi havayı
kırarak açtığı yerlere geçen uçuşlardan-
ve orda, gece girdi içeri.

Bir çok yolculuklardan geri dündüğüm zaman,
güneş ve coğrafya arasında
asılı ve yeşil kaldım-
kanatların nasıl çalıştığını gördüm,
parfümlerin nasıl gönderildiğini
tüylü telgrafla,
ve yukardan patikayı gördüm,
kaynak pınarlarını ve çatı kiremitlerini,
işleriyle meşgul balıkçıları,
köpük pantalonlarını;
yeşil gökten hepsini gördüm.
Alfabem yoktu başka,
kırlangıçlar ve onların rotalarından,
çiçektozundan dışarı
dansederek çıkan
tutuşmus küçük kuşun
ışıldayan minik suyundan.

Çeviren: Vehbi Taşar


BIRD
Pablo Neruda

It was passed from one bird to another,
the whole gift of the day.
The day went from flute to flute,
went dressed in vegetation,
in flights which opened a tunnel
through the wind would pass
to where birds were breaking open
the dense blue air -
and there, night came in.

When I returned from so many journeys,
I stayed suspended and green
between sun and geography -
I saw how wings worked,
how perfumes are transmitted
by feathery telegraph,
and from above I saw the path,
the springs and the roof tiles,
the fishermen at their trades,
the trousers of the foam;
I saw it all from my green sky.
I had no more alphabet
than the swallows in their courses,
the tiny, shining water
of the small bird on fire
which dances out of the pollen.

Bu ileti Vehbi tarafından 07 03 2006 - 16:55 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 07 03 2006 - 19:34
İleti #24


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



QUOTE (Vehbi @ Mar 7 2006, 04:38 PM)
KUŞ
Pablo Neruda

Bir kuştan ötekine geçirildi,
günün bütün armağanı.
Gün flütten flüte gitti,
bitkilerle süslenip,
yürüdü rüzgarın arasından
bir tünel açarak kendine
kuşların ağır mavi havayı
kırarak açtığı yerlere geçen uçuşlardan-
ve orda, gece girdi içeri.

Bir çok yolculuklardan geri dündüğüm zaman,
güneş ve coğrafya arasında
asılı ve yeşil kaldım-
kanatların nasıl çalıştığını gördüm,
parfümlerin nasıl gönderildiğini
tüylü telgrafla,
ve yukardan patikayı gördüm,
kaynak pınarlarını ve çatı kiremitlerini,
işleriyle meşgul balıkçıları,
köpük pantalonlarını;
yeşil gökten hepsini gördüm.
Alfabem yoktu başka,
Rotalarında kırlangıçlardan,
çiçektozundan dışarı
dansederek çıkan
tutuşmuş küçük kuşun
ışıldayan minik suyundan.

Çeviren: Vehbi Taşar


KUŞ
Pablo Neruda

Bir kuştan ötekine geçirildi,
günün bütün armağanı.
Gün flütten flüte gitti,
bitkilerle süslenip,
yürüdü rüzgarın arasından
bir tünel açarak kendine
kuşların ağır mavi havayı
kırarak açtığı yerlere geçen uçuşlardan-
ve orda, gece girdi içeri.

Bir çok yolculuklardan geri dündüğüm zaman,
güneş ve coğrafya arasında
asılı ve yeşil kaldım-
kanatların nasıl çalıştığını gördüm,
parfümlerin nasıl gönderildiğini
tüylü telgrafla,
ve yukardan patikayı gördüm,
kaynak pınarlarını ve çatı kiremitlerini,
işleriyle meşgul balıkçıları,
köpük pantalonlarını;
yeşil gökten hepsini gördüm.
Alfabem yoktu başka,
Rotalarında kırlangıçlardan,
çiçektozundan dışarı
dansederek çıkan
tutuşmuş küçük kuşun
ışıldayan minik suyundan.

Çeviren: Vehbi Taşar

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 08 03 2006 - 19:11
İleti #25


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,437
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Yeni forum kuralları bu şiirde yaptığım bir tek hatayı düzeltmeme izin vermedi. O yüzden düzeltmeyi yukardaki kutu’nun içinde yaptım. Bundan sonraki şiirleri asmadan önce epeyce bekleyip daha fazla özenle tetkik etmem gerekecek. Çünkü bazı şeyler düzeltme için tanınan 20 dakkalık haktan çok daha sonra aklıma geliyor. Fakat bu şiirin Latin Amerika altındaki tercüme kopyesi doğrudur.
Saygılar,
Vehbi
Go to the top of the page
 
+Quote Post

16 Sayfa V   1 2 3 > » 
Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 17 09 19 - 13:08