Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

 
Reply to this topicStart new topic
> On bir adım, öykü
mete kaynaroğlu
mesaj 27 01 2019 - 15:15
İleti #1


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,446
Katılım: --
Nereden: Türkiye
Üye No: 563



ON BİR ADIM


Ağır demir kapı açıldı. Basamaklara dikkat ederek avluya indim. Her zamanki köşeme gittim. Birkaç adım attım. Yeni getirilen mavi plastikten terliklerime baktım. Sonra birkaç adım daha yürüdüm. Yavaş yavaş yürümeye devam ettim, tempom arttı, on bir adım sonra sol taraftan geriye dönüş, bir on bir adım daha, bu sefer de sağ taraftan geriye dönüş, on bir adım daha, on bir adım… On bir adım, on bir adım, on bir adım, on bir adım… Plastik terliğime takıldı gözüm, kuşağının üzerinde balıklar gülümseyerek sıçrıyor. Balıkların sıçradığını ilk gördüğümde çıldırmıştım. Denizin kokusu eve kadar gelirdi. Gün ağardığında koşarak evden çıkar, fırına uğrar, taze mis kokulu ekmek alırdım. Deniz kenarı ışıl ışıl… Masmavi… Plastik botumun üzerine oturur, ayaklarımı denize salardım. Kıyıdan biraz açıldıktan sonra balıkları gördüğüm yerde ayağıma bağladığım taşı denize bırakır, öylece kendimi sabitlemiş olurdum. Ekmek içini parmak arasında sıkıştırarak olta ucundaki küçük iğneye takar sonra balıkların onu yemesini seyrederken yakalardım onları. Ağzını açarak gelir yemin yanına, görürdüm onu, ısıracağı zamanı, parmak ucumla misinaya bir hareket verirdim… Hoop… Bingo… Balık naylon torbanın içinde. Evde annem temiziler sonra da pişirirdi tuttuğum balıkları. Sofrada ev ahalisine dönüp “Bayağı güzel balıklar.” Derdi. Böylece avcılığım takdir edilirdi. Uslu bir çocuk olduğum için takdir ederdi beni annemin yakın arkadaşı olan komşumuz… Annemle onlara gittiğimizde ya da o bize geldiğinde kendi halimde ses çıkarmadan oynardım. Kibrit kutularına düğmeden tekerlek yapar, iğne ile tutturur sürerdim halıdaki desenlerden yol sandığım yerlerde. Komşumuz teyzenin ayakları dibinde dolanırken bir gün bacaklarına sarıldım öpmeye başladım onları. Kahkahalara boğuldu ortalık, beni kucağına aldı yanaklarımı sıktı “Ne yapıyorsun bakalım sen?” dedi sevecenle… Yüzüm kızarmış bir şekilde sessizce mırıldandım “ Ne yapayım, sütun gibiler” Sütunların arasından geçiyoruz spor salonunun. Arkadan ellerim kelepçeli yanımda siyasi polisler… Salonda kızlı erkekli birçok insan var. Beni dosyamla başka memura teslim ettiler. Güldü… “Senden burada çok var.” Dedi. Salon aydınlatılmış her yer ışık… Işığı gözüme tutuyorlar. Ardındaki adam; “Birbirinize ortak diyorsunuz, şu ortağının adı ne?” diye sordu. “Ticaretle uğraşmıyorum ki ortağım olsun.” Dememle gözümde şimşekler çaktı, tokadın etkisiyle ağzımın kenarından kan akmaya başladı. İkinci tokadı yediğimde ortalık karardı. Kara sakalı vardı hocanın, yanıma gelir “Oğlum namazlarını eda et ferahlarsın” derdi. “Hocam!” dedim bir gün “Bir rüya gördüm bildiğin gibi değil.” “Hayırdır inşallah.” Dedi. Biraz merak ve kendisiyle konuşacağıma ve bir şey danışacağını düşünerek memnunun haliyle dinlemeye başladı. “Medine’deydim hocam. Ne zaman ne ara gitmişim hatırlamıyorum. Kendimi virane bir yerde buldum, orada her şey tarumar edilmiş. Ben bir mezar arıyorum. Dizlerimin üzerine çömelmiş bir taş parçası elime değer mi diye düşünüyorum. Birden karşımda ihtiyar bir adam belirdi. Üstünde beyaz bir elbise var, saçı sakalı ak olmuş. Elinde de uzunca bir asa… “Ne arıyorsun burada evlat?” “Peygamberimi arıyorum” Dedim. “Onun burada ne işi olabilir… Git Hira dağına, orada bulursun onu.” “Allah inandırsın seni hocam, nasıl oldu ben de anlamadım… Bir anda Hira dağındayım. Bir mağaraya zar zor girebildim. Tam elimi uzattım… Peygambere dokunacağım. Bir güvercin geldi… Beni aldı götürdü.” Hoca siyah cübbesini katladı yanımdan kalktı. Okuldayız lise yıllarında kızlar siyah önlük giyiyor. Bizim mahallenin kızları ile ancak kış aylarında birlikte eve dönüyoruz. Hava karanlık. Korkuyorlar sokaklardan, biz de o yüzden eşlik ediyoruz onlara. Yine bir kış günü hava karamış, yağmur bulutları da birikmişti. Mahallemizin kızlarından biri bana seslendi. “Bugün kurtarma yazılım var beni bekle, eve beraber gidelim…” Nicedir sevdalıyım bu kıza “Hay hay!” diyebildim çatlak kırık sesimle. Okuldan çıktığımızda hava yağdı yağacak… “Hadi gidelim hemen” dedi. Yola çıktığımızda yağmur boşandı. Öyle böyle değil rüzgârla birlikte kamçı gibi çarpıyor yüzümüze. Koşturuyoruz ve sığınacak bir yer arıyoruz. Caddeden geçer geçmez, bizim mahalleye giden yolun hemen köşesinde bir büfe var. Onun arkasındaki çardaklı yere sığınıyoruz. Dar bir alan, yağmurun şiddetti artmış bize gelmesin diye birbirimiz sokuluyoruz. Soluğum soluğuna karışıyor. Yağmur şiddetini daha da arttırmış. Biraz daha yanaşıyoruz birbirimize. Göz göze geliyoruz… Yakasını çözüyorum önlüğünün, elim göğsünde kayıyor.

Yemek! Yemek...

Yemek yemeyecek misin?

Mavi terliklerde gözüm… Üzerindeki gülerek sıçrayan balıkları yeniden fark ediyorum.

Yok, ben yemeyeceğim, siz başlayın.

“Seninki uçtu yine” dedi arkadaşlarına meydancı “Hadi buyurun beyler.”

Mete Kaynaroğlu / Ocak 2019
Go to the top of the page
 
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 18 06 19 - 17:14