Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

50 Sayfa V  « < 48 49 50  
Reply to this topicStart new topic
> Amerikan Şiiri
Vehbi
mesaj 05 09 2019 - 17:30
İleti #1226


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Yaz Sonrası Panik Atakı-- ADA LIMÓN (1976- )

Soyunamam yaprakların basınç yapmasından,
yuvarlak uçlarının kőşeleri pencereye doğru yaslanırken
istenmeyen bir erkek bakışı gibi sırt tarafımın ūzerinde,
(kutsamak isterler onlar, ve kutsamak ve susmak).
Ne olurdu ben şeytanca davranmak isteseydim eğer onun yerine?
Boyun eğseydim deliliğe beni yapan. Vızıltısı
komşunun çim biçme makinasının, kırmızı
bir posta kutusu flaması dik duran, bir kőpek havlaması
ūç ev uzaktan, ve bundan ibarettir bir gūn.
Kaplamanın ūzerinde karabőcek,
őlū dal kırılıyor, fakat kırılmayan, denizden gelen
taşlar nehirden gelen taşların yanında duran,
cevapsız kalan mesajlar hayaletler gibi boğazda kalan,
bir siren şehre doğru inleyen acil durumun
burada olmadığını tekrar ederek
bu gūrūltūlū sessizliğin yalnızca sizin yaşadığınız yerde
olduğunu tekrarlayan.


Çeviren: Vehbi Taşar


Late Summer after a Panic Attack
BY ADA LIMÓN

I can’t undress from the pressure of leaves,
the lobed edges leaning toward the window
like an unwanted male gaze on the backside,
(they wish to bless and bless and hush).
What if I want to go devil instead? Bow
down to the madness that makes me. Drone
of the neighbor’s mowing, a red mailbox flag
erected, a dog bark from three houses over,
and this is what a day is. Beetle on the wainscoting,
dead branch breaking, but not breaking, stones
from the sea next to stones from the river,
unanswered messages like ghosts in the throat,
a siren whining high toward town repeating
that the emergency is not here, repeating
that this loud silence is only where you live.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 08 09 2019 - 15:16
İleti #1227


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Metronun bir Ístasyonunda—Ezra Pound (1885-1932)

Bu yūzlerin hayalet gibi gőrūntūleri kalabalığın içersinde;
Taç yapraklar ıslak, siyah būyūk bir ağaç dalı ūzerinde.

Çeviren: Vehbi Taşar

In a Station of the Metro-- Ezra Pound

THE apparition of these faces in the crowd;
Petals on a wet, black bough.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 09 09 2019 - 09:55
İleti #1228


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Sarı-- Emily Dickinson #1045

Doğa nadiren kullanır Sarıyı
Bir başka çeşit Renkten daha fazla;
Gūnbatışları için saklar onu,
Maviden tasarruf etmeye.

Kırmızıyı harcayan bir Kadın gibi,
Yalnız Sarıya yeter onun būtçesi,
Kısıtlı ve ayırımcı,
Bir Aşığın Kelimeleriymiş gibi sanki.

Çeviren: Vehbi Taşar

Nature rarer uses Yellow (1045)
by Emily Dickinson

Nature rarer uses Yellow
Than another Hue.
Saves she all of that for Sunsets
Prodigal of Blue

Spending Scarlet, like a Woman
Yellow she affords
Only scantly and selectly
Like a Lover’s Words.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 09 09 2019 - 14:57
İleti #1229


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Bu kőlelik devrinden kalma tarihi bir Amerikan şiiri...

Okumayı Bellemek-- BY FRANCES ELLEN WATKINS HARPER (1825-1911)

Kuzeyli őğretmenlerin aşağı tarafa geldiklerinden
Çok az sonra ve onların bir okul bir araya getirdiklerinden,
Fakat, aman! bizim Ísyancılar ondan nasıl nefret etti--
O onların kuralına aykırı dūştū.

Bizim efendilerimiz saklamaya çalıştı herzaman
Kitap bilgisini bizim gőzlerimizden,
Kőlelikle bağdaşması mūmkūn değildi bilginin
O lūzumundan fazla akıllı yapardı hepimizi birden.

Fakat bazılarımız çalışırdı onu kitaplardan çalmaya
Az bile olsa.
Ve kelimeleri koyarlardı bir araya,
Ve őğrenmeye çalışırlardı hırsızlıkla ya da dūzenbazlıkla.

Ben anımsarım Kaldwell Amcayı,
Toplayarak kaynayan sebzelerin yağını
Yağlayan kitabının sayfalarını,
Ve onu şapkasında sakladı.

Ve onun efendisi onu gőrseydi herhangibir zamanda
Onun kafasının ūzerindeki yaprakları,
Onların yağlı kağıtlar olduklarını sanardı,
Ve bir ilgisi olmadıklarını okumakla.

Ve bir de Bay Tőrnır’ın Ben’i vardı,
Íşiten çocukların harfleri hecelediğini
Ve tam orada kalbiyle topladı kelimeleri,
Ve onları okumasını őğrendi çok iyi,

Tabii ki, Kuzeyli insanlar gőnderip durdu
Aşağıya kuzeyli őğretmenleri;
Ve onlar dimdik durdu ayakta, ve bize yardım etti,
Ísyancılar alay etseler ve kaş çatsalar dahi.

Ve ben hasret kaldım Íncilimi okumaya,
Değerli kelimeler için onun sőylediği,
Fakat ben onu okumaya başladığımda,
Kafalarını sallamaya başladı insanların hepsi,

Ve çalışmanın faydası yoktur dedi,
Ah! Sen çok geç kaldın Kloi,
Fakat benim yaşım çıkarken altmışa doğru,
Bekleyecek zamanım kalmamıştı.

Bőylece ben bir çift gőzlūk buldum kendime
Ve çalışmaya gittim dūzgūnce,
Ve asla durmadım őğreninceye kadar okumayı
Ílahileri ve Íncilin içindeki Ahitleri.

Kūçūk bir kulūbe buldum ondan sonra
Benim kendimin diyebileceğim bir yeri---
Ve bağımsız hissettim kendimi adeta
Tahtına kurulan bir kraliçe gibi.

Çeviren: Vehbi Taşar


Learning to Read
BY FRANCES ELLEN WATKINS HARPER (1825-1911)

Very soon the Yankee teachers
Came down and set up school;
But, oh! how the Rebs did hate it,—
It was agin’ their rule.

Our masters always tried to hide
Book learning from our eyes;
Knowledge did’nt agree with slavery—
’Twould make us all too wise.

But some of us would try to steal
A little from the book.
And put the words together,
And learn by hook or crook.

I remember Uncle Caldwell,
Who took pot liquor fat
And greased the pages of his book,
And hid it in his hat.

And had his master ever seen
The leaves upon his head,
He’d have thought them greasy papers,
But nothing to be read.

And there was Mr. Turner’s Ben,
Who heard the children spell,
And picked the words right up by heart,
And learned to read ’em well.

Well, the Northern folks kept sending
The Yankee teachers down;
And they stood right up and helped us,
Though Rebs did sneer and frown.

And I longed to read my Bible,
For precious words it said;
But when I begun to learn it,
Folks just shook their heads,

And said there is no use trying,
Oh! Chloe, you’re too late;
But as I was rising sixty,
I had no time to wait.

So I got a pair of glasses,
And straight to work I went,
And never stopped till I could read
The hymns and Testament.

Then I got a little cabin
A place to call my own—
And I felt independent
As the queen upon her throne
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 10 09 2019 - 06:18
İleti #1230


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Emily Dickinson’ın őldūkten sonra basılan şiirler koleksiyonunda 445 inci sırayı alan bu şiiri 19. yūzyılda şiir yazmaktan başka birşey yapmak istemeyen genç bir kadının toplum içinde karşılaştığı gūçlūkleri çok gūzel anlatmış. Toplumun genç bir kadından beklentisi şiirler değil aşk mektupları yazmak olduğu için Emily Dickinson’un yazdığı şiirleri yaşadığı yıllarda hiçkimse okumamıştır.

Onlar Beni Susturdular Dūzyazının Íçinde ---Emily Dickinson #445 (1830-1886)

Onlar beni susturdular Dūzyazının içinde ---
Kūçūk bir Kız çocuğuymuşum gibi sanki
Onlar beni kapattılar gardıropun içine---
Çūnkū onlar beni ‘hareketsiz’ sevdi---

Hareketsiz! Eğer onların kendileri anahtar deliğinden bakabilseydi--
Onun istemekten başka hiçbirşeyi olmayan--
Ve benim –hızla dőnen—beynimi gőrebilselerdi
Daha akıllıca davranırlardı sığınacak bir yer bulsalardı bir Kuşa

Vatana hainliği yaptığı için—Zindanda---
Ve bir yıldız kadar kolayca
Kaldıran onun Esaretini--
Ve gūlselerdi—Artık ben olmayınca orada!—

Çeviren: Vehbi Taşar

They Shut Me Up in Prose—Emily Dickinson #445

They shut me up in Prose —
As when a little Girl
They put me in the Closet —
Because they liked me ‘still’ —

Still! Could themself have peeped —
Himself has but to will
And seen my Brain — go round —
They might as wise have lodged a Bird

For Treason — in the Pound —
And easy as a Star
Abolish his Captivity —
And laugh — No more have I —
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 15 09 2019 - 07:28
İleti #1231


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Bu gūzel şiiri okurken (ve çevirirken) 19. yūzyılın kūçūk bir Kuzeydoğu Amerika şehrinin (Amherts, Massachushetts) çetin bir kar fırtınasında evinin ūst kattaki bir odasında dikiş dikerken pencereden dışarıya bakan bir Emily Dickinson’u hayal etmeniz gerek. Karı anlattığı ve onun nadiren yazdığı uzun şiirlerden biri olan bu şiirin içinde bir kez bile “kar” sőzū geçmez. Buna rağmen bu şiir onun hayal gūcūnūn nasıl çalıştığının belki de en gūzel őrneğidir.

O Kurşun Kalburlardan Elenir—Emily Dickinson #291

O kurşun kalburlardan elenir,
Tahtayı toz haline getirir un gibi,
Kaymaktaşı rengi yūnle doldurur
Yolun buruşuk yerlerini.

O dūz bir yūz yapar
Dağlardan ve yaylalardan,--
Kesiksiz bir alın doğudan
Tekrar doğuya kadar.

O ulaşır parmaklığa,
Onun etrafını sarar, korkuluktan korkuluğa,
O kayboluncaya kadar muflonlarda;
Kristal bir duvak fırlatır havaya

Kesik ağaç kūtūğūne, odun yığınına ve dala,--
Yazın boş odasında,
Hektarlarca ilmiklerin eklem yerlerine hasatların yapıldığı yerde,
Onlar olmasaydı eğer yazılmayan deftere.

O būzgū yapar direklerin bileklerini,
Dikiyormuş gibi bir kraliçenin ayak bileklerinin çevresini --
Ondan sonra hareketsizleştirir onun sanatkarlarını, hayaletler gibi,
Ínkar ederek onların zanaatlerini.

Çeviren: Vehbi Taşar 15 Eylūl, 2019, Marmaris

It sifts from Leaden sieves—Emily Dickinson #291

It sifts from leaden sieves,
It powders all the wood,
It fills with alabaster wool
The wrinkles of the road.

It makes an even face
Of mountain and of plain, —
Unbroken forehead from the east
Unto the east again.

It reaches to the fence,
It wraps it, rail by rail,
Till it is lost in fleeces;
It flings a crystal veil

On stump and stack and stem, —
The summer’s empty room,
Acres of seams where harvests were,
Recordless, but for them.

It ruffles wrists of posts,
As ankles of a queen, —
Then stills its artisans like ghosts,
Denying they have been.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 16 09 2019 - 16:58
İleti #1232


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Gençlik ve Gūzellik—William Carlos Williams (1883-1963)

Bir saplı sūpūrge satın aldım-
kızım olmadığından--
çūnkū onların būkūk
hoş kurdeleleri vardı parlak bakırdan
beyaz sicimle dolanan
ve bir baş yaptı darmadağın
ondan, onu ūstūne bağladı
tersine dőnmūş bir dişbudak sopasının
ince boyunlu
dik, uzun--
bağlandığı zaman uzunlamasına
pirinç duvar kőşebentinin ūzerine
benim için bir ışık olmaya
ve anadan doğma
bir kızın gőrūndūğū gibiydi herhalde
onun babasına.

Çeviren: Vehbi Taşar

Youth and Beauty—William Carrlos Williams

I bought a dishmop--
having no daughter--
for they had twisted
fine ribbons of shining copper
about white twine
and made a tousled head
of it, fastened it
upon a turned ash stick
slender at the neck
straight, tall--
when tied upright
on the brass wallbracket
to be a light for me
and naked
as a girl should seem
to her father.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 18 09 2019 - 10:38
İleti #1233


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994




Kırmızı El Arabası—William Carlos Williams (
1883-1963)

o kadar çok şey
bağlıdır ki

kırmızı bir
el arabasının yaptıklarına

cilalanmış duran
yağmur suyuyla

beyaz tavukların
yanında

Çeviren: Vehbi Taşar

The Red Wheelbarrow
William Carlos Williams - 1883-1963

so much depends
upon

a red wheel
barrow

glazed with rain
water

beside the white
chickens


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 20 09 2019 - 08:12
İleti #1234


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Kızım Íçin—Weldon Kees (1914-1955)

Kızımın gőzlerine bakarken
Masumiyeti altında sabah etinin
Saklanmış, imalarını gőrūrūm onun aldırış etmediği őlūmūn.
En soğuk rūzgarlar bu saçı havaya uçurdular, ve deniz yosunun
Hasırı bu minyatūr ellere dolandı;
Gecenin yavaş zehiri, hoşgőrūlū ve yumuşakbaşlı,
Taşıdı onun kanını. Kavrulmuş yıllar benim onunkinin
Olabileceğini gőrdūğūm iğrenç gőzūkūr, can çekişen
Őlūm bir çeşit savaşın içersinde, ince bacaklar yemyeşil.
Ya da, beslenmiş nefreti yiyerek, o tadını çıkarır başkalarının
Çektiği acının arı sokmasının; belki de zalim
Gelini bir frengilinin ya da bir budalanın.
Bu spekūlasyonlar gūneşin altında ekşir.
Kızım yoktur benim. Ne de olmasını isterim.

Çeviren: Vehbi Taşar


For My Daughter
BY WELDON KEES

Looking into my daughter’s eyes I read
Beneath the innocence of morning flesh
Concealed, hintings of death she does not heed.
Coldest of winds have blown this hair, and mesh
Of seaweed snarled these miniatures of hands;
The night’s slow poison, tolerant and bland,
Has moved her blood. Parched years that I have seen
That may be hers appear: foul, lingering
Death in certain war, the slim legs green.
Or, fed on hate, she relishes the sting
Of others’ agony; perhaps the cruel
Bride of a syphilitic or a fool.
These speculations sour in the sun.
I have no daughter. I desire none.




Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 20 09 2019 - 12:52
İleti #1235


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Zavallı Bir Fakir Kadına —William Carlos Williams (1883-1963)

bir erik çiğneyerek katır kutur
bir caddenin ūzerinde
bir kağıt poşetle elinde

Onların lezzeti gūzel gelir ona
Gūzeldir onların tadı
ona. Onların tadı
gūzeldir ona

Gőrebilirsiniz onu
bakarak onun nasıl kendini verdiğini
onun elinde emilip dışarı
çıkarılan yarısına

Ferahlatan
bir avunması olmuş eriklerin
havayı dolduran adeta
Onların tadı gūzel gelir ona.

Çeviren: Vehbi Taşar

To a Poor Old Woman
William Carlos Williams - 1883-1963

munching a plum on
the street a paper bag
of them in her hand

They taste good to her
They taste good
to her. They taste
good to her

You can see it by
the way she gives herself
to the one half
sucked out in her hand

Comforted
a solace of ripe plums
seeming to fill the air
They taste good to her


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 22 09 2019 - 15:40
İleti #1236


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



1936 da yazılan ve Amerika’nın bir őzetine benzeyen bu şiirde benim “Fakirlere Yardım Ordusu” diye çevirdiğim “Kurtuluş Ordusu”, yani Salvation Army, Amerika’ya has Kızılay ve Kızılhaç gibi fakat dini yőnū olan bir yardım kuruluşudur.

Ümit Lime Lime Olmuş Bir Bayraktır—Carl Sandburg (1878-1967)

Lime lime olmuş bir bayraktır ūmit ve zamanın bir dūşū.
Ümit bir kel\imedir kalbin eğirdiği, Kaya Armudu beyaz renkli
Bozulması imkansız akşam yıldızı kőmūr madenlerinin ūzerinde,
Kuzey ışıklarının parıltısı amansız bir kış gecesini aydınlatan bir uçtan őbūr uca,
Mavi tepeler çelik fabrikalarının dumanlarının őtesinde,
Mavi kuş şarkı sőylemeyi sūrdūren ahbaplarına huzur içinde, savaşta ve barışta.
On paralık çiğdem soğanı çiçek açan bir kullanılmış-araba satış odasında,
At nalı kapının ūzerinde, cepte taşınan uğur getiren muska,
Őpme, ve rahatlık veren gūlme ve azmetme--
Ümit bir yankıdır, ūmit oraya buraya bağlar kendi kendini
ilkbahar çimeni, kendini gősteren en beklenmedik yerde
Beyaz bulutların yuvarlanan kabarık kuş tūyū değişebilen bir gőğūn ūzerinde,
Yaylı çalgıların radyo yayını Japonya’dan, çanların Moskova’dan
Taşınan Ísveç başbakanının sesinde
Denizin őbūr yakasına milletlerden bir araya gelen bir ailenin hatırına
Ve çocuklar sőyleyen çocuk Ísa’nın koro şarkılarını
Ve Bach radyo yayınıyla duyurulan Betlehem, Pensilvenya’dan.
Ve yūksek gőkdelenler hemen hemen boş duran kirada oturanlardan
Ve gūçlū adamların elleri el yordamıyla arayan tutacak yerleri
Ve Fakirlere Yardım Etme Ordusu şarkıyla sőyleyen Tanrının bizi sevdiğini...

Çeviren: Vehbi Taşar

Hope Is A Tattered Flag - by Carl Sandburg

Hope is a tattered flag and a dream of time.
Hope is a heartspun word, the rainbow, the shadblow in white
The evening star inviolable over the coal mines,
The shimmer of northern lights across a bitter winter night,
The blue hills beyond the smoke of the steel works,
The birds who go on singing to their mates in peace, war, peace,
The ten-cent crocus bulb blooming in a used-car salesroom,
The horseshoe over the door, the luckpiece in the pocket,
The kiss and the comforting laugh and resolve—
Hope is an echo, hope ties itself yonder, yonder.a
The spring grass showing itself where least expected,
The rolling fluff of white clouds on a changeable sky,
The broadcast of strings from Japan, bells from Moscow,
Of the voice of the prime minister of Sweden carried
Across the sea in behalf of a world family of nations
And children singing chorals of the Christ child
And Bach being broadcast from Bethlehem, Pennsylvania
And tall skyscrapers practically empty of tenants
And the hands of strong men groping for handholds
And the Salvation Army singing God loves us….






Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 27 09 2019 - 17:14
İleti #1237


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Bir Çiçek Olmak—Emily Dickinson #1038

Tomurcuğu paket yap—Solucana karşı koy
Çiğden hak ettiğini al---
Isıyı ayarla—Rūzgardan yakayı kurtar
Firsat kollayan arıyı sav başından

Būyūk Doğa hayal kırıklığına uğratmaz Onu
O Gūn bir Çiçek ---
Olmak için bekleyen Onun, çok derindir
Sorumluluğu---

Çeviren: Vehbi Taşar

To Be a Flower—Emily Dickinson #1038

to pack the Bud –oppose the Worm
Obtain its right of Dew —
Adjust the Heat — elude the Wind —
Escape the prowling Bee

Great Nature not to disappoint
Awaiting Her that Day —
To be a Flower, is profound
Responsibility —
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 28 09 2019 - 22:19
İleti #1238


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Soğuk bir dūnyada inancın ısınmaya nasıl yardım ettiğini dőrt perdelik bir tiyatro oyunu gibi dūzenleyen bu ilginç şiirde hangi perdenin doğru olduğunu Mevlana’yı okuyanlar iyi bilir. Berdeshevsky Pariste yaşayan bir Amerika’lı kadın şairdir.

..... yılının Kışından—Margo Berdeshevsky

Doğrudur bunlardan biri.

Būtūn hayvanlar sevişiyorlardı. O gūn bunu yapmanın gūnūydū. Būtūn őteki hayvanlar yapsa dahi bir kurt saklandı, dinleyerek onun kendi nefesinin sūrgūlū trombon’unu. Karanlık bir odada yatan bir kurt, sessizce, aşıkların

kaynayıp coşması dışında dışardaki. O onların gūnūydū. Kilit yoktu kapıda. Onun yatmasının istendiğinin bir inancı vardı sessizlikte, sadece. Karanlığın nefesini çek içine. Soruları yanıtlamak değildi senin var olmanın nedeni. Sakın uluma. Sorular

Sorma. O uyuyakaldı, inancının yūksek ateşiyle ısınmış durumda.

Birzamanlar cesetler saçılmıştı ortalığa ve hiçkimse gelmedi onları almaya. O bir katliamdı. Biz bu yūzden anımsarız o gūnū. Őlūm kurşununu atmış ve atmıştı ve yaptıklarından uzağa kaçmıştı . Hayatta kalanlar

bunu sőyledi. Ínancın yūksek ateşiyle ısınmış durumda.

Íhtirasın tek okuydu o, ve Eros iyi bilirdi onu atmasını. Kazanan biri
Onun vurduğu—sevdi ve sevildi karşılığında. Onun kalbi acıyıncaya kadar. Ízin yoktu sorulara. Aşkın zehiri mūkemmel

bir katildi. Herkes zehirin tadına bakmak istedi. Ínançlarının yūksek ateşiyle ısınmış durumda.

Birzamanlar barışçıl doğan bir beden vardı. O herkesi ve herşeyi sevdi yeryūzūnde ve havada. Hiçkimse őğretmedi ona. O sessizce yatardı bir yolun ūzerinde ya da bir tarlada kurşunları durdurmaya ya da

ruhları. O kadının inancı dūşūncesinin gūcūydū. Eğer silahşőrler geldiyse bayraklarla ve kılıçlarla ve bombalarla ve Tanrı onların tarafındaysa—‘durun!’ dedi onun çıplak kadın bedeni, durarak onların hūcum yolunda. Gőzlemciler

‘Onun ateş aldığını’ gőrdū. Ve onu sevdikleri için, baykuşların cadılar meclisi ‘durun!’ dedi, kargaların bir őlūm mūfrezesi ‘durun’ dedi, gőzler dallardan doğuya ve dallardan batıya, ‘durun’ dedi. Savaşları seven bir atmaca ‘durun’ dedi. Durun

diye mırıldandı atmacayı çok iyi bilen kumru. Ve onun çıplak bedeni fısıldadı, ‘Silahşőrleri sevmez Tanrı’. Bir fısıldama delik deşik eden onların kendi Tanrıları tarafından sevilmek isteyenlerin kalplerini. ‘Orada’,

diye fısıldadı kadın, bakarak gőrdūğūne inandığı bir gőkyūzūne...
‘şimdi ne yapılacağını bilirmisin, Tanrı?’ Ínancının yūksek ateşiyle ısınmış durumda.

Doğrudur bunlardan biri. Ya da neredeyse doğru. Kıştan bir hediye.

Çeviren: Vehbi Taşar

From the Winter of . . .

Margo Berdeshevsky

One of these is true.

All the animals were making love. It was the day for it. All the other
animals but a wolf hid, listening to the slide trombone of his own
breath. Who lay in a dim room, quiet but for the simmer

of breaths of the lovers outside. It was their day. There was no lock on the
room. Only a belief that he was meant to lie in the silence. Breathe in the
dim. Not meant to question. No howling. No

questions. He slept, warmed by the high fever of his belief.

Once upon a time there were bodies strewn and none to gather them. It
was a massacre. That's why we remember the day. Death had shot and
shot and gotten away with it. That's what survivors

said. Warmed by the high fever of their belief.

It was one single arrow of passion, and Eros was good with it. A winner.
Whom it struck—loved and was loved in return. Until it hurt the heart.
No questions were allowed. The poison of love was a

perfect killer. Everyone wanted to taste the poison. Warmed by the high
fever of their belief.

Once upon a time there was a peaceful body born who loved everyone
and everything on earth and in the air. No one had taught her. She would
lie down in silence on a road or a field to stop bullets or

souls. She believed in the power of her thought. If warriors came with
flags and swords and bombs and God on their side—stop! said her naked
woman body, paused in the path of their attacks. She's on

fire, observers saw. And loving her, stop! said the covens of owls, stop,
said a murder of crows, stop, said eyes from branches to the east,
branches to the west. Stop, said the hawk who loved wars. Stop

murmured the dove who knew the hawk very well. And her naked body
whispered, God does not love warriors. A whisper that pierced their
hearts that wanted to be loved by their own God. There,

whispered the woman, looking to a sky she believed she saw . . . do you
know what to do now, God? Warmed by the high fever of her belief.

One of these is true. Or almost. A gift from the winter.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 29 09 2019 - 07:28
İleti #1239


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Emi.ly Dickinson (1830-86) Būtūn Şiirleri. 1924

Beşinci Bőlūm: Tek Tazı, 24. Şiir
(Tek kızkardeşim var benim evimizde)

Çaresiz kalmak ve korkmak
Arasındaki FARK
Bir gemininin battığı anla
Battıktan sonra geçirilen zamana

Benzer. Dūzgūn durur—çalkalanmadan--
Halinden memnun
Bir Būstūn alnının ūstūnden bakan gőz kadar
Gőremediğinin farkında olan AKIL.

Çeviren: Vehbi Taşar


Emily Dickinson (1830–86). Complete Poems. 1924.

Part Five: The Single Hound

One sister have I in our house

XXIV

THE DIFFERENCE between despair
And fear, is like the one
Between the instant of a wreck,
And when the wreck has been.

The mind is smooth,—no motion— 5
Contented as the eye
Upon the forehead of a Bust,
That knows it cannot see.



Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 29 09 2019 - 15:08
İleti #1240


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Çok Yaşa—Walt Whitman (1819-1892)

Çok yaşa başarısızlığa uğrayanlara!
Ve savaş-gemileri denizde batırılanlara!
Ve kendileri denizde batanlara!
Ve çatışmada mağlup olan būtūn paşalara,
ve būtūn hakkından gelinen kahramanlara!
Ve sayısız isimsiz kahramanlara,
onların kahramanlıkları bilinen en būyūk kahramanlarla bir olan!

Çeviren: Vehbi Taşar

Vivas—Walt Whitman

Vivas to those who have fail'd!a
And to those whose war-vessels sank in the sea!
And to those themselves who sank in the sea!
And to all generals that lost engagements, and all overcome heroes!
And the numberless unknown heroes equal to the greatest heroes known!
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 02 10 2019 - 09:51
İleti #1241


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Ekimde Afyon Çiçekleri—Sylvia Plath (27 Ekim, 1932- 11 Şubat, 1963)

Bu sabah gūneş-bulutları bile beceremez bőyle etekleri.
Ne de kadın ambulansın içindeki
Mantosunun içinden çiçek açan onun kırmızı kalbi şaşırtıcı bir halde, bu denli—

Bir hediye, bir aşk hediyesi
Ístenmediği halde son derece
bir gőkyūzūnūn yanından geçecek biçimde

Solgun bir halde ve alevli bir şekilde
Tutuşturan onun Karbon Monoksitlerini, kőrelmiş gőzlerle
Bir duraklamaya, yuvarlak şapkaların altında.

Aman Allahım, ben neyim ki
Bu őlen ağızların ağlamak için çiçek açması gerekli
Buzdan yapılan bir ormanda, peygamber çiçeklerinin bir şafak vakti.

Çeviren: Vehbi Taşar, 2 Ekim, 2019, Marmaris

Poppies In October—Sylvia Plath

Even the sun-clouds this morning cannot manage such skirts.
Nor the woman in the ambulance
Whose red heart blooms through her coat so astoundingly —

A gift, a love gift
Utterly unasked for
By a sky

Palely and flamily
Igniting its carbon monoxides, by eyes
Dulled to a halt under bowlers.

O my God, what am I
That these late mouths should cry open
In a forest of frost, in a dawn of cornflowers.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 02 10 2019 - 12:59
İleti #1242


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Gazetelerde okuduğumuza gőre dūnyanın birçok yerinde olduğu gibi Tūrkiye’de de yaygın olan aile içinde kadınlara yapılan şiddet konusunda yazılan bu şiiri çevirdim çūnkū Ekim ayı ABD’de de aile içinde şiddeti őnleme ayıdır.

Koyun—Judy Grahn (1940- )

Ílk dőrt őnderin kırık ayakları vardı
Dőrt yaşlı barajın kırılmıştı ayakları
Sūrū koşmaya başlardı, ondan sonra ūşūyūp donardı
Ílk dőrt őnderin kırık ayakları vardı

‘Sūrū neden bu kadar uysal?’ diye sordu şahin
‘Evet, neden sūrū bu kadar uysal,’ diye gūlūmsedi it.

‘Çoban tokmağını tutar elinde
Çobanın eli toprağın ūzerinde,
Sūrū koşmaya başlar őnce, sonra ūşūyūp donar olduğu yerde--
Dőrt yaşlı barajın kırıldı ayakları,’
işte kőpek bunu bőyle açıkladı.

Şahin feryat etti:
‘Ne kadar kolay olmalı çobanın yaşamı!’

‘Bilirim, bilirim’ diye bağırdı çobanın karısı,
‘O izin verir benim dışarı çıkmama dar bir etekle
ve beni evde bırakır onun kirini temizleyeyim diye
Ne zaman koşmaya kalkışsam donarım ūşūye ūşūye.’

“Őyleyse, ben çok memnunum onun cūret etmediğine
onun kırma gūcūnū denemediğıne
benim ūzerimde,’ dedi şahin, uçarak gūneşin içersine:
kőpek onu ikaz ederken, onun it koşuşunda:
‘Şahin—çoban bir silah satın aldı!’

Şahin neden bu kadar uysal,’ diye sordu sūrū,

‘O yere dūştū tūylū bir meltemin rūzgarında;
O ahmak bir yumru gibi yatar ağaçların altında,
Biz inanırız bizim kırık dizlerimiz olsaydı daha iyiydi
Kanımızı kaybetmektense ve ansızın donmaktansa
Onun gibi.’

Fakat en yaşlı baraj onun bacağına diliyle bir yalama verdi,
Ve, “Kimisi yavaş őlūr, kimisi çabuk,’ dedi,
Birkaçı uzağa kaçtı ve gerisi emekledi,
Fakat çoban hiçbir şekilde őlmedi--
Lanetlesin onun ruhunu Tanrı.

Ben verirdim dedi ona yūnūmūn hepsini çobanın karısı
Eğer bir kadın bulunsaydı değiştirebilen çobanın yaşam tarzını,
Fakat ben kendim vururdum o adamı yere
Eğer bilseydim onun nasıl yapılacağını sadece.’

Çeviren: Vehbi Taşar

Not: Belki de bu şiirde kullanılan “baraj” kelimesini açıklamam gerekirdi. Bu kelimeyi bir nehrin iki yakasını birleştiren su bendi anlamında kullanmış. Yani “kőprū” de diyebilirdi çūnkū evliliği anlatmak istiyor. Fakat barajın ayaklarının kırılması uzun bir sūre devam eden evliliğin sabır ve çilesinin haddinden fazla aşıldığını anlatıyor. Onun için kőprū dememiş.

Sheep
BY JUDY GRAHN

The first four leaders had broken knees
The four old dams had broken knees
The flock would start to run, then freeze
The first four leaders had broken knees

‘Why is the flock so docile?’ asked the hawk.
‘Yes, why is the flock so docile,’ laughed the dog,

‘The shepherd’s mallet is in his hand,
The shepherd’s hand is on the land,
The flock will start to run, then freeze—
The four old dams have broken knees,’
dog explained.

The hawk exclaimed:
‘The shepherd leads an easy life!’

‘I know, I know,’ cried the shepherd’s wife,
‘He dresses me out in a narrow skirt
and leaves me home to clean his dirt.
Whenever I try to run, I freeze—
All the old dams have broken knees.’

‘Well, I’m so glad he doesn’t dare
to bring his breaking power to bear
on me,’ said the hawk, flying into the sun;
while the dog warned, in his dog run:
‘Hawk—the shepherd has bought a gun!’

‘Why is the hawk so docile?’ asked the flock,

‘He fell to the ground in a feathery breeze;
He lies in a dumb lump under the trees,
We believe we’d rather have broken knees
Than lose our blood and suddenly freeze
Like him.’

But the oldest dam gave her leg a lick,
And said, ‘Some die slow and some die quick,
A few run away and the rest crawl,
But the shepherd never dies at all—
Damn his soul.

I’d will my wool to the shepherd’s wife
If she could change the shepherd’s life,
But I myself would bring him low
If only, only I knew how.’
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 02 10 2019 - 16:36
İleti #1243


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Şőhret bir arıdır—Emily Dickinson #1788

Şőhret bir arıdır.
Bir şarkısı vardır--
Bir sokması--
Ah, bir de kanadı vardır.

Çeviren: Vehbi Taşar

Fame is a bee. (1788)
BY EMILY DICKINSON

Fame is a bee.
It has a song—
It has a sting—
Ah, too, it has a wing.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 02 10 2019 - 18:32
İleti #1244


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Wallace Steven’s ın ūzerinde pek çok tartışılan fakat pek az anlaşılan bu şiiri sessizlik olmadan gerçeğe ve anlama ulaşılamayacağını anlatıyor. Bu kavram Mevlana’nın neredeyse her şiirinde vardır. Fakat tūketimin ve turizmin yegane kazanç kaynağı olduğu bir dūnyada tamamiyle unutulmuştur. Wallace Stevens sadece bunu Amerika’lılara hatırlatmaya çalışıyor.

Ev Sessizdi ve Dūnya Sakindi—Wallace Stevens (1879-1955)

Ev sessizdi ve dinlenen dūnya sakindi
Okuyucu kitap haline geldi; ve yaz gecesi

Kitabın bilinçli varlığı gibiydi.
Ev sessizdi ve dūnya sakindi.

Kelimeler konuşuldu kitap hiç yokmuş gibi,
Okuyucunun sayfanın ūzerine eğildiği sayılmazsa,

Eğilmek istedi, olmayı çok istedi en fazla
Bilgin onun kitabının doğru olduğu ona, ona

Dūşūncenin eşsiz bir őrneği gibidir yaz gecesi
Ev sessizdi çūnkū mecburdu sessiz olmaya

Sessizlik anlamın parçasıydı, aklın parçasıydı:
Eşsizliğin erişimiydi sayfaya.

Ve dūnya sakindi. Gerçek sakin bir dūnyada,
Onun içinde yoktur başka anlam, onun kendisi

Sakindir, onun kendisidir yaz ve gece, onun kendisi
Okuyucudur eğilen ardında ve okuyan orada.

Çeviren: Vehbi Taşar

The House Was Quiet and The World Was Calm
By Wallace Stevens

The house was quiet and lithe world was calm.
The reader became the book; and summer night

Was like the conscious being of the book.
The house was quiet and the world was calm.

The words were spoken as if there was no book,
Except that the reader leaned above the page,

Wanted to lean, wanted much most to be
The scholar to whom his book is true, to whom

The summer night is like a perfection of thought.
The house was quiet because it had to be.

The quiet was part of the meaning, part of the mind:
The access of perfection to the page.

And the world was calm. The truth in a calm world,
In which there is no other meaning, itself

Is calm, itself is summer and night, itself
Is the reader leaning late and reading there.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 07 10 2019 - 12:21
İleti #1245


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Ben Seninle Evlendim—Linda Pastan (1932- )

Ben seninle evlendim būtūn yanlış nedenler sayesinde,
būyūlenmiş halde senin karanlık aile tarihinle,
saf adelelerle, kabartılan saklı
silahlar gibi gőmleğinin altında, senin tecrūbesiz kravatlarınla,
gūnbatışının artık renkleriyle boyalı.
Būyūlenmiş haldeydim aynı zamanda senin teorilerinle
benim hakkımda: benim sūkunetim—o ayna
Çatlamış olmak için bekleyen bir an őnce,
Benim gőz kamaştıran cambazlıklarım mutfakta bıçaklarla.
Ne kadar yanlıştık biz birbirimizin hakkında,
Ve ne kadar mutlu olduk ondan sonra.

Çeviren: Vehbi Taşar


I married you – by Linda Pastan (1932-)

I married you for all the wrong reasons,
charmed by your dangerous family history,
by the innocent muscles, bulging like hidden
weapons under your shirt, by your naive ties,
the colors of painted scraps of sunset.
I was charmed too by your assumptions
about me: my serenity— that mirror waiting to be
cracked, my flashy acrobatics with knives in the kitchen.
How wrong we both were about each other,
and how happy we have been.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 07 10 2019 - 15:44
İleti #1246


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Her yılın 31 Ekim gūnū Amerika’da Şūkran Gūnū olarak kutlanır. Bu dini bir bayram olmamasına rağmen geleneksel olarak būtūn aile bir araya gelip baş yemek hindiden oluşan ağir bir ziyafet sofrasına kurulur.

Şūkran Gūnū için Evde—Linda Pastan (1932- )

Toplanan aile
gőlgeler atar bizim etrafımıza,
o akşam vakti
Ailenin bir araya geldiği

Yeterince ışık vardır hala
gőrmek için yolu baştan sona,
fakat būtūn pencerelerde
o ışık ağır ağır azalmakta.

Biz hiçbirşey olacağız az sonra
silūetlerden başka: oğullar
babaları kadar
kaba

Kız çocuklar
őnlūklerini çıkaracaklar az sonra
ağaçların yapraklarını çıkardıkları gibi
kışa,

Haydi yiyelim çabucak
midelerimizi dolduralım patlayıncaya kadar.
albūmūn kapakları kapanmakta
bizim arkamızda.

Çeviren: Vehbi Taşar

Home For Thanksgiving - Poem by Linda Pastan

The gathering family
throws shadows around us,
it is the late afternoon
Of the family.

There is still enough light
to see all the way back,
but at the windows
that light is wasting away.

Soon we will be nothing
but silhouettes: the sons'
as harsh
as the fathers'.

Soon the daughters
will take off their aprons
as trees take off their leaves
for winter.

Let us eat quickly--
let us fill ourselves up.
the covers of the album are closing
behind us.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 07 10 2019 - 18:30
İleti #1247


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Bu şiir 1864 yılında yazıldı. Fakat Emily Dickinson’ın her şiirini çevirmek bu fırtına kadar heyecan vericidir!

Bir Gőkgūrūltūlū Fırtına—Emily Dickinson

Rūzgar sallamaya başlamıştı çayırı
Tehdit eden Ezgilerle ve alçak sesli--
Tanrı Yeryūzūne bir Gőzdağı fırlattı--
Ve Gőkyūzūnde bir Gőzdağı vardı.

Yapraklar ağaçlardan çőzdū kancalarını--
Ve gőç etmeye başladı dışarı
Toz kepçeledi kendini Eller gibi
Ve Yolu çőpe attı.

Faytonlar Sokaklarda hızlandı
Ve Gők Gūrlemesi yavaşça telaş etti--
Yıldırım Sarı bir Gaga gősterdi
Ve sonra bir Pençe kurşun rengi.

Kuşlar Yuvalarının Kepenklerini indirdi--
Sığırlar Ahırlara kaçtı--
Dev Yağmurun bir damlası aşağı dūştū
Ve ondan sonra eller sanki

Su Bendlerini tutan bir arada, tuttuklarını ortadan ikiye ayırdı
Sular Gőğū Yerle bir Etti,
Fakat benim Tanrı’mın Evini gőrmezlikten geldi--
Sadece dőrt bir parçaya bőlerek bir Ağacı—

Çeviren: Vehbi Taşar


A Thunderstorm—Emily Dickinson

The Wind begun to rock the Grass
With threatening Tunes and low –
He threw a Menace at the Earth –
A Menace at the Sky.

The Leaves unhooked themselves from Trees –
And started all abroad
The Dust did scoop itself like Hands
And threw away the Road.

The Wagons quickened on the Streets
The Thunder hurried slow –
The Lightning showed a Yellow Beak
And then a livid Claw.

The Birds put up the Bars to Nests –
The Cattle fled to Barns –
There came one drop of Giant Rain
And then as if the Hands

That held the Dams had parted hold
The Waters Wrecked the Sky,
But overlooked my Father’s House –
Just quartering a Tree –

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 13 10 2019 - 08:34
İleti #1248


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



e.e. cumming'in Amerikan Milli Marşının sőzleriyle alay ettiği için pek az işitilen bu şiirini Tūrkçe’ye çevirmek için herhalde bu iyi bir zamandır!

‘tanrı amerika’nın yanında şūphesiz’—e.e. cummings (1894-1962)

“tanrı amerika’nın yanında şūphesiz ben
severim seni hacıların ūlkesi ve bir sūrū şey onlar gibi ah
sőyle sen gőrebiliyormusun şafağın erken vakti benim
bu memleketimin yıllarca geldiğini ve gittiğini
ve artık bizim ondan endişe edecek hiçbirşeyimizin kalmadığını her dilde
konuştuğu sağırvedilsizin bile
senin oğulların senin şan ve şerefle dolu ismini
kan dondurucu alkışlarla beyan etti
vallahi at ūstūnde diyerek haydi vay canına kıyılmış sővmeleri
neden açmalı gūzellik konusunu ne gūzel olabili
rdi bu kahramanca mutlu őlūlerden daha fazla
telaşla koşan aslanlar gibi kūkreyerek boğazlanmaya
onlar durup ta dūşūnmediler karşılık olarak őldūklerini
o durumda őzgūrlūğūn sesi yutacak mı dilini?”

O konuştu. Ve bir bardak suyu hızla içti

Çeviren: Vehbi Taşar

‘next to of course god america i’ by e.e.cummings (1894-1962)

“next to of course god america i
love you land of the pilgrims’ and so forth oh
say can you see by the dawn’s early my
country tis of centuries come and go
and are no more what of it we should worry
in every language even deafanddumb
thy sons acclaim your glorious name by gorry
by jingo by gee by gosh by gum
why talk of beauty what could be more beaut-
iful than these heroic happy dead
who rushed like lions to the roaring slaughter
they did not stop to think they died instead
then shall the voice of liberty be mute?”

He spoke. And drank rapidly a glass of water

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 18 10 2019 - 15:34
İleti #1249


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



e e cummings bu ūnlū şiirini aşk yapmanın gelenek ve adetleriyle alay etmek için yazmış. 1920 tarihinde yazılan bu şiirin Mevsimsiz’in gūnūmūzde kullandığı ahlak kurallarını bozmadığını ūmit ederek çeviriyorum.

adam yoklayabilirmiyim dedi—e e cummings (1894-1962)

adam yoklayabilirmiyim dedi
(kadın ben ciyaklarım dedi
adam sadece bir kez dedi)
kadın o hoş olur dedi

(adam dokunabilirmiyim dedi
kadın ne kadar dedi
adam çokça dedi)
kadın neden olmasın dedi

(adam haydi gidelim dedi
kadın çok uzağa değil dedi
adam ne çok uzaktır dedi
kadın senin olduğun yer dedi)

adam kalabilirmiyim dedi
(kadın hangi tarafta dedi
adam bunun gibi dedi
kadın eğer őpersen dedi

adam oynatabilimiyim dedi
kadın bu aşkmıdır dedi)
adam eğer sen razıysan dedi
(kadın ama sen őldūrūyorsun dedi

adam fakat bu yaşamdır dedi
kadın ama senin karın var dedi
adam şimdi dedi
kadın of dedi

(adam mūkemmel dedi
kadın durma dedi
adam oh hayır dedi)
kadın yavaş git dedi

(adam gggeliyormusun?dedi
kadın hmmm dedi)
adam sen ilahisin dedi
(kadın sen Benimsin dedi)

Çeviren: Vehbi Taşar

may i feel said he---e e cummings (1894–1962)

may i feel said he
(i'll squeal said she
just once said he)
it's fun said she

(may i touch said he
how much said she
a lot said he)
why not said she

(let's go said he
not too far said she
what's too far said he
where you are said she)

may i stay said he
(which way said she
like this said he
if you kiss said she

may i move said he
is it love said she)
if you're willing said he
(but you're killing said she

but it's life said he
but your wife said she
now said he)
ow said she

(tiptop said he
don't stop said she
oh no said he)
go slow said she

(cccome?said he
ummm said she)
you're divine!said he
(you are Mine said she)


Go to the top of the page
 
+Quote Post

50 Sayfa V  « < 48 49 50
Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 20 10 19 - 09:07