Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

48 Sayfa V  « < 46 47 48  
Reply to this topicStart new topic
> Amerikan Şiiri
Vehbi
mesaj 12 05 2019 - 21:26
İleti #1176


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994





Teodora—Ursula K. Le Guin (1929-2018)

Dűşűnűrűm ne kadar hoştu benim annem.
Ne kadar cana yakındı onun yaptığı işler
ve onun sahip olduğu şeyler. Onun turkuaz renkli
bilezikleri, onun menekşe renkli
akşam yemeği tuvaleti műcevherli bir belle.
Onun soyunma şekli naylonlarıyla birlikte
çőzűp çıkararak onları dolaşırdı.
Şefkatle dűşűnűrűm şimdi bűtűn bunları
ve rahatlıkla onları anımsarken.

Ah ne kadar kızmıştım ona o őldűğű zaman
őldűğű için, fakat o gitmişti en sonunda
ve o tekrar gelir bana gűműşle
ve turkuazla bileklerinde
gűn ışığında
gűneş ışıldarken.

Çeviren: Vehbi Taşar

THEODORA---Ursula K. Le Guin

I think how fine my mother was.
Her doings and her things were lovable.
Her turquoise bracelets, her violet
dinner dress with a jeweled waist.
The way when she was undressing
she'd go around with her nylons unhitched.
I think of all this now with tenderness
and comfort in the recollection.

Oh I was so angry at her when she died
for dying, but at last that's gone
and she comes to me again with silver
and turquoise on her wrists
in the sunlight.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
ismailhaydarakso...
mesaj 16 05 2019 - 16:44
İleti #1177


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,188
Katılım: 24 06 07
Nereden: Reykjavik / İzlanda
Üye No: 3,991



(Kasım) (Aydınlık, Kısa Günler)
(Karanlık, Alazlı Günbatımları)


Quasimodo için

Küçük bir kuş dallarda seker durur,
mavi bir yüksek sıçrayış,
gider ses. Kış
başlar bütün ışığı yakmaya.
Ve kaşla göz arasında,
akşamdır.
O oğlan bakıp durur Batı'ya
sanki dünyanın bütün itfaiye arabaları
yıldırım hızıyla oraya gitmiş gibi...

Bill Knott (1940-2014, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

https://ecnebiedebiyat.wordpress.com/
______________________________________________
(November) (Light, Short Days)
(Dark Fiery Sunsets)
by Bill Knott


for Quasimodo

A small bird hops about in branches,
a blue high toss,
the sound
goes. Winter
begins to burn up all the light.
And in no time,
it's evening.
The boy gazes to the west
as if all the fire-engines in the world were streaking there. . . .
Go to the top of the page
 
+Quote Post
ismailhaydarakso...
mesaj 16 05 2019 - 16:46
İleti #1178


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,188
Katılım: 24 06 07
Nereden: Reykjavik / İzlanda
Üye No: 3,991



(Güz) (ve Kış) (Vietnam)
(Şikago) (1965)


“İnsanı kendi suretinde yarattı Tanrı” - Tekvin

“Şikago, mimarî sergi alanıdır ulusun” - Şikago gazeteleri


1
Bir ürperti düşer ağaçlardan, geceleri;
öyle hafiftir ki esinti yalnızca mezarların üstündeki çimen kımıldar;
herkesin burnu siyahtır korkudan;
generaller açarlar yanmış bedenlerini çocukların
açar gibi sıladan gelen mektupları dantel kenarlarıyla...

2
Ah kolaydır bulmak
Şikago'da Vietnam'ı... gözyaşlarımızın durup çürüdüğü
bu aydınlık sokaklarda,
bizler kaybedilmiş şeyleriz (vur kendi gölgene
sormak için ölümden sılaya giden yolu).

3
Mahveder insanlar bizi kendi suretlerinde,
kendi -yitik- benzerliklerinde. Ve bu yıl,
-benim son umudum- kar taneleri bile
çığlıklarla desenlenmiş,
çarpık yaralanmış şekillere
bükülürler... Napalm: senin kendi döleşin
ateşe doğru inişte...

4
Istırap aynıdır her iki yerde. Fakat
en azından Vietnam'da ölüm ölümdür... Burada, bu
paslanmaz çelik çimento kule beyaz beton cam kentte,
ölüm biricik bitki örtüsüdür: ölüm hayattır, yeşil bir mıknatıs.

Bill Knott (1940-2014, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


https://ecnebiedebiyat.wordpress.com/
______________________________________________________________
(Fall) (And Winter) (Vietnam)
(Chicago) (1965)
by Bill Knott


“God created man in His own image” - Genesis

“Chicago is the architectural showplace of the nation” - Chicago newspapers

1
A shudder falls from the trees, at night;
the breeze is so light that only the grass on top of graves stirs;
everyone's nose is black with fear;
generals open the burning bodies of children
like letters from home with lace on the edges . . .

2
Oh it's easy to find
Vietnam in Chicago . . . in these bright streets where our
tears lie
rotting, we are what's lost (knock at your shadow
to ask the way home from death).

3
Men destroy us in their own image,
in their own—lost—likeness. And this year,
even the snowflakes—my last hope—
are twisted into awry hurt shapes,
designs of screams. . . . Napalm: your own afterbirth on fire
descending . . .

4
Suffering is the same both places. But
at least in Vietnam death is death . . . Here, in this
stainless steel cement tower white concrete glass city,
death is the sole vegetation: death is life, a green magnet.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
ismailhaydarakso...
mesaj 16 05 2019 - 17:08
İleti #1179


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,188
Katılım: 24 06 07
Nereden: Reykjavik / İzlanda
Üye No: 3,991



Vazgeçiş

Terk ettiğim çay yaprakları,
Ve şu çarpık çizgi
O kraliçe ayasında
Umurumda değil artık.
Benim siyah hac yolculuğumda
Bu ay oyuklu kristal yumak
Kırılacak henüz yardım etmeden;
Ne gelebileceği hakkında
Vıraklamaktansa,
Uçup gitmişler benim sevgili kuzgunlarım.

Yemin edilmiş manzaranın şu donduran katakullilerini
Ve geri kalan ne varsa öğrendim
Kandaki çiçeğe karşı:
Ne servet ne de bilgelik durur
Basit damar üstünde,
Dürüst ağızda.
Git kendi toy gençliğine
Zaman bitmeden önce
Ve yap iyi olanı
Beyaz ellerinle.

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


https://ecnebiedebiyat.wordpress.com/
____________________________________________
Recantation
by Sylvia Plath


Tea leaves I've given up,
And that crooked line
On the queen's palm
Is no more my concern.
On my black pilgrimage
This moon-pocked crystal ball
Will break before it help;
Rather than croak out
What's to come,
My darling ravens are flown.

Forswear those freezing tricks of sight
And all else I've taught
Against the flower in the blood:
Not wealth nor wisdom stands
Above the simple vein,
The straight mouth.
Go to your greenhorn youth
Before time ends
And do good
With your white hands.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
ismailhaydarakso...
mesaj 21 05 2019 - 01:30
İleti #1180


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,188
Katılım: 24 06 07
Nereden: Reykjavik / İzlanda
Üye No: 3,991



Hayalet ve Rahip Arasındaki Diyalog

Rahip ikametgâhının bahçesindeki akşam yürüyüşünde
Tez ayak yürüyordu Peder Shawn. Soğuk bir gündü, kasvetli olanlardandı
Siyah Kasım’da. İnip çıkan bir yağmurdan sonra
Çiy durmuştu soğuk terde her bir sapta,
Her bir dikende; sivrilip yükselerek ıslak topraktan, mavi bir sis
Asılıp takılmıştı karanlık perdeli dallarda efsanevî bir balıkçıl misali.

Apansız yelken açmış inzivadan,
Saçları iğneleyerek kafasını,
O sisten kendi kendisini oluşturan bir hayaletin
Farkına vardı Peder Shawn.

“Bu ne şimdi,” diye gevrekçe hitap etti Peder Shawn
Orada salınan, pusla çevrelenmiş, odun dumanı kokulu hayalete,
“Ne tür bir işin peşindesin? Mavi solukluğundan,
Söyleyebilirim ki meskûnsun cehennemin donmuş atığında,
Alevli yanından değilsin. Fakat şu debdebeli görünüşe bakıp söylersem,
Şu soylu edana, belki de cenneti yakın zaman önce terk ettin?”

Ayazla kaplanmış bir sesle
Hayalet dedi ki rahibe:
“Söylediğin ülkelerden hiçbirine aşina değilim:
Dünyadır benim uğrak yerim.”

“Gel, gel,” diye sabırsızca omuz silkeledi Peder Shawn,
“Sana yaldızlı harpler veya kemirgen ateş hakkındaki bazı saçma sapan
Efsaneler uydurasın diye sormuyorum: sadece anlat bana
Hayatın sona erdikten sonra, hangi sondeyişi
Takdir etti Tanrı senin günlerinin devamı için. Böylesine zor mu
Meraklı bir yaşlı budalanın sorularını tatmin edici bir şekilde cevaplamak?”

“Hayattayken, sevgi kemirmişti derimi
Ta şu beyaz kemiğe kadar;
O zaman sevginin yaptığı şeyi, şimdi de yapmaktadır sevgi:
Boydan boya kemirir beni.”

“Hangi sevgi,” diye sordu Peder Shawn, “fakat şu kusurlu toprak-tenden
Oluşan aşırı büyük sevgiler böylesi bir ıstırabı sürdürür mü?
Melun bir durum içinde olmalısın sen:
Dünyayı hiç terk etmediğin düşünüldüğünde, elem duymaktasın
Sanki hayattaymışsın gibi, cefayla buruşmuşsun böylece ki
Kefaret ödemek günahı saklamak gibi kör bir insanı kandırır.”

“Kıyamet günü
Gelmedi henüz.
O saate kadar
Toprak bir testidir benim sevgili evim.”

“Budala hayalet,” diye şaşırarak haykırdı Peder Shawn,
“Böylesi bir inat olabilir mi –
Gittikçe ateşlenen bir ruh, yapışarak kendi ölü beden ağacına
Son fırtınayla karıştırılmış yaprak misali? En iyisi gitmen
İnayeti daha yüksek bir mahkemede yargılanmaya.
Tövbe et, git, Tanrı’nın adil vuruşu göğü yarmadan önce.”

O solgun sisten
Hayalet yemin etti rahibe:
“İnsanın kırmızı yüreğinden
Daha yüksek mahkeme yoktur.”

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


https://ecnebiedebiyat.wordpress.com/
_______________________________________________________
Dialogue Between Ghost and Priest
by Sylvia Plath


In the rectory garden on his evening walk
Paced brisk Father Shawn. A cold day, a sodden one it was
In black November. After a sliding rain
Dew stood in chill sweat on each stalk,
Each thorn; spiring from wet earth, a blue haze
Hung caught in dark-webbed branches like a fabulous heron.

Hauled sudden from solitude,
Hair prickling on his head,
Father Shawn perceived a ghost
Shaping itself from that mist.

'How now,' Father Shawn crisply addressed the ghost
Wavering there, gauze-edged, smelling of woodsmoke,
'What manner of business are you on?
From your blue pallor, I'd say you inhabited the frozen waste
Of hell, and not the fiery part. Yet to judge by that dazzled look,
That noble mien, perhaps you've late quitted heaven?

In voice furred with frost,
Ghost said to priest:
'Neither of those countries do I frequent:
Earth is my haunt.'

'Come, come,' Father Shawn gave an impatient shrug,
'I don't ask you to spin some ridiculous fable
Of gilded harps or gnawing fire: simply tell
After your life's end, what just epilogue
God ordained to follow up your days. Is it such trouble
To satisfy the questions of a curious old fool?'

'In life, love gnawed my skin
To this white bone;
What love did then, love does now:
Gnaws me through.'

'What love,' asked Father Shawn, 'but too great love
Of flawed earth-flesh could cause this sorry pass?
Some damned condition you are in:
Thinking never to have left the world, you grieve
As though alive, shriveling in torment thus
To atone as shade for sin that lured blind man.'

'The day of doom
Is not yest come.
Until that time
A crock of dust is my dear hom.'

'Fond phantom,' cried shocked Father Shawn,
'Can there be such stubbornness--
A soul grown feverish, clutching its dead body-tree
Like a last storm-crossed leaf? Best get you gone
To judgment in a higher court of grace.
Repent, depart, before God's trump-crack splits the sky.'

From that pale mist
Ghost swore to priest:
'There sits no higher court
Than man's red heart.'
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 24 05 2019 - 20:29
İleti #1181


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Onlar Verandada Otururlar Birlikte—Wendell Berry (1934-)

Onlar verandada otururlar birlikte, karanlık
Çőkmūş neredeyse, ev onların arkasında karanlıkta.
Onlar akşam yemeklerini bitirmiş, yıkadılar ve kuruladılar
Bulaşıkları —şimdi iki tabak, iki bardak, yalnızca,
Íki bıçak, iki çatal, iki kaşık—hafif iş ikisine.
O kadın katlanmış elleriyle oturur kucağında,
Huzur içinde. O adam piposunu tūttūrūr. Onlar konuşmazlar,
Ve konuştukları zaman eninde sonunda, o sőylemek içindir
Her birinin bildiğini őtekinin bildiğine. Onların akılları birdir
Íkisinin arasında, şimdi, o da en sonunda
Būtūn bildiklerine rağmen bilmeyecek tam anlamıyla
Hangisinin o karanlık kapı aralığından geçeceğini ilk őnce,
Íyi geceler dileyerek, ve hangisi otururken bir sūre kendi başına.

Çeviren: Vehbi Taşar


They Sit Together on the Porch
BY WENDELL BERRY

They sit together on the porch, the dark
Almost fallen, the house behind them dark.
Their supper done with, they have washed and dried
The dishes–only two plates now, two glasses,
Two knives, two forks, two spoons–small work for two.
She sits with her hands folded in her lap,
At rest. He smokes his pipe. They do not speak,
And when they speak at last it is to say
What each one knows the other knows. They have
One mind between them, now, that finally
For all its knowing will not exactly know
Which one goes first through the dark doorway, bidding
Goodnight, and which sits on a while alone
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 28 05 2019 - 19:50
İleti #1182


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Ünlū Amerikan şairi Maya Angelou tam 5 yıl őnce bugūn, 28 Mayıs sabahı vefat etti.

New York’ta Uykudan Kalkmak--- Maya Angelou (1928-2014)

Perdeler niyetlerini zorlayarak
rūzgara karşıt,
çocuklar uyur,
rūyalar değiş tokuş ederek
meleklerle. Şehir
çeker kendini uykudan
metro kayışlarının ūzerine; ve
ben, bir alarm, uyanık
bir harp sőylentisi kadar,
yatarım, şafağın içersine doğru gerinerek,
davet edilmemiş ve umursanmamış.

Çeviren: Vehbi Taşar

Awaking in New York
BY MAYA ANGELOU

Curtains forcing their will
against the wind,
children sleep,
exchanging dreams with
seraphim. The city
drags itself awake on
subway straps; and
I, an alarm, awake as a
rumor of war,
lie stretching into dawn,
unasked and unheeded.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
ismailhaydarakso...
mesaj 06 06 2019 - 06:21
İleti #1183


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,188
Katılım: 24 06 07
Nereden: Reykjavik / İzlanda
Üye No: 3,991



Örümcek Kuşu

Gece karanlık bastığında
Böylesi hükümdar düşler,
Eşsiz meltem ayartırken bu adamı
Dünyalık karısının yanından
Alıp kaldırırken adamı
Kanatlandırarak, uykuyla sarmalanmış,
Yetişemezdi peşinden
O kadın, kıskanç gelin, fakat uzanırdı
Şaşkın kahverengi gözleri aç ve apaçık.
Pençeli parmaklarla
Bükerek ilençleri karman çorman çarşafta,
Sarsarak kendi kafatasının kafesini
Firari arkadaşının dolgun biçimi
Sıvışıp giderdi ay tüyüyle kaplı yabancılar arasında;
Öyle acıkmıştı ki kadın, beklemeliydi hiddet içinde
Kuş cümbüşü şafağa dek
Ki kadının örümcek kuşu yüzü
Meyleder gagalayarak açmaya şu kilitli gözkapakları, yemeye
Taçları, sarayı, bütün gece
Erkeğini çalan her şeyi,
Ve kırmızı gagayla
Deler ve emer
Son kan damlasını o kaçak yürekten.

(1956)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

https://ecnebiedebiyat.wordpress.com/
_______________________________________________________
The Shrike
by Sylvia Plath

When night comes black
Such royal dreams beckon this man
As lift him apart
From his earth-wife's side
To wing, sleep-feathered,
The singular air,
While she, envious bride,
Cannot follow after, but lies
With her blank brown eyes starved wide,
Twisting curses in the tangled sheet
With taloned fingers,
Shaking in her skull's cage
The stuffed shape of her flown mate
Escaped among moon-plumaged strangers;
So hungered, she must wait in rage
Until bird-racketing dawn
When her shrike-face
Leans to peck open those locked lids, to eat
Crowns, palace, all
That nightlong stole her male,
And with red beak
Spike and suck out
Last blood-drop of that truant heart.

(1956)
Go to the top of the page
 
+Quote Post
ismailhaydarakso...
mesaj 06 06 2019 - 07:41
İleti #1184


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,188
Katılım: 24 06 07
Nereden: Reykjavik / İzlanda
Üye No: 3,991



Yola Çıkış

Avludaki incir ağacının incirleri yeşildir;
Tuğla kızılı sundurma kiremitlerini gizleyen
O yeşil asmadaki üzümler de yeşil.
Para tükenmiştir.

Nasıl da hissederek bunu, oluşturur acılığını doğa.
Hünersiz, kedersiz, ayrılışımız.
Güneş ışıldar ham mısırların üstünde.
Kediler oynar bitki saplarında.

Maziye bakış böylesi bir sıkıntı yaratmaz çoğunlukla -
Güneşin pirinç rengi, ayın çelik perdahı,
Dünyanın kurşun cürufu-
Fakat her daim çıkar açığa

Sarp kaya dilinin kasabanın mavi körfezini koruduğu
Ki döver orayı açık denizin
Darbeleri, tarifsiz zalimce.
Martının pislettiği, bir taş sundurma

Soyar bodur üst sövesini aşındıran havalara:
Aşı boyalı kaya çıkıntısının öbür ucundan
Gür yünleriyle somurtkan keçiler ayaklarını sürüyerek
Giderler deniz tuzunu yalamaya.

(1956)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

https://ecnebiedebiyat.wordpress.com/
___________________________________________________
Departure
by Sylvia Plath


The figs on the fig tree in the yard are green;
Green, also, the grapes on the green vine
Shading the brickred porch tiles.
The money's run out.

How nature, sensing this, compounds her bitters.
Ungifted, ungrieved, our leavetaking.
The sun shines on unripe corn.
Cats play in the stalks.

Retrospect shall not often such penury-
Sun's brass, the moon's steely patinas,
The leaden slag of the world-
But always expose

The scraggy rock spit shielding the town's blue bay
Against which the brunt of outer sea
Beats, is brutal endlessly.
Gull-fouled, a stone hut

Bares its low lintel to corroding weathers:
Across the jut of ochreous rock
Goats shamble, morose, rank-haired,
To lick the sea-salt.

(1956)

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 07 06 2019 - 05:09
İleti #1185


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



75 yıl őnce őnce bugūn Amerikan ve Íngiliz orduları, Alman kuvvetlerine karşı Fransa’da Normandi sahillerine denizden bir çıkartma yaptı. Tarihte D-Gūnū diye bilinen bu askeri hareket insanlık tarihinden bilinen en būyūk deniz çıkartmasıdır ve Íkinci Dūnya harbinin sona ermesinde őnemli bir rol oynamıştır.

Üniforma—Marvin Bell (1937-)

Kollardan, onların ağırlığını anımsıyorum, ıslak yūn gibi,
benim kollarımın ūzerinde, ve boş kol yenlerini
sallanan benim ellerimi geçtikten sonra.
Gőmleğin bedeninden, būyūk dūğmeleri anımsıyorum
ve daha būyūk dūğme deliklerini, tekerleklerden bir raf yapan
gőğsūmūn altında ve çőzūlemeyen çabukça.
Yakadan, onun kalınlığını anımsıyorum kolalanmadan,
o onunla kőprūcūk kemiğimin ūstūne yaslandı kımıldanmadan.
Pantolonlarımdan, aynı—ağır, hantal, yavaş
bir bacağa esneklik vermeye, tıkış tıkış bir duygu, bir pekmez yūrūnen içinde.
Postallarımdan, kolay kırılan tabanları anımsıyorum, bir maddeden yapılan
hiçbir doğal cismin çiftleşmediği onunla,
ve ayakkabı bağlarını: mahkumlar haline getiren benim ayaklarımı.
Miğferden, içteki fileli astarı hatırlıyorum,
kolay būkūlen plastik iç çamaşırı, onun ūzerinde sendeledi
ezici çelik çanak o zaman kayışlanmış olan çenede.
Havan topundan, havan plakasını anımsıyorum,
yeterince ağır olan, ağırlıkla őldūrecek kadar, taşıdığım halatla.
Makineli tūfekten, nasıl oturduğunu hatırlıyorum onun
başımın arkasında ve kūrek kemiklerimin ūzerinde boydan boya
ben taşırken onu, ya da, daha doğrusu, o sūrerken beni.
Taktiklerden, olasılığını hatırlıyorum vurmanın
yanlış adamı, tūfek sūrgūsūnūn ağırlığını, mermi doldurmanın
zorluğunu yūzūkoyun, gūrūltūnūn şokunu.
Kulakları tıkamak için, kimimiz sigara filitreleri kullanırdı, kimimiz tuvalet kağıdı.
Benim kulaklarım iyi duymuyor şimdi, benim yaşımda bir adam için,
ve doktor diyor ki zarar gőrmūş benim kulaklarım ve soruyor bana
ben ordudamıydım acaba, ve elbette ben oradaydım ama
o zaman yaralanmış bir kulak zarı pek fazla yoktu planda.


Çeviren: Vehbi Taşar


The Uniform
BY MARVIN BELL (1937- )

Of the sleeves, I remember their weight, like wet wool,
on my arms, and the empty ends which hung past my hands.
Of the body of the shirt, I remember the large buttons
and larger buttonholes, which made a rack of wheels
down my chest and could not be quickly unbuttoned.
Of the collar, I remember its thickness without starch,
by which it lay against my clavicle without moving.
Of my trousers, the same—heavy, bulky, slow to give
for a leg, a crowded feeling, a molasses to walk in.
Of my boots, I remember the brittle soles, of a material
that had not been made love to by any natural substance,
and the laces: ropes to make prisoners of my feet.
Of the helmet, I remember the webbed, inner liner,
a brittle plastic underwear on which wobbled
the crushing steel pot then strapped at the chin.
Of the mortar, I remember the mortar plate,
heavy enough to kill by weight, which I carried by rope.
Of the machine gun, I remember the way it fit
behind my head and across my shoulder blades
as I carried it, or, to be precise, as it rode me.
Of tactics, I remember the likelihood of shooting
the wrong man, the weight of the rifle bolt, the difficulty
of loading while prone, the shock of noise.
For earplugs, some used cigarette filters or toilet paper.
I don’t hear well now, for a man of my age,
and the doctor says my ears were damaged and asks
if I was in the Army, and of course I was but then
a wounded eardrum wasn’t much in the scheme.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 09 06 2019 - 02:04
İleti #1186


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Vurun! Vurun! Davulları!
Walt Whitman (1819-1892)

Vurun! vurun!—davulları!--- ūfleyin! borazanları! ūfleyin!
Pencerelerin arasından—kapıların içersinden—pūskūren acımasız bir gūç gibi,
Gőrkemli kilisenin içine, ve dağıtın cemaati,
Okulun içine orada çalışıyorken bilim adamı,
Sūkunete bırakmayın damadı—o hiçbir mutluluk yaşamasın geliniyle,
Ne de bırakın barışsever çifçiyi kendi haline, saban sūren tarlasında ya toplayan buğdaylarını,
Ne kadar şiddetle vızıldatırsanız ve dőverek çalarsanız davullarınızı-o kadar şiddetle ūfleyin borazanlarınızı.

Vurun! vurun! davulları—ūfleyin! borazanları! ūfleyin!
Şehirlerin trafiği ūzerinde—tekerleklerin gūmbūrtūsū ūzerinde sokaklarda;
Uykucular için yataklar mı hazırlanıyor evlerde? Hiçbir uykucu uyumasın o yatakların içinde,
Pazarlık edenler pazarlık etmesin gūndūz vakti--- komisyoncular ya da vurguncular olmasın—Onlar devam edeceklermiydi işlerine?
Konuşmacılar konuşacaklarmıydı? Şarkıcılar çalışacaklarmıydı şarkı sőylemeye?
Avukat ayağa kalkacakmıydı mahkemede davasını beyan etmeye hakimin őnūnde?
O zaman tangırdatın daha hızla, daha yūkle davulları— daha enli nefesle ūfleyin borazanları.

Vurun! vurun! davulları!--- ūfleyin! borazanları! ūfleyin!
Barış gőrūşmesine kalkışmayın—durmayın dinlemek için hiçbir itirazı,
Aldırış etmeyin tavşan yūrekliye—aklınızdan çıkarın ağlayanı ya da dua edeni,
Aldırmayın yaşlı adamın genç adama yalvarmasına,
Ízin vermeyin çocuk sesinin duyulmasına, ne de anaların yakarışlarına,
Sağlamlaştırın sehpa ayaklarını őlūleri sallamaya, onlar yatarken orada, bekleyerek cenaze arabalarını,
O kadar kuvvetle yumruklayın davulları Ah o korkunç davulları—o kadar yūksek sesle ūfleyin borazanları.

Çeviren: Vehbi Taşar


Beat! Beat! Drums!
BY WALT WHITMAN

Beat! beat! drums!—blow! bugles! blow!
Through the windows—through doors—burst like a ruthless force,
Into the solemn church, and scatter the congregation,
Into the school where the scholar is studying,
Leave not the bridegroom quiet—no happiness must he have now with his bride,
Nor the peaceful farmer any peace, ploughing his field or gathering his grain,
So fierce you whirr and pound you drums—so shrill you bugles blow.

Beat! beat! drums!—blow! bugles! blow!
Over the traffic of cities—over the rumble of wheels in the streets;
Are beds prepared for sleepers at night in the houses? no sleepers must sleep in those beds,
No bargainers’ bargains by day—no brokers or speculators—would they continue?
Would the talkers be talking? would the singer attempt to sing?
Would the lawyer rise in the court to state his case before the judge?
Then rattle quicker, heavier drums—you bugles wilder blow.

Beat! beat! drums!—blow! bugles! blow!
Make no parley—stop for no expostulation,
Mind not the timid—mind not the weeper or prayer,
Mind not the old man beseeching the young man,
Let not the child’s voice be heard, nor the mother’s entreaties,
Make even the trestles to shake the dead where they lie awaiting the hearses,
So strong you thump O terrible drums—so loud you bugles blow.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 12 06 2019 - 00:40
İleti #1187


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Meşhur—Naomi Shibab Nye (1952- )

Nehir meşhurdur balıklar için.

Yūkses ses meşhurdur sessizlik için
dūnyanın ona kalacağını bilen,
miras olarak, hiçkimse ona birşey sőylemeden.

Kedi, parmaklığın ūzerinde uyuyan,
meşhurdur kuşlar için
ona kuş evinden bakan.

Gőzyaşı, meşhurdur yanak için, kısa da olsa.

Taşıdığınız fikir bağrınıza yakın
meşhurdur sizin bağrınıza.

Çizme meşhurdur yeryūzūne,
daha meşhur rugan pabuçlardan
sadece zeminlere meşhur olan.

Būkūlmūş fotoğraf meşhurdur onu taşıyana
ve resmi çekilene meşhur değildir o kadar.

Ben meşhur olmak istiyorum hilebaz adamlara
caddeyi geçerken gūlen,
yapışkan çocuklara bakkal sıralarında,
gūlūşler iade eden biri gibi meşhur.

Ben meşhur olmak istiyorum bir makaranın meşhur olduğu kadar,
ya da bir dūğme deliğinin, olağanūstū bir iş yaptıkları için değil,
ama yapabildikleri işi unutmadıkları için hiçbirzaman.

Çeviren: Vehbi Taşar

Famous
BY NAOMI SHIHAB NYE

The river is famous to the fish.

The loud voice is famous to silence,
which knew it would inherit the earth
before anybody said so.

The cat sleeping on the fence is famous to the birds
watching him from the birdhouse.

The tear is famous, briefly, to the cheek.

The idea you carry close to your bosom
is famous to your bosom.

The boot is famous to the earth,
more famous than the dress shoe,
which is famous only to floors..

The bent photograph is famous to the one who carries it
and not at all famous to the one who is pictured.

I want to be famous to shuffling men
who smile while crossing streets,
sticky children in grocery lines,
famous as the one who smiled back.

I want to be famous in the way a pulley is famous,
or a buttonhole, not because it did anything spectacular,
but because it never forgot what it could do.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 13 06 2019 - 23:57
İleti #1188


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Fil--- Dan Chiasson (1971- )

Ben nasıl izah edebilirim benim kahramance nezaketimi? Bedenimin şiştiğini
hissediyorum yaramaz bir çocuk gibi.

Ben bir zamanlar bir şahin būyūklūğūndeydim, bir aslan boyundaydım,
bir zamanlar ben şimdi kendimi içinde bulduğum fil değildim.

Benim pőstekim sarkar, ve benim efendim beni azarlar berbat ettiğim için
gősterimdeki bir numarayı. Būtūn gece çalışmıştım çadırımda halbuki.

Biraz uykuluydum bu yūzden oldu. Ínsanlar beni birleştiriyor kederle
ve, sık sık, mantıklılıkla. Şair Randall Jarrell beni Wallace Stevens’a benzetti,

Amerikan şairi. Benim gőrdūğūm kadarıyla hantal hantal
yūrūyen ūç-mısralı kıtaların içersinde, fakat benim aklımda

Ben Elyot gibiyim daha ziyade, bir adam Avrupalı, gőrgūlū yetişmiş bir adam.
O kadar merasime dūşkūn kim olursa olsun

sinir krizleri çeker. Ben şaşırtıcı deneyleri sevmem
denge gerektiren, yūksek-tel hareketlerini ve hunileri.

Biz filler simgeleriyizdir tevazunun, bizim melankoli gőçlerimize
girişirken yaptığımız gibi őlmek için.

Siz biliyormuydunuz, fillere Yunan alfabesinin őğretildiğini
toynaklarıyla yazmak için?

Yorgun çektiğimiz acıdan, biz yatarız muazzam sırtlarımızın ūzerinde,
çimeni savurarak gőkyūzūne—bir eğlence olsun diye, dua için değil.

O tevazudan değildir gőrdūğūnūz bizim o uzun son yolculuklarımızda yaptığımız şey
o bizim ağırdan almak huyumuz yūzūnden olur. Yatmak benim ağır bedenimi ağrıtır.

Çeviren: Vehbi Taşar

The Elephant
BY DAN CHIASSON

How to explain my heroic courtesy? I feel
that my body was inflated by a mischievous boy.

Once I was the size of a falcon, the size of a lion,
once I was not the elephant I find I am.

My pelt sags, and my master scolds me for a botched
trick. I practiced it all night in my tent, so I was

somewhat sleepy. People connect me with sadness
and, often, rationality. Randall Jarrell compared me

to Wallace Stevens, the American poet. I can see it
in the lumbering tercets, but in my mind

I am more like Eliot, a man of Europe, a man
of cultivation. Anyone so ceremonious suffers

breakdowns. I do not like the spectacular experiments
with balance, the high-wire act and cones.

We elephants are images of humility, as when we
undertake our melancholy migrations to die.

Did you know, though, that elephants were taught
to write the Greek alphabet with their hooves?

Worn out by suffering, we lie on our great backs,
tossing grass up to heaven—as a distraction, not a prayer.

That’s not humility you see on our long final journeys:
it’s procrastination. It hurts my heavy body to lie down.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj Dün, 18:00
İleti #1189


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,249
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994









“Dido Milroy” şairin karısıydı. 1968 de ayrıldıkları zaman Mervin New York’a taşındı. Dido Londra’da kaldı. Rūzgarın saati o yūzden kuzeye tıklıyor.

Sen Gittiğin Zaman—W.S. Merwin (1927-2019)
(Dido için)

Sen gittiğin zaman rūzgar tıklar etrafta kuzeye
Ressamlar çalışır būtūn gūn fakat gūn batımında resim dūşer aşağıya
Gőstererek siyah duvarları
Saat gider geriye vurmaya aynı saati
Onun yeri olmayan yıllarda

Ve geceleyin kūllerin yatağında sarılı
Bir nefeste canlanırım
O başladığı zamandır őlūlerin sakallarının uzatıldığı
Hatırlarım dūşmekte olduğumu
Sebebin ben olduğumu
Ve benim kelimelerimin giyim eşyaları olduğunu benim asla olmayacağım
Íçeri tıkılan kolu gibi tek-kollu bir çocuğun

Çeviren: Vehbi Taşar


When You Go Away—W.S. Merwin (1927-2019)
for Dido

When you go away the wind clicks around to the north
The painters work all day but at sundown the paint falls
Showing the black walls
The clock goes back to striking the same hour
That has no place in the years

And at night wrapped in the bed of ashes
In one breath I wake
It is the time when the beards of the dead get their growth
I remember that I am falling
That I am the reason
And that my words are the garment of what I shall never be
Like the tucked sleeve of a one-armed boy









Go to the top of the page
 
+Quote Post

48 Sayfa V  « < 46 47 48
Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 18 06 19 - 17:42