Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

38 Sayfa V   1 2 3 > »   
Reply to this topicStart new topic
> MEVLÂNA, İNGİLİZCE-TÜRKÇE
HACI
mesaj 15 11 2005 - 02:28
İleti #1


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 260
Katılım: 11 11 05
Üye No: 1,712



I died from minerality and became vegetable;
And From vegetativeness I died and became animal.
I died from animality and became man.
Then why fear disappearance through death?
Next time I shall die
Bringing forth wings and feathers like angels;
After that, soaring higher than angels -
What you cannot imagine,
I shall be that.

Mineral olarak öldüm, bitki oldum.
Ve bitki iken öldüm, hayvan oldum..
Hayvan olarak öldüm, insan oldum.
Öyleyse ölerek kaybolmaktan neden korkarsınız..
Gelecek ölümümde,
Melekler gibi tüylerim ve kanatlarım olacak
Ve sizin hayal bile edemeyeceğiniz
O olacağım...


Mevlâna

Çeviren Hacı
Go to the top of the page
 
+Quote Post
HACI
mesaj 12 01 2006 - 03:00
İleti #2


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 260
Katılım: 11 11 05
Üye No: 1,712



GİTME BENSİZ

Tatlı tatlı süzülerek geçen gözümün nuru
Gitme bensiz.
Dostlarının ömrü, bahçeye girme bensiz.
Gök, donme bensiz.
Ay, parlama bensiz
Dünya, yola çıkma bensiz
Ve zaman, geçme bensiz.

Bu dünyay senle şenlik, şu dünya senle şenlik
Bu dünyada oturma bensiz.
O dünyaya doğru yola çıkma bensiz.
Hayal, tanıma bensiz
Ve dil, okuma bensiz.

Bakış, durup bakma bensiz,
Ve ruh, gitme bensiz.

Gece ay ışığında yüzünü ak görür,
Ben ışık, sen ay,
Cennete gitme bensiz.

Diken güllerin barınağında ateşten korunur,
Yüz: Sen gül, ben diken,
Gül bahçesine girme bensiz.

Marangoz tokmağının yayında koşarım gözün bende iken,
Gene de gözünü ayırma benden,
Sürme tokmağı bensiz, gitme bensiz.

Sevinç, sen kralın yoldaşısın, içme bensiz.
Ve gece bekçisi, kralıın damına çıkarken
Çıkma bensiz.

Yazıklar olsun senin işaretini görmeden yola çıkana,
Ey işaretsiz kişi, sen benim işaretimsin,
Gitme bensiz...

Yazıklar olsun benim haberim olmadan yola çıkana,
Ey yolu bilen kişi, sen benim yol habercimsin.
Gitme bensiz.

Başkaları sana aşk derler. Bence sen aşk hükümdarısın
Ey şunun bunun hayal gücünden daha yüksek olan kişi
Gitme bensiz...

Mevlâna Celalettin-i Rumî



Go Not Without Me

Sweetly parading you go my soul of soul, go not without me;
life of your friends, enter not the garden without me.
Sky, revolve not without me; moon, shine not without me;
earth travel not without me, and time, go not without me.
With you this world is joyous, and with you that world is joyous;
in this world dwell not without me, and to that world depart not without me.
Vision, know not without me, and tongue, recite not without
me; glance behold not without me, and soul, go not without me.
The night through the moon's light sees its face white; I am
light, you are my moon, go not to heaven without me.
The thorn is secure from the fire in the shelter of the roses
face: you are the rose, I your thorn; go not into the rose garden without me.
I run in the curve of your mallet when your eye is with me;
even so gaze upon me, drive not without me, go not without me.
When, joy, you are companion of the king, drink not without
me; when, watchman, you go to the kings roof, go not without me.
Alas for him who goes on this road without your sign; since
you, O signless one, are my sign, go not without me.
Alas for him who goes on the road without my knowledge;
you are the knowledge of the road for me; O road-knower, go not without me.
Others call you love, I call you the king of love; O you who are
higher than the imagination of this and that, go not without me.

Mevlâna Celalettin-i Rumî

Çeviren Vehbi T.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
HACI
mesaj 12 01 2006 - 03:02
İleti #3


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 260
Katılım: 11 11 05
Üye No: 1,712



ORUÇ

Gizli bir tad vardır, midenin boş olmasından gelen
Biz insanlar udlara benzeriz hemen hemen
Tıka basa doluysa ses kutumuz
Çıkmaz müziğimizin sesi…

Eğer beyin ve karın oruç ile temizlenirken yanıyorsa,
Her an yeni bir şarkı atlar bu ateşten
Sis silinir, taze bir enerji gelir
Seni önündeki basamakları koşup çıkmaya iten.

Daha çok boşal ki ağlayabilesin kamıştan yapılmış çalgılar gibi
Daha çok boşal ki bir kamış kalemle yazabilesin sırlarını tümünü.
Ruhun oturduğu yerde çirkin bir metal heykel durur
Yiyecek ve içecekle doldurunca kendini
Oruç tuttuğun zaman
İyi huylar hep bir araya gelir, yardıma koşan arkadaşlar gibi.

Oruç Süleyman’ın yüzüğüdür.
Boş yere vazgeçme ondan, yitirme gücünü,
Yitirsen bile
Bütün irade ve kontrol elinden kaçsa bile
Gelecektir sana hepsi birer birer geri
Sancakları başlarının üstünde dalgalanan
Yerden bitmiş askerler misali.

Çadırına bir masa iner yukardan-
İsa’nın masası.
Umit et ki göresin bu masayı oruçkuyken-bu masa
Üzerinde başka türlü yemekler serili
Et suyunda pişmiş lahanadan daha değerli.

Mevlâna Celaleddi-I Rumî


FASTING

There’s hidden sweetness in the stomach’s emptiness.
We are lutes, not more, no less. If the soundbox
Is stuff full of anything, no music.
If the brain and belly are burning clean
With Fasting, every moment a new song comes out of the fire.
The fog clears, and new energy makes you
Run up the steps in front of you.
Be emptier and cry like reed instruments cry.
Emptier, write secrets with the reed pen.
When you’re full of food and drink, an ugly metal
Statue sits where your spirit should. When you fast,
Good habits gather like friends who want to help.
Fasting is Solomon’s ring. Don’t give it
To some illusion and lose your power,
But even if you have, if you’ve lost all will and control,
They come back when you fast, like soldiers appearing
Out of the ground, pennants, flying above them.
A table descends to your tents,
Jesus’ table.
Expect to see it, when you fast, this table
Spread with other food, better than the broth of cabbages.

Mevlâna Celaleddi-I Rumî

Çeviren Vehbi T.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
esra
mesaj 12 01 2006 - 10:21
İleti #4


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 322
Katılım: 18 12 05
Üye No: 1,834





If you are with everyone without me, you are with none;If you are with me and with nobody, you are with everyone...



Mevlana Jelal al-Din Rumi / Çeviri: Prof.Dr. Erkan Türkmen



http://www.essenceofrumi.com/


Hazırlayan: Prof.Dr. Erkan Türkmen
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 24 02 2006 - 03:52
İleti #5


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



RUH CEMIYETI

Mevlana Celaleddin-i Rumi


Bir ruh cemiyeti vardır.
Katıl ona.
Duy zevkini
Gürültüyle dolu bir sokakta yürüyüp
Gürültü olmanın.

Bütün ihtirasını iç
Yüz karası ol.

Kapa gözlerini
Öbür gözünle görmek için.

Aç ellerini,
Kucaklanmaksa istediğin.

Otur bu halkada.

Bırak kurt gibi davranmayı ve hisset
Çobanın sevgisiyle dolduğunu.

Gece sevgilin başkasına kaçar.
Teselli kabul etme.

Kapa ağzını yemeğe.
Sevgilinin ağzının lezzetini hisset ağzında.

İnleyip şikayet edersin, “O beni terketti.”
Yirmisi daha gelir.

Boşalt her türlü endişeden kendini
Düsünceyi kim yarattı sanıyorsun!

Neden hapishanede kalırsın
Kapı ardına kadar açık dururken?

Arab saçına dönen korkulu düşünceleri bırak
Sessizlikte yaşa.

Aşağıya ve daha aşağıya doğru uç
Gittikçe genişleyen varlık halkalarında.


Translated from the English translation by Vehbi Taşar


A Community of Spirit

There is a community of the spirit.
Join it, and feel the delight
Of walking in the noisy street,
And being the noise.

Drink all your passion,
And be a disgrace.

Close both eyes
To see with the other eye.

Open your hands,
If you want to be held.

Sit down in this circle.

Quit acting like a wolf, and feel
The Shepherd’s love filling you.

At night, your beloved wanders.
Don’t accept consolations.

Close your mouth against food.
Taste the lover’s mouth in yours.

You moan, “She left me.” “He left me.”
Twenty more will come.

Be empty of worrying.
Think of who created thought!

Why do you stay in prison
When the door is so wide open?

Move outside the tangle of fear-thinking.
Live in silence.

Flow down and down in always
Widening rings of being.

Translated by Coleman Barks

Rumi
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 24 02 2006 - 12:26
İleti #6


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



KAPIDAKİ DERVİŞ

Dervişin biri bir evin kapısını çalar
Bütün istediği bir ekmek parçası,
Kuruymus yaşmış aldırmaz.

“Burası fırın mı be adam,” der ev sahibi.

“Öyleyse bir parça kıkırdağın var mı?”

“Burası kasap dükkanına benziyor mu be adam?”

“Biraz un?”

“Değirmen taşı döndü de sesini mi duydun?”

“Bir bardak su?”

“Burası su kuyusu değil.”

Derviş ne istese
Adam başka türlü bir yorgun şaka yapar
Hiçbirşey vermek istemez dervişe.

Sonunda derviş evin içine koşar,
Kaldırır cübbesini ve çömelir
Abdest yapacakmış gibi.

“Aman, aman!”

“Sus, zavallı adam. Terkedilmis bir yer
İyi bir yerdir rahatlamak için,
Burada hiçbir canlı yaratık yaşamadığı
Ya da hiçbir yaşama olanağı olmadığına göre
Gübrelenmesi gerekir.

Derviş başlar listesini yapmaya
Kendi soru ve cevaplarının.

“Sen ne biçim kuşsun be adam? Şahin değilsin,
Kimse seni kralların eline konasın diye ehlileştirmedi. Tavus kuşu değilsin,
Herkesin gözleriyle boyanmadın. Papağan değilsin,
Kesme şeker seni konuşturmuyor. Bülbül değilsin,
Aşka düşmüs gibi şarkı söylemiyorsun.

Süleymana haber getiren ibibik kuşu değilsin,
Uçurumun kenarında yuva yapan leylek değilsin.

Söyle bana tam olarak sen ne iş yaparsın?
Bilinen hiç bir canlı türüne ait değilsin.

Pazarlık edip şaka yaparsın
Neyim varsa kendime saklayacağım diye.

Tümüyle unutmuşsun
Her insan alışverişinden
Kar çıkarmaya çalısmayan
Ve sahib olmaya metelik vermeyen
Birini.

Translated from English by Vehbi Taşar



Dervish at the Door

A dervish knocked at a house
To ask for a piece of dry bread,
Or moist, it didn’t matter.

“This is not a bakery,” said the owner.

”Might you have a bit of gristle then?”

“Does this look like a butchershop?”

“A little flour?”

“Do you hear a grinding stone?”

“Some water?”

“This is not a well.”

Whatever the dervish asked for,
The man made some tired joke
And refused to give him anything.

Finally, the dervish ran in the house,
Lifted his robe, and squatted
As though to take a shit.

“Hey, hey!”

“Quiet, you sad man. A deserted place
Is a fine spot to relieve oneself,
And since there’s no living thing here,
Or means of living, it needs fertilizing.”

The dervish began his own list
Of questions and answers.

“What kind of bird are you? Not a falcon,
Trained for the loyal hand. Not a peacock,
Painted with everyone’s eyes. Not a parrot,
That talks for sugar cubes. Not a nightingale,
That sings like someone in love.

Not a hoopoe bringing messages to Solomon,
Or a stork that builds on a Cliffside.

What exactly do you do?
You are no known species.

You haggle and make jokes
To keep what you own for yourself.

You have forgotten the One
Who doesn’t care about ownership,
Who doesn’t try to turn a profit
From every human exchange.”

Rumi translated by Coleman Barks











Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 24 02 2006 - 13:07
İleti #7


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



RESİM

Peygamber dedi beni görenler var
Benim onları gördüğüm ışıkta.
Tabiatımız birdir.
Kökenimize ve atalarımıza bakmaksızın
Yazılanlar ve gelenekler dışında
Hayat suyunu birlikte içtik onlarla.

İşte bir hikaye bu saklı muammaya dair:

Çinliler ve Rumlar kim daha iyi sanatçıdır diye bir tartışmaya girerler.
Kral der ki,
“Bu konuyu müzakereyle çözelim”
Çinliler başlarlar konuşmaya,
Fakat Rumlar hiçbir karşılık vermeden çekip giderler.

Bunun üzerine Çinliler der ki
Herbirimize bir oda verin karşı karşıya
Bir perde ayırsın iki odayı
Bakalım hangimiz çizecek en güzel resmi duvara.

Çinliler kraldan yüzlerce boya isterler rengarenk,
Ve her sabah gelirler boyaların olduğu yere
Hepsini kullanırlar çizdikleri resimlerde.
Rumlar hiçbir boyaya dokunmaz. Derler ki:
“Bizim işimizde boya yoktur.”

Her sabah girerler odaya
Başlarlar temizlemeye ve cilalamaya duvarlarını. Her gün, bütün gün
Temizleyip aklarlar
Açık gök yüzü gibi berrak ve saf oluncaya dek duvarlar.

Öyle bir yol vardır ki bütün renklerden renksizliğe gider. Bil ki bulutların ve havanın
Muhteşem değişkenliği güneş ve ayın toptan basitliğinden gelir.

Çinliler bitirirler işlerini ve o kadar mutludurlar ki
Davullarını çalarlar kutlamak için.

Kral girer odaya kamaşır gözleri harika renk ve detaylardan.

Rumlar odaları ayıran perdeyi aşağı indirir
Bütün Çin şekilleri ve imajlari yanardöner gibi vurur
Temiz Rum duvarlarına. Yansıyıp yaşarlar orada
Çin duvarından cok daha güzel
Değişen ışığın altında.

Rumların sanatı Sufinin yoludur.
Sufiler okumaz felsefe kitaplarını..

Sevgiyi aklarlar iyice temizleninceye dek
Hiçbirşey istemeden, kimseye kızmadan. Bu saflıkta
Her anın imajini alıp yansıtırlar buradan, yıldızlardan ve boşluktan.

Tümünü alırlar içlerine
Sanki görürmüş gibi
Aydın berraklığını
Onları görenin.

Mevlana Celalettini Rumi- İngilizceden Vehbi Taşar tercüme etmiştir.


PICTURE

The prophet said, “There are some who see me
by the same light in which I am seeing them.
Our nature are one.

Without reference to any strands
Of lineage, without reference to texts or traditions,
We the drink the life-water together.”
Here’s a story
About the hidden mystery:
The Chinese and the Greeks
Were arguing as to who were the better artists.
The king said,
“We’ll settle this matter with a debate.”
The Chinese began talking,
But the Greeks wouldn’t say anything.
They left.
The Chinese suggested then
That they each be given a room to work on
With their artistry, two rooms facing each other
And divided by a curtain.
The Chinese asked the king
For a hundred colors, all the variations,
And each morning they came to where
The dyes were kept and took them all.
The greeks took no colors.
“They’re not part of our work.”
They went to their room
And began cleaning and polishing the walls. All day
Every day they made those walls as pure and clear
As an open sky.
There is a way that leads from all-colors
To colorlessness. Know that the magnificient variety
Of the clouds and the weather comes from
The total simplicity of the sun and the moon.

The Chinese finished, and they were so happy.
They beat the drums in the joy of completion.

The king entered their room,
Astonished by the gorgeous color and detail.

The Greeks then pulled the curtain dividing the rooms.
The Chinese figures and images shimmeringly reflected
On the clear Greek walls. They lived there,
Even more beautifully, and always
Changing in the light.
The Greek art is the Sufi way.
They don’t study books of philophical thought.

They make their loving clearer and clearer.
No wanting, no anger. In that purity
They receive and reflect the images of every moment,
From here, from the stars, from the void.

They take them in
As though they were seeing
With the lighted clarity
That sees them.

“The Essential Rumi” by Coleman Barks
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 24 02 2006 - 17:53
İleti #8


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



DAVUL SESI

Davul sesi göğe yükselir,
çarpıntısı benim kalbim.

Carpıntının içinde bir ses der ki bana,
“Biliyorum yorgunsun,
fakat gel benimle. İşte yol burda.”

Çeviri: Vehbi Taşar

DRUMSOUND

Drumsound rises on the air,
its throb, my heart.

A voice inside the beat says,
“I know you are tired,
but come. This is the way.”

Translation by Coleman Barks (from the book, “Essential Rumi”)

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 24 02 2006 - 17:57
İleti #9


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



SANAT

Senin ışığında öğrendim sevmeyi.
Senin güzelliğinde şiirler yaratmayı.

Dans edersin göğsümün içinde,
herkesten saklı,

fakat, görürüm seni ben bazen,
işte bu sanat o manzara.

Çeviri: Vehbi Taşar

ART

In your light I learn how to love.
In your beauty, how to make poems.

You dance inside my chest,
where no one sees you,

but sometimes I do,
and that sight becomes this art.

Translated by Coleman Barks

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 24 02 2006 - 18:10
İleti #10


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



SES VE RENK

Kartal gibi
Süzülerek uçtuğunu düşün uçurumun yüzünden.
Kaplan gibi
Yalnız yürüdüğünü düşün ormanda.
En yakışıklı olduğun zaman yiyecek peşinde koştuğundur.

Bülbüller ve tavuskuşları ile
Daha az harca vaktini.
Biri sadece ses,
Öteki sadece renktir.

Rumi
Çeviren: Vehbi Taşar

VOICE AND COLOR

Think that you’re gliding out from the face of a cliff
Like an eagle. Think you’re walking
Like a tiger walks by himself in the forest
You are most handsome when you’re after food.

Spend less time with nightingales and peacocks.
One is just a voice, the other just a color.

Rumi
Translation: Coleman Barks
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 24 02 2006 - 21:47
İleti #11


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



MİSAFİRHANE

İnsan kısmı bir misafirhane,
Her sabah yeni birisi gelir.

Bir sevinc, bir bunalım, bir zalimlik,
Aniden farkına varmak birşeyin,
Hepsi beklenmedik misafir.

Hepsini karşılayıp eyle!
Evini vahşetle süpürüp,
Bütün mobilyalarını boşaltan
Bir kederler kalabalığı bile gelse.

Her geleni alnının akıyla misafir et.
Olur ki yeni bir zevk getirmek için
Boşalttılar evini.

Karanlık düşünce, utanç ve garez,
Hepsini gülerek karşıla kapıda
Ve buyur et içeri.

Minnettar ol her gelene
Kim gelirse gelsin.
Çünkü bunların her birisi
Öte taraftan bir kılavuz
Olarak gönderildi.

Çeviri: Vehbi Taşar

THE GUEST HOUSE

This being human is a guest house.
Every morning a new arrival.

A joy, a depression, a meanness,
Some momentary awareness comes
As an unexpected visitor.

Welcome and entertain them all!
Even if they’re a crowd of sorrows,
Who violently sweep your house
Empty of its furniture,
Still, treat each guest honorably.
He may be clearing you out
For some new delight.

The dark thought, the shame, the malice,
Meet them at the door laughing,
And invite them in.

Be grateful for whoever comes,
Because each has been sent
As a guide from beyond.

Mevlana Celalettini Rumi

“Essential Rumi” by Coleman Barks.




Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 25 02 2006 - 00:44
İleti #12


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



TOPAL KEÇİ

Asağıya doğru suya inen
Keçi sürüsüne bak.

Topal ve düş dünyasında yaşayan keçi
Sürünün en ardından gidiyor.

O keçiye endişe ettikleri suratlarından okunanlar var.
Fakat neden aniden gülmeye başladılar?

Çünkü bak, sudan dönerken,
O keçi sürünün başını çekti!

Bilginin çok değişik şekilleri vardır;
Topal keçi bilgisinin dalı,
Varlığın köküne dek geri gider.

Al dersini topal keçiden
Ve önderlik et sürüye
Eve varıncaya dek.

Rumi

Tampa, Florida- 10/25/05
Çeviri: Vehbi Taşar

THE LAME GOAT

You’ve seen a herd of goats
Going down the water.

The lame and dreamy goat
Brings up the rear.

There are worried faces about that one,
But now, they’re laughing,

Because look, as they return,
That goat is leading!

There are many different kinds of knowing.
The lame goat’s kind is a branch
That traces back to the roots of presence.

Learn from the lame goat,
And lead the heard home.

Coleman Bark “Essential Rumi”
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 25 02 2006 - 01:38
İleti #13


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



İKİ DÜKKAN İŞLETMEK

Koşma bütün dünyanın etrafında
Saklanacak bir delik bulmak için.

Her mağarada vahşi hayvanlar yaşar.
Bulacaktır seni
Kedinin pençesi
Farelerle oturduğun sürece.

Tek gerçek huzur
Tanrıyla yalnız olduğunda gelir.

Gelmiş olduğun o olmayan yerde yaşa
Burda bir adresin bile olsa.

Bu yüzden her şeyi iki yönlü görürsün
Bazen bakarsın bir insana
Alaycı bir yılana benzer.

Başka biri bakar ona
Görür sevinç dolu bir sevgili.
Ikiniz de haklısınız!

Herkes yarım yarım
Kara öküzle beyaz öküze benzer.

Yusuf kardeşlerine çirkin gözükürdü
Babasına yakışıklı.

O olmayan yerden bakan gözlerin
Uzaklığı, yüksek ve alçaklığı
Yargılayabilir.

İki dükkana sahipsin
Birinden ötekine koşuşturup durursun.

Korku tuzağı gibi üzerine daralan dükkanı kapatmaya çalış.
Oraya gitsen şah mat, buraya gitsen şah mat.

Balık oltaları satmadığın dükkanı işletmeye devam et.
Sen özgür yüzen balıksın.

Rumi

Çeviren: Vehbi Taşar


Tending Two Shops

Don’t run around this world
Looking for a hole to hide in.

There are wild beasts in every cave!
If you live with mice,
The cat claw will find you.

The only real rest comes
When you are alone with God.

Live in the nowhere that you came from,
Even though you have an address here.

That’s why you see things in two ways,
Sometimes you look at a person
And see a cynical snake.

Someone else sees a joyful lover,
And you’re both right!

Everyone is half and half,
Like the black ox and white ox.

Joseph looked ugly to his brothers,
And most handsome to his father.

You have eyes that see from nowhere,
And eyes that judge distances,
How high and how low.

You own two shops,
And you run back and forth.

Try to close the one that’s a fearful trap,
Getting always smaller. Chekmate,
This way, Checkmate that.

Keep open the shop
Where you are not selling fishhooks anymore.
You are the free-swimming fish.

Rumi (from Essential Rumi by Coleman Barks)








Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 25 02 2006 - 06:22
İleti #14


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



BİSMİLLAH

Adetin yavaş yürümektir.
Kin tutarsın yıllarca.
Nasıl alçak gönüllü olabilirsin bunca ağırlıkla?
Biryere ulaşabileceğini mi sanarsın bütün bu bağlarınla?

Hava kadar geniş ol bir sır öğrenmek istiyorsan.
Şu anda sen eşit miktarlarda kil, su ve derin çamurdan ibaretsin.

İbrahim günes, ay ve yıldızların nasıl battığını öğrendiğinde
Allaha hiç kimseyi eş göstermeyeceğim dedi.

Sen ne kadar zayıfsın. Bırak kendini Allahın merhametine.
Okyanus her dalgasına özen gösterir kıyıya varıncaya dek.
Bildiğinden daha fazla yardıma ihtiyacın var.
Hayatını dört bir tarafı açık
Bir inşaat iskelesinde yaşamaya çalışıyorsun.

Bismillah de, Allahın adıyla,
İmamın bıçakla dediği gibi kurbanı kesmeden önce

Bismillah eski kendini
Gerçek adını bulmak için.

Çeviri: Vehbi Taşar

BİSMİLLAH

It’s a habit of yours to walk slowly.
You hold a grudge for years.
With such heaviness, how can you be modest?
With such attachments, do you expect to arrive anywhere?

Be wide as the air to learn a secret.
Right now you’re equal portions clay
And water, thick mud.

Abraham learned how the sun and the moon and the stars all set,
He said, No longer will I try to assign partners for God.
The ocean takes care of each wave
Till it gets to shore.
You need more help than you know.
You’re trying to live your life in open scaffolding.
Say Bismillah, In the name of God,
As the priest does with a knife when he offers an animal.

Bismillah your old self
To find your real name.

Rumi (Coleman Barks from “Essential Rumi”)
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 25 02 2006 - 06:37
İleti #15


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994





KUSUR BULMA

Yüzeyde olan olaylara çok fazla aldırış etme.
Arslanın ve gülün gerçek tabiatını bulmaya çalış.
Dostum, bu köpek göze gözükmeyene yol gösteren bir bahçe kapısıdır.

Her kim neyin yanlış olduğunu göstermek için çok zamanını harcıyorsa,
Göze gözükmeyeni kaçırır. Bak onun yüzüne!

Mevlana “Mecnun ve Leyla’nin köpeği”
Çeviri: Vehbi Taşar

FINDING FAULT

Don’t look too much at surface actions.
Discover the lion, the rose of his real nature.
Friend, this dog is a garden gate into the invisible.

Anyone preoccupied with pointing out what’s wrong
Misses the unseen. Look at his face!

Rumi from “Majnun with Layla’s Dog”
Essential Rumi, Coleman Barks
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 25 02 2006 - 06:48
İleti #16


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



MEDİTASYON

Ne hristiyan, ne yahudi, ne hindu, ne budist, ne zen budist, ne de sufiyim.
Hiçbir din ya da kültür düzenine ait değilim.
Ne doğu, ne batı dan geldim, ne deniz, ne de yerden çıktım.
Ne tabii, ne havai, ne de çeşitli maddelerden oluştum.

Ben yokum.
Ne bu dünyada varım, ne de öteki dünyada.
Ne Ademdan, ne Havvadan, ne de başka bir başlangıc masalından çıktım.

Yerim yersiz, izim izsiz.
Ne vücut ne de ruhum.

Sevgiliye aitim.
İki dünyayı bir gördüm,
Bir onu çağırdım, bir onu bildim.

Önce, sonda, dışta, içte,
Sadece o,
nefes alan,
Ve nefes veren
İnsanoğluyum.

Rumi- Translated by Vehbi Tasar 10/28/2005

MEDITATION

Not Christian or Jew or
Muslim, not Hindu,
Buddhist, Sufi, or Zen.
Not any religion
or cultural system. I am
not from the east
or the west, not
out of the ocean or up
from the ground, not
natural or ethereal, not
composed of elements at all.
I do not exist,
am not an entity in this
world or the next,
did not descend from
Adam and Eve or any
origin story. My place is
the placeless, a trace
of the traceless.
Neither body or soul.
I belong to the beloved,
have seen the two
worlds as one and
that one
call to and know,
first, last, outer, inner,
only that breath breathing
human being.

Coleman Barks Translation from Essential Rumi

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 17 03 2006 - 13:48
İleti #17


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Ben Rüzgârım sen Ateş-

Ey sen, haçca gitmiş olan!
Neredesin, aman neredesin, neredesin aman?
Burada, burada, Aşk işte burada!
Aman gel, şimdi gel, aman gel şimdi aman!
Dostun, o senin komşun,
Duvarının öte yanında duran.

Sen ey, çölde yanlışlıklar yapan!
Ne çeşit bir aşk havasıdır bu çalan?
Görebilirsen Sevgili’nin şekilsiz şeklini eğer sen,
Evsin sen, ustasın sen, kâbesin sen!...

Nerede demet demet güller?
Sen bu bahçeysen eğer?
Nerede ruhunun inciden yapılmış özü?
Sen ey, Tanrının deniziysen eğer sen?

Şu gerçek ki- bütün dertlerin senin
Dönebilir zenginliklere yine de-
Ne var ki sen kendin örtersin peçeyle senin
Kendi Hazinelerini kendinin!

Mevlâna Celâlettin-i-Rumî

Çeviren: Vehbi Taşar


O you who've gone on pilgrimage -
where are you, where, oh where?
Here, here is the Beloved!
Oh come now, come, oh come!
Your friend, he is your neighbor,
he is next to your wall -
You, erring in the desert -
what air of love is this?
If you'd see the Beloved's
form without any form -
You are the house, the master,
You are the Kaaba, you! . . .
Where is a bunch of roses,
if you would be this garden?
Where, one soul's pearly essence
when you're the Sea of God?
That's true - and yet your troubles
may turn to treasures rich -
How sad that you yourself veil
the treasure that is yours!
Rumi 'I Am Wind, You are Fire' Translation by Annemarie Schimmel

Bu ileti Vehbi tarafından 17 03 2006 - 13:50 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Var Samsa
mesaj 17 03 2006 - 14:36
İleti #18


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 468
Katılım: 26 09 05
Üye No: 1,573



QUOTE

Ne hristiyan, ne yahudi, ne hindu, ne budist, ne zen budist, ne de sufiyim.
Hiçbir din ya da kültür düzenine ait değilim.
Ne doğu, ne batı dan geldim, ne deniz, ne de yerden çıktım.
Ne tabii, ne havai, ne de çeşitli maddelerden oluştum.

Ben yokum.
Ne bu dünyada varım, ne de öteki dünyada.
Ne Ademdan, ne Havvadan, ne de başka bir başlangıc masalından çıktım.

Yerim yersiz, izim izsiz.
Ne vücut ne de ruhum.

Sevgiliye aitim.



Vehbi bey zevkle seçtiğiniz ve tercüme ettiğiniz şiirleri okumak büyük bir keyif. Teşekkürler.

Gerçek Mevlana ruhunu sadece şiirlerinin İngilizce çevirilerinde -ve sizin İngilizcesinden yaptığınız güzel çevrinizde- buldum.

Bu durum çevirilerin yüzyılımızın ruhuyla yapılıyor olmasından mı kaynaklanıyor, günümüz Türkçesine (daha doğrusu günümüz Türkçesi ile eski Türkçe karışımı bir dilde) yeterince Mevlana'yı anlamadan yapılan çevirilerden mi kaynaklanıyor, bilemiyorum.

Selamlar, sevgiler.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 17 03 2006 - 17:51
İleti #19


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim. Burada Mevlâna tercümeleri hakkında birkaç söz söylemek istiyorum. Mevlâna Mesnevi’yi bayağı ileri yaşında (54 ve 57 arası) yazmıştır. Sağlığında Mevlâna ona “İslamın kökünün kökünün kökü” dermiş. 1926-1934 seneleri arasında İngiliz R.A. Nicholson ilk defa olarak Farsça’dan tümünü İngilizceye çevirmiş Mesnevinin. Sonra gene İngiliz A.J. Arberry (1905-1969) bu tercümeleri esas olarak kullanıp bir çevirme deneyimi daha yapmış. 1969 yılında o zamanlar 20inci yüzyıl Amerikan edebiyatı konusunda doktorasını tamamlamaya çalışan Amerikalı Coleman Barks ilk defa olarak bu tercümeyi ünlü Amerikan şairi Robert Bly ‘da görmüş. Robert Bly ona bu kitabı verip, “Bu şiirleri şu anda bulundukları kafesten çıkarıp kurtarman gerek” demiş. Coleman Barks o sırada bir Sufi şeyhiyle tanışıp sufiliğe merak sarmış. 1981 yılında ilk defa olara bastığı kitabı “Essential Rumi” bugün Amerikada okunan en ünlü Mevlâna kitabıdır. Fazla bilinmeyen başka bir gerçek de Rumi şu anda Amerikalı olsun, yabancı olsun Amerika’da kitapları en fazla satılan şairdir!

Mevlânayı tümüyle ilk Türkçeye çeviren Türkmenistanlı bilim adamı Dr. Erkan Türkmen’dir (1943). Bildiğiniz gibi arkeologlar eski ve paha biçilemiyecek kadar değerli bir çömleği toprakta bulduktan sonra onu o haliyle götürüp müzeye koymazlar. Çok uzun bir süre kazımak, temizlemek, parlatmak gerekir onu yavaş yavaş ve hiç incitmeden. Sanırım Coleman Barks 12 sene bunu yapmış. Ben de Mevlânayı Türkçeye tercüme ederken onun izinden gitmeye çalışıyorum. Bu Türkiyede sık yapılmamasına rağmen yeni bir icat değil. Örneğin bugün bütün dünyada okunan King James İncili daha 17inci yüzyılın başında böyle bir temizlemeden geçmiş.

Mevlâna 700 senedir güncelliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Bunda şaşacak fazla bir şey yok. Buda’da 2500 senedir güncelliğinden birşey kaybetmemiş. İnsan 10,000 senedir hep aynı insan. Ben Mevlânayı Türklerden, İranlılardan ve müslümanlardan değil de Budistlerden öğrendim. Elbette ki bunun nedeni Mevlâna’nın müslüman olmaması değil fakat yukarıda bahsettiğim arkeolojik ilginin Mevlâna’nın eserlerine Türkçemizde uygulanmaması. Ben çocukken Türkiyede babam ve arkadaşları hep Mevlâna okurlardı. Fakat bir tek aklımda kalan “Ne olursan ol gel…” misali… Rahmetli kayınpederimin Farsça orijinalinden okuduğu anlamını bile bilmediğim bir Mevlâna şiiri daha fazla etki yapardı üzerimde.

Gelelim benim Mevlânayla olan kişisel ilişkime. Coleman Barks’ın kitabını beş sene önce Kalifoniyada yaşarken alıp okumaya başladım. Geçen sene (2005 de) Ramazan ayında Floridadaydım ve senelerdir yapmadığım bir iş yaptım. Bütün Ramazan oruç tutup, kılabildiğim kadar da namaz kıldım. Ramazan süresince her gün bu kitaptaki şiirleri okudum ve yaşadım. Ramazanın sonuna doğru öyle bir an geldi ki Mevlananın hayatta iken bu şiirlerini yazarken ne düşündüğünü anlamaya başladığımı sanar vaziyete geldim. “Ramazanın Son Günü” başlıklı bu sayfada astığım şiirim bu sıradaki düşüncelerimi ifade eder. Hâlen hayatta olan Coleman Barks’ın da benimle bu düşünceleri paylaştığını umarım.

Şiirlerimi ve tercümelerimi okuyanlara tekrar teşekkür ederim. Benim için şiir, Mevlânanın yukarda okuyabileceğiniz kısa şiirlerinden birisinde gösterdiği yoldan başka bir yol değildir.

Saygılarımla,
Vehbi

Bu ileti Vehbi tarafından 17 03 2006 - 17:53 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 18 03 2006 - 15:29
İleti #20


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



BİZ ÜÇÜMÜZ

Sevgilim odaları dolaşır ahenkli,
ney sesleri, tel sesleri,
Magi’nin Betlehem’e giderken içtiği
şarapla dolu.

Biz üçümüzüz. Ay çıkar
sessiz köşesinden, bir sürahi koyar
ortaya. Çevresi
alevlenir aniden yüzeyinin.

Birimiz eğilir eşiği öpmek için.

Birimiz içer, yüzünde dans eden şarap alevleriyle.

Birimiz uzaktan seyreder toplantıyı,
ve üşüyen seyircilere der ki,

“Bu dans varlığın sevinci.”

Mevlâna Celalettin-î Rumi

NOT: “Biz Üçümüz” hristiyanlıktaki “Holy Trinity”, yani kutsal üçlük kavramını işler. Şiirdeki üç dervişten eşiği öpen Oğul (Hz. İsa), şarabı içen Kutsal Ruh (Holy Ghost) ve toplantıyı uzaktan seyreden Baba (Tanrı) sembolleri olduğunu tahmin ediyorum. “Varlığın Sevinci” ve “Kutsal Üçlük” kavramlarını üç Sufi dervişiyle birleştiriyor şiirin sonunda ve Tanrı’nın kendi ağzından. Sanırım Konya Mevlâna’nın orada yaşadığı dönemde bir Rönesans devri yaşamıştır. Bu şiir 13inci yüzyıl ortasının Konya’sında var olan zengin entellektüel düşunce ve gelişmiş sanat ortamının güzel örneklerinden birisidir benim kanımca.
Vehbi


WE THREE

My love wanders the rooms, melodious,
flute notes, plucked wires,
full of a wine the Magi drank
on the way to Bethlehem.

We are three. The moon comes
from its quiet corner, puts a pitcher of water
down in the center. The circle
of surface flames.

One of us kneels, to kiss the threshold.

One drinks, with wine-flames playing over his face.

One watches the gathering,
and says to any cold onlookers,

“This dance is the joy of existence.”

From “Essential Rumi”, Coleman Barks

Bu ileti Vehbi tarafından 18 03 2006 - 15:30 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 18 03 2006 - 16:25
İleti #21


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



VAROLUŞ

Seninle doluyum.
Deri, kan, kemik, beyin, ve ruh.
Yer yok içimde güvensizliğe, ya da güvene.
Hiçbir şey yok bu varlıkta fakat o varoluş.

Mevlâna

EXISTENCE

I am filled with you.
Skin, blood, bone, brain, and soul.
There’s no room for lack of trust, or trust.
Nothing in this existence but that existence.

From Essential Rumi, Coleman Barks.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 21 03 2006 - 13:08
İleti #22


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



BOŞLUK VE BAĞLANTILARIN HAKKINDA SÖYLEŞİLER

Daha önce söylediğim gibi her usta
ortada olmayanı arar
marifetini göstermek için.

Yapı ustası çürümüş bir delik arar
çatının çöktüğü yerde. Su taşıyıcı
boş bir çanak seçer. Marangoz
kapısı olmayan evin önünde durur.

İşçiler boşluğu gösteren işaretlere doğru aceleyle koşarlar
fakat ümit ettikleri boşluktur,
onun için boşluktan kaçmak gerektiğini sanma.
O senin gereksinim duyduğundur!
Sevgili ruh, eğer sen içindeki uçsuz bucaksız hiçbirşeyle
arkadaş olmasaydın,
ne diye hiç durmaksızın ağını onun içine atıp büyük bir
sabırla bekleyip dururdun?

Bu görünmeyen okyanus sana bunca bereket getirmesine rağmen,
sen ona “ölüm” diyorsun,
sana yiyecek ve iş verene!

Tanrı sihirli bir tersine çevrilme olayına izin vermiş.
Sen akrep yuvasını arzu edilen bir şey,
ve onun etrafındaki geniş ve güzel alanların hepsini
yılanlarla kaynaşıyormuş kadar tehlikeli
gibi göresin diye.

Bu kadar gariptir senin ölümden
ve boşluktan korkman, ve bu kadar sapıktır
kendini arzu ettiğin her şeye bu kadar bağlaman.

Sevgili dostum, işittikten sonra şimdi,
yanlış anlaşılmaların hakkında söylediklerimi,
Attar’ın bu konuda söylediği hikayeyi dinle.

Kral Mahmud hakkında inci gibi dizilmiş
bir masaldır bu. Hindistan seferinin ganimetleri arasında
gelen evlât edindiği bir Hintli oğlan çocuk hakkındadır.
Bu çocuğu eğitti ve krallar gibi yetiştirdi Mahmud,
sonra onu baş vezir yaptı kendine,
hemen yanıbaşında bir altın tahta oturtturdu.

Bir gün genç adamı ağlarken buldu..
“Ne diye ağlıyorsun? Sen bir imparatorun yoldaşısın!
Bütün bir millet önünde duruyor sen onlara yıldızlar gibi
hükmedesin diye!”

Genç adam cevap verdi, “Annemi ve babamı hatırlıyorum,
ve çocukluğumda senin tehditlerinle beni nasıl korkuttuklarını düşünüyorum!”

“Aman aman ne kadar yazık! Kral Mahmud’un sarayına gidiyor!
Cehenneme gitse daha iyi olur!” Neredeler onlar şimdi?
Beni burda otururken görmeleri gerekirdi.”

Bu olay senin değişilikten korkman hakkındadır.
Sen Hintli bir oğlan çocuğusun.
İsmi ‘Sonuna Kadar Öğülen’ anlamına gelen Mahmud
ruhun yoksulluğu ve boşluğudur.

Anne ve baban senin bağlantılarındır,
inançlarına ve kan bağlarına,
arzularına ve alıştığın rahatlıklara.
Dinleme onları!
Seni korur gibi görünürler ama
seni hapsederler.

Onlar senin en kötü düşmanların.
Seni korkutup boşlukta yaşamaktan
alıkoyarlar.

Birgün sevinç gözyaşları dökeceksin o sarayda,
hatırlayaraktan yanılan anne ve babanı!

Bil ki vücudun ruhu besler,
büyümesine yardımcı olur ama ona yanlış öğüt verir..

Zamanla vücut, barış içindeki senelerde
zincirli demirden yapılmış
bir yeleğe benzer,
Yaz için çok sıcaktır ve kış için çok soğuk.

Fakat vücudun istekleri, bir başka şekilde,
ne yapacağı kestirilemiyen bir yardımcıya benzer,
ona sabırlı davranman gerek işine yarasın istersen,
çünkü sabır, sevmek ve huzur içinde yaşamak yeteneğini artırır.
Dikene yakın gülün sabrı, onu güzel kokutur.
üçüncü senesinde hala süt emen erkek deveye süt veren sabırdır.
Ve sabır, peygamberlerin bizlere gösterdiğidir.

Gömleğin üstündeki özenli dikişin güzelliği
kapsadığı sabırdan gelir.

Dostluk ve sadâkatin arasındaki
güçlü bağlantı sabırdır.

Kendini yalnız ve alçak hissetmen
sabırsız olduğunu gösterir.


Tanrıyla karışanlarla birlikte ol
balın sütün içinde eridiği gibi, ve kendine şunu söyle,

“gelen ve giden,
yükselen ve alçalan,
hiçbirşey
Benim sevgilim değildir.” Yoksa senin,
kendi kendine alevlerini söndürsün diye yolun yanına bırakılmış
yapayalnız bir kervan ateşinden
farkın yok.”

Rumi, Mesnevi VI. Cilt, “Tek Elle Sepet Örmek” ten.
Çeviren: Vehbi Taşar

I've said before that every craftsman
searches for what's not there
to practice his craft.
A builder looks for the rotten hole
where the roof caved in. A water-carrier
picks the empty pot. A carpenter
stops at the house with no door.
Workers rush toward some hint
of emptiness, which they then
start to fill. Their hope, though,
is for emptiness, so don't think
you must avoid it. It contains
what you need!
Dear soul, if you were not friends
with the vast nothing inside,
why would you always be casting you net
into it, and waiting so patiently?
This invisible ocean has given you such abundance,
but still you call it "death",
that which provides you sustenance and work.
God has allowed some magical reversal to occur,
so that you see the scopion pit
as an object of desire,
and all the beautiful expanse around it,
as dangerous and swarming with snakes.
This is how strange your fear of death
and emptiness is, and how perverse
the attachment to what you want.
Now that you've heard me
on your misapprehensions, dear friend,
listen to Attar's story on the same subject.
He strung the pearls of this
about King Mahmud, how among the spoils
of his Indian campaign there was a Hindu boy,
whom he adopted as a son. He educated
and provided royally for the boy
and later made him vice-regent, seated
on a gold throne beside himself.
One day he found the young man weeping..
"Why are you crying? You're the companion
of an emperor! The entire nation is ranged out
before you like stars that you can command!"
The young man replied, "I am remembering
my mother and father, and how they
scared me as a child with threats of you!
'Uh-oh, he's headed for King Mahmud's court!
Nothing could be more hellish!' Where are they now
when they should see me sitting here?"
This incident is about your fear of changing.
You are the Hindu boy. Mahmud, which means
Praise to the End, is the spirit's
poverty or emptiness.
The mother and father are your attachment
to beliefs and bloodties
and desires and comforting habits.
Don't listen to them!
They seem to protect
but they imprison.
They are your worst enemies.
They make you afraid
of living in emptiness.
Some day you'll weep tears of delight in that court,
remembering your mistaken parents!
Know that your body nurtures the spirit,
helps it grow, and gives it wrong advise.
The body becomes, eventually, like a vest
of chainmail in peaceful years,
too hot in summer and too cold in winter.
But the body's desires, in another way, are like
an unpredictable associate, whom you must be
patient with. And that companion is helpful,
because patience expands your capacity
to love and feel peace.
The patience of a rose close to a thorn
keeps it fragrant. It's patience that gives milk
to the male camel still nursing in its third year,
and patience is what the prophets show to us.
The beauty of careful sewing on a shirt
is the patience it contains.
Friendship and loyalty have patience
as the strength of their connection.
Feeling lonely and ignoble indicates
that you haven't been patient.
Be with those who mix with God
as honey blends with milk, and say,
"Anything that comes and goes,
rises and sets, is not
what I love." else you'll be like a caravan fire left
to flare itself out alone beside the road.

Rumi VI from 'One-Handed Basket Weaving'























.




Bu ileti Vehbi tarafından 21 03 2006 - 13:22 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 21 03 2006 - 13:14
İleti #23


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



İzin verirseniz bu yukardaki şiirle ilgili bir anımı burada anlatayım. 2000 yıllarında bu şiiri İnternet’de bulup okumuştum. Tanrının akrep yuvasını cazip bir hale getirip de etrafındaki güzelliklerle dolu boşluğu sanki yılanlarla kaynaşıyormuş gibi göstermesi işine benim pek aklım ermemişti. Bundan kısa bir süre sonra ailece Las Vegas’ta gezmeye gitmiştik. Kaldığımız otelde sigara dumanıyla dolu ve belki binlerce kişinin kumar oynadığı gazinolarda epeyce dolaştıktan sonra bir sürü başka otelleri de gezdik. Hepsinde olan şey birbiriyle aynıydı. Ondan sonra galerileri gezdik. Gene binlerce kişi yapma gökler ve bulutlar, yapma göller ve havuzlarla dolu soğutmalı kapalı yerlerde normalden aşırı derece pahalı olan dükkanlara ve lokantalara girip çıkıyorlardı. Belki bir milyon kişi sanki dünyada bulunacak en cazip yermiş gibi bu akrep yuvasından farksız olan kötülüklerle dolu olan şehirde toplanmış eyleniyordu. Bunları görünce aklıma Mevlâna’nın yukardaki şiiri geldi. Hemen asansöre binip otelin en yüksek katına çıktım. Oradan bakınca gördüm ki gerçekten şehrin etrafında muazzam boş bir çöl ve haşmetli fakat kuru dağlar var. Uzaktan bakınca bu çöl mutlaka yılanlarla kaynaşıyormuş gibi geliyordu insana. Hemen aşağıya inip ailemi aldım, arabaya bindik ve yarım saat kadar yılanlarla dolu gibi görünen dağlara doğru çölün içinde araba sürdük.

Bir süre sonra “Kızıl Kayalar Kanyonu” denilen üstünde birbirinden güzel kuşlar uçan ve uzaktan dağ geyiklerinin gözüktüğü bir kaya topluluğunun yanında arabayı park edip çıkıp yürümeye başladık. O kadar güzel bir yerdi ki 3-4 saat hep orada yürüdük. Hiç şehre geri bile dönmek istemedik. Boş bir yerdi. Bizden başka orada yürüyen belki bir 15 kişi daha vardı.Yürüyüşün sonuna doğru epeyce yüksek bir kayanın üzerine gelmiştik. Oradan bütün Las Vegas şehri gözüküyordu. Arabaya dönmeden once son bir defa etrafımdaki güzelliğe ve sonra da Las Vegas şehrine baktım.

Mevlânanın ne demek istediğini en sonunda hakkıyla anlamıştım.

Saygılarımla,
Vehbi
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 21 03 2006 - 20:00
İleti #24


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



DÎNİ VİTRİNDE ALIŞVERİŞ EDENLER

Dîni vitrinde alışveriş edenler,
“şu kaça? bu kaça”, diye soranlar tembel tembel.
Almayacaktım, sadece bakıyordum diyerek
yüz tane mala ellerini sürüp geri koyanlar,
Sermayesiz gölgeler.

Harcanan sevgi ve ağlamaktan yaşlanmış iki tane göz.
Fakat onlar dükkana girer,
ve aniden bütün hayatları bir anda geçer,
o dükkanda.

Nereye gittin? “Hiçbiryere.”
Ne yemek zorunda kaldın? “ Çok birşey değil.”

Bilmesen bile ne istediğini,
al birşey, değiş tokuş akıntısının parçası olmak için,

Kocaman, aptalca bir proje başlat,
Nuh peygamber gibi.

Kesinlikle fark etmez
insanların senin hakkında ne düşündüğü.

Rumi, 'Biz Üçüz', Mesnevî VI, satır 831-845
Çeviren: Vehbi Taşar


SPIRITUAL WINDOW SHOPPERS

These spiritual window-shoppers,
who idly ask, 'How much is that?' Oh, I'm just looking.
They handle a hundred items and put them down,
shadows with no capital.
What is spent is love and two eyes wet with weeping.
But these walk into a shop,
and their whole lives pass suddenly in that moment,
in that shop.
Where did you go? "Nowhere."
What did you have to eat? "Nothing much."
Even if you don't know what you want,
buy _something,_ to be part of the exchanging flow.
Start a huge, foolish project,
like Noah.
It makes absolutely no difference
what people think of you.

From Coleman Barks’ Essential Rumî

Bu ileti Vehbi tarafından 21 03 2006 - 20:02 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 23 03 2006 - 16:53
İleti #25


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,438
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



AL BENİ

Ah sevgilim,
al beni.
Serbest bırak ruhumu.
Sevginle doldur beni ve
kurtar beni iki dünyadan.
Koyarsam kalbimi senden başka birşeye
yak beni ateşle içerden.

Ah sevgilim,
götür benim istediklerimi.
Götür benim yaptıklarımı.
Götür benim gereksindiklerimi.
Götür benden herşeyi
beni senden götüren.

Sus, Tanrıya bir şey deme: Rumi’nin aşk şiirleri: Shahram Shiva Farsça’dan çevirmistir.
Çeviren: Vehbi Taşar

TAKE ME

Oh Beloved,
take me.
Liberate my soul.
Fill me with your love and
release me from the two worlds.
If I set my heart on anything but you
let fire burn me from inside.
Oh Beloved,
take away what I want.
Take away what I do.
Take away what I need.
Take away everything
that takes me from you.

Hush Don't Say Anything to God:
Passionate Poems of Rumi Translated by Shahram Shiva

Bu ileti Vehbi tarafından 23 03 2006 - 17:12 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post

38 Sayfa V   1 2 3 > » 
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 18 09 19 - 05:25