Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

2 Sayfa V   1 2 >  
Reply to this topicStart new topic
> Ergenekondu
selah
mesaj 06 03 2009 - 11:57
İleti #1


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,793
Katılım: 22 11 04
Üye No: 1,005



Eregenekondu
Belli başlı iki tarafa ayrılmıştı dünya bir zamanlar. Sovyetler Birliği ve Türkiye’nin de içinde yer aldığı, Kuzey Atlantik Paktı, yani NATO. Aralarında amansız bir çatışma vardı. Çünkü gerek ekonomik olarak, gerekse sınıfsal olarak birbirinin zıddıydılar. Sovyetler Birliği, açıktan yürütülen bir diktatörlüktü. İşçi sınıfı ideolojisi temelinde yürüyen bir diktatörlük… NATO içerisinde yer alan ülkelerdeyse komünizmin yasaklandığı ya da “tü kaka” edildiği bir demokrasi egemendi.
Hangisinin iyi olduğu, ya da doğru olduğu konusunda yorum yapmayacağım. Bu yazının amacı bu değil çünkü.
Bu iki kampın mücadelesinde, NATO bünyesinde yer alan ülkelerde, olası bir Sovyet işgaline karşı, görünürdeki devlet yapısından bağımsız işleyen yer altı örgütlenmeleri oluşturuldu. Yani GLADYO’lar…
Yetmişli yılların sonlarında, bir yüksek okulun idari kadrosunda yer almıştım. “ÇOK GİZLİ” damgalı bir yazı gelmişti bir gün. Yazı, okulda sivil savunma örgütünün oluşturulmasını buyuran içerikteydi. Bu örgüte alınacakların tek ölçütü vardı yazıda. Komünist olmamak. Hatta öyle ki, ailesinde ve çevresindeki arkadaşları arasında bile komünist olmamalıydı yazıya göre. Okul yönetimi tamamen değişmiş olduğundan olsa gerek, Türkiye GLADYO’sunun okuldaki örgütlenmesini yeniden sağlamayı öngören bir duyuruydu.
1989’da, Sovyetler Birliği dağılınca, neredeyse bütün NATO üyesi ülkelerde, GLADYO’lar dağıldı; dağıtıldı. İspanya, İtalya, Yunanistan gibi ülkelerde bu örgütlerin dağılması esnasında hayli çalkantılar yaşandı. Çünkü bu yer altı örgütlenmeleri antikomünist faaliyetlerde bulunurken pek çok kirli işlere bulaşmışlardı. Birçoğu yargılandı ve mahkûm edildi.
Türkiye ve ABD dışında!
ABD’dekini bir kenara bırakıyorum şimdilik.
Gelelim Türkiye GLADYO’suna.
Antikomünist temeldeki bu örgütlenmenin içerisinde, dincisinden ulusalcısına, her tür düşüncede olan vardı. Sovyetler dağılınca, örgütlenme amacı boşlukta kaldı bir süre. Ardından ‘patlatılan’ önce ASALA, ardından PKK ve Kürt sorunu, GLADYO’yu harekete geçirdi. Bir sürü faili meçhulmüş gibi işlenen cinayetleri duyduk okuduk hepimiz.
Gel zaman git zaman, gerek çıkar çatışmasından, gerekse güce egemen olma gayretinden, dinci kanat ile ulusalcı kanat(Bu “ulusalcı” kavramı içersinde, bağımsızlıkçılar olduğu gibi, ırkçı faşistler de var elbette.) arasında kavga başladı örgüt içerisinde. Ulusalcılığın miadı dolmuş olduğundan tasfiye edilmeleri ve yerine dinci düşüncede olanların egemenliği sağlanmalıydı. Çünkü BOP için uygun olan buydu. Fettulahçı medyanın katkılarıyla da süreç hızlandırıldı. Fettullahçı deyince illa kara çarşaflılar veya çember sakallılar anlaşılmasın sakın. Çok geniş bir yelpazesi var ‘hocefendi’nin.
-Şöyle örnekleyeyim: 2001 yılında, ZAMAN gazetesinden biri geldi ve gazetede yazmamı istediklerini söyledi. Ben de, dünya görüşümün kendikileriyle taban tabana zıt olduğunu belirterek reddettim. “Olsun. Bizde her tür görüşten yazar var.” Beni ikna etmek için söylenen buydu.-
Dönelim Türkiye GLADYO’suna.
Elbette hiçbir cinayet haklı değildir. Ve mutlaka caniler gereken cezaları almalıdır. İşlenmiş bütün cinayetler, zaman aşımı gibi saçma nedenlerle de olsa yargıdan vareste tutulmamalıdır. Buna, 12 Eylül cuntacıları da, “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz.” diyen Demireller de dâhildir. Dâhil edilmelidir.
Tabi eğer amaç salt katilleri bulup çıkarmaksa buna kimsenin diyeceği bir şey yok. Olmamalıdır da.
Ama kazın ayağı böyle mi gerçekten?
Geniş anlamda, ulusalcılar tasfiye edilirken, hilafet karşıtı laikler de halledilmeliydi. O nedenle, GLADYO kavramı kullanılmadı. Daha esnek bir kavram seçildi. ERGENEKON! Ve etkili ne kadar muhalif ses varsa toparlanmaya başlandı. Bu sulandırma özelikle yapıldı. Çünkü amaç GLADYO’yu çökertmek değil, içindeki ve dışındaki muhalefeti halletmekti. Bu konuda hayli de başarılı yürütülüyor operasyonlar.
“Darbe yapacaktınız.” suçlaması kadar saçma bir iddia ile yola çıkıldığını unutmamak gerek. Sanki darbe yapmışlardan hesap sorulmuş da, yapmayı düşünüp planlamış, sonra da bir takım nedenlerle yapmamış ya da yapamamışlara gelmiş sıra! Gerçekleşmemiş veya gerçekleşememiş niyetlerden ötürü suçlamaların tek açıklaması var bence. GLADYO’yu yok etmemek. Yeni modelde sürdürmek!
Böyle bir iddia, Susurluk’ta kamyona çarpan GLADYO’yu geri plana çekmek, gözlerden ırak tutmaktan başka bir anlam taşımıyor. (Ki o dönem suçlananlardan, “Konuşursam devletin başı gider.” diyen Mehmet Ağar’a hâlâ kimse dokunmuyor.)
Ve ERGENEKON iddianamesinin bu “darbe yapacaklardı” biçimi, nasıl oluyorsa TARAF gazetesinde tefrika ediliyor.
Dava, yapılmamış darbeye odaklı olarak yürütülüyor. GLADYO’ya değil.
Sonuç olarak:
Bu dava, BOP’un hayata geçirilmesi için önemli bir aşamadır. İkinci cumhuriyet veya yeni Osmanlı İmparatorluğu kapıdadır.

Selah
11:55
06 03 2009
Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 06 03 2009 - 15:44
İleti #2


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Yukarıdaki yazıda tam 12 yerde geçiyor bu GLADYO sözcüğü. Gittim Google’dan da baktım. Gladyo(türkçe) diye arayınca 348bin sayfada geçiyor. İngilizce yazılışı “gladio” diye yazarak aradığımda türkçe sayfalarda 161bin, ingilizce sayfalarda 156bin yerde geçiyor.
(Türkçe sayfaların kelime adedi ile ingilizce sayfaların kelime adedi karşılaştırma çarpanının yaklaşık 1:800 olduğunu aklınıza yazınız)
Bir de GLADİO yazıp “”aynen yazıldığı gibi”” diye arattım. Bu defa 641bin çıktı. Bu aramanın diğerinden farkı ingilizcede olmayan(sadece türkçede olan) büyük harf “İ”leri de hesaba katması..

Anadili ingilizce olan NATO tarafından üretilmiş ingilizce bu sözcüğü dünyada bilen kullanan (Türklerden başka) yok denecek kadar az olduğu anlaşılıyor. Gerçekten böyle bir örgütlenme olmamış mı?. Olmuş. .SAhiden.Varmış. 1949’da kurulan NATO’nun 1951’de böyle minik miniminnacık bir örgütü olmuş. Bazı küçük clandestine operasyonlar yapmış. Oradan yola çıkıp da şimdi böyle bizdeki gibi (iktidar üzerine) devasa boyutları olan bir örgütü açıklamak bence mümkün değil. BOP da öyle. İnanının onu da internette arayınca yukarıdakinden daha da abuk bir durumla karşılaşıyorsunuz. Amerikalılar yapmış böyle ciddi bir Great Middle East Project yok... yokkk. Kökünü sadece Türklerin ve Kürtlerin yaptıkları ingilizce sitelerde bulabiliyorsunuz. Bizden başka kimse amerikanların böyle bir proje yürüttüğünü bilmiyor eyi mi??

Şimdi onu alıp işte onun aslı budur diye böyle ortaya getirmenin bence bir tek amacı olabilir. (Söz meclisten dışarı. Sn. Selah’a yönelik bir şeyim yok. O masumdur. Çünkü bu sayısız diğer yerde de aynen bu şekilde anlatılıyor. Çoğunluk türkler bu böyledir diye öğrensinler için elden gelen esirgenmemiş, hiçbir masraftan kaçınılmamış. Okumaya üşenen vatandaşım böyle bir çırpıda hemen durum vaziyetlerini kavrayıveriyor..

Kökü dışarıdadır. Amerikanların marifetidir. Aslında Küçüktür miniminnacıktır. (Türk halkının böğründen çıkan bayrak yürüyüşleri v.b. ile hiçbir ilgisi yoktur) Büyütülmesinin maksadı bu vesileyle laikçi zinde güçlerin muhalefetini tasfiye edip Amerikanların Türkiyeyi islam devleti yapmak amacını güden BOP projesinin önündeki engelleri kaldırmaktır...

Öyle mi?? Hepsi bu mu?? Olay bu kadar mı yani?. Vayy namussuz amerikanlar.. Meğer neler de neler yapmışlar...

Oysa bu Ergenekon aslında heryere konan bişey.
- Atatürk’e bile kondurur musunuz?
- İstemezseniz kondurmayın. Kendisi Türk Tarih Kurumu’nun ilk dergisinin başyazarı. Derginin ismi Ergenekon.. dahası var mı?.
- Ergenekon bir İttihat ve Terakki Cemiyetidir. Türk askercilliğinin bağrından böğründen çıkmıştır. Talat, Enver, Cemal Paşalardır. Bir zamanlar bu coğrafya nüfusunun yarısı dolayındaki gayrimüslimlerin yokedilmesi hadisesidir. Teşkilat’ı mahsusadır. Türk halkı diye tarif edilmek istenen halkın ta kendisidir. Türk Milliyetçiliğidir. Kuvvayı Milliyedir. NasyonalSosyalizmdir. JİTEM'dir. Ulusalcılıktır. Vatandaşın asker doğması hadisesidir. İktidar kavgasıdır.
- Zaten iktidar değiller mi??
- Kökü dışarda bir kısım özgürlükçü takımı (Sorosçu pezevenkler, Liboşlar, İkinci Cumhuriyetçiler) kımıldanmaya başladılar. Biz onca yıl uğraşıp gayrimüslimleri yok edince müslim takımı çoğaldı, palazlandı, tarikat tarikat iyice bir siyasi güç kazanmaya başladılar. Arkalarına entel dantel liboş takımını da alınca iyice başedilemez oldular. Anayasayı değiştirmeye felan bile kalkışıyorlar. Birkaç imama pabuç bırakacak değiliz ama AB ve ABD de bu liboş takımına arka çıkıyor.
- Eee ne olacak bu işin sonu?
- Millet farkında değil ama aslında çoktan imamlarla uzlaştık. İkinci Cumhuriyeti kurduk bile.. Mecburi din dersine ve ilkokullara kuran kursuna karşılık ortaokullara kışla nöbeti ve mecburi askercillik dersi. Liselere, Üniversitelere mecburi ulusalcı askercillik, resmi tarih dersleri kondu. Yasama, yürütme onlarda, yargı bizde. Harcamalarımıza , vakıflarımıza, holdinglerimize karışamayacaklar. Birkısım çürükleri ilahlara kurban attık. Buna mukabil bazı makamları geri aldık. Onayımız olmadan hiçbirşey yapmıyorlar. Zinde güçlerimizde de bir azalma yok..Yani tasmaları bizdedir artık.
- AB ABD ne diyor bu işe?
- Soros, BOP, Gladio felan attık ne varsa önlerine. Birkaç tane de Ergenekoncu verdik. ;Onlarla oynuyorlar işte... Zaten şimdi kriz felan. Kimsenin başını kaldırıp da bize bakacak hali mi var?.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mete kaynaroğlu
mesaj 06 03 2009 - 16:47
İleti #3


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,447
Katılım: --
Nereden: Türkiye
Üye No: 563




Ah Çanakçı! Vah Çanakçı!

Gladio sözcüğünü Türkler’den başka bu kadar kullanan millet niye yok sence?...

Şimdi başbakan gibi bana da “küfür ettireceksiniz” dedirtme. Çok bilmem nesineydi ABD’linin ve Avrupalı’nın gladio. Da ondan orada “tıklanmıyor”

CIA arşivleri dönemsel açılmıyor mu?... Orada Vietnam’daki bütün operasyonları açıklayan ABD neden NOTO’da stratejik müttefiki olan Türkiye’ye ilişkin bazı belgelerini “gizlilik” gerekçeleriyle açıklamıyor hala?.

Neden?..

Çünkü o dönemden devam eden oporasyonel faaliyetleri hala gündemde.

50 yıldan bahsediyoruz.

İşin garibi bir dönem Varşova Paktının askeri kanadına üye olan bazı ülkelerin şimdilerde NATO üyesi olmasına karşın onlarda hiç bu türden “minnacık” operasyonel örgütleri yok. Şaşırtıcı değil mi?.

Böyle Orta Doğu Projeleri yokmuş ABD nin sevsinler seni.

Peki bu Irak’taki Afganistan’daki askeri güçleri nedir ki?..

Yahu bunlar o senin sandığın gibi “minnacık” operasyonel örgütlerle olacak iş mi?..

Bizim milletin amma da hassasiyeti varmış bu BOP karşı… Diyorsun.

Olmasın mı?...

Yanı başında topuyla, füzeleri ile, nokta atışları ile naklen güç gösterisi yapılsın. Bu milletin bu işleri abarttığını iddia et arkasından. Olacak şey mi şu?...

Ya da NATO askeri brifinginde ABD li subay Türkiye’nin ve coğrafyanın bütün haritalarının değişeceğine dair haritaları çıkarıp göstersin, bu milletin ordularının subayları da salonu terk etsinler sen hala ABD li ve Avrupalı vatandaşların bu konuda internette hiç tıklamadıklarından cihetle bir geçekliği ters yüz et.

Ne güzel!..

Bize ne adamların vatandaşlarının ilgi duymamasından bu tür projelere.

Bizim coğrafyamızda olan, olacak olan baskıya, abanmaya bakar millet.

Beş yüz milyon insanın iradesi dışındaki coğrafyayı yönetme, sınırlarını belirlemesine bakar bu coğrafyadaki insan.

Korkutma ve kışkırtmanın bundan daha fazlası ne olabilir ki?...

1920lerde de aynı şeyi yaptılar. İngiliz istihbarat şefleri değil miydi coğrafyadaki haritaları şekillendiren?.

Yani onlar tarihlerinin bu sayfalarından övgüyle bahsederken senin bu işleri küçümsemene anlam vermemiz mümkün mü?..

Bu ergenokon adının seçilmesi de ayrı bir psikolojik operasyonel hareket onu da belirteyim. Ona da sonra değiniriz.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 06 03 2009 - 20:42
İleti #4


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



İnternetten bahsederken “”tıklanma”” başka bir kavram, bir sözcüğün bir internet sayfasında geçmesi, kullanılması başka bir kavram. Mesela “ekmek” sözcüğü 9 milyon, “bread” sözcüğü 70 milyon internet sayfasında geçiyor. (Tıklanma değil. Ekmek sözcüğüne kimse tıklamaz) Bu bilgiden hareketle ingilizce konuşulan dünya ortalamasında “ekmek” kavramının türkiye’deki kadar önemli olmadığına da varabiliriz. Çünkü bizden 8 kat fazla geçmesine karşın ingilizce sayfaların çokluğu yanında bu oran az kalmaktadır. Eğer “bread” 70 değil sadece 9 miyon veya daha az sayfada geçiyor olsa idi o zaman rahatlıkla ingilizce konuşulan ülkelerde hiç ekmek yenmediğine veya adına başka birşey dendiğine karar vememiz gerekirdi.

Gladio konusunda size anlattıklarım da bununla ilgili idi.. Yukarıdaki yazıya dikkat ederseniz şöyle bir ifade geçiyor. “”Çoğunluğu bütün NATO üyesi ülkelerde, GLADYO’lar dağıldı; dağıtıldı. İspanya, İtalya, Yunanistan gibi ülkelerde bu örgütlerin dağılması esnasında hayli çalkantılar yaşandı””

Yani olay aynen bu anlatıldığı şekilde olmuş olsa idi eğer internette “”Gladio”” sözcüğüne çok daha sık rastlamamız gerekirdi. (aksi halde onlar ekmek yemiyorlar) Çünkü burada basit dedüksiyon mantığı geçerli. Yani mesela “””eğer halamın bıyıkları olsaydı dayım olurdu”” gibidir.

Anlaşılan o ki size bu kadar basit birşeyi bile anlatmakta çok zorlanıyorum...

Bir taraftan
OrtaDoğu projesi vardır --> Eğer olmasa idi Irak’taki Afganistan’daki işleri nedir?
gibi “””akıllara seza””” rölasyonlar kurmaktasınız, öte yandan yukarıdaki rölasyonu göremiyorsunuz.

Bir de ne diyim “küfür ettireceksiniz” “sevsinler seni”” gibi "karşısındakini dümbük yerine koyma" ifadelerini çok seviyorsunuz. Sevgili başbakanınız gibi. O da hem kendisi bunları yapmayı çok sever hem de kendisine hakaret edildi diye sık sık insanları mahkemeye verir.

Benim karşımdakiyle ilgili basit bir “gerzeklik ölçümü” kriterim var. Bir insan karşısındakini dümbük yerine koyma arzusunu ne kadar sıklıkla gösteriyorsa kendi gerzeklik katsayısı o denli yüksektir. IQ’su ortalamanın altında olanlar tipik bir aşağılık kompleksi içinde karşısındakilere “gerzek” muamelesi yapmaya çalışıyorlar sıklıkla... Zekası normal ve üstü olan insanlardan bu beklenmez..... Sevgili başbakanınızın tipik böyle bir durumu var... Tarihte hiçbir zaman bir milletin kaderini belirlemek onun gibi zihinsel yetenekleri kısıtlı insanların haddi olmamıştır.

Mesela bugünkü ırak devletinin coğrafyasını, etnik yapısını ve sınırlarını belirleyen bir hatun kişidir. Gertrude Margaret Lowthian Bell(1868–1926) isimli bu kişi ülkeyi biraraya getirip, sınırlarını oluşturma, ve ülkenin devleti ve halkları ile bölünmez bütünlüğünü kurma işini (büyük ölçüde kendi başına) gerçekleştirmiş, İlk kralın kim olacağını da o bizzat belirlemiş, kralı iktidara getirdikten ve ona yeterli bir süre koçluk yaptıktan sonra ayrılmış. Ünlü casus Lawrence’i de yetiştirmiş olan bu kişi birinci cihan harbi sırasındaki arap isyanının da baş kişisi olarak tanımlanabilir. İsyanın sonunda bilindiği gibi Osmanlı topraklarından üç vilayet koparak ayrılmıştı. Şimdi gerçekten süper zeki olan bu kişi ile sizin canım başbakanınız hangi terazide biraraya konulup tartılabilir ki??
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mete kaynaroğlu
mesaj 06 03 2009 - 22:56
İleti #5


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,447
Katılım: --
Nereden: Türkiye
Üye No: 563



Hayal kırıklığına uğruyorum.

Beni hayal kırıklığına uğratıyorsun.

İnternetten bu kadar çok bahsedenin, arama motorlarında bir sözcükle değil açılan portal’daki yeri itibariyle konu başlığının açılmasıyla sözcüğün ya da konun arama motorlarında yerinin aldığını bile bilmiyorsun.

Tıpkı Irak devletinin ve sınırlarının oluşumunu da o İngiliz hanım tarafından medyada öğrendiğin kadarıyla bildiğin gibi.

Bir İngiliz hanımın, İngiliz devletinden bağımsız Iraklılar la birlikte sınırları Osmanlıya karşı oluşturduğu bilgisi gibi…

Bu tarih bilgisiyle…Bu kadar açıklama olur işte.

“Amerikalılar yapmış böyle ciddi bir Great Middle East Project yok... yokkk. Kökünü sadece Türklerin ve Kürtlerin yaptıkları ingilizce sitelerde bulabiliyorsunuz. Bizden başka kimse amerikanların böyle bir proje yürüttüğünü bilmiyor eyi mi??”..

Eyi değil…

Ciddi projeleri olmadan 300 bine yakın askeri bu coğrafyada konuşlandırıyorlar öyle mi?... yani sen internet arama mtorlarında böyle bir bilgi bulamadığından dolayı…)))

Böylece bu iş Türklerin ve Kürtlerin uydurması bir proje ha?..

Niye ki?..


Şimdi onu alıp işte onun aslı budur diye böyle ortaya getirmenin bence bir tek amacı olabilir. (Söz meclisten dışarı. Sn. Selah’a yönelik bir şeyim yok. O masumdur. Çünkü bu sayısız diğer yerde de aynen bu şekilde anlatılıyor. Çoğunluk türkler bu böyledir diye öğrensinler için elden gelen esirgenmemiş, hiçbir masraftan kaçınılmamış. Okumaya üşenen vatandaşım böyle bir çırpıda hemen durum vaziyetlerini kavrayıveriyor..

Şimdi bu millet gördüğüne mi inansın sana mı inansın..

Tabii bu millet vaziyeti kavrar hemen… Onların daha devleti yokken bu ülkenin ataları imparatorluklar yönetiyordu. Ne sandınız?.. Toplumsal bellekte siliniyor mu ataların bilgisi öyle şıppadanak.

Bırak onu Bush ağzından kaçırmadı mı 11 Eylül den sonra bu işin Haçlı seferleri olduğuna dair..

Yecüc ile Mecüc’ün önlerinin kesilmesi gerektiğini söylemesi unutuldu mu?..

Bunların projeleri yok… Biz zavallı Türkler uyduruyoruz bunları…

Hep bu Amerikalılar, Avrupalılar anlar onlar öngörürler bizler de arkadan nal toplarız…

Öyle değil işte.

Bu coğrafyada yüz milyonlarca insan bunu görüyor artık…

O yüzden de Obama ile taktik değiştiriyorlar.

Gelelim

Avrupa’da gladio olmadığına dair saçma düşünceye.

Niye?... Daha yeni Irak harbinin o palavra sözde meşru nedeninin aslında asılsız bir gerekçeden ibaret olduğunu açıklayan resmi görevlinin akıbetine bakarak karar verebiliriz buna. Bulundu mu katili?.. Ya da sorgulandı mı İngiltere’de bu olay?.. Ne oldu o adama?..

Gitti…

Kim öldürdü?..

Faili meçhul cinayet..

Ne oldu o Avrupalının yüzlerce sayfalık hukuk mukdesabatı?

NATO’nun Sovyet Bloğuna karşı oluşturduğu propaganda, beşinci kol, operasyonel birimlerin hiç birini küçümseme hakkınız yok. Bunları oluşturan NATO hala ayakta ve tasfiye edilmesi gereken asıl o kurumun kendisi. Varşova Paktına karşı “Özgür Dünya” nın varlığını koruma adına oluşturulan bu pakt başka askeri ve ekonomik paktlar kalktığından dolayı kalkmalı mı kalkmamalı mı?.. Buna cevap verin?.. Ki… bizim içimizdeki o NATO nun hali hazırdaki galdiocularının hesabını sorabilelim. Ergenokonmuş?

Bir de Atatürk'le gönderme yapılıyor... Çıkardığı derginin adı Ergonokunmuş da filan. Hedefein büyüklüğüne bakınız...

Atatürkün uluslarasrası paktlara ilişkin bir tane böyle başkalarının hak gaspına ilişkin operasyonel birimi var mı?.. Önerisi var mı?.. Başka coğrafyalara ilişkin, onların sınırlarına ilişkin hayali var mı?..

Neyse oraya da geliriz.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
selah
mesaj 07 03 2009 - 00:57
İleti #6


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,793
Katılım: 22 11 04
Üye No: 1,005



Yine kıvırtmışsın Çanakçı bey kardeşim. GLADYO(Okunduğu gibi yazdım), İtalya'daki örgütün adıdır. Ve bir genelleme yapılarak bütün ülkler için kullanılmıştır.
Benim yazımın içeriğiyle hiç ilgisi olmayan bir yere çekiştirmişsin konuyu.
Yazdıklaerımın biçimsel olanına dikkat çekerek konuyu gözlerden uzaklaştırmaya kalkışmanı ayıp buluyorum
Yok bilmem gladyo neymiş de ne değilmiş de internette nasıl geçiyormuş da...
Sen bal gibi anladın neden söz ettiğimi de işine gelmediğinden kıvırtıyorsun.
Bu tür sidik yarışına girmem ben.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mete kaynaroğlu
mesaj 07 03 2009 - 09:18
İleti #7


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,447
Katılım: --
Nereden: Türkiye
Üye No: 563



III

Hoca tartışman çekilince, bizim de burada bahsi geçen konularda fikir yürütmemizin bir anlamı kalmadı sanırım.

Son birkaç şey; Selah Hoca Mehmet Altan’ın Hilafetçilerle aynı ağızdan konuştuğunu söylerken yanlış mı düşünüyor sizce?.

Hayır. Çünkü bunu kendinizde iktibas ediyorsunuz. Söylemler böyle bir şeydir işte. Atlan kardeşler değil mi, bu Ergonokoncuları İttihatçilerle bağını kuran ki siz de aynını yapıyorsunuz. Cumhuriyetçilerin İttihatçi olduğu bu ittihatçilerin de aslında zamanın Osmanlı padişahını ve de halifesini devirdiğini daha sonradan aynı ittihatçilerin cumhuriyeti kurduğunu sonra bunların askeri darbeler yaptığını şimdi de Ergenokon adlı bir örgütle hükümeti devirmek için terör örgütü kurduğunu söyleyen.

İşin garibi bu ya… Bu söylemleri daha dün Abdülhamit’in mezarı başında gösteri yapıp kendi taraftarlarına işaret fişeği atanlarda yapıyor. Onlar da ittihatçilerle hesabını bu dönemde arkalarına aldıkları ABD desteği rüzgarıyla bugün yapmaya kalkıyorlar. Cumhuriyetin kurulması ise onlar için zaten başlı başına talihsiz bir olay. Yok jakobenci dayatmasıymış diye ağızlarını doldurarak konuşmuyorlar mı?...

Ne yaptı Atatürk? Çağın getirdiği ve Avrupa’daki evrensel değer ve hukuk muktesabatını Türkiye’ye uygulamaya kalktı. Bugün Altan kardeşlerin savunduğundan ne farkı var o gün yapılanların?.. Ülkedeki bütün hukuk muktesabatı o günün Avrupa’sından alınmadı mı?..

Şimdiki gibi kendimiz mi üretebiliyoruz hukuku yani?... Bu şekvacılıkları niye?..

Söyleyeyim niye?... Avrupa’da oluşan fonlar.

İşte Mehmet Altan’ın Tarım üzerine “Köylüler ne zaman manşet olur?” adlı kitabı alın okuyun bakalım.

Avrupa komisyonlarında açılan tarım meselesindeki Avrupa kriteleri ile birebir örtüşerek yazılmamış mı?... Tarım nüfusunun ilk on yılında %11 indirinin bir versiyonu. İşte indiriyorlar… ne görüyorsunuz bu manzara karşısında?.. Milyonlarca mesleksiz ve işsiz kent varoşlarına yığılmış nüfus. Avrupa’nın oluşturduğu fonlardan Avrupa muktesabatını savunan binlerce kuruluş nemalanmıştır. Dertleri bu ülkedeki tarım meselesinin önünü açmak değildir.

Şimdi ortaya her çıkan durumda ne yapıyorlar…

Meselesi millet olan her aydına ittihatçi damgasını vurarak Kemalist olmayı sanki bir suçmuş gibi aşağılayarak konuşuyorlar.

Öyle ya Alem kör… kendileri cingöz..


Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 07 03 2009 - 13:15
İleti #8


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Size açıkça şunu söyleyeceğim. Cahilsiniz.. Cahilliğinizden çok da memnunsunuz üstelik. Merakınız yok. Anlamaya çalışmıyorsunuz. Hiçbir konuya yönelik araştırıcı, gözlemci bir ilgi duymuyorsunuz. Dünyaya bakışınız, algı dünyanız bir noktada donmuş.. Kilitlenmiş.. Oradan sonrasına işlemiyor. Kimbilir kaç yüzyıldır ayni noktada durduğunuzun bile farkında değilsiniz

Çok naturel bir bilmişliğiniz var. Çarıklı erkanıharp Herodot Cevdet gibisiniz. Herşey hakkında mevcut bilgilerinizle her an ahkam kesebilir durumdasınız. Paranın nasıl altına dayalı olarak ürediğini, portal’daki yeri itibariyle konu başlığının açılmasıyla sözcüğün ya da konun arama motorlarında yerini aldığını felan bilibiliveriyorsunuz. Descriptor nedir, Keyword nedir, arama botu kaç türlü endeksleme yapar, artık bunları da sizden öğreneceğim neredeyse...

Cümlelerinizin semantiği düşük, kurgusu bozuk. Türkçeniz zayıf maalesef. Yazdıklarınmızın içinde tutarlı bir fikir bile yok.. Bilgi yok...Hatta çoğu zaman ne dediğiniz bile zor anlaşılıyor. Kimi zaman da sahiden (şaşırtıcı ama) hiçbirşey dememiş oluyorsunuz...

Ama siz çoksunuz.. Çokkk. Bu topraklarda bunaltıcı, bezdirici bir ağırlığınız var. Artık hemen hemen her yerdesiniz. Sizinle karşılaşmadığımız bir gün bile geçmiyor.. Her siyasi partinin içindesiniz, üniversitelerde kürsülerde akedemisyen, mahkemelerde hakim, yargıç kisvesi içindesiniz. Üniformalarınız, çelenkli apoletleriniz var.

Size göre orijinal bir fikir yokkk. Olamaz.. Fikir bilmezsiniz ki orijinalini tanıyasınız. Benim bir şeyi burada size ilk defa yazmamla medyada yıllanmış bir asparagas’ı bulup kesip yapıştırmam sizin için ayni şeydir. Bir eleğiniz yok. Mesela benim 2003 yılında yaptığım bir “İttihatcı” tarifi var ki şimdiki “Ergenekoncu” tarifiyle bire bir örtüşür. (Yazılıdır tarihiyle kanıtım var) O zamanlar Ergenekoncu diye birşey yoktu henüz. Şimdi bu bağı tanımlayan Atlan(sizin tabirinizle) kardeşler mi benden aldı, ben mi onlardan aldım?. Onların da kendi zihni var, benim de çok şükür. Sizin yok anlaşılan. Böyle bir bağlantıyı birisi bana söyleyecek ben de oradan alıp getirip size satacağım öyle mi??.

Bilgi de öyle sizin için. Doğrusu, günceli, ayıklanmışı v.b. yoktur. Medyada zebilullah yığılı hepsi. Oradan al getir buraya sat. Kafamızda saksı taşıyoruz sanki. Bilginin sadece muteber olanı var muteber olmayanı var. Bilginin “A” kaynağından geleni muteber. “B” kaynağından geleni sakat. Neden?. Çünkü bizim zihnimizdeki düşünce kalıbına, değerler sistemine uymuyor.

Bir çizgimiz var, kırmızı çizgilerimiz var. Biraz muğlaktır gerçi. Meselesi millet olan Aydınız biz.. Peh peh peh.

Aslında aydından kasıt gerçek aydına, zihninizi gerçek aydınlığa doğru zorlayan insanlara düşman olmak. Onları can düşmanınız bellemek. Gerçekte en kesin ve muğlak olmayan çizginiz budur. Yaptığınız en tutarlı şey sadece budur. Onu karşınıza alıp gerektiğinde ayyıldızlı bayrağı gerektiğinde ise yeşil islam bayrağını onun üstüne üstüne sallayacaksınız ki sizden korksun. Geri kalan laf-ı güzaftır.

Türk müsünüz, Iraklı, filistinli arap mısınız? Duruma göre değişir. İslamcı mı laikçi misiniz? O da kimin karşısında olduğunuza göre değişir. İstedğiniz hukuk mu guguk mu onu bile bilmezsiniz...Hakikatler kimi zaman gerçek, kimi zaman yalan olur..Herşey duruma göre..

Hükümetlerin, devrilip devrilmemesi umurunuzda değil. Önemli olan şöyle veya böyle iktidarınızı sürdürmektir. İktidarın sürmesi için gereken herrrrr türlü yol size mübahtır.
Gerekirse en islamcı siz kesilirsiniz. Laikçisiniz ama tüm okullara mecburi din dersini siz koyacaksınız, mecburi askerlik dersini siz koyacaksınız, okuldayken kışla nöbeti tutturacaksınız, büyüyünce mecburi askerlik yapılacak. Üniversiteler bile mecburi resmi tarih, mecburi askercil koşullandırma sürdürülecek. Başbakan yetiştiren imam okullarını siz açacaksınız. Koca Osmanlının sahip olduğu cami sayısının iki katını siz açacaksınız. Ama siz laikçisiniz. Yüzbin devlet memuruyla “ordudan sonra” en büyük bütçeyi diyanet işlerine ayıracaksınız ama din ve devlet işleri ayrı (nasıl oluyorsa??) guguk kararlarıyla tarihe geçen bir hukuktan yanasınız. Dünyada örneği olmayan çift başlı ayrıcalıklı bir hukuku savunan (imtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz !!! peh peh)

Milleti alevi, kürt, türk, gayrimüslim diye böleceksiniz. Sağcı, solcu, islamcı, laikçi diye böleceksiniz. Çatıştıracaksınız. Ayni silahla sabah sağcı, öğleden sonra solcu birisi vurulacak.. Sürekli düşük yoğunluklu çatışmalar yaratacaksınız. Köylünün ensesine kurşun sıkmak üzere ögüt kurup komutanına madalya vereceksiniz. Sivil görünümlü örgütler kurup sürekli birbirleriyle çatıştıracaksınız. (Vatandaş ne kadar bölük pörçük olursa “”böl yönet”” prensibi o kadar iyi çalışır.) Türlü çeşitli medyalara farklı siyasi görüşlerdenmiş gibi yazan adamlar yerleştireceksiniz. Bunlar herbiri farklı cephelerden kandırma korkutma ve kışkırtma edebiyatının romanını yazacaklar. Atalarınızın imparatorluklar yönettiği, ingilizlerin sömürgen olduğu, amerikalıların sürekli sinsi sinsi sizin kuyunuzu kazacak planlar yaptığı gibi konularda iflah olmaz bazı takıntılarınız var. Bunlara dayalı ipe sapa gelmez komplo teorilerinizi (açığa çıkan gerçeklerin üstünü örtmek, insanların kafasını karıştırmak için) sıklıkla yaratıklandıracaksınız. Hizmetkarınız durumundaki sayısız kalemşor da sizi destekleyecekler... Bunun adı cumhuriyet. Bir numaralı birinci cumhuriyet. Başka numara yok. Tüm numara... asıl numara budur. İkincisi üçüncüsü olmaz. Olamaz.. Oldurmaya kalkanın....

Sıkıldım artık sizden. Ne yazarsanız yazın.. Yazdıklarınızı okumayacağım.. Hatta yazmayacağım... Yanıtlamayacağım.. Size kolay gelsin..

NOT: Yukarıdaki yazı belirli bir kişi veya kişileri hedef alarak yazılmamıştır. Gerçek kişilerle olan tüm benzerlikleri tesadüfidir. (Lütfen üstünüze alınmayınız)
.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mete kaynaroğlu
mesaj 07 03 2009 - 21:53
İleti #9


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,447
Katılım: --
Nereden: Türkiye
Üye No: 563



...))))

Sizi öpüyorum..)))
Go to the top of the page
 
+Quote Post
volkan
mesaj 07 03 2009 - 22:30
İleti #10


Admin


Grup: Members
İleti: 1,425
Katılım: 24 05 06
Üye No: 2,261



gladyo üstünden giderken tartışma neden hayali kişiler üstünden bitiriliyor anlamak hem güç hem değil... bir kişiden bir şey öğrenmek bu kişi aynı fikirde olmadığı için mi zoruna gider insanın anlamak hem güç hem değil... bu coğrafyanın üç tarafı mı iki buçuk tarafı mı denizle kaplı... aldo moro'yu kızıl tugaylar mı öldürdü yoksa kızıl tugaylar'ın içinde nüvelenen gladyo mu bilmek güç hem değil... smile.gif))sevgilerle...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
selah
mesaj 07 03 2009 - 22:45
İleti #11


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,793
Katılım: 22 11 04
Üye No: 1,005



Ben üstüme alındım Çanakçı bey kardeşim ama rahatsız olmadım. Dedim ki kendi kendime, demek ki Çanakçı bey kardeşim bu tür saptırmaları yapageldiğinden , tepkilerle pek çok kere karşılaşmış. Ve kolaylık olsun diye standart bir yazı hazırlamış. Sıvışmak gerektiğinde 'kes-yapıştır' yöntemiyle asıveriyor yazısını. Sonra sen sağ ben selamet.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
rikimikipiki
mesaj 08 03 2009 - 01:18
İleti #12


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 607
Katılım: 01 12 06
Üye No: 2,823



canakci rumuzlu forumdaşı, "Kopyala/Kalçala Yapıştır Kişilikleri" betimleyen yazısı nedeniyle kutluyorum.

ETÖ, bir gecekondudur ve zamanı gelince yıkılacaktır.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
mete kaynaroğlu
mesaj 08 03 2009 - 09:37
İleti #13


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,447
Katılım: --
Nereden: Türkiye
Üye No: 563



Asında anlaşılır konuşuyoruz... Ama karşımızda gerçekten de anlamak için uğraş veren var mı?..

Ergonokunun nesinden rahatsıznız?

1- Bir takım resmi bürokratların siyasi hayata müdahale ettiğininden ve bunun demokrasiyi askıya aldığından.

2- Ergonokonun temsil ettiği siyasal söylemin kendisinden- ki o etnik milliyetçilik- ve dayandığı sosyal tabandan...

Kabaca bunlar değil mi?

1- Şimdi düşünelim resmi bürokratlar neden siyasete müdahale eder?

2- Etnisite neden ortaya çıkar bir toplumda?.

Cevaplardan biri şu: Çünkü resmi bürokatklar zaten "ittihatçidir" onların da meşrebinde bu vardır söylemi... gerçeklikleri etnik millici söylemerle örterler ve propoganda yürütürler vs...

Bu kadarcık anlatım sizi tatmin eder mi?.. bais konusu olan bu toplumun iki yüz yıllık tarihi... İki farklı toplumsal sürecin kendisi... İki çağın ortasında kırılma göstermiş bir toplumun yaşamı... İki farklı sosyal sınıfın iktidar döneminin sürreci...

Siyasal söylemler de "demokrasi" olduğu müddetçe varlıklarını sürderecek mi?..

Eee demokrat olarak sizi ürküten ne?... Ben söyleyeyim: Beğenmediğimiz söylemin sosyal bir tabanının olması.

Eğer bir toprak üzerinde egemenlik alanı toplumun rızası ile de belirlenmişse adına "vatan" deniyor bunu toplumun tamamına yakını benimser.

Ama bu kavramın üzerinde etnik milliyetçilik yapılacaksa bu bazılarını rahatsız edecektir.

Sizi ettiği gibi...

1- Büyük sayıda nüfusu olan bizim ülkemizde küçük, büyük ölçekli üretim yapan köylü yığınları "devletçi" olurlar...

2- Kent varoşlarında göç veya başka nedenlerle birikmiş "mesleksiz yığınlar" etnik milliyetçiliğinin tabanını oluştururlar...

3- "Kent soylular" brjuva düşüncesinin sosyal tabanını oluştururlar...

4- İşçier için malesef bir şey söylemiyorum.

Bir toplumda var olan söylemler, toplumun üretimi, üretilenlerin paylaşımıın yarttığı sistemin koşulları içinde var olur ve kendilerine sosyal tabanlar bulurlar.

İşte bu yüzden etnik milliyetçilik söylemleri sizi rahatsız ediyorsa dayandığı sosyal tabanının var oluş koşuları üzerinde düşünerek söylemde bulunacaksınız.

Kent varoşlarnda mesleksiz yığınları ortadan kaldırcaksınız.

Daha düne kadar tarım kesimindeki %50 nüfusun Avrupa muktesabatına göre %11 indirilmesi süreci, bu durumda sizce ortaya ne çıkarır?... kent varoşalrında biriken mesleksiz yığınları...

Peki bu durum AB'liğinin bilmemnesine mi?..

Bu mesele bizim meselemiz diyorum. Bunun karşısında AB ile tarım müzakeresine karşı çıktığım sanılmasın ya da tarım nüfusun %11 indirilmesi...

Ama Altan kardeşlerin yaptığı bu değil... Onlar sadece şikayetçi... şevkacı...

Tarım meselesini "nüfus meselesine" indirgerler ve ortaya çıkan yeni sorunlarda, kendilerine yeniden ekmek kapısı olur.

Tıpkı...

Dini cemaatlerinin ortak kasalarında oluşan birikmin "yoksullara dğıtmak" için toplanmasının ardındaki gerçek gibi... Yoksulluk olsun bunlarda yoksullar için hep para toplasın...

Değerli arkadaşlarım...

Atatürk bir yerde şunu söylüyor: "Gittiğimiz her yerde millet bizden iş, aş, okul istiyor ne yapmamız gerektğini bundan daha güzel ne belirler. Vazifemiz milletin gösterdiği bu istikammet çalışmaktır."

Şimdi ben de size söylüyorum... Mesleksiz yığınları meslek sahibi yapacak proje kimden geliyor?...

Tarımda endüstrileşmenin yolunu açan ve devlet tarafından "teşvikler verildiğinde" büyük hayvansal çiftlikler için özellikle doğu ve güneydoğudaki bir sürü müteşebbis bu verilen paralarla 4X4 aldı ve paraları hiç etti...

Şimdi işaamalrına söyleniyor hadi yatırım yapın diye ne oluyor?... Yatırım yapıp bu meselelere çzöüm mü getiriyorlar hayır...

İbneler rant peşinde, kolay para kazanma peşinde... kentsel dönüşüm adı altında alışveriş mağzaları oluşturma peşinde...

İlk krizdede ellerindeki işletmeleri kapatıp sıvışma peşindeler...

Milletin içinde bulunduğu durumu kamu ekonomisi ile çözelim dediğimizde liberallerin sanki toplumsal dönüşüm projeleri var mış izi ağzımızdan lafımızı almaya kalkıyorlar.

Bunu dediğimizde başta İMF arşı çıkıyor...

Şimdi etnik milşiyetçilikten şevkacı olan arkadaşlarıma soruyorum..

Kent varoşlarında birikmiş mesleksiz yığınlar için bir projeniz var mı?...

Yok!

Ama işte yine de beğenmediğiniz orduların generalleri bir proje başlatıyor ve Diyarbakır'dan gençleri tplatıp 30 ar 30 ar torna, bilgisayar vs kurlarında kendi astsubay okullarında eğitim veriyor.

Güzellerim...

Sivil toplum bu meselelerde öncülük yapmayıp ta resmi bürokratlara mı bırakacak önderliği?

Bırakırsa onlarında söz söyleme hakları doğar...

Tamam mı?...

Anlatabildim mi?...



Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 08 03 2009 - 14:08
İleti #14


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Tamam... Yukarıdaki gibi doğrudan işin özüne değinen(anlaşılır biçimde) konuşmaya varım. İlk defa(bana göre) doğru bir üslupta yazdığınız için kutluyorum. Teşekkür ediyorum.. Demek ki isteyince olabilen birşey.

What is Love (Video için tıklayınız)


Ergonokunun nesinden rahatsıznız?
1- Bir takım resmi bürokratların siyasi hayata müdahale ettiğininden ve bunun demokrasiyi askıya aldığından.
- HAYIR... Rejimin daha en baştan beri zaten var olan “”antidemokratik, militarist”” özünü sonuna kadar korumak ve sürdürmek istemelerinden. Her türlü demokratik hamleyi hoyratça engellemelerinden. Bunun için sinsi ve insanlık dışı yöntemler kullanmalarından..
2- Ergonokonun temsil ettiği siyasal söylemin kendisinden- ki o etnik milliyetçilik- ve dayandığı sosyal tabandan...
”Yapay” olarak ürettiği etnisitelerle “sonsuza kadar sürdürülmek istenen düşük yoğunluklu çatışmalar” ile (gerçekte olmayan bir taban üzerine toplum mühendisliği ile) toplumu(militarist esasa göre) yeniden inşa etme çabalarından... Günlük hayatın her tarafına bulaşıp, sivil hayatı yok etmek istemelerinden. Ekonomik hayata müdahale edip kendilerine rant mekanizmaları oluşturmalarından.. v.b. v.b. Bunlardan rahatsızız.. Siz değil misiniz??

1- Şimdi düşünelim resmi bürokratlar neden siyasete müdahale eder?
Güç ve iktidar kazanmak. Mühim adam olmak, Menfaat-i şahsilerini korumak için...
2- Etnisite neden ortaya çıkar bir toplumda?.
Birilerinin kendi (menfaatleri için) inşa etmesi sonucunda çıkar. Doğada olmayan birşeydir. Doğal değildir. Kendiliğinden oluşmaz..
Siyasal söylemler de "demokrasi" olduğu müddetçe varlıklarını sürderecek mi?.. Eee demokrat olarak sizi ürküten ne?... Ben söyleyeyim: Beğenmediğimiz söylemin sosyal bir tabanının olması.
Demokrasi “olması” demek zaten okullarda zorunlu askercil milliyetçi, zorunlu dinci eğitim verilememesi demek. Bu verilemeyince istenen “otoriter” düzene uygun “yapay” sosyal taban yaratılamamış oluyor. Koşullandırılarak robot gibi yetiştirilmeyince insanlar kendiliklerinden özgürlüklerine sahip bireyler haline geliyorlar. Demokratik ortam oluşuyor. Otoriter rejimi kurmak veya sürdürmek imkansız hale geliyor. Kavga bunun kavgasıdır. Olmayan demokrasiyi var etme kavgasıdır.

Bu mesele bizim meselemiz diyorum. Bunun karşısında AB ile tarım müzakeresine karşı çıktığım sanılmasın ya da tarım nüfusun %11 indirilmesi... Ama Altan kardeşlerin yaptığı bu değil... Onlar sadece şikayetçi... şevkacı... (şevka değil şekva hep yanlış yazıyorsunuz)
Burada anlayamadığınız mesele şudur. Bugün gelişmiş ülkelerde nüfusun %1.5 kadarı tüm ülke nüfusunun tarımsal ve hayvancılık üretimini kaşılayabiliyor. Benim çocukluğumda %70 tarım ülkesiydik. Şimdi %30. Tabii daha da düşecektir. Düşmesi gerekir mecburen. Nüfus köylerde oldukça endüstri, bilim, sanat, teknoloji eksik kalıyor. Gelişmek demek şehirlerde tarım dışı istihdamı geliştirebilmek demek. Tarım toplumu olmakla antidemokratik, askecil bir toplum olmak atbaşı gidiyor.

İki Altan birbirinden farklıdır. İkinci Cumhuriyet kavramının mucidi Mehmet Altan. O bu kavramı ortaya attığında (20 küsur yıl önce) daha ne ılımlı islam, ne BOP vardı. İkinci cumhuriyeti BOP ürünü saymanın ne kadar aptalca olduğunu anlamanız için söylüyorum. İkinci cumhuriyetten maksat birinci cumhuriyetin umdeleri arasına “Demokrasi”yi de katmak. Birinci cumhuriyetin umdeleri (6 kazık) arasında devletçilik, ihtilalcilik, popülizm herşey var ama demokrasi yok. Demokrasi de olsa fena mı olur sanki?. O zaman ikinci cumhuriyet oluruz. Askercil olmayan (halk tarafından hazırlanan) yeni bir anayasamız olur. Siz tabii buna şiddetle karşısınız.


Değerli arkadaşlarım... Tarımda endüstrileşmenin yolunu açan ve devlet tarafından "teşvikler verildiğinde" büyük hayvansal çiftlikler için özellikle doğu ve güneydoğudaki bir sürü müteşebbis bu verilen paralarla 4X4 aldı ve paraları hiç etti...
Devlet paraları vatandaştan toplayıp birilerine verecek kadar aptalsa o da tabii iç edecek. Devlet(aptal bürokrat ve siyasetçi) böyle şeyler yapmamalı. Sadece gölge etmesin, vatandaşın işine maydanoz olmasın yeter. Siz Ali Dibo'yu(siyasetçi bürokratın kankası) işadamı mı sanıyorsunuz yoksa..

- Şimdi işaamalrına söyleniyor hadi yatırım yapın diye ne oluyor?... Yatırım yapıp bu meselelere çzöüm mü getiriyorlar hayır... İbneler rant peşinde, kolay para kazanma peşinde... kentsel dönüşüm adı altında alışveriş mağzaları oluşturma peşinde... İlk krizdede ellerindeki işletmeleri kapatıp sıvışma peşindeler...
- Buradaki mantık çok sakat. ÜFFF.. Üslup seviyesi de birden düşüyor. Kendi parasını yatıran işadamı tabii ki mümkün en kolay parayı, rantı kazanmak peşinde olacak. Helalı hoş olsun. Mümkün en süper parayı kazansın isterim. En çok nasıl kazanılacaksa parasını oraya yatıracak doğal olarak. Bu onun işi. O işi bilmese işadamı olamaz. Bürokrat olur. Bürokrat işten anlamadığı halde benim paramı çarçur ediyor. İşadamı kendi parasını harcıyor. Bırak kendi parasını bildiği gibi harcasın.. O eğer çok kazanırsa daha çok yatırım yapar, vatandaş da işsizlikten kurtulur. Tüm ülke kazanır. Siz devlet gücünü kullanarak işadamını batırırsanız altın yumurtlayan tavuğu kesmiş olursunuz. Burada yaptığınız şey katili tutmak yerine maktule bir bıçak da siz saplıyorsunuz. Kentsel dönüşümcüler sevgili başbakanınızın devletçi bürokrat, yerel bürokrasi adamları. Ben baltayı böyle sakat düşünenin kafasına vurmak isterim esas.

Milletin içinde bulunduğu durumu kamu ekonomisi ile çözelim dediğimizde liberallerin sanki toplumsal dönüşüm projeleri var mış izi ağzımızdan lafımızı almaya kalkıyorlar. Bunu dediğimizde başta İMF karşı çıkıyor...
%100 orijinal başbakanla canlı konuşma isimli yazıda IMF’nin neler istediği, sevgili başbakanınızın niye karşı çıktığı yazılı. Zahmet edip okuyunuz..

- Şimdi etnik milliyetçilikten şekvacı olan arkadaşlarıma soruyorum.. Kent varoşlarında birikmiş mesleksiz yığınlar için bir projeniz var mı?...
- Vatandaş ihtiyacı olan eğitimi alabilmekte serbest kalsa. Devlet vergileri kıssa, bir de gölge etmese ne kadar çok proje olduğunu görüp şaşırırsınız..

- Ama işte yine de beğenmediğiniz generaller bir proje başlatıyor ve Diyarbakır'dan gençleri tplatıp 30 ar 30 ar torna, bilgisayar vs kurlarında kendi astsubay okullarında eğitim veriyor.
- Hiçbir işe yaramayacaktır maalesef. Böyle eğitim ve meslek sahibi olma eşyanın tabiatına aykırıdır. Erke dönengeci nasıl hiçbir enerji üretemiyorsa o zavallı çocuklar da iş ve meslek sahibi olamayacaklar. Çünkü zaten o eğitimi planlayan komutanlar kendileri hayatlarında hiç iş yapmamış para kazanmamış mesleksiz insanlar. Ömürleri boyunca devletten geçinmişler. Eğer devlet çalışan üreten insandan zorla alıp askere verdiği 30-35 milyar dolar parayı almasa vatandaş kendisi eğitimini de alır, işini de bulabilir.

- Sivil toplum bu meselelerde öncülük yapmayıp ta resmi bürokratlara mı bırakacak önderliği? Bırakırsa onlarında söz söyleme hakları doğar...
- Gerçek sivil toplum resmen yok. Kalmamış. Sinmiş, pısmış, ürkmüş kıstırılmış bir halde. Bir cenderenin içinde. Sivillik tümden yok edilmiş.. Bürokrasi de kendisi ortalıkta fazla görünmemek için sinsice yollara başvuruyor. “Sivil toplum örgütü” görünümü altında ikiyüzyetmiş şu kadar örgüt(GONGO) kuruyor. Devlet rantlarıyla bunları besliyor. İçine kendi adamlarını yerleştiriyor. Böyle sivil sivil faaliyetler yapıyorlar.

Bunları düşünmeden anlamak, anlamadan bilmek ne mümkün?
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mete kaynaroğlu
mesaj 09 03 2009 - 11:45
İleti #15


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,447
Katılım: --
Nereden: Türkiye
Üye No: 563



II-

Tabi artık bize tartışa tartışa bıkkınlık geldi. Belki de ondan.

Bazı şeyleri söylediğimizde zaten bir takım ön kabuller yapmak zorundayız anlaşıldığına dair. Yani kapitalizm dedik mi mesela… Bıkkınlık o yüzden. Maalesef kesintisiz bilgi aktarımı oluşturamıyoruz bu toplumda, ondan olsa gerek.

Şimdi sosyolojik ya da tarihsel ya da ikitisaden bir toplumun geçmişine dönüp bakarken metodolojiniz analitik olmalı.

Daha başından bunları tartışmak zorunda kalmak bize zor geliyor artık.

İşte bir örnek:

HAYIR... Rejimin daha en baştan beri zaten var olan “”antidemokratik, militarist”” özünü sonuna kadar korumak ve sürdürmek istemelerinden.

Bugünkü genellemenizden hareketle, metodolojinize “bir orijin” noktası oluşturuyorsunuz. Sonra da bunu ispatlamak için bütün elinizde oluşan bilgileri bu amaç için kullanıyorsunuz.

İşte buna ideoloji diyorlar.

Demek; anti demokratik ve militarist güçler cumhuriyeti kurdu.

Şimdi

birincisi; cumhuriyetin kuruluşunu anlatacağız.

İkincisi; demokrasi üzerine bilgilerimizi tazeleyeceğiz..

Cumhuriyet nasıl kuruldu?..

Ortada millet iradesi olarak şekillenmiş bir meclis vardı. Buradaki milletvekilleri bölgelerinden “seçimle” geldiler. Bir de; Osmanlı’dan gelen “bürokratlar” ve az sayıda aydın.

Bu kadar mı?... hayır! Değil. Toplumsal devinimi sağlayan güçler var. Kim onlar?...

Kim var ki; Ticaret ve manifaktür burjuvazisi, onlarda azınlıklardan oluşuyor ve bir çoğu da işgal güçlerinin tarafında. Bir de küçük esnaf ve zanaatkarlar var kentlerdeki öncü sınıf olabilecek güçler bunlar. Bunlar da toplumsal devinimi sağlayacak güç değiller. Geriye toprak sahipleri ve küçük ve yoksul köylüler kalıyor. İşte cumhuriyet bir bürokratlar iki bu köylü ki özellikle de büyük toprak sahipleri tarafından kuruluyor. Bu büyük toprak sahipleri arasında özellikle de Kürt toprak ağaları ve aşiretleri var. Kürtlüğü de “bir birlerinin işine karışılmaması” temelinde uzlaşarak halletmişler. O yüzden ülkede insanları şaşırtacak bir şekilde yaşamsal devrimler yapılıyor ama meclisten hem de Atatürk istemesine karşın bir toprak reformu geçmiyor.

İşte bizdeki günümüz liberallerinin o döneme ait demokratik bir yönetim olmaması üzerine kurdukları eleştirin temelinde bunlar yatıyor.

Çünkü demokrasinin olması için ya ABD kuruluşunda olduğu çok yaygın “küçük üretici” olması gerekiyor ya da ciddi bir işçi sınıfı. Demokrasi konusunda burjuvazinin çok marifetleri yok aslında onlar o konudaki sınavlarında 1848’li yıllarda kaldılar zaten.

İkinci paylaşım savaşında Osmanlı Emperyal gücü yıkılıyor. Yıkılacağı da biliniyordu zaten.

Anadolu toprakları yabancı güçlerce işgal ediliyor. Osmanlı son Mebusan Mecilisi’ni lav ediyorlar üyelerini Malta’ya sürgüne gönderiyorlar. Oradan kaçanların bazıları ve asker bürokratlar bir Meclis oluşturuyorlar ve bu Meclisteki alınan kararlar neticesinde de Kurtuluş savaşı veriyorlar. (Hoş bazı “dinci” kalemşörler bunun Kurtuluş savaşı olmadığını bile iddia etmeye başladılar ya)

Bu meclis ve önder kadrodaki eski imparatorluk bürokratları çetin kavgalar sonucunda Cumhuriyeti kuruyorlar. Bu kurtuluş ve kurulma sürecinde askerler, bürokratlar ve arkalarına aldıkları köylü sınıfı var.

Şimdi size bir sorum var.

Bu sürecin içinde hasbel kader bulunmuş olsaydınız ne yapardınız?..

Yok Cumhuriyeti kurmayalım… Saltanat ve Hilafet devam etsin mi derdiniz?...

Ben demezdim. Ama diyenler var. Eleştirilerinden o günkü kadroları küçümsemelerinden, onları militarist olmakla suçlamalarından, jakobenci dayatma yapmaktan sorumlu tutanlardan anlıyoruz. Bırakın bunları. Bazı adamlar hala Hilafet ve saltanatlık makamı olsa bile diyenlerde var.

Saltanat olsa demokrasi olur muydu. Teokratik bir devletle birlikte.

Şimdi, kurtuluş savaşını yapan askerlerin varlığı ve kurtuluş savaşı akabinde cumhuriyetin kuruluşunda büyük emeği geçti diye askerleri suçlayacak mıyız?..

Akabinde cumhuriyetin kurumlarının kurumsallaşması gerekiyordu. Önce Meclis, parlamentoya dönüşecekti. Liberal burjuvaların olmazsa olmaz dedikleri parlamento.. Askerler hem asker hem de milletvekili olmaktan çıkarıldı. Siyasal bir parti çatısı altında tek tek, il, il milletvekili seçimlerine gidildi.

İkincisi, bütün insanların, bağımsız yurttaş olması gerekiyordu. Yine liberal burjuvaların olmazsa olmaz şartlarından. Kadınlarda dahil, Cumhurbaşkanı ve dağdaki çoban, bir ve hukuksal eşitliğe kavuşarak seçme ve seçilme hakkına sahip oldular Ki bu liberaller için bile şart değildi aynı dönem ABD deki gibi Vilson kadınların seçme ve seçilme haklarına karşıydı mesela ve bu hak daha sonradan gerçekleşti.

Üçüncüsü; yine liberal burjuvazinin olmazsa olmaz şartlarından biri devletin laik olması. Ki demokrasinin gerçekleşmesinde olmazsa olmaz şarttır.

Dördüncüsü; yine liberallerin olmazsa olmaz şartlarından ekonominin “hür teşebbüscüler” tarafından örgütlenmesi ve serbest dolaşım ve sermayenin özel ellerde birikmesi.

Daha Cumhuriyet devrimlerinin çoğu başlamadan önce 1924 deki İzmir İktisat Kongresinde buna uygun karalar alınmıştı. Buna uygun adımlar atıldı ve de Avrupa hukuk muktesabatı incelenmeye başlandı. 1924 kararları Avrupalı ülkeleri ile mutabakat antlaşmasıydı aynı zamanda. Ticaret hukuku, medeni hukuk, ceza hukuku, gümrük hukuku, denizcilik hukuku Avrupa’dan getirildi ve uygulamaya sokuldu.

O gün siyasal anlamda yapılanlar bir çok Avrupa ülkesinde olanlardan ibarettir.

Ama uygulamada bir sorun vardı. Avrupa muktesabatı karşısında ortada bir Avrupa ülkesi yoktu.

İzmir İktisat Kongresi ile hedef; özel sermayenin ve müteşebbis gurubun oluşmasının hedeflenmesiydi. Lakin ortada müteşebbis yok. Azınlıkların birikmiş sermayesi el değiştirdi. İşte burjuvazinin ibneliği daha buralardan itibaren başlıyor. Sermayenin el değiştirilmesi sırasında, el değiştirenlerin varlığının tartışmaya açılmadan cumhuriyetin bürokratlarına iş havale ediliyor ve de azınlıklar karşısında bürokratlar “militarist, jakobenci vs” oluveriyor.

Böylece liberaller ilk yalanlarını söylemeye başlıyor.

Aynı yıllar köylüden toplanan vergiler – ki azınlıklardan toplanan vergilerden oran bakımından çok çok fazladır- devlet elinde biriktirilip, ihaleler yoluyla özel sektörün eline devrediliyor, özel sektörde sermaye birikimi oluşuyor bu para karaborsada, ve tefecilikte çoğalıyor.

Bu sırada özel teşebbüsün milletin acil ihtiyaçları karşısında cevap veremeyeciğini gören bürokratlar ne yapıyor?. Kamu ekonomisi oluşturup Kamu İktisadi Teşebbüslerini kuruyorlar. Bankalar, Dokuma bez, şeker, büyük endüstriyel tarım çiftlikleri, Et ve süt kombinaları, Demir çelik fabrikaları, Kömür işletmeleri, Tütün ve İspirto üretim işletmeleri, Demiryolları, Petrol ve mamülleri üretimi, yol, su, elektrik, okul, üniversiteler, kültürel kurumlar. Oluşturup köylünün üretimi olan ürünlerinin değerlendirilmesi ve de bilimi ve kültürü en ücra köşelere yayma işini yapıyorlar. Aynı yıllarda da özel müteşebbisler Kemalist ve de “vatan” “millet” söylemini yapıyor. Her taraf da heykeller dikilmesine vesile oluyorlar ve de Devletten ihaleler istiyorlar. Devlet bunlara karşı korumacı davrandıkça daha çok istiyorlar.

İşte o zaman parlamento devreye giriyor. Hem büyük toprak sahipleri hem de hiçbir ciddi emek harcamadan zenginleşen yeni burjuvalar kendilerine yakın insanların milletvekili seçilmesinde önemli roller oynuyorlar. Bu kanalla bürokrasiye hükmetmeye başlıyorlar. Demokrasi ve önlerindeki bürokrasinin hareket alanlarını daraltmak amacıyla çok partili sisteme geçilmesini sağlıyorlar. Üstelik bunu da, demokrasi adına yaptıklarını iddia ederek yapıyorlar. Bu demokrasi süreci onların zenginliğinin hızla arttığı bir dönem oluyor. Ciddi bir sanayi bile kurmadan, ithalatla, kentlerdeki toprak rantı, ve devlet ihaleleri ile her yerde “bir milyoner” çıkıyor. Korumacı devlet topladığı ve bir kuruş yabancıya borcu olmayan devlet özel teşebbüse borçlanmaya başlıyor.

Geçen bu dönemde en büyük acıyı ve sömürüyü özellikle köydeki küçük ölçekli üretim yapan köylü çekmiştir. Ve asla CHP yi affetmeyecektir. Onların toplumsal belleğinde bu çok derinlere yer etmiştir.

Burjuva liberallerinin ikinci büyük yalanları ise Kemalist ve sözde “sınıfsız bir millet olunduğunun” ve her şeyin “vatan için yapıldığı” ve “demokrasi” yalanın ve söyleminin” oluşturulmasıdır. Her şeyin vatan için olduğu yalanı toprak rantından ve kasaba mütegalibesinden, demokrasi yalanı da ticaret ve devlet korumacı müteahhitlerini temsilen gelmekteydi.

Ama gariptir ki; Cumhuriyetin kuruluşunda “kanla, irfanla” mücadele veren askerlerle birlikte bürokratların önemli bir bölümü bu yalanı fark ettiler. Birileri bu yalan üzerinde zenginleşiyordu çünkü.

Çalışan emekçi güçlerin günde 12 saatten fazla çalıştırıldığı, sendikasız, çok az ücretlerle, sosyal sigortaları bile olmadan çalıştırıldığı dönemler bu dönemler.

Askerlerin toplumsal yaşama ve liberallerin siyasi kanadına neden darbe yaptığı bir başka konu. Ama neden oluşturdukları anayasada sendika, sosyal sigorta, çalışma saatleri, hafta sonu tatilleri, toplantı ve gösteri hakları, basın özgürlüğü, siyasi partiler, 1 mayıs tatil günü mesela ve iki kanatlı parlamento gibi kararlar yer aldı bu daha epey bir zaman tartışılacak bir konu.

Bu süreçten sonra güçlenen burjuvazi, yeni bir güçle tarih sahnesinde yerini almaya başladı elinde yeni ve güçlü bir enstrümanı vardır şimdi o da; “medyadır.” Liberal fikirler, ve kendi zenginliklerinin karşısında ciddi muhalefet yapan asker ve sivil bürokrasiye karşı söyleme başladılar. Bürokrasiye karşı sert söylemler bu dönemde başladı. Kamu iktisadi teşekküllerin bir kısmı için şikayetçi olmaya başladılar. Artık korunmacı sermayeleri daha büyük paylar istiyordu. Propagandayla hem kamu iktisadi teşebbüslerin gücünü zayıflatıyorlar hem de kendilerinin onlardan daha iyi yapabileceklerini söylüyorlardı. Ancak hala devlet ihalelerinden nemalanıp yurt dışında paraları istifliyorlardı.

Tarımda makineli üretime geçiş, toprak mülkiyetinin miras yoluyla paylaşılması süreci iç göçleri başlattı. Bu büyük bir dalgaydı. Bu dalga kentlerde niteliksiz ama önemli derecede büyük iş gücü yarattı, ucuz iş gücü işçi ücretlerinin düşmesine, kayıtsız çalışmayı getirdi ve bu durum sermayenin hızla büyümesine neden oldu. İthal ikame yasaları ile bir tek kendi pazarladıkları mallara bütün bir millet mahkum edildi ve istedikleri fiyatlarla ve yüksek karlarla ürünler pazarlandı. Yine bu süreçte uluslar arası ittifakların gücü ve Komünizm propagandası asker bürokratların saflarını değiştirmelerine neden oldu.

İşsizlik, yoksulluk, ucuz işgücü nün varlığından dolayı ciddi bir muhalefet oluşmaya başladı. Bu muhalefet artık sistemin tamamına karşı gelişiyordu. Sendikalar güçlenmiş, basın yoluyla her türden fikir yayılır olmuştu. Yükselen bu muhalefet karşısında bütün zenginleşen sınıflar birlik olmaya başladılar. Artık köylülerde eskiden olduğu gibi ezilmiyorlardı. Çünkü artı değer üretecek muazzam büyüklükte emek gücü oluşmuştu. Devlet İktisadi Kuruluşları ana girdi ürünlerin alımında “taban fiatı” adıyla köylüleri memnun ediyor giderek en ücra köşelere çağdaş yaşamın hizmetleri olan, yol, içme suyu, sulama suyu, elektrik ulaştırıyordu. Köylü “efendileşmeye” başladı. Bu dönem köylüleri ve kasaba mütegalibesini arkasına alan tarikat ve cemaatlerin toparlanma dönemi oldu. Sadece örgütlülüklerini ve sayılarını büyütmüyor finansman olarak da zenginleşiyorlardı.

Doğrudan iktidardaki zenginleri hedef alan var olan muhalefete karşı, milliyetçi, şoven, ve dinci, propaganda başladı. Muhalefet sertleştikçe hepsi aynı koronun parçası oldular. Artık asker bürokratlarda muhalefete karşı diğerleriyle taraf oldular.

İkinci çinko!..

Ama bu yarım kalan bir askeri darbeydi. Siyasal olarak hiçbir şeyi çözümleyemediler. Siyasiler, topluma önderlik olacak durumdan çıktılar, muhalefetle çatışma çok derin ve ciddi bir şekilde hem yaygınlaştı hem de sertleşti.

Liberal burjuvazi milliyetçi, dinci, anti komünist propagandayla “hepimizin vatanı” “hepimiz biriz” yalanını söylüyordu. Asker bürokrasiye karşı sert muhalefetten vazgeçildi. Dünya konjonktüründe durum da buna benzer bir durumdu.

Üçüncü çinko!

Siyasi sivil gruplar resme önderlik yapamıyordu. Korkunç bir becerisizlikle uzlaşma sağlayamıyorlar, yükselen çatışma üretimi ve pazarı işlemez hale getiriyordu. Yeniden ülke üretimi ve pazarı düzen altına alındı. Bütün demokratik haklar silindi 3 milyon sendikalı işçiden 300 bin sendikalı işçiye düştü. Basın özgürlüğü kalktı yerine sadece liberallerden oluşan medya devleri kaldı.

Yeni yapılanma süreci içinde SSCB paktı yıkıldı, Dünya konjonktürü değişti ve dış piyasa ile hızlı entegrasyon başladı. Yeni liberal akımlar etkili uluslar arası sermayenin söylemleri yapılmaya başlandı. Bu dönem liberallerin atağa geçtiği yıllar oldu. Tümüyle özel sektörün insiyatifinin ülke yaşamında etkinleştirilmesi için sivil bürokrasiye karşı hücum başladı. Bu hücum Dünyadaki yeni liberallerin etkisiyle artarak devam etti. Devlet bürokrasisinin ve de kamu ekonomisinin yeni dünya düzeninde ayak bağı olduğu ayrıca kalkınma ve zenginleşmenin dışarıdan gelecek olan sermaye bağlı olduğu yalanı işlenmeye başlandı. İşletmeler bir bir elden çıkarılmaya, bürokrasinin bu yalanlar karşısındaki uyanıklığının direnci kırılmaya başlandı. “Memurun işinin bildiği” liberal söylemin arttığı ve de bürokrasinin özel sektörle beraber ortaklaşa “iş yaptığı” dönem başladı. Özellikle yerel yönetimlerin statüsü değişti, ve de imar yasaları ile birlikte kentler bir anda sermayenin hem de üretim yapmadan çoğaldığı alanlar olmaya başladı. Sermaye uluslar arası işbirliğiyle birlikte misli misli arttı. Buna karşın sermayenin hızlı yükselişi karşısında yoksullukta çok hızlı bir şekilde arttı.

Yeni bir aşamaya geçilmişti. Anadolu’da üretim yapıp zenginleşen bir ulusal sermaye grubu vardı. Tarım sektörüne yakınlığının avantajı ile biriken sermaye hızla büyümeye başladı. Devletin yaptığı alt yapı yatırımları hem ulusal pazara hem de uluslar arası pazara girmelerine, mallarının satılmasına sebep oluyordu. Sattıkları mallar rekabete dayanıklıydı. Bunun bir sebebi de kayıtsız, sigortasız, sendikasız ucuz emek gücü çalıştırmalarından kaynaklanıyordu.

Anadolu’da bu yeni oluşan zenginlerde bir büyük palavraya başladılar. “Hepimiz din kardeşiyiz” palavrasına. Görünürde din adına paylaşımcı olduklarını önemli olan dini esaslarda paylaşım yapılmasını fitre ve zekatın sendikalı işçi olmaktan çok daha önemli olduğu vurgusu yapılıyordu.

Burjuvazi yeniden kendi çıkarlarını toplumun bütün çıkarları olduğu uydurmasını yapıyordu.

Bu yeni burjuvazi iktidara gelirlerse, dini bütünlüğe karşı gelmiş bürokrasiyi tasfiye edeceklerini söylüyorlardı. Bunların akıllı kalemşörleri ancak kendi dini bütün devletleri ile sınıflar arası eşitsizliğin kaldırlacağını savunuyorlardı. Onlara göre yeni devlet ve bürokrasi düzeninde yoksul ile zengin farkı olsa da bu Allah’tandı ama Allah’ın verdiği paylaşım metodları ile kendilerinde oluşan zenginlik paylaşılacaktı. Bugüne kadar, zengin olanlar bu devlet bürokrasi ile birlikte halka zulüm yapmışlardı ama kendi iktidarlarında buna izin verilmeyecek ve bu zengin sınıftan da bürokratlardan da kurtulup “huzura” erilecekti. En büyük engel de asker bürokratlardı. Bu kalemşörler uluslarası sermaye ile uzun zamandan beri ortaklığa girmiş sermaye gruplarının liberal kalemşörleri ile birlikte olup, hem AB’liği hem de işte adına” türban özgürlüğü” denen kendinden menkul demokrasi ve özgürlükler konusunda ortak bir payda da buluştular. Artık cumhuriyetin kuruluş dönemindeki bürokratların inanarak savunduğu, ortak milli çıkarları ve de ortak kader fikrine karşın top yekün savaş açmış oldular.

Ancak kapitalizm kendi yasaları ile işlemeye devam ediyordu. İktidara gelen bu yeni burjuvazi şimdiden kendi yalanlarını arkada bırakmaya başladı. Toplumdaki diğer kesimler zenginleşen ve iktidara gelen bu yeni zenginlerin, eskiler ile birlikte kaynaşarak entegre olmalarını seyretmeye başladı. Asker bürokratlarla uzlaşıldı. Ve devletin ve bürokratlarının önemi kavrandı.

Toplum bir kez daha yalanlarla baş başa kaldı.

Şimdi ne olur?..

En son kullanacakları yalanın içinde din vardı. Özgürlük vardı. Bu yalanın etkileri bittiğinde artık insanları “dini paylaşımla” filan kandıramayacaklar ama bu yalanın şok etkisi derin olacak. Çünkü onlar Allah’ları ile birlikte aldatıldılar. Din yeniden revize edilecek. İşçiler bu masalın ardından daha gerçekçi politikalar üzerinde yeniden ayakları üzerinde doğrulmaya başlayacak.

Bakalım göreceğiz…

Sevgili çanakçı… Bunlar ilk elde yazdıklarım ve şunu belirtmeliyim ki, bazı düzeltmelerle “2009 toplu yazılarına” girer bu yazım. ..)))

Üsluba gelince… artık kimin “ibnelik” yaptığını bilecek dönemdeyim. İçimden başka türlüsü gelmiyor inan bana. O tanımlama ise sadece zaman kaybetmemek adına yazılıyor.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 09 03 2009 - 16:16
İleti #16


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Çok uzun ve sıkıcı olmuş. Okuyana işkence..

Bugünkü genellemenizden hareketle, metodolojinize “bir orijin” noktası oluşturuyorsunuz. Sonra da bunu ispatlamak için bütün elinizde oluşan bilgileri bu amaç için kullanıyorsunuz. İşte buna ideoloji diyorlar. Demek; anti demokratik ve militarist güçler cumhuriyeti kurdu.

YANLIŞ.. Birincisi: benim bir orijin noktam yok. Nasıl olsun ki?. Kara Kuvvetlerimizin amblemine bakarsanız M.Ö.209 yılını görürsünüz. Eğer MÖ 209 yılında(Hunlar tarafından kurulduğunu farzedersek (Hunlar demokrat mıydı gibi çok abuk bir yere varırız ki) işin içinden çıkamayız. Bizim temel aldığımız rejimler zaten hep antidemokratikti, bu topraklarda demokrasi hiç varolmadı denilebilir. Ama illa ki tarihte bir noktayı orijin almak gerekirse bu nokta İttihat ve Terakki iktidarıdır ve tabii ki cumhuriyet öncesine düşer. Hatta daha sonra italya’da ve almanya’da kurulacak olan faşizmin de ağababası onlardır. Bu konuda onlar dünyanın ilk önderleriydiler.. Bugünkü rejimimizin kabul edilemez bulduğumuz temeli işte o günlerde atılmıştır. Orijin onlardır. Maalesef Atatürk bu temel yapıyı pek değiştirememiştir. Onun ölümünden sonra da antidemokratik özellikleri artarak sürmüştür.
İkincisi: Size birşey ispatlamak için herhangi birşey kullanacak değilim. Çünkü sizin bildiğiniz anlamda herhangi bir ideolojinin sahibi ve savunucusu da değilim. Bu cumhuriyetin demokratik bir esasa göre ve siviller tarafından kurulduğunu kim söyleyebilir. Varsa böyle bir iddiası olan çıksın ortaya..


Çünkü demokrasinin olması için ya ABD kuruluşunda olduğu çok yaygın “küçük üretici” olması gerekiyor ya da ciddi bir işçi sınıfı. Demokrasi konusunda burjuvazinin çok marifetleri yok aslında onlar o konudaki sınavlarında 1848’li yıllarda kaldılar zaten. İkinci paylaşım savaşında Osmanlı Emperyal gücü yıkılıyor. Yıkılacağı da biliniyordu zaten. Anadolu toprakları yabancı güçlerce işgal ediliyor. Osmanlı son Mebusan Mecilisi’ni lav ediyorlar üyelerini Malta’ya sürgüne gönderiyorlar. Oradan kaçanların bazıları ve asker bürokratlar bir Meclis oluşturuyorlar ve bu Meclisteki alınan kararlar neticesinde de Kurtuluş savaşı veriyorlar. (Hoş bazı “dinci” kalemşörler bunun Kurtuluş savaşı olmadığını bile iddia etmeye başladılar ya) Bu meclis ve önder kadrodaki eski imparatorluk bürokratları çetin kavgalar sonucunda Cumhuriyeti kuruyorlar. Bu kurtuluş ve kurulma sürecinde askerler, bürokratlar ve arkalarına aldıkları köylü sınıfı var.

Resmi tarihte yazılanları bana anlatmayınız. Onları biliyorum. Çoğu yanlış ve yanıltıcı. İsterseniz bana da dinci kalemşor deyiniz umurumda değil. Size gerçekleri anlatacağım. Doğrusu şöyledir;
Osmanlı bir paylaşım savaşında değil kendisinin (EnvePaşa) ittifak güçlerine karşı savaş açmasının sonucu işgal edilmiştir.(savaş açtığın ülke sana çiçek mi uzatacaktı ki?) İşgal sonrasında bazı hükümet üyeleri ve bürokratlar (tıpkı şimdiki 300bin müslüman’ın katlinden sorumlu tutulan Sudan başkanı El Beşir için yapılmak istendiği gibi) bazı insanlık suçları nedeniyle tutuklanmışlar, yargılanmışlar, Malta’ya sürgüne gönderilmişler. Oradan kaçanların işgalci güçlere (İngiliz, fransız, italyan) karşı bir tek kurşun bile atmışlıkları yok.. YOKK.. İşgalcilere karşı kurşun atmadan yapılan nasıl kurtuluş savaşı bu böyle?. Savaşlar hep (sadece) osmanlı Teb’asından insanlarla. Yani bir tür iç savaş.. Sudan’daki hükümet güçlerinin cancavitlerle savaşı gibi. Karşılarına çıkan tek düzenli ordu Rumlar. Onların da zaten. hiç şansı yok.
Önder kadro söylediğiniz gibi eski ittihatçılar. Köylüyü arkalarına alma konusu biraz muallakta. Atatürk’ün ve İnönü’nün hatıratında aksi yönde (köylünün kendilerine karşı olduğu yönünde) samimi itirafları var.


Şimdi size bir sorum var. Bu sürecin içinde hasbel kader bulunmuş olsaydınız ne yapardınız?.. Yok Cumhuriyeti kurmayalım… Saltanat ve Hilafet devam etsin mi derdiniz?... Ben demezdim. Ama diyenler var. Eleştirilerinden o günkü kadroları küçümsemelerinden, onları militarist olmakla suçlamalarından, jakobenci dayatma yapmaktan sorumlu tutanlardan anlıyoruz. Bırakın bunları. Bazı adamlar hala Hilafet ve saltanatlık makamı olsa bile diyenlerde var.

Tabii bu soru halamın bıyıkları olsaydı dayım olurdu gibi. O sürecin içinde olsaydım zaten şimdiki ben olamazdım. Ama buradan bakıp değerlendirdiğimde şahsen Mustafa Kemal’e pek bir kusur bulamıyorum. Onun yerine olsaydım muhtemelen aynılarını yapardım. Ama ittihatçıların(ergenekoncuların) durumu çok farklı. Onlar iblis. Her yaptıkları rezillik..

Saltanat olsa demokrasi olur muydu. Teokratik bir devletle birlikte.
Tabii olabilirdi. Hatta daha iyi de olabilirdi. Saltanatın sürmesi demokrasi için bir engel değil. Teokratikliği kolayca kaldırılırdı. Bugün en demokratik bazı ülkelerde saltanat halen devam ediyor. (ingiltere, isveç, hollanda, danimarka, ispanya v.b.) Ama sorun şu ki Cumhuriyet öncesinde İttihatçılar zaten saltanatı yeniden ihya edilemeyecek bir biçimde yıkmışlar. İktidar saltanattan ihtilalci cuntaya geçmiş. Eğer öyle olmasa idi durumlar çok farklı olabilirdi.

Şimdi, kurtuluş savaşını yapan askerlerin varlığı ve kurtuluş savaşı akabinde cumhuriyetin kuruluşunda büyük emeği geçti diye askerleri suçlayacak mıyız?..
Bunları yaptılar diye suçlamasak da sonsuza kadar ülkeye egemen olacakları bir vesayet rejimi kurmaları ve rejimin sahipliğine soyunmaları asla kabul edilemez. Asker dediğin zamanı geldiğinde görevini yapar ama sonrasında da şerefiyle köşesine çekilir oturur. Rejim bekçiliğine soyunmaz. Rejim sivil vatandaşın işidir. Askerden siyasetçi devlet adamı olmaz. Olmamalı. 1923’e gelindiğinde varlığı artık zaten sadece kağıt üzerinde kalmış olan saltanat ve hilafetin kaldırılması bir mesele değil. Mesele yeni kurulan rejimin umdeleri içine cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, laiklik, devletçilik, inkılapçılık yazılırken bunların hepsinden daha çok önemli olan “demokrasi” nin unutulmuş olmasıdır. Şimidiki CHP’nin altı kazığı yerine tek kazık olarak “demokrasi” yazılı olsa idi başka hiçbirşeye ihtiyacımız olmazdı diye düşünüyorum. (öbürlerinin tüm faydaları demokrasi kavramının içindedir zaten. Mesela Laik olmayan bir gerçek demokrasi mümkün değil zaten)
Birincisi, ikincisi, üçüncüsü diye yazdığınız ilk dönem cumhuriyet kararlarına kimsenin pek bir itirazı yok. Eksiği var fazlası yoktur. Demokrasinin gerektirdiği “doğal” süreçlerin “kısmen” yerine getirilmesidir. Askere yapılan esas suçlama cumhuriyetin kuruluşu sonrasındaki (özellikle 1960 sonrasındaki) iktidar ortaklığına ve vesayet rejiminedir.



İzmir İktisat Kongresi ile hedef; özel sermayenin ve müteşebbis gurubun oluşmasının hedeflenmesiydi. Lakin ortada müteşebbis yok. Azınlıkların birikmiş sermayesi el değiştirdi. İşte burjuvazinin ibneliği daha buralardan itibaren başlıyor. Sermayenin el değiştirilmesi sırasında, el değiştirenlerin varlığının tartışmaya açılmadan cumhuriyetin bürokratlarına iş havale ediliyor ve de azınlıklar karşısında bürokratlar “militarist, jakobenci vs” oluveriyor. Böylece liberaller ilk yalanlarını söylemeye başlıyor.

Burası çok saçma. Hakikaten ne söylediğinizi bilmiyorusnuz.. İttihatçılar iktidarı sultandan devraldıkları sırada bu topraklardaki nüfusun yarısı gayrimüslim. Şimdi %0.1 bile değil. Demekki halkın yarısı bu arada uçmuş. Yok olmuşlar. Sizin söylediğiniz gibi(azınlık adını taktığınız) bu yarı nüfus ülkedeki sanayinin, ticaretin esas sahipleri. Yok olurlarken bütün bu malları, paraları binaları, bağ bahçeleri sırtlarına alıp da mı götürmüşler. Birilerinin eline mi geçmiş? Kimin eline geçmiş?. Kimdir bu küfürlü konuştuğunuz burjuvazi?. Yeni rejimi kuran ülkenin yeni sahipleri olmasın?. Devlet ülkenin neresinde. Sizin liberalci (liboş) dediğiniz müslüman türklerden birisi olarak bana (veya Mehmet Altan’a) bir mal bağışlayan olmadı. Dedemden bu yana bize gelen birşey yok. Nereye gitti dersiniz ???

Aynı yıllar köylüden toplanan vergiler – ki azınlıklardan toplanan vergilerden oran bakımından çok çok fazladır- devlet elinde biriktirilip, ihaleler yoluyla özel sektörün eline devrediliyor, özel sektörde sermaye birikimi oluşuyor bu para karaborsada, ve tefecilikte çoğalıyor.
Bu özel sektör dediğiniz tefeci karaborsacılar kimlerden oluşuyor??. İttihatçı mı Liberalci mi?? Açık konuşunuz..

Bu sırada özel teşebbüsün milletin acil ihtiyaçları karşısında cevap veremeyeciğini gören bürokratlar ne yapıyor?. Kamu ekonomisi oluşturup Kamu İktisadi Teşebbüslerini kuruyorlar. Bankalar, Dokuma bez, şeker, büyük endüstriyel tarım çiftlikleri, Et ve süt kombinaları, Demir çelik fabrikaları, Kömür işletmeleri, Tütün ve İspirto üretim işletmeleri, Demiryolları, Petrol ve mamülleri üretimi, yol, su, elektrik, okul, üniversiteler, kültürel kurumlar. Oluşturup köylünün üretimi olan ürünlerinin değerlendirilmesi ve de bilimi ve kültürü en ücra köşelere yayma işini yapıyorlar. Aynı yıllarda da özel müteşebbisler Kemalist ve de “vatan” “millet” söylemini yapıyor. Her taraf da heykeller dikilmesine vesile oluyorlar ve de Devletten ihaleler istiyorlar. Devlet bunlara karşı korumacı davrandıkça daha çok istiyorlar.

Ülkenin (sizin azınlık dediğiniz) gayrimüslim liboş işadamları yokedilince müteşebbisliği “ittihatçılar” devralıyor. Müteşebbisliğe müteahhitliğe soyunanların hepsi ittihatçı. İttihatçı Kemalist olmayanın müteşebbis olma hakkı da bürokrat olma hakkı da yok.. Hükümetten bağımsız (liberal) müteşebbis olmak mümkün değil. Bütün yemlikler devletin elinde. (Bir bakıma şimdiki gibi) İlk heykellerin dikildiği sırada Atatürk kendisi hayatta ve devrede. (İlk heykellerini kendisi diktiriyor diye duydum) Daha sonra bu iş çok abartılıyor.

İşte o zaman parlamento devreye giriyor. Hem büyük toprak sahipleri hem de hiçbir ciddi emek harcamadan zenginleşen yeni burjuvalar kendilerine yakın insanların milletvekili seçilmesinde önemli roller oynuyorlar. Bu kanalla bürokrasiye hükmetmeye başlıyorlar. Demokrasi ve önlerindeki bürokrasinin hareket alanlarını daraltmak amacıyla çok partili sisteme geçilmesini sağlıyorlar. Üstelik bunu da, demokrasi adına yaptıklarını iddia ederek yapıyorlar. Bu demokrasi süreci onların zenginliğinin hızla arttığı bir dönem oluyor. Ciddi bir sanayi bile kurmadan, ithalatla, kentlerdeki toprak rantı, ve devlet ihaleleri ile her yerde “bir milyoner” çıkıyor. Korumacı devlet topladığı ve bir kuruş yabancıya borcu olmayan devlet özel teşebbüse borçlanmaya başlıyor. Geçen bu dönemde en büyük acıyı ve sömürüyü özellikle köydeki küçük ölçekli üretim yapan köylü çekmiştir. Ve asla CHP yi affetmeyecektir. Onların toplumsal belleğinde bu çok derinlere yer etmiştir. Burjuva liberallerinin ikinci büyük yalanları ise Kemalist ve sözde “sınıfsız bir millet olunduğunun” ve her şeyin “vatan için yapıldığı” ve “demokrasi” yalanın ve söyleminin” oluşturulmasıdır. Her şeyin vatan için olduğu yalanı toprak rantından ve kasaba mütegalibesinden, demokrasi yalanı da ticaret ve devlet korumacı müteahhitlerini temsilen gelmekteydi.

İKİNCİ SAÇMA BURASI: Burjuva liberal dediğin kim?. Köylü kökenli iken ittihatçı kemalistliğe soyunup devlet rantları ile palazlanmaya çalışan birinci nesil girişimciyi “burjuva” yaptın hem de liberal. Liberal’in ne demek olduğunu azıcık bilen birisi böyle saçma bir cümleyi asla kuramaz. Kemalist ittihatçı, devletten beslenmeci ama ”liberal” nasıl oluyor bu??.

Cavit Bey’in(eski maliye bakanı) Liberal olduğu için idam ettirildiği bir dönemden bahsediyorsun. O devirde Liberal olmak diye birşey asla mümkün değil. Hiç kimse için. Fikir bazında bile böyle konuşanın canına okuyorlar. Herşey, herşey, ekonominin tamamı devlet kontrolunda.


Doğrudan iktidardaki zenginleri hedef alan var olan muhalefete karşı, milliyetçi, şoven, ve dinci, propaganda başladı. Muhalefet sertleştikçe hepsi aynı koronun parçası oldular. Artık asker bürokratlarda muhalefete karşı diğerleriyle taraf oldular. İkinci çinko!.. Ama bu yarım kalan bir askeri darbeydi. Siyasal olarak hiçbir şeyi çözümleyemediler. Siyasiler, topluma önderlik olacak durumdan çıktılar, muhalefetle çatışma çok derin ve ciddi bir şekilde hem yaygınlaştı hem de sertleşti. Liberal burjuvazi milliyetçi, dinci, anti komünist propagandayla “hepimizin vatanı” “hepimiz biriz” yalanını söylüyordu. Asker bürokrasiye karşı sert muhalefetten vazgeçildi. Dünya konjonktüründe durum da buna benzer bir durumdu.

""İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz"" diyenler ittihatçı bürokrasi değil liberal burjuvazi öyle mi?? Vallahi daha fazla okuyamayacağım. Sakın ola bunları toplu – topsuz herhangi bir yerde yazıp başka okuyanlara da eziyet etmeyiniz. Zenginlerin iktidarıymış, liberal burjuvaziymiş... Peeeh..

Yazdığınız lafların anlamını biliyor musunuz?. Bence siz Liberal sözcüğünün anlamını da bilmiyorsunuz..Bir hayal dünyasında yaşıyorsunuz..

Türkiye cumhuriyetinde hiçbir zaman Zenginlerin iktidarı olmamıştır. İktidardan beslenerek zengin olanlar olmuş ama iktidarın kendisi her zaman ittihatçı askercil bürokrasi olmuştur. Sivillik yoktur. Hiç Olamamıştır.

İttihatçı Celal Bayar ile toprak ağası Adnan Menderes’in kısmi iktidarları felaketli idamlarla sonuçlandı. O günden bu yana biz askerlerin hazırladığı anayasalarla ve ergenekoncu otoriter bir rejim altında yaşamaktayız.

Liberallliğin “L”si bile şimdiye kadar türkiye hudutlarından içeri sokulmamıştır. Sadece ben ve Mehmet Altan gibi Liberalliğin(demokrasinin) hayalini kuran birkaç “liboş” var. Ama bizim servetimiz ve iktidarımız yok. Bu düzende olması da mümkün değil.

Eğer bir gün hasbelkader milyarlık servet yapıp Karamehmet gibi türkiyenin birkaç zengini arasına girebilirsek o zaman Jandarma Komutanının karşısında ayakta dikilip ona ““komutanım”” deme şerefine nail olacağız..

Bu kadar uzun yazmak da çok saçma...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
selah
mesaj 09 03 2009 - 18:34
İleti #17


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,793
Katılım: 22 11 04
Üye No: 1,005



Sadece ben ve Mehmet Altan gibi Liberalliğin(demokrasinin) hayalini kuran birkaç “liboş” var.
Vaaaayyy!... Şimdi neden celallendiğin anlaşılıyor.
Ama liberalizmin açılımı demokrasi değil. 1929 krizinde, "bırakınız yapsınlar!" anlayışı terk edildi. Tekelcilik, kartelcilik, tröstleşme yasaklandı. Yani görünüşte de olsa kapitalizm kurallar, yasaklar koydu. Rekabet anlayışına sınırlar getirdi.
Hele bir de Mc Carty dönemi var ki sorma! Komünist avı yaşandı ABD'de resmen.
Senin taptığın liberalizm budur. Demokrasi dediğin bir sınıfın tahakküm biçimidir Çanakçı bey kardeşim. Üstelik sorun bu kadar da basit değil. Sorun, üretim araçları üzerindeki mülkiyet biçimidir. Yoksa kuru kuruya yönetim tarzı değildir sorun.

Ama bizim servetimiz ve iktidarımız yok.
Kendi adına konuş. yoksa Mehmet Altan'ın varlık bildirimini sorarım sana.
Üstelik Mehmet Altan son derece koyu bir sosyalizm taraftarıydı bir zamanlar. Artık liberal olduğunu senden öğrenmiş oldum.
Bu başlığı da hacamat ettin ya Çanakçı bey kardeşim. Bravo sana!
Ve ben bu tavrını ahlaki bulmuyorum.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mete kaynaroğlu
mesaj 10 03 2009 - 01:07
İleti #18


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,447
Katılım: --
Nereden: Türkiye
Üye No: 563



III-

Şimdi sevgili Çanakçı uzun ve okumasını sıkıcı bulduğun metni okuma… Allah aşkına!.

Lütfen bunu benim için bile olsa yapma… Olur mu?..

“Çünkü sizin bildiğiniz anlamda herhangi bir ideolojinin sahibi ve savunucusu da değilim.”

Sen de aynı yalanı söylüyorsun.. Yani bir adamın bu forumda, felsefeden, ekonomiye, sosyal çözümlemelerden, siyasete kadar kendisinin de oluşturduğu referans noktaları olacak ve onun urada savunuculuğunu yapacak, sona çıkıp; benim ideolojim yok diyecek. Hem söyleminin bu toplumun çıkarlarını ifade ediyor deyip, bu söylemi ısrarla belirteceksin vs…

“ Resmi tarihte yazılanları bana anlatmayınız. Onları biliyorum. Çoğu yanlış ve yanıltıcı. İsterseniz bana da dinci kalemşor deyiniz umurumda değil. Size gerçekleri anlatacağım. Doğrusu şöyledir;
Osmanlı bir paylaşım savaşında değil kendisinin (EnvePaşa) ittifak güçlerine karşı savaş açmasının sonucu işgal edilmiştir.(savaş açtığın ülke sana çiçek mi uzatacaktı ki?) İşgal sonrasında bazı hükümet üyeleri ve bürokratlar (tıpkı şimdiki 300bin müslüman’ın katlinden sorumlu tutulan Sudan başkanı El Beşir için yapılmak istendiği gibi) bazı insanlık suçları nedeniyle tutuklanmışlar, yargılanmışlar, Malta’ya sürgüne gönderilmişler. Oradan kaçanların işgalci güçlere (İngiliz, fransız, italyan) karşı bir tek kurşun bile atmışlıkları yok.. YOKK.. İşgalcilere karşı kurşun atmadan yapılan nasıl kurtuluş savaşı bu böyle?. Savaşlar hep (sadece) osmanlı Teb’asından insanlarla. Yani bir tür iç savaş.. Sudan’daki hükümet güçlerinin cancavitlerle savaşı gibi. Karşılarına çıkan tek düzenli ordu Rumlar. Onların da zaten. hiç şansı yok.
Önder kadro söylediğiniz gibi eski ittihatçılar. Köylüyü arkalarına alma konusu biraz muallakta. Atatürk’ün ve İnönü’nün hatıratında aksi yönde (köylünün kendilerine karşı olduğu yönünde) samimi itirafları var.”



Evet kurtuluş savaşı konusundaki değerlendirmelerini öğrenmiş olduk. Zaten Türkler kurtuluş savaşı filan veremezdi…))))

Ancak gerçekten araştırmayı bırak en azından o dönem kişilerin bazılarının hatıralarını bile okuma gereği duymamışsın. Bu anlaşılıyor. Daha bir çok konuda olduğu gibi…

Hadi bizdekileri bırak, yahu yabancı gözlemcilerininkini okuyun bari… pes yani. Nasıl tartışılır ki bu durumda? H. C Armstrong yazdı ya da Lord Kinross yazdı resmi tarihi herhalde?.. Ki Armstrong kitabı yasaklandı bile boşu boşuna.

Hele bir de, Kuvay-ı Millicilerin Sudan devlet başkanı ile benzetmeniz var ki… Yani evlere şenlik. Ayıp!.. O zaman Danton’ları, Robes Pier’leri de ona benzetin. Bakalım o zaman Fransız liberalleri hakkınızda ne diyecek?...

Tabii sen şimdi burada bu Fransızlardan neden bahsettiğimi de sorasın hatta beni kışkırtırsın bile. Söyleyeyim: Atatürk’ün felsefi ve siyasal görüşleri 1848 Fransız devrimindeki halkın dostları derneğinin görüşleri ile örtüşür.

Gelelim Kurtuluş Savaşı süreci içinde olan iç savaşa. Doğru bir bakıma Çerkez Ethem hariç Hilafetçi ordu ve gruplarla olmuştur bu iç savaş haklısın… Ancak hadi hepsini bırak Kurtuluşu Savaşı hakkında Çerkez Ethem’in anılarını oku bari. Osmanlı’da bu bir iç savaş ise oturur bunu gerekçeleri ile açıklarsın. Demek ki; saltanat ve hilafete taraftarları ile aralarında iç savaş yaşandı. Ve bu savaş devam ediyor bir bakıma.

Sevgili Çanakçı; Kendini bu kadar önemseme bir de her söyleneni şahsileştirerek tavır ve duruşta da bulunma.

“Tabii olabilirdi. Hatta daha iyi de olabilirdi. Saltanatın sürmesi demokrasi için bir engel değil. Teokratikliği kolayca kaldırılırdı. Bugün en demokratik bazı ülkelerde saltanat halen devam ediyor. (ingiltere, isveç, hollanda, danimarka, ispanya v.b.) Ama sorun şu ki Cumhuriyet öncesinde İttihatçılar zaten saltanatı yeniden ihya edilemeyecek bir biçimde yıkmışlar. İktidar saltanattan ihtilalci cuntaya geçmiş. Eğer öyle olmasa idi durumlar çok farklı olabilirdi.”

Yine çok önemli tarihi bilgi hataları yapıyorsun. Biz Osmanlı’dan bahsediyoruz İngiltere Krallığından değil. Çünkü onlar, teokratik devlet yapılarını ve de kilisenin gücünü revize etmişlerdi. Ama İslamiyet revize edilemez bir unsur olarak yerini muhafaza ediyor. Osmanlı’da dinin iktidar gücü olarak kullanıldığı Hilafet kurumu vardı.

Şimdi Selah hocaya neden karşı durduğun anlaşıldı. Saltanat fikri ile seni yan yana getirmek aklımın köşesinden bile geçmezdi… Nerde o devletsiz toplum hayali nerde Çanakçı’nın saltanatla daha iyi olabilirdi demeleri.. Vay canına Vay! …)))

“bir vesayet rejimi kurmaları ve rejimin sahipliğine soyunmaları asla kabul edilemez. Asker dediğin zamanı geldiğinde görevini yapar ama sonrasında da şerefiyle köşesine çekilir oturur. Rejim bekçiliğine soyunmaz.”

…)))))

Sahi!...Ordular niye kurulur Çanakçı..???

Senin gibi liberaller işine geldiğinde çağırır işine geldiğinde git dediği yerde gideceği için mi?..)))

Evet bizdeki burjuva liberalleri böyle işi sık sık yaptırdığı için yüz göz oldular ordularla… sadece o değil daha geçenlerde bir gerçek çıktı ortaya biz sadece Deniz Gezmiş’leri bizim meclisin astırdığını sanırdık meğer ABD’deki “militarist sivil güçlerde” bastırmış asılması için… Bizdeki egemen burjuvazinin siyaseti hiçbir zaman SİVİL ÖNDERLİK vasfına ulaşamadığı ve devletten asıl olarak onların geçinmeci olduğu içindir…

Yani ne diyelim sana Çanakçı?..

Bir şeyi anlamamışsın işte,

Ordular rejimin korunması için vardırlar zaten..))) Bu ABD ordusu içinde böyle, Avrupa’daki ordular için de böyle 1918 de Sapartaküslerle baraber işçi sınıfı Almanya’da ayaklandığında ve milyonlarca oy alamsına karşın o ayaklanmayı kim bastırdı?... Çanakçı?... Alman orduları savaşı kaybetmelerine karşı İngiliz’lerinde desteği ile Alman Ordusu bastırdı… Hem de ne kanla!... Bizdeki itihhatçılara rahmet okutacak cinsten .Tıpkı İkinci paylaşımda, Alman Ordularının işgaline karşı Birleşik Cephe’yi örgütlemiş Komünist Partisinin 200 binlik silahlı direnişçisine rağmen 5 bin kişilik DeGeaul başındaki ordularının ABD ordusu ile birlikte gelip Fransa’da Birleşik Cepheyi tasfiye etmesi gibi… Fransız ordusu daha Alman ordularına karşı tek bir kurşun atmadan ilk önce Birleşik Cepheyi hasım olarak aldı. Tarih bunlarla dolu…

Ha!... unutmadan söyleyeyim o Fransız Komünist partisinin parti programında Devletsiz ve orduları olamayan bir Fransa için toplumsal dönüşüm projeleri vardı. Sırf bu cesaretli projesi uğruna ABD li ordular işgal ettikleri Fransa’da bir müddet bu siyasi partiyi itelediler. Ah aklıma geldi yine ikinci paylaşımdan hemen sonra Yunanistan’da ABD ordularının Yunan orduları ile beraber yaptığı gibi..)))) Orda da Yunan ordusu tek kurşun atmadan önce Yunan Komünist partisinin direniş örgütünü bastırmıştı… Kanla…

Ordular bunun için kurulmuştur sevgili Çanakçı..

“nüfusun yarısı gayrimüslimdi”.

Sallıyorsun!.. Avrupa ile yapılan antlaşmalara bak.. nüfusu ile bilgi Avrupalı arşivlerde yer alıyor.

“Yok olurlarken bütün bu malları, paraları binaları, bağ bahçeleri sırtlarına alıp da mı götürmüşler. Birilerinin eline mi geçmiş? Kimin eline geçmiş?.. Nereye gitti dersiniz ???”

Bunların zenginliklerinin sahibi o gün zengin olanların sırtında… Bakıver!.. Ama sana söyleyeyim İttihatçı dediğin Kuvayı-ı millici bulamazsın onların içinde. İyi mi?.. Bak!.

“Bu özel sektör dediğiniz tefeci karaborsacılar kimlerden oluşuyor??. İttihatçı mı Liberalci mi?? Açık konuşunuz..”

Gerisini tartışmak istemiyorum. Bir de şimdi sosyal sınıfların oluşmasına dair uzun bir yazı okumak istemezsiniz değil mi?...
Benim de yazmak işime gelmiyor açıkçası.

Bu tartışmayı da bitirdim..

Not: Dikkat eder misin sevgili Çanakçı hiç Ergenokon soruşturması ya da örgütü ile bir şey bahsetmedim. Çünkü o olay tarihin akışını değiştirecek bir özelliğe sahip değil.

Anlatabildim mi?

Öptüm!
Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 10 03 2009 - 09:53
İleti #19


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Sn Selah, Liberalizm’in ne olduğu konusunda herkes kafasına göre takılıyor bir durum mu var? McCarthy sapına kadar “Republican” sizden yani sizin cumhuriyetçilerdendir. ABD ölçülerine göre Liberal Demokratlık “solculuk” oluyor. Benim taptığım öyle bir liberalizm yok. Ama tabii McCarthy’nin yaptıklarına karşı olmak bakımından liberalim yani. Komünist avı başlatanlar liberalliğie karşı olan cumhuriyetçiler.

Oradan alıp 180 derece döndürüp buraya koymak da nesi oluyor. Kasdınız nedir bilmem ama bunu yapan çok. Herkes liberalliği kafasına göre farklı tanımlıyor. Yukarıdaki uzun yazıda Sn M. Kaynaroğlu’nun hep “Liberal” diye bahsettikleri ihale takipçisi devleten beslenmeci Ali Dibo’cu girişimciler. O girişimci gördüğünü “Liberal” sayıyor o yüzden Liberallere düşman. Oysa ortada böyle liberal bir girişimci grubu yok YOKKK. Girişimcilerin “tümü” şu veya bu şekilde koyu “devletçi” devletten geçinmeci. Hiçbiri serbest piyasa istemiyor. Sözünü ettiği kişiler İttihatçı ergenekoncular. Yani tam 180 derece farkla onun “liberal” dediklerine ben ittihatçı ergenekoncu diyorum.. Ayni kişileri birbirimize farklı terimlerle hedef gösteriyoruz. Mesela bana göre Abdullah Çatlı ittihatçı ergenekoncu, ona göre liberal girişimci işadamıdır.. Nasıl anlaşacağız??.

Ama esas moda sizin yaptığınız gibi liberallere cephe almak değil tam tersine liberalmiş gibi durmak. Mesela Rusyadaki Liberal Demokrat parti (Jirinovski) bana göre düpedüz faşist. Bizdeki Liberal demokrat parti de zaman zaman Ergenekon’cuları savunan duruşlar sergiliyor. Herkesin meşrebi değişiktir. Ahmet Altan ile Mehmet Altan farklıdır. Ben de ikisininden epey farklı görüşlere sahibim. Ama ergenekonculuk konusunda onlarla ayni safta durmaktayım. Liboşluğa sahip çıkmam o yüzden.
Kabaca ortada iki kamp olduğunu düşünürsek;

Birincisi Ergenekoncular, ki arkasında omuzu kalabalık silahlı bürokrasi, zinde güçler, yargı bürokrasisi, sizin gibi eski solculardan oluşan ulusalcılar, ülkücüler, altı kazıklı cumhuriyet halk fırkası, güçlü sanayici ve işadamları v.b çok kalabalık bir grup var. Hatta apocular, thkpc, tip, hizbullah v.b. de onlara destek verir. Bir anda milyon kişiyi ellerine bayrak verip sokağa dökebiliyorlar. Kurdukları yüzlerce sivil görünümlü toplum örgütü mevcut.. Yüzbinlerce emre amade bekleten Ogün Samast’ları, Yasin Hayal’leri, Kerinçsiz’leri, Alparslan’ları var.

Karşı tarafta ise onların “liboş” deyip, “Sorospu çocukları”, “Numaracı cumhuriyetçi” diye saldırdığı birkaç gazeteci ve akademisyen var. Hepsi birkaç kişidir. İsimlerini altalta yazsanız bir sayfayı doldurmaz. Benimse ismim bile yok ama bu davada onların safında görünüyorum. Vallahi Corc Soros hiçbirimizin cebine bir kuruş (dolar) koymamıştır. Aksine söylenenlerin tümü hilafı hakikattir. Mehmet Altan’ın da mal bildirimini bulur koyarım önünüze. İnanın bir sıkımlık canımız var. Niye bu kadar celallenmektesiniz anlaşılır gibi değil. Üretim araçlarının tümü ergenekoncuların ellerinde... Bizim böyle konuşup, yazıp çizerek onların ellerinden alabileceğimizi düşünüyorlarsa gerçekten durum vahim demektir.


Türkiye koşullarında bizim liberalizm’den meramımız biraz daha demokrasi ve insan haklarından ibarettir. Kaynaroğlu nasıl liberalizm deyince “”Burjuvazi”yi kasdediyorsa ben de liberalizm deyince gerçek “”demokrasi ve insan haklarını””, militarist otoriter rejim yandaşlığına(ergenekonculuğa) karşı çıkmayı kasdetmekteyim.

Ben sürekli savunmadayım. Konular sizin ve Kaynaroğlu’nun geliştirdiği çerçevede ilerlemektedir. Bu durumda hacamatı kim yapıyor??.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 10 03 2009 - 12:45
İleti #20


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Sen de aynı yalanı söylüyorsun.. Yani bir adamın bu forumda, felsefeden, ekonomiye, sosyal çözümlemelerden, siyasete kadar kendisinin de oluşturduğu referans noktaları olacak ve onun urada savunuculuğunu yapacak, sona çıkıp; benim ideolojim yok diyecek. Hem söyleminin bu toplumun çıkarlarını ifade ediyor deyip, bu söylemi ısrarla belirteceksin vs…
Özgürlükçülük anlatmakta iken kendimi birden liboşluğun içinde buldum. Doğal olarak “Ergenekoncu” musun “Liboş” musun dikotomisini burnuma dayadığınızda ben Liboşluğu seçerim.. Ama en önceden beri size yazdığım gibi esas durduğum yer “özgürlükçülük (inkrementer neoliberteryenlik)” bir anti-ideolojidir. Yani bu duruş toplumcu düzenleri(devletleri ve rejimleri) belirlemeyle, bireye karşı güç kullanarak hayatına yön vermeyle ilgili tüm yaklaşımları(yasaları ve güç organlarını) eksiltmek, mümkünse tümden yoketmek ile ilgilidir. Sizce bu anlaşılamaz birşey mi oluyor??

Evet kurtuluş savaşı konusundaki değerlendirmelerini öğrenmiş olduk. Zaten Türkler kurtuluş savaşı filan veremezdi…)))) Ancak gerçekten araştırmayı bırak en azından o dönem kişilerin bazılarının hatıralarını bile okuma gereği duymamışsın. Bu anlaşılıyor. Daha bir çok konuda olduğu gibi…

Size söylediklerim içinde kişisel değerlendirme yok. Gerçek tarihtir. Belgelere dayanır. Kafama göre tarih yazacak değilim ya. Deyiniz ki şurası yanlış. Öyle birşey yok. Hatıratlarda, yerli yabancı gözlemcilerin felan yazdıklarında söylediklerime aykırı hiçbirşey yok. Kinross’u vaktiyle bize mecburi ders kitabı (devrim tarihi) olarak okuttular. Orada da söylediklerime aykırı hiçbirşey yoktur. Sizi dinleyince karşımda gerçek Heredot Cevdet’i görür gibi oluyorum. Onu alıp ona yapıştırıyorsunuz.
Mesela Kuvvayı milliyeciler başka ingilizlerin yargılayıp Malta’ya sürdükleri savaş suçluları başka. Atatürk onlardan biri değil. Sakın birbirine karıştırmayınız. Savaş suçluları kaçıp ülkeye dönüp de vatanı mı kurtarmışlar?. Böyle birşey yok ki.. İttihatçıların savaş suçları yok mu?. Sivil halka katliamları yok mu diyorsunuz?, yoksa var ama “”bizden oldukları için onları görmezden gelmemiz gerekir”” mi diyorsunuz. . Miloseviç ile El Beşir arasında ne fark var?. İnsanlık suçu (ölen ve öldüren her kim olursa olsun) bana göre suçtur. Size göre değil mi?..
Tabii sen şimdi burada bu Fransızlardan neden bahsettiğimi de sorasın hatta beni kışkırtırsın bile. Söyleyeyim: Atatürk’ün felsefi ve siyasal görüşleri 1848 Fransız devrimindeki halkın dostları derneğinin görüşleri ile örtüşür.
Marat, Danton, Robespierrre (Robes Pier değil) Jakoben devrimci cumhuriyetçiler, yani sizin hep savunduğunuz ergenekonculardandırlar. Su testisi su yolunda kırılır misali idam edilmişler. Aklıbaşında insanlar gözünde bugün de herhangi bir saygınlıkları yoktur. (Fransız liberalleri ne alaka??) Dikkat ederseniz daha en baştan beri siz Atatürk’ün felsefi ve siyasal görüşlerine ilişkin hiçbir eleştiri getirmedim. İttihatçı çekirdeğinden değildir. Kenarından bulaşmış olması, onu bu işlerin bir parçası yapmaz..


Gelelim Kurtuluş Savaşı süreci içinde olan iç savaşa. Doğru bir bakıma Çerkez Ethem hariç Hilafetçi ordu ve gruplarla olmuştur bu iç savaş haklısın… Ancak hadi hepsini bırak Kurtuluşu Savaşı hakkında Çerkez Ethem’in anılarını oku bari. Osmanlı’da bu bir iç savaş ise oturur bunu gerekçeleri ile açıklarsın. Demek ki; saltanat ve hilafete taraftarları ile aralarında iç savaş yaşandı. Ve bu savaş devam ediyor bir bakıma.
Hilafetçi dediğiniz kim allah aşkına?. Yunanlılar da eski osmanlı tebasındandır, işgalci(ingiliz, fransız, italyan) halklarından değil öz osmanlı halkındandır. Çerkez Ethem de çeteci ittihatçı, ergenokoncu haydutlardan birisidir. Bugünkü Irak üzerinden misal verecek olursak, şiilerin sünnilerle, türkmenlerle veya kürtlerle savaşı, ya da aşiretlerin arasındaki savaş ve cami bombalamalarını Irak kurtuluş Savaşı mı sayıyorsunuz? İçlerinde hiç işgalci amerikalılarla savaşanı var mı?. Bu gruplardan birisi öbürlerine hakim olur ve günün birinde tüm Irak devleti iktidarını ele geçirirse Irak’ın kurtarıcısı mı olacak?? Olayı tümden farklı anlamak ve anlatmakta ısrarcısınız..

Yine çok önemli tarihi bilgi hataları yapıyorsun. Biz Osmanlı’dan bahsediyoruz İngiltere Krallığından değil. Çünkü onlar, teokratik devlet yapılarını ve de kilisenin gücünü revize etmişlerdi. Ama İslamiyet revize edilemez bir unsur olarak yerini muhafaza ediyor. Osmanlı’da dinin iktidar gücü olarak kullanıldığı Hilafet kurumu vardı. Şimdi Selah hocaya neden karşı durduğun anlaşıldı. Saltanat fikri ile seni yan yana getirmek aklımın köşesinden bile geçmezdi… Nerde o devletsiz toplum hayali nerde Çanakçı’nın saltanatla daha iyi olabilirdi demeleri.. Vay canına Vay! …)))
Şimdi bana sorduğunuz kırk katır mı kırk satır mı gibi. Saltanatın ve teokratik toplumun nesinden şikayetçiyiz? Otoriterliğinden. Bireyin hayatına müdahale etmesinden. Özgürlükleri, insan haklarını tanımamasından. Saltanatı mı Ergenekon iktidarını mı istersin dersen doğal olarak apışıp kalırım. Örnek bazında konuya bakmam lazım. İngiltere’deki gibi bir Saltanat (sultanate – kingdom) mı istersin, Saddam’ın Irak’ı gibi Laik bir cumhuriyet mi istersin derseniz tövbe ki tercihim saltanattan yanadır. Öyle bir Laikçi Cumhuriyeti hemen elimin tersiyle iterim. Hilafet (teokratik devlet) de ayni şekilde. Mesela Vatikan bugün teokratik bir devlet. Papalığın merkezi ama orada bir dinsiz olarak rahatlıkla yaşayabilirim. Kimse beni zorla kiliseye götürmez. Çocuğuma zorla din dersi veremez. Laik atatürkçüler okullara zorunlu din dersi koydular. Hangisi daha iyi??.

Sahi!...Ordular niye kurulur Çanakçı..??? Senin gibi liberaller işine geldiğinde çağırır işine geldiğinde git dediği yerde gideceği için mi?..))) Evet bizdeki burjuva liberalleri böyle işi sık sık yaptırdığı için yüz göz oldular ordularla… sadece o değil daha geçenlerde bir gerçek çıktı ortaya biz sadece Deniz Gezmiş’leri bizim meclisin astırdığını sanırdık meğer ABD’deki “militarist sivil güçlerde” bastırmış asılması için… Bizdeki egemen burjuvazinin siyaseti hiçbir zaman SİVİL ÖNDERLİK vasfına ulaşamadığı ve devletten asıl olarak onların geçinmeci olduğu içindir…
Ordular iktidar sahiplerinin iktidarını korumak, sivil halkın hayatını baskı altında tutmak, bireylere hükmetmek, devlet rantlarını toplamayı garanti altına almak için kurulur. Ordunun kendisi iktidar olduğunda (yumurta - tavuk misali) “otoriterlik” kendi kendini sürekli beslediğinden o ortamda demokrasi hiç gelişemeyebilir. Ergenekon’culuğun birinci maksadı ülkedeki militer güçlerin sivil kontrol altına girmesini engellemekten ibarettir. Ancak günümüzün medeni toplumlarında orduların iktidarı diye birşey mümkün değildir. Liberal Demokrasi günümüz medeniyetinin ulaştığı en az vahşi (en az otoriter) sistemdir. Liberal Demokrasilerde Ordular sivil güçlerin “tam” kontrolu altındadır. (bitmedi)
Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 10 03 2009 - 20:23
İleti #21


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Ordular rejimin korunması için vardırlar zaten..))) Bu ABD ordusu içinde böyle, Avrupa’daki ordular için de böyle 1918 de Sapartaküslerle baraber işçi sınıfı Almanya’da ayaklandığında ve milyonlarca oy alamsına karşın o ayaklanmayı kim bastırdı?... Çanakçı?...
Biri bana tercüme etsin. Sapartkus kim?? Mevzu nedir?. Burada neyden sözediyoruz..???

Alman orduları savaşı kaybetmelerine karşı İngiliz’lerinde desteği ile Alman Ordusu bastırdı… Hem de ne kanla!... Bizdeki itihhatçılara rahmet okutacak cinsten .Tıpkı İkinci paylaşımda, Alman Ordularının işgaline karşı Birleşik Cephe’yi örgütlemiş Komünist Partisinin 200 binlik silahlı direnişçisine rağmen 5 bin kişilik DeGeaul başındaki ordularının ABD ordusu ile birlikte gelip Fransa’da Birleşik Cepheyi tasfiye etmesi gibi… Fransız ordusu daha Alman ordularına karşı tek bir kurşun atmadan ilk önce Birleşik Cepheyi hasım olarak aldı. Tarih bunlarla dolu…
Doğrudur. “Su-i misal emsal olmaz” derler. General DeGaulle’ün Partizan’larla mücadelesinden söz ediyorsunuz. Partizanların tasfiye edilmesi bence de çok isabet olmuş. Yine de bir ordunun kendi vatandaşını öldürmesi hiç kabul edilebilir bir olay değil. DeGaulle’ün daha sonra devlet başkanı yapılması da. 40’lı yıllar Fransasının talihsizlikleridir. Yine de Fransada militarist rejim tehlikesi hiç olmamıştır. Önce ingilizler muzaffer başkomutan Churchill’i(Çörçil) tasfiye ettiler. Daha sonra fransızlar DeGaulle’cüleri (ölümünden sonra) tasfiye ettiler. Almanya’nın orduları zaten en baştan tasfiye edilmiş olduğu için kendi vatandaşına karşı herhangi bir hareketi sözkonusu değildi. Anayasalarına askercillik yapmayı suç haline getiren bir madde eklendi. Bu anayasa maddesi halen bizim TCK’da mevcut “Halkı askerlikten soğutmak”” suçunun tam 180 derece zıddını temsil etmektedir. Yani orada mesela “”okullara mecburi milli güvenlik dersi konulsun”” der iseniz herkim olursanız olun anayasa suçu işlemekte yargılanıyorsunuz. Yunanistan’da da ayni şekilde son cunta devrildikten sonra askercillik tamamen tasfiye edildi. Darbeci generaller ömür boyu hapse tıkıldı. Hapiste öldüler sanıyorum.. En son da İspanyolların Franco’sunun ölümünden sonra yarattığı acayib rejim tasfiye edilmiştir. Geçen yıl “ülkenin bölünmez bütünlüğü” üzerine konuşan bir kuvvet komutanını hmen görevden aldılar. Apoletlerini söküp kodese tıktılar. (Aslında siyasi konuşma yapması bizde de suç.. Ama rejim onların işledikleri suçlardan dolayı yargılanmalarına izin vermiyor). Bu yıl da İspanya’nın 8 aylık hamile kadın savunma bakanı genel kurmay başkanına fırça çekip görevden aldı. Avrupada artık zorunlu askerlik yapılan hiçbir ülke kalmadı. Onların çocukları artık asker doğmuyor, okulda kışla nöbeti tutmuyor, zorunlu milli güvenlik dersi almıyorlar. Din dersi de yok.. Militarizm tehlikesi artık hiçbirinde kalmadı. Tüm avrupadaki toplam asker mevcudu bizimkinin yarısından az. En büyük ordu ingilizlerin,.. bizimkinin beşte biri nüfusa sahip... Tabii büyük orduya harcanacak paralar eğitime ve sanayiye aktarılıyor. Avrupa çapında durum böyle. Sizce biz Avrupayı mı Sudan’ı mı örnek almalıyız.? Ne dersiniz??

“nüfusun yarısı gayrimüslimdi”. Sallıyorsun!.. Avrupa ile yapılan antlaşmalara bak.. nüfusu ile bilgi Avrupalı arşivlerde yer alıyor. Bunların zenginliklerinin sahibi o gün zengin olanların sırtında… Bakıver!.. Ama sana söyleyeyim İttihatçı dediğin Kuvayı-ı millici bulamazsın onların içinde. İyi mi?.. Bak!. Gerisini tartışmak istemiyorum. Bir de şimdi sosyal sınıfların oluşmasına dair uzun bir yazı okumak istemezsiniz değil mi?... Benim de yazmak işime gelmiyor açıkçası.

Benim söylediğim de o arşivlerdeki bilgi zaten. Şimdi 70 milyonun yaşadığı bu coğrafyada o zaman yaşayan toplam nüfus 10 milyon civarında. Bunun yaklaşık 5 milyonu rum, asuryen, ermeni, yahudi, suryani v.b. Ticaret ve sanayinin neredeyse tamamı onların elinde. Zengin bölgelerin, koca koca kentlerin, kasabaların nüfusunun tamamına yakını gayrimüslim. Geçende Savunma bakanı ağzından kaçırıverdi. Yapılan iş sadece 1915 gibi bir iki hamlede olmadı. O günden bu güne(onun gerekli saydığı) uzun bir süreçte gerçekleşti. Sürekli uygulanan bir sistem içinde bu güne kadar gelindi. Şimdi artık ülkemizde gayrimüslim nufus “yoktur” artık “elhamdülillah hepimiz müslümanız” konumuna geldik. Ordular sizin de söylediğiniz gibi biraz da bu işler için kullanılıyor. Filanca yerdeki filanca paşa konağı yalısı sizce nasıl edinildi. Sahibi liberalcilikle mi kazandı onca mülkü??.

Bu tartışmayı da bitirdim..
Ben de bittim ama yani..
Go to the top of the page
 
+Quote Post
selah
mesaj 10 03 2009 - 21:23
İleti #22


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,793
Katılım: 22 11 04
Üye No: 1,005



Salt demagojiden beslenen tartışmaların içine diken dikerim ben!
Sen var ya delikanlı!
Sen prim yaparsın yakında yeni osmanlıcıların indinde, Bi yerlerini bunca yırtmandan sonra da bu hakkındır senin.
Seni bir medya merkezinin başında yazar olarak görebiliriz.
Ya çok hesaplısın.
Ya da çok cahilsin.
Spartakist adlandırmasını, Spartaküs ile özdeşleştirerek Mete'yi bununla köşeye sıkıştırmaya kalkacak kadar cahil.
Artık yazdıklarını saçmalar sayfasına aldım.
Son sözümü söylüyorum.
De get!
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mete kaynaroğlu
mesaj 12 03 2009 - 11:34
İleti #23


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,447
Katılım: --
Nereden: Türkiye
Üye No: 563



http://www.odatv.com/index.php?id=15204

Bir tıklayın bakalım. Tartşmalar boşuna çıkmaz.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
mete kaynaroğlu
mesaj 12 03 2009 - 12:00
İleti #24


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,447
Katılım: --
Nereden: Türkiye
Üye No: 563



14.yıldönümünde Gazi olaylarını yatıştıran general anlatıyor.

http://www.odatv.com/

Asker bürokrat (iitihatçi), Sivil bürokrat, seçilmi meclis ve hükümet, ve halk... .))
Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 12 03 2009 - 14:29
İleti #25


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



QUOTE
Bu ABD ordusu içinde böyle, Avrupa’daki ordular için de böyle 1918 de Sapartaküslerle baraber işçi sınıfı Almanya’da ayaklandığında ve milyonlarca oy alamsına karşın o ayaklanmayı kim bastırdı?... Çanakçı?...
QUOTE
Spartakist adlandırmasını, Spartaküs ile özdeşleştirerek Mete'yi bununla köşeye sıkıştırmaya kalkacak kadar cahil

Senin beklediğin “”arkadaşın Sapartaküsler dediği aslında Weimar Cumhuriyeti zamanında ezilen proleter devrimcisi Roza Luksemburg giller(Spartakistler=spartaküsçüler).”” Şeklinde bir tercüme miydi??.

Tabii ki hayır.. Çünkü ona da cevabım yine... “”Sapartkus kim?? Mevzu nedir?, şeklinde olacak””.

Aslında bu Roza ile kankası Karl alman bolşevikleri. Karl’ın babası SPD’nin(alman sosyal demokrat fırkasının) kurucusu ama kendisi babasına hiç benzemiyor. Bunlar bolşevik hayranı devrimciler. SPD ruslarla savaşı desteklediği halde bunlar ruslarla savaşılmasına karşılar. Berlinde muhalif gösteri düzenledikleri için 1916-18 arasını kodeste geçiriyorlar. Savaş yenilgisinden sonraki kasım devriminde Kayzer’in ikinci Reich’ı (imparatorluğu) yıkılıyor. 1923’e kadar ardarda devrimlerle geçen instabil bir dönem var. Bu Spartaküsçüler tam işte o zamanın insanı. Öyle milyon oy felan olayı yok. “”Devrimcinin oy ile ne işi olur?”” Karl(Liebknecht) doğrudan Berlin kalesinin balkonuna çıkıp (kasım 1918) Sosyalist Cumhuriyet’i kurduklarını ilan ediyor. Sonra (aralık ayında) Spartaküsçüler birliğini KPD(Alman Komünist Partisi) haline dönüştürüyor. 1 Ocak 1919 günü de bir ayaklanma çıkararak Berlin’in kontrolunu ele geçirmeye çalışıyorlar. (Bu iş “devrim için daha henüz erken” diyen Roza’nın hilafında gerçekleşiyor.) Ayaklanmacılar kendilerinin emperyalizmin köleleri, Karl’ın da Spartaküs olduğunu düşünen bir avuç işçi. İşçilerin büyük bir kısmı henüz harekete kazanılmış değil. O yüzden sonuç aynen vaktiyle Roma imparatorluğundaki sayısız Spartaküs ayaklanmaları gibi hüsran oluyor. Ayaklanma Karl’ın kendi babasının kurduğu SPD’nin adamları tarafından bir araya getirilen Ülkücüler(Freikorps) ve yenik imparatorluk ordusunun başıbozukları tarafından bastırılıyor.(yabancı emperyalistlerin(ingilizlein) en küçük bir dahli yok) Karl ülkücüler tarafından ele geçirilip hapsedildikten sonra öldürülüyor. Birçok devrimciyle beraber nehre atılıyor. Daha sonraki haftalarda da tüm devrimciler toplanıp idam ediliyorlar. Gerçi KPD ve Kızıl Bayrak devam ediyor ama aslında böyle hazin bir sonları var.

Tercüme gerektiren bunun neresi?

Tercüme gereken burada neyden sözettiğimiz... Hani bir mizah kulübü varmış. Toplanıyorlar fıkra anlatacaklar ama anlatılacak fıkraları zaten hepsi bildikleri için birisi çıkıyor “39” diyor “haaahhaahha” hepsi başlıyor gülmeye. Siz hiçbirşey anlamıyorsunuz.. Kitabı getirip açıp baktığınızda 39’un hiç de komik olmadığını ve aslında kitapta da tamamen yanlış anlatılmış olduğunu görürsünüz. 39 bir metafordur. Mizaha da sosyalleşmenize de hiçbir katkısı yoktur. Burada da öyle. Tercüme gerektiren kısım esas burası.. Eski solcularımızın Dreyfuslari, Rosenbergleri, Sacco ile Vanzettileri, Spartakistleri, Che Guevara’ları var. 60’larda Türkiye’de basılan böyle bir sürü kitabın bunlar hepsini yutmuşlar. Ama hatırlarında kalan sadece bu isimler. Onları da bazen doğru telaffuz edemiyorlar. Olaylar tamamen birbirine karışmış, kaybolmuş. Bir düşman var ama tam olarak kim olduğu belli değil. Aslında daha en baştan yazılan kaynak kitap kendisi bir dezenformasyon ürünüdür. Aslı yoktur. Hikayeyi yazan baştan doğru dürüst anlatmamıştır.

Yeterli bir mesafeden baktığınızda ülkücüler(freikorps), başıbozuklar(ergenekoncu başına buyruk askerler) ve ulusalcılar(spartakistler) arasında aslında hiçbir fark yok. Bıçak da kendilerinin yara da.... Birbirleriyle savaştıklarında da hepsi bizzat ayni türden bir militerliği (militanlığı) temsil ediyorlar. Hepsi devrimci, hepsi vatan millet hesabına uğraştığı iddiasında. Ama aslında bütün gayretleri sivilliği yok edip herkesi militer kul köle haline getirmek üzerine. Yemek gelnce onlar yesin, dayak gelince ilk önce onlar kaçsın egoistliği de var. Ama aslında birbirlerine karşı özde bir muhaliflikleri yok. Hayatları hep birbirlerine şeref kazandırmak üzerinedir.

Deniz Gezmiş de tıpkı Karl Liebknecht gibi devrim kahramanıydı. Çok şereflidir. Peki onu prangaya vurup kodese tıkan sonra da asanlar? Onlar da vatanı milleti koruyan şerefliler. Deniz Gezmiş ölünce kankası (ranza arkadaşım) Taylan’ın yanına gömülmek istemiş. Taylan ondan daha önce(aslında ilk) öldürülen bir devrimciydi. Peki onu güpegündüz sokak ortasında yakın mesafeden ensesinden vuran ?. O da şereflidir (sözde meçhul, özde bilinen bir kişi olup daha sonraki hayatında sürekli terfi ederek general olmuş) Bahçelievler’de kurşunlanan ve boğma teliyle boğulan devrimci TİP’liler şerefli değil mi?. Peki onları boğma teliyle boğan Abdullah Çatlı.. O da bir trafik kazasına kadar şerefiyle el üstünde tutulmadı mı?. Peki köylüyü ensesinden vurduğu için madalya alan subaylar?. Peki Kürtlük bağımsızlığı uğruna savaşıp ölenler?, Peki onları öldürenler?. Peki Ogün Smast? O da şereflidir. Vatan için kurşun atan da yiyen de şerefli. Türk bayrağının önünde resmi çekildi. İmam başbakan Davos’da moderatöre omuz atınca o da şeref kazanmadı mı?

Bütün mesele itleri köpekleri kurt yapıp şereflendirmek üzerine değil midir?. Vadi’nin (hayali) kurtlarını it yaptı diye Perihan Mağden hakkında iddianame düzenleyen savcı hakkında ne düşünüyorsunuz?. Toplumsal bilincin cinnet hali hangisi?. (İtin köpeğin çetesi yok, kurtun çetesi var o yüzden mi kurt daha şerefli?. İtlerden kurt yapılıp şereflendirilince neler kazanılıyor?. Buradan sağlanan bireysel veya toplumsal kazançlar neler.?)

Böyle kurt yapılıp şereflendirilmiş it(köpek) kıçını bulayarak yürür, düşünmeden anlar, anlamadan okur, okumadan herşeyi anlar felan, Otomatiğe bağlamıştır. Şimdi bu adamlardan ne bekliyorsunuz. Böyle etiketler yapıp yapıp insanların üzerine yapıştırınca, onu alıp onun üstüne konuca ne olmuş oluyor.

Sen “biz” diye konuşuyorsun. Ben “ben” diye konuşuyorum. Güya senin peşinde kumandası sana ait silahlı bir “sürü” var. Senin üstüme üstüme sallayacak makamın(kadroların var), flamaların, fonların, fondiplerin var. Bende bunların hiçbiri yok?. Eee... Senden korkmam mı gerekiyor??.

Asker bürokrat ittihatçı mıdır? “”Tövbe değildir””. İçlerinde olabilir. Ama sadece bazılarıdır. “azınlıktırlar yani”. Sivil gezenlerin içindeki oranları daha çoktur. Kurt yapılıp onurlandırılmış bir çete mensubudur. Her türlü insanın içinde azınlık oldukları halde çokmuş olurlar. Bir bayrağı tutup üstünüze üstünüze sallarlar(ittihat= bir olma, birlik olma). Ama bayrak yeşildir, kırmızıdır hiç farketmez. Sizden değillerdir nasılsa. Eğer peşlerinden gidip onlar için ölüp öldürmezseniz o bayrak sizin değil. Nasıl olabilir. Vatan için kurşun atan da yiyen de şerefli. Peki vatan kim, tapusunu sana kim verdi ki?. Peki ben eğer birilerinin peşinden gidip onlar için kurşun atmaya ve yemeye razı değilsem eğer? Şerefsiz liboş oluyorum öyle mi??. Kürtçü veya türkçü değilsemde mesela sadece türkücüysem o zaman necilik oluyorum?.

Mesela plastik malzemeden yapılma çevreci güneş pilini icat eden Serdar Sarıçiftçi neden Türkiye’nin değil de Führer Adolf’un ülkesi Avusturya’nın yılın adamı oluyor. Neden???. Mühim türk olmak için ölüp öldürmek mi gerekli?? Mızraklı şiir okuyup hapis yatıp çıkmak mı grekli, imam okulu bitirmiş olmak mı?.
Go to the top of the page
 
+Quote Post

2 Sayfa V   1 2 >
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 17 10 19 - 00:45