Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

50 Sayfa V  « < 46 47 48 49 50 >  
Reply to this topicStart new topic
> Amerikan Şiiri
Vehbi
mesaj 12 05 2019 - 21:26
İleti #1176


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994





Teodora—Ursula K. Le Guin (1929-2018)

Dűşűnűrűm ne kadar hoştu benim annem.
Ne kadar cana yakındı onun yaptığı işler
ve onun sahip olduğu şeyler. Onun turkuaz renkli
bilezikleri, onun menekşe renkli
akşam yemeği tuvaleti műcevherli bir belle.
Onun soyunma şekli naylonlarıyla birlikte
çőzűp çıkararak onları dolaşırdı.
Şefkatle dűşűnűrűm şimdi bűtűn bunları
ve rahatlıkla onları anımsarken.

Ah ne kadar kızmıştım ona o őldűğű zaman
őldűğű için, fakat o gitmişti en sonunda
ve o tekrar gelir bana gűműşle
ve turkuazla bileklerinde
gűn ışığında
gűneş ışıldarken.

Çeviren: Vehbi Taşar

THEODORA---Ursula K. Le Guin

I think how fine my mother was.
Her doings and her things were lovable.
Her turquoise bracelets, her violet
dinner dress with a jeweled waist.
The way when she was undressing
she'd go around with her nylons unhitched.
I think of all this now with tenderness
and comfort in the recollection.

Oh I was so angry at her when she died
for dying, but at last that's gone
and she comes to me again with silver
and turquoise on her wrists
in the sunlight.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
ismailhaydarakso...
mesaj 16 05 2019 - 16:44
İleti #1177


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,191
Katılım: 24 06 07
Nereden: Reykjavik / İzlanda
Üye No: 3,991



(Kasım) (Aydınlık, Kısa Günler)
(Karanlık, Alazlı Günbatımları)


Quasimodo için

Küçük bir kuş dallarda seker durur,
mavi bir yüksek sıçrayış,
gider ses. Kış
başlar bütün ışığı yakmaya.
Ve kaşla göz arasında,
akşamdır.
O oğlan bakıp durur Batı'ya
sanki dünyanın bütün itfaiye arabaları
yıldırım hızıyla oraya gitmiş gibi...

Bill Knott (1940-2014, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

https://ecnebiedebiyat.wordpress.com/
______________________________________________
(November) (Light, Short Days)
(Dark Fiery Sunsets)
by Bill Knott


for Quasimodo

A small bird hops about in branches,
a blue high toss,
the sound
goes. Winter
begins to burn up all the light.
And in no time,
it's evening.
The boy gazes to the west
as if all the fire-engines in the world were streaking there. . . .
Go to the top of the page
 
+Quote Post
ismailhaydarakso...
mesaj 16 05 2019 - 16:46
İleti #1178


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,191
Katılım: 24 06 07
Nereden: Reykjavik / İzlanda
Üye No: 3,991



(Güz) (ve Kış) (Vietnam)
(Şikago) (1965)


“İnsanı kendi suretinde yarattı Tanrı” - Tekvin

“Şikago, mimarî sergi alanıdır ulusun” - Şikago gazeteleri


1
Bir ürperti düşer ağaçlardan, geceleri;
öyle hafiftir ki esinti yalnızca mezarların üstündeki çimen kımıldar;
herkesin burnu siyahtır korkudan;
generaller açarlar yanmış bedenlerini çocukların
açar gibi sıladan gelen mektupları dantel kenarlarıyla...

2
Ah kolaydır bulmak
Şikago'da Vietnam'ı... gözyaşlarımızın durup çürüdüğü
bu aydınlık sokaklarda,
bizler kaybedilmiş şeyleriz (vur kendi gölgene
sormak için ölümden sılaya giden yolu).

3
Mahveder insanlar bizi kendi suretlerinde,
kendi -yitik- benzerliklerinde. Ve bu yıl,
-benim son umudum- kar taneleri bile
çığlıklarla desenlenmiş,
çarpık yaralanmış şekillere
bükülürler... Napalm: senin kendi döleşin
ateşe doğru inişte...

4
Istırap aynıdır her iki yerde. Fakat
en azından Vietnam'da ölüm ölümdür... Burada, bu
paslanmaz çelik çimento kule beyaz beton cam kentte,
ölüm biricik bitki örtüsüdür: ölüm hayattır, yeşil bir mıknatıs.

Bill Knott (1940-2014, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


https://ecnebiedebiyat.wordpress.com/
______________________________________________________________
(Fall) (And Winter) (Vietnam)
(Chicago) (1965)
by Bill Knott


“God created man in His own image” - Genesis

“Chicago is the architectural showplace of the nation” - Chicago newspapers

1
A shudder falls from the trees, at night;
the breeze is so light that only the grass on top of graves stirs;
everyone's nose is black with fear;
generals open the burning bodies of children
like letters from home with lace on the edges . . .

2
Oh it's easy to find
Vietnam in Chicago . . . in these bright streets where our
tears lie
rotting, we are what's lost (knock at your shadow
to ask the way home from death).

3
Men destroy us in their own image,
in their own—lost—likeness. And this year,
even the snowflakes—my last hope—
are twisted into awry hurt shapes,
designs of screams. . . . Napalm: your own afterbirth on fire
descending . . .

4
Suffering is the same both places. But
at least in Vietnam death is death . . . Here, in this
stainless steel cement tower white concrete glass city,
death is the sole vegetation: death is life, a green magnet.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
ismailhaydarakso...
mesaj 16 05 2019 - 17:08
İleti #1179


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,191
Katılım: 24 06 07
Nereden: Reykjavik / İzlanda
Üye No: 3,991



Vazgeçiş

Terk ettiğim çay yaprakları,
Ve şu çarpık çizgi
O kraliçe ayasında
Umurumda değil artık.
Benim siyah hac yolculuğumda
Bu ay oyuklu kristal yumak
Kırılacak henüz yardım etmeden;
Ne gelebileceği hakkında
Vıraklamaktansa,
Uçup gitmişler benim sevgili kuzgunlarım.

Yemin edilmiş manzaranın şu donduran katakullilerini
Ve geri kalan ne varsa öğrendim
Kandaki çiçeğe karşı:
Ne servet ne de bilgelik durur
Basit damar üstünde,
Dürüst ağızda.
Git kendi toy gençliğine
Zaman bitmeden önce
Ve yap iyi olanı
Beyaz ellerinle.

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


https://ecnebiedebiyat.wordpress.com/
____________________________________________
Recantation
by Sylvia Plath


Tea leaves I've given up,
And that crooked line
On the queen's palm
Is no more my concern.
On my black pilgrimage
This moon-pocked crystal ball
Will break before it help;
Rather than croak out
What's to come,
My darling ravens are flown.

Forswear those freezing tricks of sight
And all else I've taught
Against the flower in the blood:
Not wealth nor wisdom stands
Above the simple vein,
The straight mouth.
Go to your greenhorn youth
Before time ends
And do good
With your white hands.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
ismailhaydarakso...
mesaj 21 05 2019 - 01:30
İleti #1180


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,191
Katılım: 24 06 07
Nereden: Reykjavik / İzlanda
Üye No: 3,991



Hayalet ve Rahip Arasındaki Diyalog

Rahip ikametgâhının bahçesindeki akşam yürüyüşünde
Tez ayak yürüyordu Peder Shawn. Soğuk bir gündü, kasvetli olanlardandı
Siyah Kasım’da. İnip çıkan bir yağmurdan sonra
Çiy durmuştu soğuk terde her bir sapta,
Her bir dikende; sivrilip yükselerek ıslak topraktan, mavi bir sis
Asılıp takılmıştı karanlık perdeli dallarda efsanevî bir balıkçıl misali.

Apansız yelken açmış inzivadan,
Saçları iğneleyerek kafasını,
O sisten kendi kendisini oluşturan bir hayaletin
Farkına vardı Peder Shawn.

“Bu ne şimdi,” diye gevrekçe hitap etti Peder Shawn
Orada salınan, pusla çevrelenmiş, odun dumanı kokulu hayalete,
“Ne tür bir işin peşindesin? Mavi solukluğundan,
Söyleyebilirim ki meskûnsun cehennemin donmuş atığında,
Alevli yanından değilsin. Fakat şu debdebeli görünüşe bakıp söylersem,
Şu soylu edana, belki de cenneti yakın zaman önce terk ettin?”

Ayazla kaplanmış bir sesle
Hayalet dedi ki rahibe:
“Söylediğin ülkelerden hiçbirine aşina değilim:
Dünyadır benim uğrak yerim.”

“Gel, gel,” diye sabırsızca omuz silkeledi Peder Shawn,
“Sana yaldızlı harpler veya kemirgen ateş hakkındaki bazı saçma sapan
Efsaneler uydurasın diye sormuyorum: sadece anlat bana
Hayatın sona erdikten sonra, hangi sondeyişi
Takdir etti Tanrı senin günlerinin devamı için. Böylesine zor mu
Meraklı bir yaşlı budalanın sorularını tatmin edici bir şekilde cevaplamak?”

“Hayattayken, sevgi kemirmişti derimi
Ta şu beyaz kemiğe kadar;
O zaman sevginin yaptığı şeyi, şimdi de yapmaktadır sevgi:
Boydan boya kemirir beni.”

“Hangi sevgi,” diye sordu Peder Shawn, “fakat şu kusurlu toprak-tenden
Oluşan aşırı büyük sevgiler böylesi bir ıstırabı sürdürür mü?
Melun bir durum içinde olmalısın sen:
Dünyayı hiç terk etmediğin düşünüldüğünde, elem duymaktasın
Sanki hayattaymışsın gibi, cefayla buruşmuşsun böylece ki
Kefaret ödemek günahı saklamak gibi kör bir insanı kandırır.”

“Kıyamet günü
Gelmedi henüz.
O saate kadar
Toprak bir testidir benim sevgili evim.”

“Budala hayalet,” diye şaşırarak haykırdı Peder Shawn,
“Böylesi bir inat olabilir mi –
Gittikçe ateşlenen bir ruh, yapışarak kendi ölü beden ağacına
Son fırtınayla karıştırılmış yaprak misali? En iyisi gitmen
İnayeti daha yüksek bir mahkemede yargılanmaya.
Tövbe et, git, Tanrı’nın adil vuruşu göğü yarmadan önce.”

O solgun sisten
Hayalet yemin etti rahibe:
“İnsanın kırmızı yüreğinden
Daha yüksek mahkeme yoktur.”

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


https://ecnebiedebiyat.wordpress.com/
_______________________________________________________
Dialogue Between Ghost and Priest
by Sylvia Plath


In the rectory garden on his evening walk
Paced brisk Father Shawn. A cold day, a sodden one it was
In black November. After a sliding rain
Dew stood in chill sweat on each stalk,
Each thorn; spiring from wet earth, a blue haze
Hung caught in dark-webbed branches like a fabulous heron.

Hauled sudden from solitude,
Hair prickling on his head,
Father Shawn perceived a ghost
Shaping itself from that mist.

'How now,' Father Shawn crisply addressed the ghost
Wavering there, gauze-edged, smelling of woodsmoke,
'What manner of business are you on?
From your blue pallor, I'd say you inhabited the frozen waste
Of hell, and not the fiery part. Yet to judge by that dazzled look,
That noble mien, perhaps you've late quitted heaven?

In voice furred with frost,
Ghost said to priest:
'Neither of those countries do I frequent:
Earth is my haunt.'

'Come, come,' Father Shawn gave an impatient shrug,
'I don't ask you to spin some ridiculous fable
Of gilded harps or gnawing fire: simply tell
After your life's end, what just epilogue
God ordained to follow up your days. Is it such trouble
To satisfy the questions of a curious old fool?'

'In life, love gnawed my skin
To this white bone;
What love did then, love does now:
Gnaws me through.'

'What love,' asked Father Shawn, 'but too great love
Of flawed earth-flesh could cause this sorry pass?
Some damned condition you are in:
Thinking never to have left the world, you grieve
As though alive, shriveling in torment thus
To atone as shade for sin that lured blind man.'

'The day of doom
Is not yest come.
Until that time
A crock of dust is my dear hom.'

'Fond phantom,' cried shocked Father Shawn,
'Can there be such stubbornness--
A soul grown feverish, clutching its dead body-tree
Like a last storm-crossed leaf? Best get you gone
To judgment in a higher court of grace.
Repent, depart, before God's trump-crack splits the sky.'

From that pale mist
Ghost swore to priest:
'There sits no higher court
Than man's red heart.'
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 24 05 2019 - 20:29
İleti #1181


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Onlar Verandada Otururlar Birlikte—Wendell Berry (1934-)

Onlar verandada otururlar birlikte, karanlık
Çőkmūş neredeyse, ev onların arkasında karanlıkta.
Onlar akşam yemeklerini bitirmiş, yıkadılar ve kuruladılar
Bulaşıkları —şimdi iki tabak, iki bardak, yalnızca,
Íki bıçak, iki çatal, iki kaşık—hafif iş ikisine.
O kadın katlanmış elleriyle oturur kucağında,
Huzur içinde. O adam piposunu tūttūrūr. Onlar konuşmazlar,
Ve konuştukları zaman eninde sonunda, o sőylemek içindir
Her birinin bildiğini őtekinin bildiğine. Onların akılları birdir
Íkisinin arasında, şimdi, o da en sonunda
Būtūn bildiklerine rağmen bilmeyecek tam anlamıyla
Hangisinin o karanlık kapı aralığından geçeceğini ilk őnce,
Íyi geceler dileyerek, ve hangisi otururken bir sūre kendi başına.

Çeviren: Vehbi Taşar


They Sit Together on the Porch
BY WENDELL BERRY

They sit together on the porch, the dark
Almost fallen, the house behind them dark.
Their supper done with, they have washed and dried
The dishes–only two plates now, two glasses,
Two knives, two forks, two spoons–small work for two.
She sits with her hands folded in her lap,
At rest. He smokes his pipe. They do not speak,
And when they speak at last it is to say
What each one knows the other knows. They have
One mind between them, now, that finally
For all its knowing will not exactly know
Which one goes first through the dark doorway, bidding
Goodnight, and which sits on a while alone
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 28 05 2019 - 19:50
İleti #1182


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Ünlū Amerikan şairi Maya Angelou tam 5 yıl őnce bugūn, 28 Mayıs sabahı vefat etti.

New York’ta Uykudan Kalkmak--- Maya Angelou (1928-2014)

Perdeler niyetlerini zorlayarak
rūzgara karşıt,
çocuklar uyur,
rūyalar değiş tokuş ederek
meleklerle. Şehir
çeker kendini uykudan
metro kayışlarının ūzerine; ve
ben, bir alarm, uyanık
bir harp sőylentisi kadar,
yatarım, şafağın içersine doğru gerinerek,
davet edilmemiş ve umursanmamış.

Çeviren: Vehbi Taşar

Awaking in New York
BY MAYA ANGELOU

Curtains forcing their will
against the wind,
children sleep,
exchanging dreams with
seraphim. The city
drags itself awake on
subway straps; and
I, an alarm, awake as a
rumor of war,
lie stretching into dawn,
unasked and unheeded.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
ismailhaydarakso...
mesaj 06 06 2019 - 06:21
İleti #1183


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,191
Katılım: 24 06 07
Nereden: Reykjavik / İzlanda
Üye No: 3,991



Örümcek Kuşu

Gece karanlık bastığında
Böylesi hükümdar düşler,
Eşsiz meltem ayartırken bu adamı
Dünyalık karısının yanından
Alıp kaldırırken adamı
Kanatlandırarak, uykuyla sarmalanmış,
Yetişemezdi peşinden
O kadın, kıskanç gelin, fakat uzanırdı
Şaşkın kahverengi gözleri aç ve apaçık.
Pençeli parmaklarla
Bükerek ilençleri karman çorman çarşafta,
Sarsarak kendi kafatasının kafesini
Firari arkadaşının dolgun biçimi
Sıvışıp giderdi ay tüyüyle kaplı yabancılar arasında;
Öyle acıkmıştı ki kadın, beklemeliydi hiddet içinde
Kuş cümbüşü şafağa dek
Ki kadının örümcek kuşu yüzü
Meyleder gagalayarak açmaya şu kilitli gözkapakları, yemeye
Taçları, sarayı, bütün gece
Erkeğini çalan her şeyi,
Ve kırmızı gagayla
Deler ve emer
Son kan damlasını o kaçak yürekten.

(1956)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

https://ecnebiedebiyat.wordpress.com/
_______________________________________________________
The Shrike
by Sylvia Plath

When night comes black
Such royal dreams beckon this man
As lift him apart
From his earth-wife's side
To wing, sleep-feathered,
The singular air,
While she, envious bride,
Cannot follow after, but lies
With her blank brown eyes starved wide,
Twisting curses in the tangled sheet
With taloned fingers,
Shaking in her skull's cage
The stuffed shape of her flown mate
Escaped among moon-plumaged strangers;
So hungered, she must wait in rage
Until bird-racketing dawn
When her shrike-face
Leans to peck open those locked lids, to eat
Crowns, palace, all
That nightlong stole her male,
And with red beak
Spike and suck out
Last blood-drop of that truant heart.

(1956)
Go to the top of the page
 
+Quote Post
ismailhaydarakso...
mesaj 06 06 2019 - 07:41
İleti #1184


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,191
Katılım: 24 06 07
Nereden: Reykjavik / İzlanda
Üye No: 3,991



Yola Çıkış

Avludaki incir ağacının incirleri yeşildir;
Tuğla kızılı sundurma kiremitlerini gizleyen
O yeşil asmadaki üzümler de yeşil.
Para tükenmiştir.

Nasıl da hissederek bunu, oluşturur acılığını doğa.
Hünersiz, kedersiz, ayrılışımız.
Güneş ışıldar ham mısırların üstünde.
Kediler oynar bitki saplarında.

Maziye bakış böylesi bir sıkıntı yaratmaz çoğunlukla -
Güneşin pirinç rengi, ayın çelik perdahı,
Dünyanın kurşun cürufu-
Fakat her daim çıkar açığa

Sarp kaya dilinin kasabanın mavi körfezini koruduğu
Ki döver orayı açık denizin
Darbeleri, tarifsiz zalimce.
Martının pislettiği, bir taş sundurma

Soyar bodur üst sövesini aşındıran havalara:
Aşı boyalı kaya çıkıntısının öbür ucundan
Gür yünleriyle somurtkan keçiler ayaklarını sürüyerek
Giderler deniz tuzunu yalamaya.

(1956)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

https://ecnebiedebiyat.wordpress.com/
___________________________________________________
Departure
by Sylvia Plath


The figs on the fig tree in the yard are green;
Green, also, the grapes on the green vine
Shading the brickred porch tiles.
The money's run out.

How nature, sensing this, compounds her bitters.
Ungifted, ungrieved, our leavetaking.
The sun shines on unripe corn.
Cats play in the stalks.

Retrospect shall not often such penury-
Sun's brass, the moon's steely patinas,
The leaden slag of the world-
But always expose

The scraggy rock spit shielding the town's blue bay
Against which the brunt of outer sea
Beats, is brutal endlessly.
Gull-fouled, a stone hut

Bares its low lintel to corroding weathers:
Across the jut of ochreous rock
Goats shamble, morose, rank-haired,
To lick the sea-salt.

(1956)

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 07 06 2019 - 05:09
İleti #1185


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



75 yıl őnce őnce bugūn Amerikan ve Íngiliz orduları, Alman kuvvetlerine karşı Fransa’da Normandi sahillerine denizden bir çıkartma yaptı. Tarihte D-Gūnū diye bilinen bu askeri hareket insanlık tarihinden bilinen en būyūk deniz çıkartmasıdır ve Íkinci Dūnya harbinin sona ermesinde őnemli bir rol oynamıştır.

Üniforma—Marvin Bell (1937-)

Kollardan, onların ağırlığını anımsıyorum, ıslak yūn gibi,
benim kollarımın ūzerinde, ve boş kol yenlerini
sallanan benim ellerimi geçtikten sonra.
Gőmleğin bedeninden, būyūk dūğmeleri anımsıyorum
ve daha būyūk dūğme deliklerini, tekerleklerden bir raf yapan
gőğsūmūn altında ve çőzūlemeyen çabukça.
Yakadan, onun kalınlığını anımsıyorum kolalanmadan,
o onunla kőprūcūk kemiğimin ūstūne yaslandı kımıldanmadan.
Pantolonlarımdan, aynı—ağır, hantal, yavaş
bir bacağa esneklik vermeye, tıkış tıkış bir duygu, bir pekmez yūrūnen içinde.
Postallarımdan, kolay kırılan tabanları anımsıyorum, bir maddeden yapılan
hiçbir doğal cismin çiftleşmediği onunla,
ve ayakkabı bağlarını: mahkumlar haline getiren benim ayaklarımı.
Miğferden, içteki fileli astarı hatırlıyorum,
kolay būkūlen plastik iç çamaşırı, onun ūzerinde sendeledi
ezici çelik çanak o zaman kayışlanmış olan çenede.
Havan topundan, havan plakasını anımsıyorum,
yeterince ağır olan, ağırlıkla őldūrecek kadar, taşıdığım halatla.
Makineli tūfekten, nasıl oturduğunu hatırlıyorum onun
başımın arkasında ve kūrek kemiklerimin ūzerinde boydan boya
ben taşırken onu, ya da, daha doğrusu, o sūrerken beni.
Taktiklerden, olasılığını hatırlıyorum vurmanın
yanlış adamı, tūfek sūrgūsūnūn ağırlığını, mermi doldurmanın
zorluğunu yūzūkoyun, gūrūltūnūn şokunu.
Kulakları tıkamak için, kimimiz sigara filitreleri kullanırdı, kimimiz tuvalet kağıdı.
Benim kulaklarım iyi duymuyor şimdi, benim yaşımda bir adam için,
ve doktor diyor ki zarar gőrmūş benim kulaklarım ve soruyor bana
ben ordudamıydım acaba, ve elbette ben oradaydım ama
o zaman yaralanmış bir kulak zarı pek fazla yoktu planda.


Çeviren: Vehbi Taşar


The Uniform
BY MARVIN BELL (1937- )

Of the sleeves, I remember their weight, like wet wool,
on my arms, and the empty ends which hung past my hands.
Of the body of the shirt, I remember the large buttons
and larger buttonholes, which made a rack of wheels
down my chest and could not be quickly unbuttoned.
Of the collar, I remember its thickness without starch,
by which it lay against my clavicle without moving.
Of my trousers, the same—heavy, bulky, slow to give
for a leg, a crowded feeling, a molasses to walk in.
Of my boots, I remember the brittle soles, of a material
that had not been made love to by any natural substance,
and the laces: ropes to make prisoners of my feet.
Of the helmet, I remember the webbed, inner liner,
a brittle plastic underwear on which wobbled
the crushing steel pot then strapped at the chin.
Of the mortar, I remember the mortar plate,
heavy enough to kill by weight, which I carried by rope.
Of the machine gun, I remember the way it fit
behind my head and across my shoulder blades
as I carried it, or, to be precise, as it rode me.
Of tactics, I remember the likelihood of shooting
the wrong man, the weight of the rifle bolt, the difficulty
of loading while prone, the shock of noise.
For earplugs, some used cigarette filters or toilet paper.
I don’t hear well now, for a man of my age,
and the doctor says my ears were damaged and asks
if I was in the Army, and of course I was but then
a wounded eardrum wasn’t much in the scheme.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 09 06 2019 - 02:04
İleti #1186


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Vurun! Vurun! Davulları!
Walt Whitman (1819-1892)

Vurun! vurun!—davulları!--- ūfleyin! borazanları! ūfleyin!
Pencerelerin arasından—kapıların içersinden—pūskūren acımasız bir gūç gibi,
Gőrkemli kilisenin içine, ve dağıtın cemaati,
Okulun içine orada çalışıyorken bilim adamı,
Sūkunete bırakmayın damadı—o hiçbir mutluluk yaşamasın geliniyle,
Ne de bırakın barışsever çifçiyi kendi haline, saban sūren tarlasında ya toplayan buğdaylarını,
Ne kadar şiddetle vızıldatırsanız ve dőverek çalarsanız davullarınızı-o kadar şiddetle ūfleyin borazanlarınızı.

Vurun! vurun! davulları—ūfleyin! borazanları! ūfleyin!
Şehirlerin trafiği ūzerinde—tekerleklerin gūmbūrtūsū ūzerinde sokaklarda;
Uykucular için yataklar mı hazırlanıyor evlerde? Hiçbir uykucu uyumasın o yatakların içinde,
Pazarlık edenler pazarlık etmesin gūndūz vakti--- komisyoncular ya da vurguncular olmasın—Onlar devam edeceklermiydi işlerine?
Konuşmacılar konuşacaklarmıydı? Şarkıcılar çalışacaklarmıydı şarkı sőylemeye?
Avukat ayağa kalkacakmıydı mahkemede davasını beyan etmeye hakimin őnūnde?
O zaman tangırdatın daha hızla, daha yūkle davulları— daha enli nefesle ūfleyin borazanları.

Vurun! vurun! davulları!--- ūfleyin! borazanları! ūfleyin!
Barış gőrūşmesine kalkışmayın—durmayın dinlemek için hiçbir itirazı,
Aldırış etmeyin tavşan yūrekliye—aklınızdan çıkarın ağlayanı ya da dua edeni,
Aldırmayın yaşlı adamın genç adama yalvarmasına,
Ízin vermeyin çocuk sesinin duyulmasına, ne de anaların yakarışlarına,
Sağlamlaştırın sehpa ayaklarını őlūleri sallamaya, onlar yatarken orada, bekleyerek cenaze arabalarını,
O kadar kuvvetle yumruklayın davulları Ah o korkunç davulları—o kadar yūksek sesle ūfleyin borazanları.

Çeviren: Vehbi Taşar


Beat! Beat! Drums!
BY WALT WHITMAN

Beat! beat! drums!—blow! bugles! blow!
Through the windows—through doors—burst like a ruthless force,
Into the solemn church, and scatter the congregation,
Into the school where the scholar is studying,
Leave not the bridegroom quiet—no happiness must he have now with his bride,
Nor the peaceful farmer any peace, ploughing his field or gathering his grain,
So fierce you whirr and pound you drums—so shrill you bugles blow.

Beat! beat! drums!—blow! bugles! blow!
Over the traffic of cities—over the rumble of wheels in the streets;
Are beds prepared for sleepers at night in the houses? no sleepers must sleep in those beds,
No bargainers’ bargains by day—no brokers or speculators—would they continue?
Would the talkers be talking? would the singer attempt to sing?
Would the lawyer rise in the court to state his case before the judge?
Then rattle quicker, heavier drums—you bugles wilder blow.

Beat! beat! drums!—blow! bugles! blow!
Make no parley—stop for no expostulation,
Mind not the timid—mind not the weeper or prayer,
Mind not the old man beseeching the young man,
Let not the child’s voice be heard, nor the mother’s entreaties,
Make even the trestles to shake the dead where they lie awaiting the hearses,
So strong you thump O terrible drums—so loud you bugles blow.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 12 06 2019 - 00:40
İleti #1187


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Meşhur—Naomi Shibab Nye (1952- )

Nehir meşhurdur balıklar için.

Yūkses ses meşhurdur sessizlik için
dūnyanın ona kalacağını bilen,
miras olarak, hiçkimse ona birşey sőylemeden.

Kedi, parmaklığın ūzerinde uyuyan,
meşhurdur kuşlar için
ona kuş evinden bakan.

Gőzyaşı, meşhurdur yanak için, kısa da olsa.

Taşıdığınız fikir bağrınıza yakın
meşhurdur sizin bağrınıza.

Çizme meşhurdur yeryūzūne,
daha meşhur rugan pabuçlardan
sadece zeminlere meşhur olan.

Būkūlmūş fotoğraf meşhurdur onu taşıyana
ve resmi çekilene meşhur değildir o kadar.

Ben meşhur olmak istiyorum hilebaz adamlara
caddeyi geçerken gūlen,
yapışkan çocuklara bakkal sıralarında,
gūlūşler iade eden biri gibi meşhur.

Ben meşhur olmak istiyorum bir makaranın meşhur olduğu kadar,
ya da bir dūğme deliğinin, olağanūstū bir iş yaptıkları için değil,
ama yapabildikleri işi unutmadıkları için hiçbirzaman.

Çeviren: Vehbi Taşar

Famous
BY NAOMI SHIHAB NYE

The river is famous to the fish.

The loud voice is famous to silence,
which knew it would inherit the earth
before anybody said so.

The cat sleeping on the fence is famous to the birds
watching him from the birdhouse.

The tear is famous, briefly, to the cheek.

The idea you carry close to your bosom
is famous to your bosom.

The boot is famous to the earth,
more famous than the dress shoe,
which is famous only to floors..

The bent photograph is famous to the one who carries it
and not at all famous to the one who is pictured.

I want to be famous to shuffling men
who smile while crossing streets,
sticky children in grocery lines,
famous as the one who smiled back.

I want to be famous in the way a pulley is famous,
or a buttonhole, not because it did anything spectacular,
but because it never forgot what it could do.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 13 06 2019 - 23:57
İleti #1188


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Fil--- Dan Chiasson (1971- )

Ben nasıl izah edebilirim benim kahramance nezaketimi? Bedenimin şiştiğini
hissediyorum yaramaz bir çocuk gibi.

Ben bir zamanlar bir şahin būyūklūğūndeydim, bir aslan boyundaydım,
bir zamanlar ben şimdi kendimi içinde bulduğum fil değildim.

Benim pőstekim sarkar, ve benim efendim beni azarlar berbat ettiğim için
gősterimdeki bir numarayı. Būtūn gece çalışmıştım çadırımda halbuki.

Biraz uykuluydum bu yūzden oldu. Ínsanlar beni birleştiriyor kederle
ve, sık sık, mantıklılıkla. Şair Randall Jarrell beni Wallace Stevens’a benzetti,

Amerikan şairi. Benim gőrdūğūm kadarıyla hantal hantal
yūrūyen ūç-mısralı kıtaların içersinde, fakat benim aklımda

Ben Elyot gibiyim daha ziyade, bir adam Avrupalı, gőrgūlū yetişmiş bir adam.
O kadar merasime dūşkūn kim olursa olsun

sinir krizleri çeker. Ben şaşırtıcı deneyleri sevmem
denge gerektiren, yūksek-tel hareketlerini ve hunileri.

Biz filler simgeleriyizdir tevazunun, bizim melankoli gőçlerimize
girişirken yaptığımız gibi őlmek için.

Siz biliyormuydunuz, fillere Yunan alfabesinin őğretildiğini
toynaklarıyla yazmak için?

Yorgun çektiğimiz acıdan, biz yatarız muazzam sırtlarımızın ūzerinde,
çimeni savurarak gőkyūzūne—bir eğlence olsun diye, dua için değil.

O tevazudan değildir gőrdūğūnūz bizim o uzun son yolculuklarımızda yaptığımız şey
o bizim ağırdan almak huyumuz yūzūnden olur. Yatmak benim ağır bedenimi ağrıtır.

Çeviren: Vehbi Taşar

The Elephant
BY DAN CHIASSON

How to explain my heroic courtesy? I feel
that my body was inflated by a mischievous boy.

Once I was the size of a falcon, the size of a lion,
once I was not the elephant I find I am.

My pelt sags, and my master scolds me for a botched
trick. I practiced it all night in my tent, so I was

somewhat sleepy. People connect me with sadness
and, often, rationality. Randall Jarrell compared me

to Wallace Stevens, the American poet. I can see it
in the lumbering tercets, but in my mind

I am more like Eliot, a man of Europe, a man
of cultivation. Anyone so ceremonious suffers

breakdowns. I do not like the spectacular experiments
with balance, the high-wire act and cones.

We elephants are images of humility, as when we
undertake our melancholy migrations to die.

Did you know, though, that elephants were taught
to write the Greek alphabet with their hooves?

Worn out by suffering, we lie on our great backs,
tossing grass up to heaven—as a distraction, not a prayer.

That’s not humility you see on our long final journeys:
it’s procrastination. It hurts my heavy body to lie down.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 17 06 2019 - 18:00
İleti #1189


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994









“Dido Milroy” şairin karısıydı. 1968 de ayrıldıkları zaman Mervin New York’a taşındı. Dido Londra’da kaldı. Rūzgarın saati o yūzden kuzeye tıklıyor.

Sen Gittiğin Zaman—W.S. Merwin (1927-2019)
(Dido için)

Sen gittiğin zaman rūzgar tıklar etrafta kuzeye
Ressamlar çalışır būtūn gūn fakat gūn batımında resim dūşer aşağıya
Gőstererek siyah duvarları
Saat gider geriye vurmaya aynı saati
Onun yeri olmayan yıllarda

Ve geceleyin kūllerin yatağında sarılı
Bir nefeste canlanırım
O başladığı zamandır őlūlerin sakallarının uzatıldığı
Hatırlarım dūşmekte olduğumu
Sebebin ben olduğumu
Ve benim kelimelerimin giyim eşyaları olduğunu benim asla olmayacağım
Íçeri tıkılan kolu gibi tek-kollu bir çocuğun

Çeviren: Vehbi Taşar


When You Go Away—W.S. Merwin (1927-2019)
for Dido

When you go away the wind clicks around to the north
The painters work all day but at sundown the paint falls
Showing the black walls
The clock goes back to striking the same hour
That has no place in the years

And at night wrapped in the bed of ashes
In one breath I wake
It is the time when the beards of the dead get their growth
I remember that I am falling
That I am the reason
And that my words are the garment of what I shall never be
Like the tucked sleeve of a one-armed boy









Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 18 06 2019 - 22:04
İleti #1190


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Sosyete kadınları ve kokteyl partilerinde tanışmak zorunda kaldığı yabancı insanlardan sıkılan Amy Lowell bundan 150 sene őnce hislerini bőyle anlatmış. Fakat bu duyguların elbette zamanı yoktur!

Yabancılar—Amy Lowell (1824-1925)

Kūçūk insanların dırdırları
Benim maksadımı bozar onun ūstūne vurarak
Su damlaları gibi, yavaşça yıpratarak kayaları toza çeviren.
Ve ben gūlerken
Benim ruhum parçalarına ayrılır un ufak, onların şaka yollu sataşmaları dokunur dokunmaz.

Çeviren: Vehbi Taşar

Aliens
BY AMY LOWELL

The chatter of little people
Breaks on my purpose
Like the water-drops which slowly wear the rocks to powder.
And while I laugh
My spirit crumbles at their teasing touch.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 26 06 2019 - 22:23
İleti #1191


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Acemce’den Sonra – Louise Bogan (1897-1970)

I.

Ağladım bahar fırtınasıyla;
Yandım acımasız yazla.
Şimdi, işiterek rūzgarı ve keman yaylarının tıngırtısını
Bilirim kışın ne getireceğini.

Av baştan aşağı sūpūrūr ovanın ūzerini
Ve kararır bahçe.
Onlar eve getirecek av ődūllerini
Kanasınlar diye ve yok olsunlar diye
Bahçe kafesinin ve pencere kafeslerinin yanına,
Çeşmenin yanına, fırlatan elmas suyu hala,
Havuzun yanına
(Sekiz-kőşeli olan, benim kalbim gibi).

II.

Hepsi tercūme edildi hazinenin içine:
Ağırlıksız, kehribar gibi,
Şeffaf dalın ūstūnde kuşūzūmū sanki,
Karanlık gūlūn dikeni gibi.

Kőtūlūğūn titrek ışığı nerede?
Bu deniz kabuz kabuğunun renk oynaşması
Ve yaban kuşunun kanadı.

III.

Cahil, yapmaya başladım benim bakımsız bahçedeki yūkūmū.
Bilgili būyūk akılla, koyacağım onu yerine aşağıya çiçeklerin ūzerine.

IV.

Gūle gūle, gūle gūle!
Sevecek ne çok şey vardı, ben sevemedim onun hepsini;
Sevemedim onu yeterince.

Bazı şeyleri gőzden kaçırdım, ve bulamadım bazılarını
Bırak kristal sıkı sıkı tutsun onları
Sen içtiğin zaman şarabını, sonbaharda.

Çeviren: Vehbi Taşar

After the Persian by Louise Bogan (1897-1970)

1

I have wept with the spring storm;
Burned with the brutal summer.
Now, hearing the wind and the twanging bow-strings
I know what winter brings.

The hunt sweeps out upon the plain
And the garden darkens.
They will bring the trophies home
To bleed and perish
Beside the trellis and the lattices,
Beside the fountain, still flinging diamond water,
Beside the pool
(Which is eight-sided, like my heart).

2

All has been translated into treasure:
Weightless as amber,
Translucent as the currant on the branch,
Dark as the rose's thorn.

Where is the shimmer of evil?
This is the shell's iridescence
And the wild bird's wing.

3

Ignorant, I took up my burden in the wilderness.
Wise with great wisdom, I shall lay it down upon flowers.

4

Goodbye, goodbye!
There was so much to love, I could not love it all;
I could not love it enough.

Some things I overlooked, and some I could not find.
Let the crystal clasp them
When you drink your wine, in autumn.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 27 06 2019 - 01:43
İleti #1192


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Íngiltere’de başlayan saray şairi (poet laureate) lakabı Amerika kraliyet olmasa bile devam etmiştir. Bu ūnvanı her sene Amerikan Kongre Kūtūphanesinin mūdūrū verir. Louise Bogan 1945 yılında bu ūnvanı alan ilk Amerikan kadın şairidir.

Ayrılık Íçin Kelimeler—Louise Bogan

1.

Hiçbirşey anımsanmadı, hiçbirşey unutulmadı,
Biz uyandığımız zaman, yūk arabaları geçiyordu sıcak
yaz kaldırımları ūzerinden,
Pencere eşikleri ıslaktı yağmurdan geceleyin yağan,
Kuşlar dağıldı ve baca-başlıklarına yerleşti
Garip şekilli ağaçların arasında gibi.

Hiçbirşey kabullenilmedi, hiçbirşey bakmadı őteye.
Hafif-sesli çanlar saati ayırdı saatten,
Őğle sonrası serinliği elekten geçirdi
Ve insanlar tenhalaşan sokaklarda biraraya çekildi.
Bir ay vardı ve ışık bir dūkkan őnūnde,
Ve alacakaranlık uçurumdan dūşen su gibi.

El sıkı sıkı tuttu eli
Alın alına eğildi--
Hiçbirşey kaybolmadı, hiçbirşeye sahip olunmadı
Ne armağan vardı ne de inkar.

2.

Ben seni hatırladım.
Sen şehir değildin bir kez ziyaret edilen,
Ne de yol koşan ayakların arkasına dūşen.

Sen et kadar hantaldın
Ve buzdan ve kūllerden daha hafif.

Sen kabuktun,
Ve beyaz-suyu elmanın,
Şarkı, ve kelimeler bekleyen nota için.


3.

Sen başlamasını őğrendin;
Git benimkinden őtekisine.

Birlikte ol; ye, dans et, ūmitsizliğe kapıl,
Uyu, tehdit edil, katlan.
Sen bileceksin onun yolunu.

Fakat kūstahlık yap en sonunda;
Saçma ol—saldır eksik olan şeye;
Deli ol—sadece konuşmanın
sessizlikten verilen çiçeği giymesine izin verme.

Ve uzaklaş ateş olmadan ya da sokak lambası
Ízin ver biraz kesinsizlik olsun senin ayrılışın hakkında.


Çeviren: Vehbi Taşar


Words for Departure
BY LOUISE BOGAN

1.

Nothing was remembered, nothing forgotten.
When we awoke, wagons were passing on the warm summer
pavements,
The window-sills were wet from rain in the night,
Birds scattered and settled over chimneypots
As among grotesque trees.

Nothing was accepted, nothing looked beyond.
Slight-voiced bells separated hour from hour,
The afternoon sifted coolness
And people drew together in streets becoming deserted.
There was a moon, and light in a shop-front,
And dusk falling like precipitous water.

Hand clasped hand
Forehead still bowed to forehead—
Nothing was lost, nothing possessed
There was no gift nor denial.

2.

I have remembered you.
You were not the town visited once,
Nor the road falling behind running feet.

You were as awkward as flesh
And lighter than frost or ashes.

You were the rind,
And the white-juiced apple,
The song, and the words waiting for music.

3.

You have learned the beginning;
Go from mine to the other.

Be together; eat, dance, despair,
Sleep, be threatened, endure.
You will know the way of that.

But at the end, be insolent;
Be absurd—strike the thing short off;
Be mad—only do not let talk
Wear the bloom from silence.

And go away without fire or lantern
Let there be some uncertainty about your departure.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 01 07 2019 - 18:53
İleti #1193


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Emily Dickinson’un bu şiiri muhtemelen 19. yūzyılda yaşayan insanlara bile bir bilmece gibi gelmiştir. Çūnkū bu şiirdeki iki kelime, yani “potential” ve “integral” kelimeleri “őlūm”, “tanrı” ve “őte taraf” (beyond) kelimeleriyle birleştirilerek gūnlūk anlamlarının őtesinde kozmik bir anlam kazanmış. “Dissolve” yani “erimek” zaman içinde olan bir olaydır. “Integral” yani “būtūn” herşeyin Tanrının bir parçası olduğunu anlatmak için kullanılmış. “Friend” yani arkadaş őlenin yakınları için kullanılmış.

Emily Dickinson bu şiiri bugūn yazsaydı (Tūrkçe) herhalde şőyle derdi:

Őlūmūn Gūcū --- Emily Dickinson (1830-1886)

Őlūmūn gūcū o Adama ulaşır yalnızca
Őlen—ve o adamın yakınına--
Bunların dışında— Hiç Kimse aldırış etmez ona
Tanrıdan başka—

Bu Íkisinin arasında- yalnız Tanrı anımsar
En uzun—çūnkū yakın--
Parçasıdır būtūnūn---ve bu yūzden
Zamanla yok edilir o da-- Tanrı tarafından—

Çeviren: Vehbi Taşar

‘Death is potential to that Man’—Emily Dickinson (1830-1886)

Death is potential to that Man
Who dies — and to his friend —
Beyond that — unconspicuous
To Anyone but God —

Of these Two — God remembers
The longest — for the friend —
Is integral — and therefore
Itself dissolved — of God —
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 08 07 2019 - 18:00
İleti #1194


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Emily Dickinson’un 1862 de őlen ve çok yakınlık duyduğu bir aile arkadaşı olan Benjamin Franklin Newton’un őlūmūnūn hemen ardından yazdığı bu şiirin içinde pek çok sembolik şiirde olduğu gibi o kadar çok his ve anlam var ki bu şiiri çevirmek yerine yeniden yazmaya karar verdim. Üçūncū mısrada bahsettiği “He," yani “O” Ísa’dır. Fakat bunun Hristiyanlıkla bir ilgisi yoktur. Her őlen insanın yaşamında ve őzellikle őlmeden őnce çektiği acıları Ísa’nın çarmıha gerilmeden őnce taşımak zorunda bırakıldığı ağır haça benzetmiş. Birinci dize baş, ikinci dize ayaklar, ve ūcūncū dize vūcuttan ruha geçiyor!

Būyūk Acıdan Sonra Bir Uyuşma Hissi Gelir Başa—Emily Dickinson (1830-1886)

Būyūk acıdan sonra, bir uyuşma hissi gelir başa—--
Sinirler merasimdeymiş gibi oturur, mezarlar gibi--
Katılaşmış kalp sorar, “O muydu, taşıyan sırtında
Őlmeden őnce, dūnyanın būtūn yūkūnū,
Ve “O Dūn mū őldū, yoksa Asırlar őnce miydi”?

Ve Ayaklar, makineleşmiş gibi dolaşır etrafta, takma ayaklar gibi--
Kendini tahtayla ayıran
Yerden, Havadan, ya da Yapılması gerekenden--
Buna rağmen hisseden būyūyen bir ferahlığı,
Bir kuvars kristalini akla getiren, ya da bir taşı.

Bu ağırlığın taşınılması gereken Saattir Kurşun gibi--
Hatırlanan, eğer őlmeden yaşanırsa bu acı,
Donarak őlen insanların karı hatırladığı gibi--
Başlangıçta titreme--
Sonra kendinden geçme--
Sonra koyverme kendini.

Vehbi Taşar

"After great pain, a formal feeling comes"—Emily Dickinson (1830-1886)

After great pain, a formal feeling comes -
The Nerves sit ceremonious, like tombs -
The stiff Heart questions "was it He, that bore,
And "Yesterday, or Centuries before"?

The Feet, mechanical, go round -
A Wooden way
Of Ground, or Air, or Ought -
Regardless grown,
A Quartz contentment, like a stone -

This is the Hour of Lead -
Remembered, if outlived,
As Freezing persons, recollect the snow -
First - Chill - then stupor - then the letting go –
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 17 07 2019 - 20:00
İleti #1195


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Bu şiir muhtemelen Amerikan ressamı Winslow Homer’in (1836-1910) ūnlū yağlıboya resimlerinden biri hakkındadır. Fakat emin değilim çūnkū bu mūzede pek çok resim var.

https://d32dm0rphc51dk.cloudfront.net/dOaWU...xJJzg/large.jpg

Filadelfia Sanat Mūzesindeki resimleri bu siteden bulmak mūmkūn:

https://www.philamuseum.org/collections/search.html

Suskuhena Nehrinde Temmuzda Balık Tutmak—Billy Collins (1941- )

Ben balık avlamaya çıkmadım katiyen Suskuhena Nehrinin ūzerinde
ya da başka bir nehrin
tam manasıyla dūrūst olmak için
bunu da sőylemek gerekirse.

Ne Temmuz ayında ya da başka bir ayda
tatmadım zevkini--- eğer bu bir zevkse--
balık avlamanın Suskuhena ūzerinde.

Ben bulunabilirim daha būyūk bir olasılıkla
bunun gibi sessiz bir odada--
duvarında bir kadın resmi asılı,

bir mandalinalar kâsesi
masanın ūzerinde--
imal etmeye çalışarak Suskuhena’nın ūzerinde balık tutmanın hissini.

Hiç sūphe yoktur ki
balık tutuyorlardır başkaları
Suskuhena’nın ūstūnde,

kūrek çekerek yukarı yőnde tahta bir kayığın içinde,
suyun altında kaydırarak kūrekleri
ve onları çekerek yukarı damla damla aksınlar diye
ışığın içersinde.

Fakat benim geldiğim onun en yakınına gūnūn birinde
balık tutmanın Suskuhena’nın ūzerinde
bir őğleden sonrasıydı Filadelfiya’da bir mūzenin içersinde.

dengelediğim zaman zamanın kūçūk bir yumurtasını
bir resmin őnūnde
nehrin onun etrafında būkūldūğū bir dőnemecin kenarında

mavi bulutların dalgalandığı bir gőkyūzūnūn altında,
kıyılarında yoğun ağaçlarla boydan boya,
ve bir adam kırmızı desenli būyūk bir mendille boynunda

oturan kūçūk, yeşil, dūz-tabanlı
bir kayığın içersinde
bir oltanın ince kamışını tutarak elinde.

Bu birşey değildir benim yapmamın
olasılığı olan hiçbir şekilde, hatırlarım
bunu sőylediğimi kendi kendime
ve benim yanımda duran kişiye.

Sonra gőzūmū kırptım ve devam ettim
başka Amerikan manzaralarına
saman yığınlarının, beyazlaşan suların
kayaların ūzerinde.

Hatta kahverengi bir tavşana
Yerinde duramaz gibi gőzūken uyanık kalmaya
Çerçeveden dışarı yaylandığını hayal ettim onun doğrudan doğruya.

Çeviren: Vehbi Taşar

Fishing on the Susquehanna in July
BY BILLY COLLINS

I have never been fishing on the Susquehanna
or on any river for that matter
to be perfectly honest.

Not in July or any month
have I had the pleasure—if it is a pleasure—
of fishing on the Susquehanna.

I am more likely to be found
in a quiet room like this one—
a painting of a woman on the wall,

a bowl of tangerines on the table—
trying to manufacture the sensation
of fishing on the Susquehanna.

There is little doubt
that others have been fishing
on the Susquehanna,

rowing upstream in a wooden boat,
sliding the oars under the water
then raising them to drip in the light.

But the nearest I have ever come to
fishing on the Susquehanna
was one afternoon in a museum in Philadelphia

when I balanced a little egg of time
in front of a painting
in which that river curled around a bend

under a blue cloud-ruffled sky,
dense trees along the banks,
and a fellow with a red bandanna

sitting in a small, green
flat-bottom boat
holding the thin whip of a pole.

That is something I am unlikely
ever to do, I remember
saying to myself and the person next to me.

Then I blinked and moved on
to other American scenes
of haystacks, water whitening over rocks,

even one of a brown hare
who seemed so wired with alertness
I imagined him springing right out of the frame.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 17 07 2019 - 20:56
İleti #1196


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Dağ Oturdu Ovanın Üzerinde—Emily Dickinson (975)

Dağ oturdu Ovanın ūzerinde
Onun koskocaman Ískemlesinde---
Onun gőzlemi herbir tarafta,
Onun soruşturması, heryerde—

Onun dizlerinin etrafında Mevsimler oynadı
Çocuklar gibi bir babanın etrafında halka halka--
O’ dur Gūnlerin Būyūkbabası
Şafağın, Atası—

Çeviren: Vehbi Taşar

Emily Dickinson-- 975

The Mountain sat upon the Plain
In his tremendous Chair—
His observation omnifold,
His inquest, everywhere—

The Seasons played around his knees
Like Children round a sire—
Grandfather of the Days is He
Of Dawn, the Ancestor—


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 17 07 2019 - 22:32
İleti #1197


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Ínanılmaz bir hūnerle yazılan bu şiirin orijinalinde dőrt kez tekrar edilen “there is nothing more to say” ve aynı şekilde gene tam dőrt defa tekrar edilen “they are all gone away” mısralarının anlamı her defasında biraz değişik. O yūzden bunların aynısını tekrar ederek çevirinin ses uyumunu aslına benzetmek imkanı olmadı.

Tepenin Üstūndeki Ev—Edwin Arlington Robinson (1869-1935)

Hepsi gitti,
Ev kapalı ve sūkunetli
Sőylecek hiçbirşey kalmadı.

Kırık duvarların arasından ve gri
Rūzgarlar ūfūrūr kasvetli ve tiz sesli:
Onların hepsi gitti.

Ne de var bugūn birisi
Sőylecek onların hakkında iyi ya da kőtū.
Sőylecek birşey kalmadı.

O zaman biz neden dolaşırız boşuna
Çőken eşiğin etrafında?
Gitti onların hepsi,

Ve bizim zavallı fantazimizin oyunu
Ziyan edilen hūnerdir onlara:
Sőylecek birşey mi kaldı sanki?

Hadise harabe ve çūrūme
Tepenin ūstūndeki Evde:
Onların hepsi gitti,
Sőylecek hiçbirşey kalmadı.

Çeviren: Vehbi Taşar

The House on the Hill
BY EDWIN ARLINGTON ROBINSON (1869-1935)

They are all gone away,
The House is shut and still,
There is nothing more to say.

Through broken walls and gray
The winds blow bleak and shrill:
They are all gone away.

Nor is there one to-day
To speak them good or ill:
There is nothing more to say.

Why is it then we stray
Around the sunken sill?
They are all gone away,

And our poor fancy-play
For them is wasted skill:
There is nothing more to say.

There is ruin and decay
In the House on the Hill:
They are all gone away,
There is nothing more to say.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 22 07 2019 - 21:38
İleti #1198


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Peçe—Emily Dickinson (1830-1886)

O bir Cazibe hissi verir bir yūze
Tutulan Kusurlu bir şekilde,--
Peçesini kaldırmaya kalkışmaz o Hanım
O cazibenin giderileceği korkusundan.

Fakat peçesinin ağının őtesini dikkatle seyreder,
Ve gőrūşmek ister ve isteğini inkar eder,--
Hayalin tatmin edeceği bir isteğin
Gőrūşmekle yok edileceği korkusundan.

Çeviren: Vehbi Taşar

Emily Dickinson (1830–86). Complete Poems. 1924.


Part Three: Love

XXVIII

A CHARM invests a face
Imperfectly beheld,—
The lady dare not lift her veil
For fear it be dispelled.

But peers beyond her mesh, 5
And wishes, and denies,—
Lest interview annul a want
That image satisfies.

Nasreddin Hoca’nın aşağıdaki fıkrası Emily Dickinson’un peçe hakkında yazdığı bu şiirle gūzel bir uyum yapıyor. Çūnkū Emily Dickinson bu çok kısa ve sıkışık şiirinde nedense 19. yūzyılın kontrat kanunlarında gőrūlen kelimeler kullanmış. Őrneğin “dispel”,“annul”,“interview”. “gidermek”, “fesh etmek”, “gőrūşme yapmak”. Sanırım bu şiiri yazarken onun da aklından evlilik geçiyordu!

Nasreddin Hoca evlenmeye karar vermiş. Etrafındakilere haber salmış, şöyle huyu suyu güzel bir hatun arıyorum diye. Bir süre sonra dostları Nasreddin hocaya bir eş adayı bulmuşlar. Kadını öve öve bitiremiyorlarmış.
-İşte şöyle soylu bir kadın.
-İşte şöyle huylu bir kadın.
Nasreddin Hoca tamam demiş madem benim için uygun bir kadın tez zamanda evleneyim onunla.
Düğün gecesi Nasreddin Hoca yüz görümlüğü verip duvağı açınca ne görsün. Kadın çok çirkin. Belli etmemeye çalışsa da bozulmuş.
Kadın Nasreddin Hoca’ya sadakatini göstermek için:
-Kocacığım kimlere görüneyim, kimlere görünmeyeyim, diye sormuş.
Nasreddin Hoca şoku üzerinden atamamış:
– Aman hatun bana görünme de kime görünürsen görün!

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 23 07 2019 - 00:44
İleti #1199


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Yūz Gerdirme Ameliyatı—Sylvia Plath (1932-1963)

Sen bana gūzel haberler getirirsin klinikten,
Ipek eşarpını hızla çıkararak, sıkı beyaz
Anne-giysilerini sergileyerek, gūlerek; ben haklıyım.
Ben dokuzumdayken, kireç-yeşili bir narkozitőr
Bir kurbağa-maskesinin arasından bana muz gazı yedirdi. Mide bulandıran mahzen
Vahşi kőtū rūyalarla gūmbūrdedi ve Jūpiter’e benzer sesleriyle cerrahların.
Anne yūzdū yukarıya, teneke bir leğen tutarak.
Ah ben hastaydım.

Onun hepsini değiştirdi onlar. Seyahat ederek
Çıplak Kleopatra gibi benim iyi kaynatılmış hastane vardiyamda,
Yatıştırıcı ilaçlarla gazlanmış ve aşırı derecede nūktedan,
Bir bekleme odasına yuvarlandırılırım orada nazik bir adam
Yumruk yapar parmaklarımı benim için. O bana kıymetli birşeyin
Sızdığını hissettirir parmak deliklerinden. Íkiye sayınca
Karanlık siler sūpūrūr beni tebeşir gibi bir karatahtada...
Hiçbirşeyden yoktur haberim.

Beş gūn gizlilik içinde yatarım,
Musluğu açılan bir fıçı gibi, yıllar benim yastığımın içine boşaltılarak.
En iyi arkadaşım bile ben memlekete gittim sanar.
Kőkleri yoktur derinin, o kolay soyulur kağıt kadar.
Ben sırıttığım zaman dikişler gerilir. Ben geriye doğru būyūrūm. Yirmi yaşındayım,
Kara kara dūşūnerek ve uzun eteklerin içinde ilk kocamın sedirinin ūzerinde, parmaklarım
Őlū finonun kuzukūrkūne gőmūlū;
Daha bir kedim yoktu o zaman.

Şimdi işi bitti onun, sarkık gerdanlı hanım
Yerleşmesine baktım, satır satır, aynamın içinde-
Eski çorap-yūzūn, bir dikiş yumurtasının ūzerinden aşağıya sarkan...
Onu tuzağa dūşūrdūler bir labaratuar kavanozunun içersinde.
Bırakın o őlsūn orada, ya da kurusun durmaksızın gelecek elli yılda,
Kafa sallayarak ve sallanarak ve parmaklayarak onun ince saçını.
Annelik ederek kendi kendime, uyanırım kundağa sarılmış sargı bezlerinin içersinde,
Pembe ve bir bebek kadar dūz.

Çeviren: Vehbi Taşar


Face Lift by Sylvia Plath

You bring me good news from the clinic,
Whipping off your silk scarf, exhibiting the tight white
Mummy-cloths, smiling: I'm all right.
When I was nine, a lime-green anesthetist
Fed me banana gas through a frog-mask. The nauseous vault
Boomed wild bad dreams and the Jovian voices of surgeons.
The mother swam up, holding a tin basin.
O I was sick.

They've changed all that. Traveling
Nude as Cleopatra in my well-boiled hospital shift,
Fizzy with sedatives and unusually humorous,
I roll to an anteroom where a kind man
Fists my fingers for me. He makes me feel something precious
Is leaking from the finger-vents. At the count of two
Darkness wipes me out like chalk on a blackboard...
I don't know a thing.

For five days I lie in secret,
Tapped like a cask, the years draining into my pillow.
Even my best friend thinks I'm in the country.
Skin doesn't have roots, it peels away easy as paper.
When I grin, the stitches tauten. I grow backward. I'm twenty,
Broody and in long skirts on my first husband's sofa, my fingers
Buried in the lambswool of the dead poodle;
I hadn't a cat yet.

Now she's done for, the dewlapped lady
I watched settle, line by line, in my mirror ---
Old sock-face, sagged on a darning egg.
They've trapped her in some laboratory jar.
Let her die there, or whither incessantly for the next fifty years,
Nodding and rocking and fingering her thin hair.
Mother to myself, I wake swaddled in gauze,
Pink and smooth as a baby.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 25 07 2019 - 17:26
İleti #1200


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Eldorado Íspanyol’ların 15. yūzyıldan başlayarak 300 yıldan uzun bir sūre Gūney Amerika’da bulmaya çalıştıkları efsanevi Altın Ímparatorluğudur. Bu bir efsane bile olsa buna inanan Konkistador denilen Íspanyol askerleri Kolombia, Venezuela, Guyana ve Kuzey Brezilya’da dağ tepe at koşturmuşlar ve her tarafı altınla kaplı bir şehir bulamasalar bile būtūn Gūney Amerika’yı feth edip , epeyce altın ve gūmūşū toplayıp Íspanya’ya geri gőtūrmūşlerdir.

Komik bir çocuk şiirine benzeyen Edgar Allan Poe’nun bu şiiri en azından ūç ay sūren çalkantılı bir gemi yolculuğundan sonra, atlarıyla, zırhlarıyla ve kılıçlarıyla 105 tane Íspanya’yı rahatça içine alabilecek būyūklūkte olan Gūney Amerika kıtasında 300 kūsur sene altın aramak için at koşturan Íspanyol şővalyelerinin kısa bir őykūsūdūr.

Eldorado—Edgar Allan Poe (1809-1849)

Zırhlar giyinmiş neşeyle,
Yiğit bir şővalye,
Gőlgede ve gūn ışığında
Seyahat etmişti uzun sūre,
Ağzında bir şarkıyla
Eldorado’nun peşinde.

Fakat yaşı ilerledi o adamın---
Ne kadar gőzūpekti o şővalyenin---
Ve onun kalbine bir gőlge dūştū---
Bulmadığından őtūrū
Eldorado’ya benzeyen
Hiçbir noktasını yerin.

Ve, onun gūcū ve kuvveti
Kendini tūketirken enine boyuna,
O bir haç yolcusunun gőlgesine rastladı--
‘Gőlge,’ dedi ona,
‘Nerededir acaba--
Bu Eldorado denilen kara parçası?’

‘Ay Dağlarının
Üzerinde, Gőlge Vadisinin
Altında, at koştur,’ dedi gőlge ona,
‘At koştur, atılganlıkla,
At koştur, kūstahça,
Eğer senin gayen Eldorada’yı bulmaksa.’

Çeviren: Vehbi Taşar

Eldorado
BY EDGAR ALLAN POE

Gaily bedight,
A gallant knight,
In sunshine and in shadow,
Had journeyed long,
Singing a song,
In search of Eldorado.

But he grew old—
This knight so bold—
And o’er his heart a shadow—
Fell as he found
No spot of ground
That looked like Eldorado.

And, as his strength
Failed him at length,
He met a pilgrim shadow—
‘Shadow,’ said he,
‘Where can it be—
This land of Eldorado?’

‘Over the Mountains
Of the Moon,
Down the Valley of the Shadow,
Ride, boldly ride,’
The shade replied,—
‘If you seek for Eldorado!’ .
Go to the top of the page
 
+Quote Post

50 Sayfa V  « < 46 47 48 49 50 >
Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 20 10 19 - 23:44