Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

50 Sayfa V  « < 47 48 49 50 >  
Reply to this topicStart new topic
> Amerikan Şiiri
Vehbi
mesaj 27 07 2019 - 04:09
İleti #1201


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Bir Yunan Atasőzūnūn Ardından—A.E. Stallings (1968- )

Ουδέν μονιμότερον του προσωρινού (Hiçbirşey kalmaz geriye geçip giden olmasa)

“Biz geçici olarak buradayız,” derim sorulduğunda---
Sadece bir kaç yıl demiştik, aradan dūzinelerce yıl geçti ondan sonra,
Hiçbirşey kalmaz geriye geçip giden olmasa.

Biz yemeğimizi yiyoruz katlanan sandalyelerin ūzerinde—onlar ucuzdurlar fakat neşe verici,
Teyple tutturduk kırık pencere camını. televizyon hala işlemez durumda.
“Biz geçici olarak buradayız,” derim sorulduğunda.

Biz suyu geçtimiz zaman karşıdan karşıya, sadece getirdik taşıyabildiğimiz ne varsa,
Fakat asla boşaltmadığınız kutular vardır daima.
Hiçbirşey kalmaz geriye geçip giden olmasa.

Bazen ben ağlamaklı olduğum zaman, sen őnerirsin bir teori:
Yurt hasreti ve gőz yaşartıcı gaz verir aynı buruk tadı.
Biz geçici olarak buradayızdır senin sorunun cevabı.

Biz dolaba saklarız kemikleri onları gőmmeye vaktimiz olmadığında,
Makbuzları doldururuz zarfların içersine, kağıtları klasőrlerde dosyalarız yan yana.
Hiçbirşey kalmaz geriye geçip giden olmasa.

Aradan on iki yıl geçti ve biz yemeğimizi yiyoruz alelâde tabaklarla:
Onlar çatlamasınldar diye, bize evlendiğimiz zaman verilen porselenleri bıraktık arkada,
“Biz geçici olarak buradayız,” derim sorulduğunda.
Hiçbirşey kalmaz geriye geçip giden olmasa.

Çeviren: Vehbi Taşar

After a Greek Proverb
BY A. E. STALLINGS

Ουδέν μονιμότερον του προσωρινού

We’re here for the time being, I answer to the query—
Just for a couple of years, we said, a dozen years back.
Nothing is more permanent than the temporary.

We dine sitting on folding chairs—they were cheap but cheery.
We’ve taped the broken window pane. tv’s still out of whack.
We’re here for the time being, I answer to the query.

When we crossed the water, we only brought what we could carry,
But there are always boxes that you never do unpack.
Nothing is more permanent than the temporary.

Sometimes when I’m feeling weepy, you propose a theory:
Nostalgia and tear gas have the same acrid smack.
We’re here for the time being, I answer to the query—

We stash bones in the closet when we don’t have time to bury,
Stuff receipts in envelopes, file papers in a stack.
Nothing is more permanent than the temporary.

Twelve years now and we’re still eating off the ordinary:
We left our wedding china behind, afraid that it might crack.
We’re here for the time being, we answer to the query,
But nothing is more permanent than the temporary.




Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 29 07 2019 - 05:25
İleti #1202


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Ünlū Amerikan şairi, Fransızca şiirlerin ūnlū Íngilizce çevirmeni ve kendine has bir şiir akımının yaratıcısı John Ashberry bu şiirinde onun şiirini ve şiir tarzını tenkit eden eleştiricilerden bahsediyor. Sizler’le başlayan cūmle neredeyse 12 satır devam ettiği için şiir zamanın ve hafızanın içinde kayboluyor. Fakat ses uyumları, okunuşları birbirine benzeyen ve yazılışları ayrı sőzcūkler Tūrkçeden ziyade Fransızcayla bağdaşıyor. Ashberry’nin şiir tarzını en iyi anlatan şiirlerden biri olduğu için çevirdim. Bu şiiri okurken satır satır değil, cūmle cūmle okumak lazım.

Bugūn (28 Temmuz) John Ashberry’nin doğum gūnūdūr.


Islak Pencere Kanatları—John Ashberry (1927-2017)

Eduard Raban, geçitten ilerlerken, açık kapı aralığına doğru yūrūdū, yağmur yağdığını gőrdū. O çok hızlı yağmıyordu.
– KAFKA, Taşrada Dūğūn Hazırlıkları’ndan

Ílginçtir kavram: gőrmek, yansıyormuş gibi
Üstūnden sular akan pencere camlarının içersinde, başkalarının bakışlarını
Onların kendi gőzlerinin arasından. Bir sindirimini onların kusursuz izlenimlerinin
Onların kendi çőzūmsel davranışlarının ūzerine yatırdığı yanınızda sizin
Ruh kadar saydam yūzūnūzūn. Sizler, fırfırlarının içinde duran
Biraz uzak fakat çok uzak olmayan bir çağın, kozmetikler,
Pabuçlar mūkemmel şekilde ileriye doğru çevrili, sūrūklenerek (siz ne kadar
Uzun sūre sūrūklenmekteydiniz; hatta ne kadar uzun sūre sūrūklenmeliydim ben de)
Şişeye kapatılmış bir cin gibi bir yūzeye doğru yaklaşamayan
hiçbirzaman,
Asla baştan sona delmemiş olan zamansız enerjisinin içersine
Bu meseleler ūzerinde kendi fikirleri olabilecek olan bir şimdinin,
Siz bilgi kuramlarıyla ilgili enstantane fotoğraflarısınız onların sūreçlerinin
Ílkőnce bahsetmiş olan sizin adınızdan birtakım kalabalık kokteyl
Partilerinde uzun sūre őnce, ve birisi (konuşulan kimse değil)
Onu tesadūfen işitmiştir ve taşımıştır bir kenarında onun cūzdanının
Yıllar boyu, cūzdan buruşturulurken ve kağıt paralar onun içine kaydırılrken
Ve dışarı çıkarılırken onun içinden. Ben o bilgiyi çok fazla istiyorum bugūn,

Ona sahip olamıyorum, ve bu kızdırıyor beni
Kızgınlığımı kullanacağım bir kőprū inşa etmek için Avinyon’daki gibi,
Onun ūzerinde dans edebileceği insanların bir hissini duymak için
Bir kőprūnūn ūzerinde dans etmenin. En sonunda kendi yūzūmū būtūnūyle gőreceğim
Suyun içinde yansımış değil fakat yıpranmış taş zemininde benim kőprūmūn.

Kendi kendime saklayacağım.
Tekrar etmeyeceğim benim hakkımdaki yorumlarını başkalarının.


Çeviren: Vehbi Taşar


Wet Casements—John Ashberry

When Eduard Raban, coming along the passage, walked into the
open doorway, he saw that it was raining. It was not raining much.
KAFKA, Wedding Preparations in the Country

The concept is interesting: to see, as though reflected
In streaming windowpanes, the look of others through
Their own eyes. A digest of their correct impressions of
Their self-analytical attitudes overlaid by your
Ghostly transparent face. You in falbalas
Of some distant but not too distant era, the cosmetics,
The shoes perfectly pointed, drifting (how long you
Have been drifting; how long I have too for that matter)
Like a bottle-imp toward a surface which can never be
approached,
Never pierced through into the timeless energy of a present
Which would have its own opinions on these matters,
Are an epistemological snapshot of the processes
That first mentioned your name at some crowded cocktail
Party long ago, and someone (not the person addressed)
Overheard it and carried that name around in his wallet
For years as the wallet crumbled and bills slid in
And out of it. I want that information very much today,

Can't have it, and this makes me angry.
I shall use my anger to build a bridge like that
Of Avignon, on which people may dance for the feeling
Of dancing on a bridge. I shall at last see my complete face
Reflected not in the water but in the worn stone floor of my bridge.

I shall keep to myself.
I shall not repeat others' comments about me.











Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 29 07 2019 - 21:29
İleti #1203


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Francine Harris Detroit şehrinde doğup būyūmūştūr. Bu şiiri 2010 da őnemli bir ődūl kazandı.

şaşı gőzlū katerin. kısa boylu. ve iyi bir şair değil--- francine j. harris

Bu sabah, senin bir MakDonald ūniforması içinde bulunduğunu duydum.

Bunu bir gől kasabasında gezerken işittim, orada ağaçlıklı boş karayollarının
su kenarı araba park yerlerine dőndūğū yerde. Diş fırçamı

unutmuştum ve dişimi parmağımla fırçalıyordum, bir arkadaşım
(seni tanımıyordu o) duyduğunu şu şekilde anlattı bana: Sen Katerini bilirsin

kısa boylu, saşı gőzlū. Şair. Íyi bir şair değil. Evet, ah işte o őlmūş. mavi

o gőlūn ūzerindeki sis olur çıkar ufkun içersine plastik kőpūk gibi. Piknik masaları
beyaz insanlarla dolu. Sorarım onlara kahve nerede bulunur burada. Maher’e git derler, alışveriş merkezi.

Merak ederim hiç Detroit’in dışına gitmeyi dūşūndūnmūydūn. Şiiir okuduğun zaman açık mikrofonda,
MakDonald hamburgercisini gősterirdin sokağın karşısında,
ve bize sőylerdin gelip seni gőrmemizi orada.

Şaşı gőzlū Katerin, kısa boylu ve iyi bir şair değil, zannederim ben neredeyse ağlayacaktım.
Neden olduğunu bilmiyorum, çūnkū ben seni sevmedim. Ve bu ilk zamandır senin adını hatırladığım.

Evli adamların peşinden koşmanı sevmedim. Şiirlerinin rezillik olduğunu sevmedim
ve onların hep evli adamlar hakkında olduğunu tahmin ettim.

Sen bazen kendi kendimi hatırlattın oğlanlara deli olan. Dūşūnūrūm bazen
insanların bana sőylemediklerini tam anlamıyla benim de olduğumu, ah biraz... yavaş.

Şaşı gőzlū Katerin, kısa boylu, iyi bir şair değil.
Ben senin daima beni gőzetleyen şaşı gőzūnū sevmedim. Ben senin beni adımla çağırmanı

sevmedim. Ben seni
sevmedim, seni ilk kez gőrdūğūmden beri MakDonald’da.

Saplı bir tahta bezi vardı elinde. Ve izin veriyordun evsiz bir zūppe adamın
seninle flőrt etmesine. Merak ettim o zaman, bu en iyisimiydi acaba

senin yapabildiğinin. O zaman őylemiydi merak ettim.

Katerin, şaşı gőzlū Katerin, kısa boylu, ve iyi bir şair değil.
Sen çok budalaydın terkedilmiş bir binada őlūmū boylamak için.

Ben seni sevmedim, çūnkū benim sana ne sőylemem lazımdı bilemedim. Ne sőyleyebilirdim.
Onların sana őyle bakmasına izin verme Katerin. Onların sana yaklaşmasına izin verme tek başına.

O şekilde gūlūnmez Katerin, sanki hiç kimse seni yakalayamayacakmış gibi. Herkes yavaş bir kızı affetmez. Katerin

bombok gőzle, kısa boylu. Emilmiş şiirle, daha iyi bilmen gerekmezmiydi senin. Ben kaçındım senden seni koridorda gőrūnce.
Ben seni gőrmemezlikten geldim őğle yemeği sırasına girince. Ben seni gőrmemezlikten geldim gőlūn içersinde.

Ben kaçındım senden. Benim şaşı gőzlūm. Katerin bir iğrenç gőzle, allah kahretsin.
Şiir tekrar oğlanlar için, bağışıklık kazanman gerekirdi senin. Bir karikatūr

olman gerekirdi senin. olabildiği kadar būkūktū bedenin. Kısa boylu.
ve iyi bir şair değil. Katerin

hiçbir gőzū kalmayan bundan bőyle. Ben kaçındım senden, benim adımı sőylediğin zaman,
ben nefret ettim ondan. Ben gerçekten terk etmek istedim Detroit’i. Tembel kısa boylu Katerin.

iyi bir şair değil. ve lanetlik. Birisi bir yerde sormuştu zaten
o neye benziyordu, ve cūzdanını çıkarmıştı bir kadın

‘Íşte bu oydu,’ diyen, ‘Benim gūzel bebeğim.’


Çeviren: Vehbi Taşar


katherine with the lazy eye. short. and not a good poet---francine j. harris

This morning, I heard you were found in your McDonald’s uniform.

I heard it while I was visiting a lake town, where empty woodsy highways
turn into waterside drives. I’d forgot

my toothbrush and was brushing with my finger, when a friend
who didn’t know you said he heard it like this: You know Katherine. Short.

with a lazy eye. Poet. Not a very good one. Yeah, well she died. the blue

on that lake fogs off into the horizon like styrofoam. The picnic tables
full of white people. I ask them where the coffee is. They say at Meijer.

I wonder if you thought about getting out of Detroit. When you read at the open mike
you’d point across the street at McDonald’s and told us to come see you.

Katherine with the lazy eye. short and not a good poet, I guess I almost cried.
I don’t know why, because I didn’t like you. This is the first time I remembered your name.

I didn’t like how you followed around a married man. That your poems sucked
and that I figured they were all about the married man.

That sometimes you reminded me of myself, boy crazy. That sometimes
I think people just don’t tell me that I’m kind of, well…slow.

Katherine with the lazy eye, short. and not a good poet.
I didn’t like your lazy eye always looking at me. That you called me

by my name. I didn’t
like you, since the first time I saw you at McDonald’s.

You had a mop. And you were letting some homeless dude
flirt with you. I wondered then, if you thought that was the best

you could do. I wondered then if it was.

Katherine with the lazy eye, short, and not a good poet.
You were too silly to wind up dead in an abandoned building.

I didn’t like you because, what was I supposed to tell you. What.
Don’t let them look at you like that, Katherine. Don’t let them get you alone.

You don’t get to laugh like that, like nothing’s gonna get you. Not everyone
will forgive the slow girl. Katherine

with the fucked up eye, short. Poetry sucked, musta’ knew better. I avoided you
in the hallway. I avoided you in lunch line. I avoided you in the lake.

I avoided you. My lazy eye. Katherine with one hideous eye, shit.
Poetry for boys again, you should have been immune. you were supposed

to be a cartoon. your body was supposed to be as twisted as
it was gonna get. Short. and not a good poet. Katherine

with no eye no more. I avoided you, hated it, when you said my name. I
really want to leave Detroit. Katherine the lazy short.

not a good poet. and shit. Somewhere someone has already asked
what was she like, and a woman has brought out her wallet and said

This is her. This is my beautiful baby.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 30 07 2019 - 21:40
İleti #1204


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Wisconsin’li şair Jodie Hollander’ın bu gūzel şiirine eklenecek tek şey būtūn fertleri klasik mūzik sanatçısı olan bir aileden geldiğidir.

Patates Bitkileri—Jodie Hollander

Annem yapış yapış bir yerde saklardı patatesleri
benim cesaret edemediğim onun içine girmeye asla
mutfak lavabosunun altında.
Fakat ekim zamanı gelince Sonbaharda
beni aşağıya gőnderirdi daima
o pis kokulu kūflū dolabın içine bakmaya;
pateteslerin yumuşamış, hatta kuruyup būzūlmūş gőzūktūğū orada;
beyaz filizler būyūtmūştū bazıları karanlıkta.
Yırtıp açardım fileleri, kalın pisliği
hissederek ellerimde, patatesleri biriktirirken bir kaseye,
sonra annemle buluşurdum dışarda arka bahçenin içinde.
Onun gőlgesinin hareket ettiğini gőrūrdūm orada hızla,
tırmıklayarak toprağı, ve kullanarak onun gūçlū ellerini
çimenleri topraktan kopararak ve onları tezekler gibi dizerek sıra sıra.
Benim kūçūk ellerim kopye ederdi annemin ellerini,
birer birer patatesleri gőmerken yere beraberce,
annem itiraf ettiği zaman bana onun aşk ilişkisini.
Ah bir de o karısını bıraksaydı diye kıkır kıkır gūldū.
O zaman, gūneş batarken bizim arka bahçemizin ūzerinde,
o durakladı, bana doğru dőndū ve sordu,
babanı bırakmam mı gerek sana kalırsa?
Hiçbir ipucu olmaksızın dūşūndūm annemin sorusunu
dūşūnūrūm onu hala yıllar sonra imkansız bulduğum zaman uyumayı;
ya da bizim bitkilerimiz filizleneceklermiydi diye gūnūn birinde uzun bacaklarla,
ve çarpık çurpuk yūrūyeceklermiydi uygun adım geceleyin benim rūyalarıma.
Oturma odamızdan gūmbūrdedi babamın piyanosu
ben fısıldarken annemin kulağına, Evet—bırak onu.
Ektiğimiz Patateslerin ūstūnū kapadık ondan sonra kat kat samanla,
ve būtūn su fışkırtıcıları açtık karanlıkta.

Çeviren: Vehbi Taşar

The Potato Plants
Jodie Hollander

She kept the potatoes beneath the kitchen sink
in a dank place I never dared to enter.
But at fall planting time Mother always sent me
down into that moldy smelling cupboard,
where the potatoes looked soft, even shriveled;
some had grown white shoots in darkness.
I’d rip open the netting, feeling the thick dirt
on my hands, as I gathered potatoes in a bowl,
then met my mother out in the back garden.
There I’d find her shadow moving quickly,
raking the plot, and using her strong hands
to make rows and rows of divots in the earth.
My little hands copied my mother’s hands,
as one by one we buried potatoes together,
while Mother confessed to me about her affair.
If only he would leave that wife, she’d chuckle.
Then, as the sun set over our backyard,
she paused, turned to me and asked,
Don’t you think I ought to leave your Father?
I thought of Mother’s question, without a clue
that years later I’d find it impossible to sleep;
or that our plants might one day sprout long legs,
and march crooked into my dreams at night.
Father’s piano thundered from the living room
as I whispered to my mother, Yes – leave him.
Then we covered up the plot with layers of hay,
and in the darkness turned on all the sprinklers.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 01 08 2019 - 19:22
İleti #1205


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Moby Dick’in yazarı Herman Melville’in kitapları ve şiirleri sadece senelerce sūren ve būtūn dūnya denizlerinde tayfa olarak yaptığı deniz yolculuklarındaki gőzlemlerinden kaynaklanmamıştır. Būtūn kitaplarında yıllarca sūren ansiklopedik araştırmalarının notları mevcuttur ve bunların içersinde her zaman insan psikolojisi, politika ve sosyal olaylarla ilgili paralleller bulmak mūmkūndūr.


Maldivlerin Kőpek Balığı—Herman Melville (1819-1891)

Kőpekbalığına gelince, soğukkanlı olan,
Donuk renkli ayyaşına Maldiv denizinin,
Pilot-balıkları ince ve zarif, gőkmavisi ve narin,
Nekadar uyukanık dururlar huzurunda onun.
Hiçbirşey yoktur onun bıçkı çukuru ağzından,
Ya da onun kabristan kursağından
Onlara zarar verecek olan, onları dehşete dūşūren,
Fakat onun korkunç bőğrūnde su gibi akarak kayarlar
Ya da onun yılan saçının őnūnde Gorgon başına benzeyen;
Ya da pusuya yatarlar őnūnde onun testere uçlu dişlerinin
Parıldayan kapılarının ūçer ūçer dizili beyaz sıralarında,
Ve orada bir barınak bulurlar tehlike yatarken yurt dışında,
Íltica edilecek bir yer Kader Perilerinin ağızlarında!
Onlar arkadaştırlar; ve arkadaşça rehberlik ederler ona ava,
Fakat ikramdan nasiplerini almazlar asla—
Gőzler ve beyinler uyuşuk ve kőr bunağa,
Korkunç etin soluk akbabasına.

Çeviren: Vehbi Taşar

The Maldive Shark--- Herman Melville

About the Shark, phlegmatical one,
Pale sot of the Maldive sea,
The sleek little pilot-fish, azure and slim,
How alert in attendance be.
From his saw-pit of mouth, from his charnel of maw
They have nothing of harm to dread,
But liquidly glide on his ghastly flank
Or before his Gorgonian head;
Or lurk in the port of serrated teeth
In white triple tiers of glittering gates,
And there find a haven when peril’s abroad,
An asylum in jaws of the Fates!
They are friends; and friendly they guide him to prey,
Yet never partake of the treat—
Eyes and brains to the dotard lethargic and dull,
Pale ravener of horrible meat.






Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 06 08 2019 - 04:25
İleti #1206


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Dūşmanlar—Wendel Berry (1934-)

Eğer bir canavar olmak değilse niyetiniz,
onların ne dūşūndūğūne őnem vermelisiniz.
eğer onların ne dūşūndūğūnū őnemserseniz,

siz nasıl onlardan nefret etmeyeceksiniz,
ve siz de bőylece bir canavarı haline gelmeyeceksiniz
karşı taraftaki birinin? O zaman

Sevgi nereden gelir—sevgi dūşmanınız için
yolunu açan sizin őzgūrlūğūnūzūn?
Affetmekten gelen. Affedilince bir kere, onlar

őzgūr kalırlar sizden, ve siz de onlardan;
onlar gūn ışığı gibidirler sizin için
ūzerinde yeşil bir dalın. Siz

onları dūşūnmemelisiniz tekrar
haricinde canavarlar olmalarının sizin kendiniz kadar,
acınacak halde olan bağışlamaz olduklarından.

Çeviren: Vehbi Taşar

Enemies
BY WENDELL BERRY

If you are not to become a monster,
you must care what they think.
If you care what they think,

how will you not hate them,
and so become a monster
of the opposite kind? From where then

is love to come—love for your enemy
that is the way of liberty?
From forgiveness. Forgiven, they go

free of you, and you of them;
they are to you as sunlight
on a green branch. You must not

think of them again, except
as monsters like yourself,
pitiable because unforgiving.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 06 08 2019 - 21:03
İleti #1207


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Kūçūk Lūtuflar--- Danusha Laméris

Ínsanların bacaklarını nasıl geri çektiklerini dūşūnūyordum,
siz kalabalık bir ara geçitten yūrūdūğūnūz zaman,
size yol vermek için. Ya da nasıl, “Çok yaşa,” dediklerini
birisi hapşırdığı zaman, bir alışkanlık Bubonik veba salgınından
kalan. Bizim aslında “őlme” dememiz lazım.
Ve bazen, limonlar taştığı zaman sizin alışveriş torbanızdan,
birisi size yardım eder onları toplamak için yerden.
Genellikle biz zarar vermek istemeyiz birbirimize.
Sıcak olsun isteriz bize kahve ikram edildiği zaman, ve
teşekkūr etmek isteriz onu verene. Onlara gūlmek ve onların bize
gūlmesini isteriz karşılık olarak. Garson kıza, bizi şekerim diye çağıran,
o bir balık çorbası kasesini őnūmūze koyduğu zaman, ve araba şofőrūne
kırmızı kamyonetin içindeki, bizim onu geçmemize mūsaade eden.
Bizim birbirimizle paylaşacak o kadar az şeyimiz var ki şimdi.
O kadar uzaktayız ki kabileden ve ateş başından. Sadece
bu kısa değiş tokuş anlarımız var. Onların gerçek ikamet yerleri
olduklarını farzedelim kutsallığın, bizim birlikte inşa ettiğimiz,
gőz açıp kapatıncaya kadar ortadan yok olan bu geçici tapınakların,
biz sőylediğimiz zaman, “Buyrun, oturun, benim yerimi siz alın,”
“Siz benim őnūmden gidin,” “Şapkanızı çok sevdim.”

Çeviren: Vehbi Taşar

Small Kindnesses
by Danusha Laméris

I’ve been thinking about the way, when you walk
down a crowded aisle, people pull in their legs
to let you by. Or how strangers still say “bless you”
when someone sneezes, a leftover
from the Bubonic plague. “Don’t die,” we are saying.
And sometimes, when you spill lemons
from your grocery bag, someone else will help you
pick them up. Mostly, we don’t want to harm each other.
We want to be handed our cup of coffee hot,
and to say thank you to the person handing it. To smile
at them and for them to smile back. For the waitress
to call us honey when she sets down the bowl of clam chowder,
and for the driver in the red pick-up truck to let us pass.
We have so little of each other, now. So far
from tribe and fire. Only these brief moments of exchange.
What if they are the true dwelling of the holy, these
fleeting temples we make together when we say, “Here,
have my seat,” “Go ahead—you first,” “I like your hat.”
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 06 08 2019 - 21:55
İleti #1208


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Kalifornia’lı şair Danusha Laméris’in ailesi 1975 iç savaşı sırasında Beyrut’ta yaşıyordu.

Ínşallah—DANUSHA LAMÉRIS

Bilmem o ne zaman kaydı benim konuşmamın içine
o yumuşak kelime, “Allah isterse.”
Ínşallah gelecek yaz buluşacağız tekrar.
Bebek inşallah baharda doğacak.
Bu sene inşallah yeteri kadar yağmur yağacak.

Ne kadar çok planlarım varmış benim açıklığa kavuşmamış olan
annemin çabuk parmaklarının altındaki saç őrgūleri kadar en azından.

Bunu sőylemek için bir kelime vardır her dilde. Bir kelime
būyūkannelerimizin sőyledikleri nefeslerinin gerisinde
beyazları mandalladıkları zaman çamaşır iplerine,
onları limona yatırdıktan sonra asarken gūneşte kurusunlar diye,
ya da patatesleri soyarken,
ve onların kabuklarını bir çőptenekesinin içine atarken.

Oğullarımız gelecek ay geri dőnecekler inşallah.
Bu harp az sonra bitecek inşallah
Ínşallah pirinç kışı geçirince kadar dayanacak.

Ne kadar kolaylıkla őğreniriz ūmide yapışmayı,
sanki o sizin elinizi ısırabilen bir hayvanmış gibi
eğer dőnebilirse geriye.
Ve biz onu taşırız hala, dikkatle,
aynen annemizin bize őğrettiği şekilde,
bir gūnden őtekine.

Çeviren: Vehbi Taşar

Insha’Allah
BY DANUSHA LAMÉRIS

I don’t know when it slipped into my speech
that soft word meaning, “if God wills it.”
Insha’Allah I will see you next summer.
The baby will come in spring, insha’Allah.
Insha’Allah this year we will have enough rain.

So many plans I’ve laid have unraveled
easily as braids beneath my mother’s quick fingers.

Every language must have a word for this. A word
our grandmothers uttered under their breath
as they pinned the whites, soaked in lemon,
hung them to dry in the sun, or peeled potatoes,
dropping the discarded skins into a bowl.

Our sons will return next month, insha’Allah.
Insha’Allah this war will end, soon. Insha’Allah
the rice will be enough to last through winter.

How lightly we learn to hold hope,
as if it were an animal that could turn around
and bite your hand. And still we carry it
the way a mother would, carefully,
from one day to the next.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 07 08 2019 - 22:08
İleti #1209


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Ben Gūzellik Uğruna Őldūm-- #449 Emily Dickinson (1830-1886)

Ben Gūzellik uğruna őldūm—fakat Mezara
Tam alışmadan őnce
Birisi yatırıldığı zaman yandaki bir odanın içine
Őlmūş olan Gerçeğin uğruna—

O yavaşça sordu bana ‘Sen neden őldūn,’ diye
‘Gūzellik için’, dedim ona-
‘Ve ben—Gerçeğin uğruna—Onlar aynıdır birbirleriyle--
Biz Kardeşleriz’, dedi O--

Ve biz, Akrabalar, bőylece karşılaştık bir gece vakti-
Konuştuk odaların arasında-
Yosun erişinceye kadar dudaklarımıza-
Ve őrtūnceye kadar --isimlerimizi—

Çeviren: Vehbi Taşar

I Died for Beauty--#449 Emily Dickinson

I died for Beauty – but was scarce
Adjusted in the Tomb
When One who died for Truth was lain
In an adjoining Room –

He questioned softly ‘Why I failed’?
‘For Beauty’, I replied –
‘And I – for Truth – Themself are one –
We Brethren are’, He said –

And so, as Kinsmen, met a Night –
We talked between the Rooms –
Until the Moss had reached our lips –
And covered up – our names –

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 09 08 2019 - 18:14
İleti #1210


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



‘Anasazi’ anlamı ‘ezelden dūşman’ olan eski bir Navaho kızılderili kelimesidir. Bu kelimeyi antropologlar toprağı sūrerek geçinen Pueblo Kızılderililerini onların komşuları olan ve avcılıkla geçinen ve mevsimle gőç eden nomadik kabilelerden ayırt etmek için icat etmişlerdir. Yani uydurma bir kelimedir. Çūnkū bu iki toplum arasında her zaman dūşmanlıktan ziyade evlilikler ve alışveriş ya da ticaret olmuştur. Bunun en iyi őrneği New Meksiko eyaletinde yaşayan şairin kendisidir. Bir Navajo kızılderilisi olan Tacey M. Atsitty, ‘kayada uyuyan insanlar’ isimli bir kabileye mensup olmasına rağmen Ta'neeszahnii (karmaşık iplikler) denilen bir çifçi kabilesinde dūnyaya gelmiştir.

Anasazi-- TACEY M. ATSITTY

Biz nasıl őlebiliriz zaten meyilli olduğumuz zaman
yemeğin ortasında masayı bırakıp gitmeye
eski zaman kabilelerinden Birileri gibi başka bir yere giden
nefes almaya. Tuz hareketsiz oturur. Biber yuvarlanır
kendi etrafında telaş içinde. Biz őlme pratiği yaptık uzun sūre:
danslara boş verdiğimiz zaman ya da şehri ziyaret etmekten
vazgeçtiğimiz zaman yemeklerimizi çiğnerken.
Biz duvarları yemek odası gibi yuvarlaklaştırdık
bir kanyonun içinde, yemeğimizi yedik rūzgarla birlikte--
Üzgūnūz aceleyle bırakıp gittiğimize, fakat yediğimiz yemek
bizim değildi. Üzgūnūz beyaz hayvan yağının
kaldığına tabaklarımızın ūzerinde, ve reçelin
asla katı hale gelmediğine—onu şurup olarak kullanın
bizim hakkımızdaki her teorinizin ūstūnū őrtmeye.

Çeviren: Vehbi Taşar


Anasazi
BY TACEY M. ATSITTY

How can we die when we're already
prone to leaving the table mid-meal
like Ancient Ones gone to breathe
elsewhere. Salt sits still, but pepper's gone
rolled off in a rush. We've practiced dying
for a long time: when we skip dance or town,
when we chew. We've rounded out
like dining room walls in a canyon, eaten
through by wind—Sorry we rushed off;
the food wasn't ours. Sorry the grease sits
white on our plates, and the jam that didn't set—
use it as syrup to cover every theory of us.



Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 11 08 2019 - 23:32
İleti #1211


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Telefon şirketi New York şehrinde oturan siyahi madam Alberta K Johnson’u onun Amerika’nın ortasında bulunan Kansas Şehriyle ődemeli olarak kabul ettiği bir şehirlerarası konuşmasının ūcretini alabilmek için telefonla arıyor.

Madam ve Telefon Faturası—Langston Hughes (1902-1967)

‘Siz’ OK’lediniz mi dedin
ŞEHÍRLERARASI GŐRÜŞME’mi?
Ne zaman OK’lendi bu iş?
Aman Allahım, Kansas Zamanı mı
Demek o zaman oldu bu!

Ben kızgınım ve nefret ediyorum
O zenci adamdan şimdi.
Ben hiçbir surette ődemeyeceğim
GERÍ ÇEVRÍLEN ÜCRETLERÍ.

Sen, ben ődemek zorundayım mı dersin onu--
Yoksa elimden mi alacaksın telefonumu?
Sen burnunu sokmasan daha iyi olur
Íşlerine benim telefonumun.

Ben ona sormadım
Bana telefon etsin diye.
Lanet olası Rosko adı gibi bilir
ŞEHÍRLERARASI GŐRÜŞME
Bedava değildir.

Bak ben onu bir yakalayayım
Tanrı acısın ona yakalarsam eğer
Beni ta Kansas Şehrinden
Aramak ne demekmiş őğrenir.

O bana seni seviyorum diyecektir!
Sevdiğini biliyordum zaten.
Sen bana neden sőylemezsin
Bilmediğim birşey?

Őrneğin, o allahın belası kızlar
Ne yapabilirlerdi
Alberta K. Jonson’un
Yapabildiğinden—ve ondan da fazla ne vardır?

Nedir bu Merkezi
Zaman Sistemi?
Senin ilgin yoktur mu dersin hiçbirşeyle
Benim őzel işimle ilgili?

Pekala őyle olsun, o zaman, benim de
Senin TELEFON FATURANLA ilgim yoktur o kadar bile!

Ve- Hımm- hımm! Evet!
Sen ben OK’yimi sana verdim diyorsun!
Pekala, o kadar istiyorsan o OK senin olsun---

Fakat şunu bil ki ben sana beş kuruş bile vermeyeceğim!

Çeviren: Vehbi Taşar

Madam and the Phone Bill
Langston Hughes - 1902-1967

You say I O.K.ed
LONG DISTANCE?
O.K.ed it when?
My goodness, Central
That was then!

I'm mad and disgusted
With that Negro now.
I don't pay no REVERSED
CHARGES nohow.

You say, I will pay it—
Else you'll take out my phone?
You better let
My phone alone.

I didn't ask him
To telephone me.
Roscoe knows darn well
LONG DISTANCE
Ain't free.

If I ever catch him,
Lawd, have pity!
Calling me up
From Kansas City..

Just to say he loves me!
I knowed that was so.
Why didn't he tell me some'n
I don't know?

For instance, what can
Them other girls do
That Alberta K. Johnson
Can't do—and more, too?

What's that, Central?
You say you don't care
Nothing about my
Private affair?

Well, even less about your
PHONE BILL, does I care!

Un-humm-m! . . . Yes!
You say I gave my O.K.?
Well, that O.K. you may keep—


But I sure ain't gonna pay!


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 12 08 2019 - 15:34
İleti #1212


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Onbeşinci Elvada—Louise Bogan (1897-1970)

I

Benden būtūn şeyleri alabilirsin, dışında nefesimin,
Gırtlağımdaki hafif yaşam duraklamayacaktır
Senin aşkın için, ne de senin kaybın için, ne de hiçbir sebep için.
Ben őlūme bir pezevenk mi yaptırılacağım,
Yeşil yeri mi kazacağım alttaki karanlık için,
Toza izin mi vereceğim olmuş olan herşeyin ūstūnū őrtmek için
Herşeyle olacak olan? Daha iyi, zamanın pençelerinden,
Sertleşmiş yūz altında hemen gőze çarpmayan çelengin.

Daha soğuk kuyuların içindeki taşlardan, daha tatlı, daha nazik
Sıcaktan, sadakatsiz kelimelerle kımıldar, benim nefesim
Benim dalan kanıma yakın. Kuvvetli ol ve kırılmayan sisi as
Benim gőğsūmūn ūzerine ve aklımın,
Nefesimin! Seven kalbi unutacağız biz,
Onun bıçağı, ve onun azı dişi benim bedenimde çarpmasına rağmen.

II

Ben hata yaptım dūşūndūğūm zaman yalnızlığın geniş
Biçilmiş çimin kokusu olduğunu, terkedilmiş tarlaların ūzerinde,
Ya da tecrit edilmenin ūrūnū olan herhangibir gőlge.
Yalnızlık kalpti senin yan tarafının içersinde.
Senin dūşūncen, eğimli havaydı, benim dokunuşumun őtesinde
Halkalanmış bir çok sınırla rūzgar kadar çok.
Ben nasıl yargılayabilirdim seni nazik ya da kaba olarak
Būtūn parlak uçuş boşluğu senin sorumluluğun içinde olduğu zaman?

Şimdi seni bıraktığım için ben yalnız bırakılacağım
Basit boş gūnlerle, hiçbirzaman olmayacak o ūrperen
Çınlayan kalp benim kollarımın arasında çarpan
Tekrar, sanki çıldırmış gibi mesafe için, --sadece
Akşamın kademeleri, şimdi, bir tepenin gerisinde,
Ya da geç kalan bir horoz-őtūşū kararan çiftliklerden.

Çeviren: Vehbi Taşar

Fifteenth Farewell
BY LOUISE BOGAN (1897-1970)

You may have all things from me, save my breath,
The slight life in my throat will not give pause
For your love, nor your loss, nor any cause.
Shall I be made a panderer to death,
Dig the green ground for darkness underneath,
Let the dust serve me, covering all that was
With all that will be? Better, from time’s claws,
The hardened face under the subtle wreath.

Cooler than stones in wells, sweeter, more kind
Than hot, perfidious words, my breathing moves
Close to my plunging blood. Be strong, and hang
Unriven mist over my breast and mind,
My breath! We shall forget the heart that loves,
Though in my body beat its blade, and its fang.

II

I erred, when I thought loneliness the wide
Scent of mown grass over forsaken fields,
Or any shadow isolation yields.
Loneliness was the heart within your side.
Your thought, beyond my touch, was tilted air
Ringed with as many borders as the wind.
How could I judge you gentle or unkind
When all bright flying space was in your care?

Now that I leave you, I shall be made lonely
By simple empty days, never that chill
Resonant heart to strike between my arms
Again, as though distraught for distance,¬–only
Levels of evening, now, behind a hill,
Or a late cock-crow from the darkening farms.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 12 08 2019 - 16:31
İleti #1213


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Bir Yangını Sőndūremezsiniz--- Emily Dickinson

Bir Yangını sőndūremezsiniz--
Tutuşabilen bir Şey
Gidebilir, kendi başına, bir Yelpaze olmadan---
En yavaş gecenin ūstūne tırmanarak---

Bir Seli ikiye katlayamazsınız--
Ve onu bir Çekmecenin içine koyamazsınız---
Çūnkū onu bulup ortaya çıkaracaktır Rūzgarlar---
Ve haberdar edeceklerdir Zemininizi Sedir Ağacından yapılan.

Çeviren: Vehbi Taşar


You Cannot Put a Fire out—Emily Dickinson

You cannot put a Fire out —
A Thing that can ignite
Can go, itself, without a Fan —
Upon the slowest Night —

You cannot fold a Flood —
And put it in a Drawer —
Because the Winds would find it out —
And tell your Cedar Floor —
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 17 08 2019 - 10:13
İleti #1214


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



“Sokaklarda gerçek polisler vardı” dan—Deborah Landau (1973- )

Ínip çıkan şehirde sarhoş olmak iyiydi,
viski kesip atarak gūnūn korkusunu—

şafak Zanaks’ın bir elemanıyla geldi,
alacakaranlık çőktū ve ben aptallaştırdım kendimi.

Gelinler, gūveyler vardı orada.
bu canından bezmiş oğlan çocuk askerleri iPhone’larla ve silahlarla.

ben yumuşak bir hedefim, sen yumuşak bir hedefsin,
ve yūzlerce yūzlerce bin yumuşak hedefleri vardır şehrin;

geçirgen deri, yumuşaklığı yūzūn,
iç tarafları bileğin, kalçalar, dudaklar, dil,

evrensel beden,
sonsuz yer değiştirebilen yumuşaklığıyla onun---

yumuşak hedefler, yumuşak okurlar, içki içenler,
yayalar yağmurda yūrūyen;

kırılan ışıkta biz çıktık dışarıya
ve şimdi aynı odayı paylaşıyoruz onunla

Íyi haber bizim kendimiz var birbirimize.
Kőtū haber Kalaşnikof saldırı tūfekleri.

(okumak istermiydin bana yumuşağın içersinde
girmek istermiydin benim içime yumuşağın içersinde

Benden bir őğle yemeği istermiydin yumuşağın içersinde
onun uzun çılgınlığının içinde?)

hafif makineli tūfekler, tabancalar, cephane,
dőrt kutu tıka basa dolu binlerce kūçūk çelik gūllelerle .

Çeviren: Vehbi Taşar

from "there were real officers in the streets"

Deborah Landau

It was good getting drunk in the undulant city,
whiskey lopping off the day's fear—

dawn came with an element of Xanax,
dusk came and I dumbed myself down.

Where there were brides, grooms,
these bored boysoldiers with iPhones and guns.

I'm a soft target, you're a soft target,
and the city has a hundred hundred thousand softs;

the pervious skin, the softness of the face,
the wrist inners, the hips, the lips, the tongue,

the global body,
its infinite permutable softnesses—

soft targets, soft readers, drinkers,
pedestrians in rain;

in the failing light we walked out
and now we share a room with it

(would you like to read to me in the soft
would you like to enter me in the soft

would you like a lunch of me in the soft
in its long delirium?)

The good news is we have each other.
The bad news is Kalashnikov assault rifles,

submachine guns, pistols, ammunition,
four boxes packed with thousands of small steel balls.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 17 08 2019 - 20:51
İleti #1215


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Altın bir ışık vardır bazı eski tablolarda—Donald Justice (1925-2004)

1.

Altın bir ışık vardır bazı eski tablolarda
Gūnışığının bir yayılımını canlandıran.
O mutluluk gibidir, biz mutlu olduğumuz zaman.
O heryerden gelir ve hiçbiryerden anında, bu ışık,
Ve zavallı askerler gelişigūzel yayılan haçın ayağında
Onun hayrını paylaşırlar haçla eşit miktarda.

2.

Orfeus siyah nehrin yanında durakladı.
Bakacak o kadar çok şey varken ilerde o geriye baktı.
Biz onun o zaman şarkı sőylediğini dūşūnūrūz, fakat kayboldu o şarkı.
En azından o sevgiliyi gőrmūştū geride bir kez daha.
Ben derim o şarkı bu şekilde yazıldı: ‘Ah uzat şimdi
Kederin sūresini daha fazla uzatacak tek şey o kaldıysa’

3.

Dūnya çok tozludur, amca. Biz koyulalım çalışmaya.
Gūnūn birinde hastalık geçecektir yeryūzūnden mutlaka.
Çiçek açacaktır bu meyve bahçesi; gitar çalacaktır biri.
Çalışmalarımız gőrūlecektir kuvvetli gibi ve temiz ve iyi.
Ve būtūn çektiğimiz acı var oluşun getirdiği
Unutulacaktır sanki o hiç olmamış gibi.


Çeviren: Vehbi Taşar


“There is a gold light in certain old paintings” (1925-2004)
BY DONALD JUSTICE


1

There is a gold light in certain old paintings
That represents a diffusion of sunlight.
It is like happiness, when we are happy.
It comes from everywhere and from nowhere at once, this light,
And the poor soldiers sprawled at the foot of the cross
Share in its charity equally with the cross.

2

Orpheus hesitated beside the black river.
With so much to look forward to he looked back.
We think he sang then, but the song is lost.
At least he had seen once more the beloved back.
I say the song went this way: O prolong
Now the sorrow if that is all there is to prolong.


3

The world is very dusty, uncle. Let us work.
One day the sickness shall pass from the earth for good.
The orchard will bloom; someone will play the guitar.
Our work will be seen as strong and clean and good.
And all that we suffered through having existed
Shall be forgotten as though it had never existed.




Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 18 08 2019 - 03:54
İleti #1216


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Bundan 50 sene once 17 Ağustos gūnū ABD’nin Meksika Kőrfezine bakan gūney sahilini silip sūpūren Kamil Kasırgası tarihte kaydedilen ikinci būyūk kasırgadır. Bu şiiri yazan Natasha Trethewey bu kasırgadan etkilenen eyaletlerden biri olan Missisipi’de yaşıyor. Fakat bu kasırga vurduğu zaman o sadece 3 yaşındaydı.

Allahın Íşi (Takdîr-i Ílahî)—Natasha Trethewey

Geri kalan ne varsa kare gőrūntūlerdir: Kamil’den
őnce, 1969—Kasırga
partiler, eğilen palmiyeler
rūzgarda,
geriye savrulmuş palmiye yaprakları,

bir kadın saçı. O zaman o olduktan sonra:
boş arsalar
sahile atılmış vapurlar, bir bataklık

orada mezarların olduğu yerde eskiden. Anımsarım

nasıl sokulmuştuk birbirimize būtūn gece bizim kūçūk evimizde,
bir odadan bir odaya taşınarak,
boşaltarak yağmurla dolan kaseleri,

Ertesi gūn, evimiz---
beton blokların ūzerinde—yūzūyor gibi gőzūktū

sel basmış avlunun içinde: temel gitmişti

bizim altımızda, gőremedim hiçbirşey varmıydı
bizi bağlayan karaya
suyun içinde, yansıyan yūzlerimiz
titreşim yaptı,
ben eğildiğim zaman dokunmak için ona
gőzden yok oldu.


Çeviren: Vehbi Taşar


Providence
BY NATASHA TRETHEWEY (1966- )


What's left is footage: the hours before
Camille, 1969—hurricane
parties, palm trees leaning
in the wind,
fronds blown back,


a woman's hair. Then after:
the vacant lots,
boats washed ashore, a swamp



where graves had been. I recall


how we huddled all night in our small house,
moving between rooms,
emptying pots filled with rain


The next day, our house—
on its cinderblocks—seemed to float


in the flooded yard: no foundation


beneath us, nothing I could see
tying us to the land.
In the water, our reflection
trembled,
disappeared
when I bent to touch it.




Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 19 08 2019 - 04:17
İleti #1217


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Artık Kullanılmayan bir Mezarlıkta—Robert Frost (1874-1963)

Yaşayan gelir çimende ıslanan adımla
Tepenin ūzerine mezar taşlarını okumaya;
Bu mezarlık yaşayanı kendine çeker hala,
Fakat őleni değil artık asla.

Onun içindeki mısralar aynı şeyi sőylerler daima:
‘Bugūn yaşayarak gelenler mezarlığa
Taşları okumaya ve mezarlıktan kaçmaya
Yarın őleceklerdir ve geleceklerdir kalmaya.’

Mermerlerin kafiyeleri ne kadar emindirler őlūmūn kesinliğinden,
Lakin geri durmazlar zamanı sūrekli olarak izlemekten
Nasıl olur da artık buraya gelmez hiçbir őlen adam?
Kaçıran nedir adamları buradan?

Kolay olmazmıydı akıllıymış gibi davranmak
Ve taşlara, “Adamların őlūmden nefret ettiğini,” anlatmak
Ve onlara, “Őlmek durduruldu,” deseydik şimdi, “sonsuza kadar.”
Sanırım yalana inanırdı onlar.

Çeviren: Vehbi Taşar 19 Ağustos, 2019 Ankara

In a Disused Graveyard
BY ROBERT FROST

The living come with grassy tread
To read the gravestones on the hill;
The graveyard draws the living still,
But never any more the dead.

The verses in it say and say:
‘The ones who living come today
To read the stones and go away
Tomorrow dead will come to stay.’

So sure of death the marbles rhyme,
Yet can’t help marking all the time
How no one dead will seem to come.
What is it men are shrinking from?

It would be easy to be clever
And tell the stones: Men hate to die
And have stopped dying now forever.
I think they would believe the lie.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 19 08 2019 - 05:18
İleti #1218


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Bunu Íngilizce bilenler ya da Íngiliz edebiyatı çalışanlar için sőylūyorum. Robert Frost’un uzun şiirleri hikaye biçiminde yazıldığından onları çevirmek daha kolaydır. Fakat bundan őnceki şiirde de olduğu gibi şiirler kūçūldūkçe onların anlamlarını çok değişik biçimlerde algılamak mūmkūndūr. Bunun lisanla ilgisi yoktur. Çūnkū her lisanda anlamı ya da aynı kavramı başka şekillerde algılamak mūmkūndūr. Őrneğin bu şiiri iki tūrlū çevirdim. Belki 5 tūrlū de çevrilebilirdi. Fakat hepsinin arkasında yatan asıl anlam uzayın insanların karmaşık gūrūltūlū patırtılı yaşamlarına huzur ve sūkunet getirdiğidir.

Ancak Dış Tarafta Duran Uzay Boşluğu – Robert Frost

Uzay boşluğu ancak dış tarafta duran
En azından buraya kadar,
Būtūn yaygarasına rağmen
Nūfusun
Nūfusun zevkine daha çok uygundur
Nūfus kalabalığından.

Ancak Dışarda Duran Uzay Boşluğu—Robert Frost

Uzay boşluğu ancak dışarda kalan
En azından buraya kadar,
Būtūn gūrūltū patırtısına rağmen
Halkın
Daha çok sevilir halk tarafından
Halkın kendi kalabalığından.

Çeviren: Vehbi Taşar

But Outer Space - Poem by Robert Frost

But outer Space,
At least this far,
For all the fuss
Of the populace
Stays more popular
Than populous
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 20 08 2019 - 05:26
İleti #1219


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Ay Batışı—Carl Sandburg (1878-1967)

Kavakların yaprakları Japon taşbaskıları çıkartır batıya karşı.
Ay kumu kanalın ūzerinde çiftleştirir değişen resimleri.
Ayın hoşça kalı sona erdirir filimleri.
Batının boştur içi. Boştur başka ne varsa. Hiçbir ay-sohbeti kalmadı şimdi.
Karanlık sadece dinleyen karanlığı.

Çeviren: Vehbi Taşar

Moonset - Poem by Carl Sandburg

LEAVES of poplars pick Japanese prints against the west.
Moon sand on the canal doubles the changing pictures.
The moon's good-by ends pictures.
The west is empty. All else is empty. No moon-talk at all now.
Only dark listening to dark.



Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 21 08 2019 - 07:15
İleti #1220


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Ah, der O—Hailey Leithauser

Ah, der o (çūnkū o bayılır Ah demeye),
Ah bu geceyi gūmbūrdeten sağnağa,
Ah bu aya, onun ağız dolusu keder verici şeylerine,
Ah dūz çimene ve ısırganotu dikeninin ısırığına,

Ah kalbin aniden alev alışına, onun dingildeyen uydusuna,
Ah der o her adımda tőkezleyen tempoda,
Ah meşenin içindeki baykuşa, kara yarasa sūrūsūnūn rotasına,
Ah diye inledi o, Tavan arasında ve Esperanto’cada)

Ah mal canlısı dil, Ah şişko Íspanyol havası,
Ah sıcakta oynanan sivrisinek tangosu, aydınlatılan toprak boyası,
Ah yaprakları pır pır uçuran rūzgar gizli gizli, cehennem gibi,
Ah denizin kasılması, Ah yıldızlar cıvatayla tutturulan sıkı sıkı,

Ah gūlūnç kendinden geçme, Ah kőr çok geç anlama,
Ah kőprūlerin ateşe verilmesi meşaleyle ve kanın kaynatılması beyaz renge,
Ah serçe ve ok ve cehennem altta,
Ah, der o, çūnkū o bayılır Ah demeye.

Çeviren Vehbi Taşar

O, She Says
BY HAILEY LEITHAUSER

O, she says (because she loves to say O),
O to this cloud-break that ravels the night,
O to this moon, its mouthful of sorrow,
O shallow grass and the nettle burr’s bite,

O to heart’s flare, its wobbly satellite,
O step after step in stumbling tempo,
O owl in oak, O rout of black bat flight,
(O moaned in Attic and Esperanto)

O covetous tongue, O fat fandango,
O gnat tango in the hot, ochered light,
O wind whirred leaves in subtle inferno,
O flexing of sea, O stars bolted tight,

O ludicrous swoon, O blind hindsight,
O torching of bridges and blood boiled white,
O sparrow and arrow and hell below,
O, she says, because she loves to say O.





Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 23 08 2019 - 19:46
İleti #1221


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



San Francisco civarında yazılım mūhendisi olarak hayatını kazanan bu genç Bengalli şair his dūnyasını anlatmak için kafiyenin ve anlamın dışına çıkmış. Sūrrealist bir resim ya da atonal bir mūzik gibi.

Noktalı Virgūller—Zubair Ahmed

Beni affet.
derim duvara.
Benim yaşamım kağıttır.
Benim ağzım pas.

Avare dolaşan adam: şarkı sőyleyerek.
Gőkyūzū evimdir benim.
Ben onun içine gūller atarım
onu kırmızıya boyamak için.

Dur: bu yollar
benden būyūr.
Benim yolculuğum sona ermeli
çūnkū benim gideceğim yerler
bitti.

Diz çőkerek bir papaz gibi,
gőrerek kūresel gőzlerini
sineklerin, benim dileğim:
boşluk, ve ansız ışık.

Yeniden dirilme: Ben ondan
őldūm—tekrar
yaşamaya teşebbūs.

O şarkı sőyler benim gibi ben uyuduğum zaman:
sarılar giymiş dūnya.
Asla yoktur şarkılar
benim için onların yaptıkları anlam ifade eden
sen şarkı sőylediğin zaman.

Ben sana hâleler ve giysiler bırakıyorum.
Ben seni şiddetli bir şekilde terkediyorum.
feryadı gibi bir sūrgūnūn.

Unut beni: benim gerçeğim.
Benim en būyūk yapıtım
benim var olmayışımdır.

gūndoğumu: kırılmaz şafak.
Ben senin kitabını açarım.
Onun olmayan sayfaları var.

Çeviren: Vehbi Taşar

Semicolons
BY ZUBAIR AHMED

Forgive me.
I say to the wall.
My life is paper.
My jaws rust.

Wanderer: singing.
The sky is my home.
I throw roses into it
to color it red.

Stop: these roads
grow from me.
My journey must end
because my destinations
have ended.

Kneeling like a priest,
seeing the spherical eyes
of flies, my wish:
emptiness and sudden light.

Resurrection: I am dead
from it—the attempt to live
again.

It sings as me when I sleep:
the world dressed in yellow.
Never have songs
meant for me what they do
when you sing.

I leave you: haloes and clothes.
I leave you violently.
Like the wail of an exile.

Forget me: my truth.
My masterpiece is
my nonexistence.

Sunrise: unbreakable dawn.
I open your book.
It has no pages.




Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 24 08 2019 - 16:44
İleti #1222


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Seher Vakti Bekçilerden Daha Fazla—Cyrus Cassels (1957- )

Nehrin yavaş pistonları, nehrin siyah ipeği
Kayan yıldızların altında---

Akıcı mūrekkep ve gūmūş-beyazı gőkyūzū
Aslından daha korkunç gőzūkerek sūssūz manastırın ūzerinde

Būyūk boynuzlu geyiğin engin sonsuzluğunun kūçūk korusu olur--
Genç kızlara dadılık yapan ay,

Hep birden işveli aynı anda
Sırnaşık, gūnah kadar, beyazlaşır

Nehir-kavisi,balıkçıl kuşu,
Derin uykuya dalan atların ağılı—

Heybetli ve saygın: ruh
Evet, ben oradaydım der:

Gősterişi seven, denetimsiz alevler
Yetimhaneyi talep ettiği zaman,

Şahlanmış duman
Őlenleri yaz denizinin içine sūrdūğū zaman,

Ben oradaydım kızdırılan protestocular bağırdıkları zaman
“Eğer onlara kalabalığın içine ateş açarlarsa,” ....

Ve onlar o zaman ateş açmışlardı kalabalığın içine;
Şaşkınlıktan donakalmış yabancı, sorduğu zaman

Parmağıyla gőstererek insanı dehşete dūşūren bir zindan fotoğrafını,
“Ne çeşit Tanrı izin verirdi bunun yapılmasına?”—

Hızla uçan, sorgulayan baykuşlardan daha fazla,
Gőzūne uyku girmeyen gece bekçilerinden daha çok

Gőzleri açık doğan ve őlen Ben, itiraf ederim
Bu harikulâde devasa eseri bile

Kayan yıldızların,
Ya da sayısız gūzellikleri savurgan Yeryūzūnūn,

Yetenekli gőzūkmez sőndūrmeye bu şehvet duygusunu,
Bu en içerdeki açlığı, geri dőnmek için—

Buda Hūkumdarı, Íbrahim’in Allahı,
Ben susuz kaldım, mahkumum yanılmaya,

Őfkeli ve sabırsız bu çől manastırında
Fakat boyun eğmedim daha,

Sorularla dolu ve savuşturarak bana karşı yapılan hamleleri
Kurdun saatinden mavi saate

Filiz veren sabaha—


Çeviren: Vehbi Taşar


More Than Watchmen at Daybreak
Cyrus Cassells

The river's soft pistons, river's black silk
Under shooting stars—

The voluble ink and silver-white sky
Looming above the stark monastery

Become the coppice elk's vast eternity—
The duenna moon,

All at once coquettish,
Brash as sin, blanches

The river-curve, the heron,
The corral of fast-asleep horses—

August: the soul says,
Yes, I was there:

When raffish, runaway flames
Claimed the orphanage,

When rampant smoke drove the dying
Into the summer sea;

Present when riled protestors cried
If they fire into the crowd . . .

And then they fired into the crowd;
When the aghast stranger, fingering

An appalling dungeon photo, asked,
What sort of God would allow that?—

More than fleet, querying owls,
More than nightlong watchmen,

Born wide awake and dying, I confess
Not even this wondrous colossus

Of shooting stars,
Or the extravagant Earth's countless beauties

Seem capable of quenching this lust,
This innermost hunger for return—

Lord Buddha, God of Abraham,
I'm thirsty, fallible,

Incensed and restive in this desert monastery,
But not yet resigned,

Full of questions and parrying
From wolf's hour to blue hour

To burgeoning dawn—
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 27 08 2019 - 10:14
İleti #1223


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Santa Cruz Sahil Meşesi Plajında Kőpekler—Alicia Ostriker (1937- )

Bir dūnyası olabilirmiş gibi sanki
Mutlak masumiyetin
Bizim içinde unuttuğumuz kendi kendimizi

Kőpek sahipleri değnekleri
Ya da yarı-dazlak tenis toplarını
Kőpūğe doğru atar
Ve mutlu kőpekler onların arkasından zıplar
Mancınıkla fırlatılmış gibi---

Siyah kőpekler, bronz renkli kőpekler,
Sunturlu adele tūpleri---

Keyfin peşinden koşarak
Ítaatten ziyade
Yarış ederler, kaydırarak fren yaparlar yaş kumun içersinde,
Bazen dosdoğru dalarlar
Kıyıya vuran būyūk dalga kőpūklerinin içine

Dalış yapan kuşlar gibi, yeşil çalkantının
Onları havaya savurmasına izin vererek,
Çat diye kapılıp dibe batırılıncaya kadar

Dişler yūzen tahtanın içine geçirilmiş vaziyette
Sonra geri zıplayarak sahiplerine
Parlayarak ıslaklıkla, hararetli hızla
Hiçbirşey için değil,
Hiçbirşey için değil kesinlikle, sevinçten başka.

Çeviren: Vehbi Taşar

Not: Santa Cruz, San Francisco’nun iki saat kuzeyinde Pasifik Sahiline plajları olan kūçūk bir sahil kasabasıdır.
“Live Oak” Yaşayan Meşe demek (çūnkū hiç yapraklarını dőkmez) fakat Tūrkçesini bulamadım. Genellikle Pasifik ve Atlantik sahillerinde bulunur.


The Dogs at Live Oak Beach, Santa Cruz
BY ALICIA OSTRIKER

As if there could be a world
Of absolute innocence
In which we forget ourselves

The owners throw sticks
And half-bald tennis balls
Toward the surf
And the happy dogs leap after them
As if catapulted—

Black dogs, tan dogs,
Tubes of glorious muscle—

Pursuing pleasure
More than obedience
They race, skid to a halt in the wet sand,
Sometimes they'll plunge straight into
The foaming breakers

Like diving birds, letting the green turbulence
Toss them, until they snap and sink

Teeth into floating wood
Then bound back to their owners
Shining wet, with passionate speed
For nothing,
For absolutely nothing but joy.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 30 08 2019 - 16:02
İleti #1224


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Kinayeli Hikaye-- Karen Holmberg

Annem eliyle okşar kumu
avcuna doğru, hikayeyi çekerek dışarı,
Sonra dūzeltir onu
Elinin kőşesiyle geriye doğru.

Būtūn bu zamanda
bir beyaz yengeç, yarı saklı
kıtırlaşmış bir sargas yosununun kanapesi altında,
o kadar iyi gizlenmiştir ki

o sadece bulanık bir hareketten ibarettir,
yanyana giden içeri ve dışarı
onun tūnelinde, būyūk kayalar şekillendirerek
ūstūste yığdığı yaş kumla

onun girişinde,
bir kale duvarı yapmaya. Hikaye
bir taş hakkındadır onun geçmişin
gelgit çizgisinden topladığı.

O hikaye yıllarca vardığı yere ulaştı
tekrar ve tekrar, sanki o birşeydi
kendini çeken geriye
yuvarlanarak onun aklının içine

ve geri dőnerek onun diline,
őldūrūlemeyen bir gerçek: onun bir kez sakladığı
bir hap şişesi onun cebinde,
ve dūkkanın sahibi arkasını dőndūğūnde

o garip gőrūnūşlū salyangozu
camdan çekti dışarıya
ve bir ilaç şişesinin içine attı, suyla dolu,
kapağını kapatarak sıkıca.

Onun babası gőrdūğū zaman salyangozu akvaryumun tankında,
onun saç őrgūsūnū doladı yumruğunun etrafına,
ve onu çekti yukarıya,
sanki çekermiş gibi bir ingiliz anahtarıyla, ayakları havada.

Yeni bir detay aydınlatır
onun anısının
sızlayan haznesini.
O akvaruyumu başkasına verdi.

Annem yumruğunu gevşettiği zaman
toz şeker dőkūlsūn diye
kum saatinin içinden
onun elinde, yengeç kamburlaştırır sırtını,

bacaklarının kazmalarını batırarak
kumun içine. Onun gőz lambaları,
donuk, sanki siyah balmumuna batırılmışlar gibi,
katlanırlar içe doğru, korkudan iki būklūm.

Bir akıl bu şekilde çalışır, gizli,
usanmadan şekillendirerek, kazıyıp ortaya çıkararak
hassas benliğin sığınacağı bir yeri. Bir kız çocuk çalarak
onun olmasını őzlediği kuvveti.

Nedir bir salyangozun kabuğu
helezoni bir tūnelden başka.
Neye benzer dayanıklı bir kapı
Hayır demeyi őğrenen bir bedenden başka.

Çeviren: Vehbi Taşar

Allegory---Karen Holmberg

My mother strokes the sand
toward her with her palm, drawing
the story out, then levels it
back with the edge of her hand.

All the while
a ghost crab, half-hidden
under a canopy of crisped
sargassum, so well-camouflaged

it's just a blur of movement,
has been sidling in and out
its tunnel, forming identical boulders
of damp sand to stack

at the entrance,
a bulwark. The story
is a stone she collects
from the tideline of the past.

For years it's arrived
again and again, as if something
draws it back
to her mind, tumbles it

and returns it to her tongue,
a sparer truth: once she hid
a pill bottle in her pocket,
and when the shop owner's

back was turned, pulled
a mystery snail off the glass
and dropped it into the vial
of water, snapping down

the lid. When her father
saw it in her tank, he wrapped
her braid around his fist
and wrenched her off her feet.

A new detail brightens
the memory's
aching chamber. He gave
her aquarium away.

When she loosens her fist
to let fine sugar pour
through the hourglass
of her hand, the crab hunches,

sinking the picks of its legs
in the sand. Its eye bulbs,
lusterless as if dipped in black wax,
fold inward in a cringe.

A mind works this way, in secret,
tirelessly shaping, excavating
a refuge for the tender self. A child
steals the power she longs to have.

What’s a snail’s shell
but a coiled tunnel.
What’s the tough door
but a body building no.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 03 09 2019 - 19:02
İleti #1225


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,496
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Mavi bir Yırtılma--- Emily Dickinson (1830-1886)
#204

Mavi bir yırtılma--
Gri bir yayılma--
Bir takım al yamalar yolda,
Oluşturur bir Akşamın Gőkyūzūnū--
Biraz mor--- kaydırılan arasına--
Bazı Yakut Pantalonlar onları koşturur telaşla--
Altından bir Dalga--
Gūnūn bir Sahili--
Bu sadece gősterir açıkça Sabahın Gőkyūzūnū.

Çeviren: Vehbi Taşar

A Slash of Blue - by Emily Dickinson
# 204

A slash of Blue—
A sweep of Gray—
Some scarlet patches on the way,
Compose an Evening Sky—
A little purple—slipped between—
Some Ruby Trousers hurried on—
A Wave of Gold—
A Bank of Day—
This just makes out the Morning Sky.






Go to the top of the page
 
+Quote Post

50 Sayfa V  « < 47 48 49 50 >
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 16 10 19 - 23:56