Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

2 Sayfa V   1 2 >  
Reply to this topicStart new topic
> Latin Amerika Şiiri
Ceyda
mesaj 30 11 2004 - 22:21
İleti #1


MevsimSiz


Grup: Admin
İleti: 3,621
Katılım: 13 12 07
Üye No: 2



AY

Sessiz arkadaşlığı ayın (kötü alıntılıyorum Vergilius'u) eşlik ediyor sana,
dalgın gözlerinin bugün toza dönüşmüş
bir bahçe ya da avluda onu son kez çözümlediği
-zamanın derinliğinde yitip gitmiş- o akşam
ya da geceden bu yana. Son kez mi?
Biliyorum, biri çıkıp şöyle diyebilir
günün birinde sana, tam da gerçeği söyleyerek:
Parlak ayı görmeyeceksin artık, tükettin
yazgının sana bağışladığı fırsatların toplamını.
Tüm pencerelerini açsan da dünyanın, boşuna.
çok geç artık. Onu bulamayacaksın bir daha.
Yaşamımız boyunca keşfeder ve unuturuz
o alışılmış güzelliğini gecenin. Biliriz,
göktedir hep ay. Oysa iyi bakmak gerekir ona.
Kim bilir, belki de sonuncusudur!


Jorge Luis Borges
Go to the top of the page
 
+Quote Post
beliz
mesaj 02 12 2004 - 13:02
İleti #2


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,837
Katılım: --
Nereden: İst
Üye No: 389



AĞIT

Nehirler gibi,

Ağlamak istiyorum,

Garip bir başıma ben;

Kaygılar almalı beni,

Dalıp gitmeliyim,

Eski maden gecelerin gibi.

Neden,

Pırıl pırıl anahtarlar,

Neden harami elinde?

Kalksana Oello ana,

Aç sırrını,

Bu bitmez gecenin

Yorgunluğuna;

Akıl ver damarlarına,

Senin olsun,

Yupanqui’ler güneşi

Uyku hali konuşurum

Seninle,

Toprak toprağa.

Sıradağların;

Döl yatağı;

Sen ey Perulu ana,

Nasıl oldu nasıl oldu da

Saplandı,

Bu hançerler çığı,

Senin gebe kumluğuna?

Ellerin içindeyim,

Kıpırdamam,

Duyuyorum:

Madenler yayılıyorlar,

Yeraltı boğazlarına.

Köklerinden olmuşum,

Ben,senin;

Bilmem neden,

Toprak vermez bilgeliğini

Bana.

Geceden gayrı,

Gördüğüm yok;

Yıldızlı topraklar,

Altında.

Bu uyduruk,

Bu cinli hayal da ne?

Sürünür gider,

Ta kızıl bir çizgiye?

Yasın gözleri,

Bitki,kapkara.

Nasıl vardın,

Bu acı rüzgara;

Nasıl oldu,nasıl oldu da,

Öfke taşları arasından,

Kopak;

Kaldırmadı kil tacını,

O gözler kamaştıran?

Yanayım kara bahtıma,

Çadırlar altında,bırak!

Kararmış ölü bir kök gibi,

Ko batıp gideyim!

Bu bitmez zalim gecede,

Yerin dibine ineceğim,ben;

Bir altın ağza kadar.

Gecenin taşına uzanmalıyım.

Burada ölmeliyim,derdimle.



Pablo NERUDA
Go to the top of the page
 
+Quote Post
peyderpey
mesaj 02 12 2004 - 16:19
İleti #3


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,185
Katılım: 26 04 04
Üye No: 873



bugdayin turkusu

halkim ben, parmakla sayilmayan
sesimde piril piril bir guc var
karanlikta boy atmaya
sessizligi asmaya yarayan

olu, yigit, golge ve buz, ne varsa
tohuma dururlar yeniden
ve halk, topraga gomulu
tohuma durur bir yerde
bugday nasil filizini surer de
cikarsa topragin ustune
guzelim kirmizi elleriyle
sessizligi burgu gibi deler de
bir siginak arayan ormanda

biz halkiz, yeniden dogariz olumlerde.

pablo neruda
Go to the top of the page
 
+Quote Post
beliz
mesaj 04 12 2004 - 00:42
İleti #4


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,837
Katılım: --
Nereden: İst
Üye No: 389



İNSAN YASASI


Carlos Heitor Cony için





MADDE I
Bu yasaya göre
önemli olan gerçektir bundan böyle
önemli olan yaşamdır
el ele verip
gerçek yaşam için çalışılacaktır.


MADDE II
Bu yasaya göre, iş günlerinin
bulutlu Salıların bile
bir Pazar sabahı olmaya hakları vardır.


MADDE III
Bu yasaya göre
günebakanlar olacaktır her pencerede
günebakanlara da tanınmıştır
gölgede açma hakkı;
pencereler bütün gün açık tutulacaktır
umudun boy attığı yeşilliğe.


MADDE IV
Bu yasaya göre
insan, insana kuşku duymayacaktır.
İnsan, insana güvenecektir artık
rüzgâra güvenen ağaç gibi,
havaya güvenen rüzgâr gibi,
göğün mavi tarlasına güvenen hava gibi.


PARAGRAF I
İnsan, insana güvenecektir
çocuğa güvenen çocuk gibi.


MADDE V
Bu yasaya göre, kurtulmuştur insanlar
yalanların boyunduruğundan.
Kimse kuşanmak zorunda değildir artık
sessizliğin zırhını,
sözcüklerin silahını.
Sofradaki insana
tatlıdan önce gerçek verilecektir.



MADDE VI
Bu yasaya göre
gerçekleşecektir peygamberin düşü:
kurt, kuzuyla otlayacaktır
ne tad alırlarsa yediklerinden
aynı tadı alacaklardır yine.


MADDE VII
Bu yasaya göre
doğruluk ve aydınlık hüküm sürecek
ve insanların içinde dalgalanan
cömert bir bayrak olacaktır mutluluk.


MADDE VIII
Bu yasaya göre, en büyük acı
bitkide çiçek mucizesi yaratan şeyin
su olduğunu bilip de
sevgi verememek olmuştur ve olacaktır
sevgi arayan kimseye.


MADDE IX
Bu yasaya göre
alınteri taşıyacaktır ekmek.
Ama her şeyin üstünde, her şeyden önce
sevginin ılık tadını taşıyacaktır.


MADDE X
Bu yasaya göre, herkes
ne zaman dilerse giyebilecektir
bayram giysilerini.


MADDE XI
Bu yasaya göre
seven hayvandır insan
güzeldir,
seher yıldızından bile güzeldir.


MADDE XII
Bu yasaya göre
buyruk yoktur artık, yasak yoktur.
Her şeye izin verilmiştir,
gergedanlarla bile oynayabilir insan
ve ikindi üstü yürüyüş yapabilir
elinde kocaman bir begonyayla.


PARAGRAF II
Bir tek şey yasaklanmıştır:
sevip de sevgi duyamamak.



MADDE XIII
Bu yasaya göre, artık
satın alamayacaktır kimse
doğacak güneşleri.
Korkunun sandığından çıkarılacak
ve bir dostluk kılıcı olacaktır para,
gelecek günleri kutlama hakkını,
şarkı söyleme hakkını savunacaktır.



SON MADDE
Bu yasaya göre
yasaklanmıştır özgürlük sözcüğünü kullanmak,
ağzın aldatıcı pisliğinden
ve sözlüklerden kaldırılacaktır.
Bu yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte
diri ve saydam bir şey olacaktır özgürlük
ateş gibi, ırmak gibi,
bir buğday tanesi gibi,
ve insan yüreğine yerleşecektir.



Thiago De MELLO

Çeviren : Ülkü TAMER
Go to the top of the page
 
+Quote Post
denizci
mesaj 27 12 2004 - 11:32
İleti #5


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 784
Katılım: --
Üye No: 479



Bir Kediye

Aynalar olamaz bu kadar sessiz,
ne de gelen şafak bu kadar gizemli;
sen, ayışığında, o panter şekli,
sadece uzaktan izlediğimiz.
Seni boşa arıyoruz, çözülmez
işleyişiyle kutsal bir fermanın;
senim yalnızlığın ve sırrın Ganj’ın
ve günbatımının ardı, erilmez.
Elimin uzanıp dokunmasına
izin veriyor sırtın. Razısın sen,
unutuşa çevirip sonsuzlukken,
bir insan elinden sevgi almaya.
Başka bir zamandasın, krallığında-
düş gibi kapalı, ayrı bir dünya.

Jorge Luis Borges

Altın Ve Gölge, Sel Yayıncılık, 1992
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Aylin Deniz
mesaj 03 02 2005 - 12:16
İleti #6


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 863
Katılım: 28 09 04
Üye No: 956



ALACAKARANLIĞIN SESLERİ


Sana sessizliği ben buldum diyorum yeniden
o usul ikindide, adın yakılınca
kömürleşince
büyük altın alevinde on dokuz yılının.
Sevgim alacakaranlığın bağlarını çözdü
yalnız senin fısıltına vermek için kendini,
beyaz odun alevinin o cam fısıltısına.

Anıların bir iğne batışıdır dudaklarıma,
hayatının masallarını kurdum bugün
bir elmanın ince kabuğunda.
Bu ara hep tedirginim,
bir pencerenin açılışını bekliyorum şimdi
arkandan gideyim
ya da parçalanayım diye üzgün kaldırımlarda.
Ama öylesine bir ses gelir ki dağlardan
acıdır uyumak, anmak ölümdür seni.

Ürkerek çekilir sessizlik,
yıldızsız gökyüzünden çekilir,
ağızlarımızın acelesinden,
solgun kamelyalardan, karanfillerden.

Gel, rüzgâra anlatalım öpüşlerimizi;
düşün: alacakaranlık bizi anlıyor,
sarı fısıltısından gözlerinin
biliyor nasıl hoşlandığımı,
kollarının beyaz suyundan.

Açmamış çiçeklere söyleyelim şarkımızı,
ayı gözetlemeyen çocuklara.
Birbirimize bakmadan söyleyelim.

Yalancıdır onlar, şu kuşlar, saçaklar.
Birbirimizi sevmiyoruz artık, sevmemiştik de.
Tutkuyla geldik, tutkuyla gidiyoruz.
Alacakaranlığın sesindeyiz artık,
çılgınlığın yüreğinde.

Gel, rüzgâra anlatalım öpüşlerimizi,
şarkımızın acı yüklerine.

Aşk ne ateştir, ne de mermer.

Aşk bana duyduğun acımadır senin,
benim sana.



Efrain HUERTA


Çeviren : Ülkü TAMER
Go to the top of the page
 
+Quote Post
üçnoktabirdört
mesaj 22 02 2005 - 20:48
İleti #7


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 803
Katılım: --
Üye No: 752



TARAFSIZ AYDINLAR


1
Tarafsız aydınları
yurdumun
sorguya çekilecek
günün birinde
en basit insanları
tarafından
halkımızın.

Soracaklar onlara
ne yaptılar diye
ağır ağır ölürken
ulusları,
tatlı bir ateş gibi
ufacık, bir başına.

Kimse sormayacak onlara
giysilerini,
uzun öğle uykularını
yemek sonrasında,
bilmek istemeyecek kimse
anlamsız uğraşlarını,
hiçlik konusunda görüşlerini,
nasıl para kazandıklarını
felsefe yaparak.
Sorguya çekilmeyecekler
yunan mitolojisi konusunda,
nasıl iğrendikleri konusunda
kendi kendilerinden,
korkuyla ölürken içlerinde bir şeyler.

Sormayacaklar
nasıl vardıklarını
doğrulara
yalanın gölgesinde.



2
O gün
basit insanlar,
tarafsız aydınların
kitaplarında, şiirlerinde
yer almayanlar,
her gün ekmek getirenler onlara,
süt getirenler,
çörek ve yumurta getirenler,
giysilerini dikenler,
arabalarını sürenler,
köpeklerine, bahçelerine bakanlar,
onlar için çalışanlar,
gelip soracaklar:
"Ne yaptınız
acı çekerken yoksullar
içlerindeki sevgi
ve yaşam sönüp giderken?"



3
Tarafsız aydınları
güzel yurdumun,
cevap veremeyeceksiniz.

Yiyip bitirecek sizi
bir sessizlik kuzgunu.
Yüreğinizi kemirecek
zavallılığınız.
Susup kalacaksınız
kendi utancınızla.


Otto René CASTILLO


Çeviri : Ülkü Tamer
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Aylin Deniz
mesaj 04 04 2005 - 09:12
İleti #8


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 863
Katılım: 28 09 04
Üye No: 956



İÇİNDE


Kuşun yüreği
Kuşun içinde parlayan yürek
Gecenin yüreği
Kuşun gecesi
Gecenin yüreğinin kuşu

Gecenin içinde kaybolan göğün içinde
Göğün içinde kaybolan kuşun içinde
Kuşun içinde şakırsa gece
Söylerdim sana
Kuşun içinde parlar
Yüreğin içinde ne varsa

Göğün içinde kaybolan gece
Kuşun içinde kaybolan gök
Kuşun unutkanlığı içinde kaybolan kuş
Gecenin içinde kaybolan gece
Göğün içinde kaybolan gök

Ama yürek yüreğin yüreğidir
Yüreğin ağzından konuşur



Vicente Huidobro


Çeviren : Ülkü Tamer
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Aylin Deniz
mesaj 05 05 2005 - 20:07
İleti #9


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 863
Katılım: 28 09 04
Üye No: 956



Beşparmak Dağında Endymion

Uyuyordum doruğunda dağın. Ve güzeldi
yılların yıprattığı yıktığı gövdem.
Yukarda, elen ormanında, yavaşlatıyordu
Kentaur dörtnal koşusunu
gözetlemek için uykumu. Hoşlanıyordum
düş görmek için uyumaktan ve o öteki,
bellekten kurtulan arındırıcı düşe kavuşmak için
yeryüzünü yaşamanın yükünden kurtaran
düşe kavuşmak için uyumaktan.
Tanrıça Diane, o aynı zamanda ay olan,
görüyordu uyuduğumu dağın üzerinde.
İndi, yavaşça, kollarıma.
Altın ve aşk, yanan gecede!
Sıkıyordum ölümlü gözkapaklarımı.
Görmek istemiyordum, balçık dudaklarımın
kutsallığına saygısız davrandığı yüzü.
İçime çektim ayın kokusunu
ve adımı ünledi ölümsüz sesi.
Kavuşan arık yanaklar!
Aşkın ve gecenin ırmakları!
İnsan buseleri ve gerilimi yayın!
Bilmiyorum ne kadar sürdü mutluluğum.
Öyle şeyler vardır ki ne salkım
ölçebilir ne çiçek ne de narin kar.
Herkes kaçtı benden. Korkutuyordu herkesi
ayın gönül verip sevdiği erkek.
Yıllar geçti. Çılgına çeviriyor beni,
bir korku, uyandığım zaman. Düşünüyorum,
gerçek miydi, bir düş müydü yoksa
dağın doruğunda yaşadığım o altın çalkantı.
Boş yere tekrarlıyorum kendi kendime
geçmişin anısı ve düş, tek ve aynı şeydir diye.
Yalnızlığım dolaşıyor yavan yollarında
yeryüzünün; ama ben, arıyorum,
hep arıyorum, eskil gecesinde tanrıların,
o duygusuz ayı, kızını Zeus'ün.




Jorge Luis Borges
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Aylin Deniz
mesaj 06 07 2005 - 15:42
İleti #10


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 863
Katılım: 28 09 04
Üye No: 956



VESPERAL


Siesta geçti,
akşam saati yaklaşıyor,
kıyıda sessizlik var,
tropik güneşinin yaktığı kıyıda.
Deniz meltemi usulca esiyor,
batıda bir orman
mor alevlerle yanıyor sanki.
Okunaksız bir yazı oluşturmuş
kumlarda yengeçlerin izleri.
Pembe deniz kabukları,
yaldızlarla yansıyan kabuklar,
küçük salyangozlar, deniz yıldızları
basıldıkça çıtırdayan bir halı yaratmış
ezgilerle donanmış kıyıda.
Venüs ışıdığı zaman,
kutsal akşamın o yüce sevgisi,
lir sesleri duyuyorum dalgalarda,
deniz kızlarının türkülerini.
Ve içimde Venüs gibi bir yıldız ışıldıyor.

Rubén DARIO
Çeviren: Ülkü TAMER
Go to the top of the page
 
+Quote Post
pronectus
mesaj 24 09 2005 - 00:27
İleti #11


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,125
Katılım: 26 10 04
Üye No: 974



FİDEL'E ŞARKI

Haydi gidelim,
ateşli peygamberi şafağın,
gizli patikalardan ulaşalım
o yeşil timsahı kurtarmaya, aşkla sevdiğin.

Haydi gidelim,
isyankar ve marslı yıldızlarla dolu
cepheyle aşağılanmayı bozguna uğratarak
zafere erişmeye ya da ölümle buluşmaya yemin edelim.

Duyulduğunda ilk atış sesi ve uyandığında
çalılıklar bakirelere yaraşan bir şaşkınlıkla,
orada, yanıbaşında, olgun savaşçılar olarak,
bulacaksın bizi.

Saçıldığında sesin dört rüzgara doğru
adalet, ekmek, özgürlük, tarım reformu,
oradaki yanıbaşında, aynı vurgularla,
bulacaksın bizi.

Ve yerini bulduğunda bunca emeğin sonunda
zalime karşı doğruluğun uğraşı,
orada, yanıbaşında, bekçilik edereken mücadelenin sonuçlarına,
bulacaksın bizi.

Yaralı böğrünü yaladığı gün canavar
milliyetçi bir mızraktır onu orada vuran,
orada, yanıbaşında, gururlu yüreklerimizle,
bulacaksın bizi.

Sanma ki bozabilirler bütünlüğümüzü
rüşvetle kuşanmış yaldızlı bitler,
tek istediğim bir tüfek, mermiler ve bir siper.
Başka hiçbir şey.

Ve şayet engellerse yolumuzu demir,
Amerika tarihine geçen
gerillaların kemiklerini örtmek için
bir mendil isteriz Kübalıların gözyaşlarından.
Başka hiçbir şey.


Che GUEVARA
Çeviren : Adnan Özer - Vilma Kuyumcuyan
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 07 03 2006 - 05:10
İleti #12


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,642
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



AYAKLARIN
Pablo Neruda

Yüzüne bakamadığım zaman
Ayaklarına bakarım.
Kemerli kemikli ayaklarına.
Sert küçük ayaklarına.
Biliyorum taşırlar seni,
Ve tatlı ağırlığın
Kalkar üzerlerinde.

Belin ve memelerin,
Çifte moru
Meme başlarının,
Az önce uçuveren
Oyukları gözlerinin,
Geniş mevye ağzın,
Kırmızı lülelerin,
Küçük kulem benim.
Fakat ayaklarını sadece
Dünyanın, rüzgarın ve suların üzerinde
Beni buluncaya dek yürüdükleri için
Severim.

Çeviren: Vehbi Taşar




Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 07 03 2006 - 18:01
İleti #13


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,642
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



KUŞ
Pablo Neruda

Bir kuştan ötekine geçirildi,
günün bütün armağanı.
Gün flütten flüte gitti,
bitkilerle süslenip,
yürüdü rüzgarın arasından
bir tünel açarak kendine
kuşların ağır mavi havayı
kırarak açtığı yerlere geçen uçuşlardan-
ve orda, gece girdi içeri.

Bir çok yolculuklardan geri dündüğüm zaman,
güneş ve coğrafya arasında
asılı ve yeşil kaldım-
kanatların nasıl çalıştığını gördüm,
parfümlerin nasıl gönderildiğini
tüylü telgrafla,
ve yukardan patikayı gördüm,
kaynak pınarlarını ve çatı kiremitlerini,
işleriyle meşgul balıkçıları,
köpük pantalonlarını;
yeşil gökten hepsini gördüm.
Alfabem yoktu başka,
Rotalarında kırlangıçlardan,
çiçektozundan dışarı
dansederek çıkan
tutuşmuş küçük kuşun
ışıldayan minik suyundan.

Çeviren: Vehbi Taşar

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 04 05 2006 - 11:43
İleti #14


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,642
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



SEVGİLİNİN DÜŞÜNCELERİ

Fernando Charry Lara (Kolombia 1920-2005)

Seks gece yaratıktan beri
Onu düşleyen adam ve öğleden sonra kanayan güneş
Mavi gibi taştan koridorlardayken
Şimdi beklemiş olduğun ayak sesleri
Şişmiş sessizliğin geniş aralığından

(Kimsenin ad koymadığı sevgi daha derindir
Daha acıdır bir aynanın üzüntüsü
Yavaş bir nefesle aniden bulanıklaştığı zaman
Çok uzak kederiyle birinin
Farkında olmadan boşluğu baştan başa dolaşan.)

Bir ışınla kaşların yaptığı yay
Çok sayıda altın beyazlıkta kalmış omuzlar
Göğsünde bir yeraltı nehri
Yavaşça yeryüzüne efendilik eden kalçalar
Bir düelloda titreyerek patlamış olan dik bakış

Zamanın yendiği ümit
Yağmurda hiç bitmeyen yürüyüş
Bulutlar ve can çekişmeler şehrinde
Herşeye rağmen ve herzaman kovalayan seni hiç bitmeksizin
Ah görünmez alevin soğuk fırçası

(Neden geri çekildin ve sessiz kaldın
Bir çocuk gibi titrediğini mi düşündün kendinin
Boğazında kırık bir ağıt
Karanlık bir ağ tarafından yenerek silip süpürülmüş
Kendi rüyanla kederlenmiş?)

Sonra hareketsiz caddeler boyunca şafak
Getirdi çözümlenemeyen şans eseri bir yüz
Sarı parlaklığı ve kolayca kırılabilen büyülenmesi
Seni başka bir cennette hâla yaşıyor bulmanın
Kanla lekelenmiş batı güneşinden çok uzak

Fakat susuzluk ve düşünce peşinden gelir
Yokluğun yalnızca bir vücut tarafından işgal edildi
O şiddetle sarsılan yandan görünüşü arzu uçuşunun
Gözlerin yeşil olduğu yerdeki bulutlara doğru
Hâla yeşil ve amansızca ayık olan yerlerde

Gri renkli günler ardarda puslanır
İnce yağmur ve kararsızlıklarla soluk
Akşam vaktine yakın sen var olduğun zaman
Etrafındaki varlıkların karanlığıyla
Tepeden bakan sağırlıkları anlaşılamaz

Kırmızı Bogota ateşle sayıklıyor
Işıklarla dönen kalabalıkları işgal eden
Sonra ayları açan gecenin havası
Ve daha derin bir isteği saklayan
Ah sen kuşak kuşanan ve sıkıştıran ve gözükmeyene aşık olan

(Yalnızca kalbinin içinde olur şeyler
Sen yalnızca kanında akan boğuk bir trompeti işitirsin
Küllerde toplanan zaman
Akşam karanlığında düşüncelere bakmak için dönersin
Geceleyin sessiz dudaklar seni tekrar sakinleştirip uyutur)

Yürümeyen vücut fakat
Ön takımyıldızların akkor haline gelmiş sürgünü
Alışmış ayaklarını şafağa getirir
Bu terkedilmiş adada yürüyecek bu kapı
Orada aşk hayaletlere karşı vurur

(Rüya değildir fakat bizleriz
Kader sert ve karşıt olduğunda
Beslenmesi olmayan çöl ümidi
Uykulu günler ve düşünceler akıyor
Güneş ve yağmurun cesetleri hatırada)

Sır saklayan adımlardan sonra sesler yansıyor
--Gel hiç bitmeyen hiç bitmeyen--
Havanın şüphelendiği gölgeyi saklayan jest
Fakat adımların yok olduğu zaman yeni baştan
Böylece en sonunda vücut gece olacak
Bir kere daha derinliği ölçülemez zamanın dışında ışığının

İspanyolcadan Çeviren: Nicolás Suescún
İngilizceden Çeviren: Vehbi Taşar


THE LOVER’S THOUGHTS
By Fernando Charry Lara (Colombia 1920-2005)

Since the intimacy the night the creature
The man who dreams about it and the sun bleeding in the afternoon
When along corridors of bluish stone
The footsteps you now await
In the vast space of inflamed silence

Deeper is the love that no one names
More bitter the distress of a mirror
When suddenly blurred by the slow breath
Of the far away sadness of someone
Who unwittingly roams across the void.)

The arch of the brows with a ray
The multitude of gold the shoulders in the white
A subterranean river in his breast
Thighs slowly mastering the earth
Gaze that in a duel exploded tremulously

Hope defeated by time
A perpetual walk in the rain
In the city of clouds and agonies
Despite everything and endlessly following you always
Oh cold brush of invisible flame

(Why did you retreat and remain silent
Did you think of yourself trembling like a child
A broken lament in your throat
Devoured by the net of a darkness
Saddened by your own dream?)

Then along motionless streets the dawn
Brought the undecipherable chance of a face
Blond brilliance and the fragile enthrallment
Of finding you alive in another paradise
Far from the occidental sun stained with blood

But thirst and thought pursue you
Your absence is invaded only by a body
That convulsed profile of desire flying
Towards clouds where eyes are green
Where they are still green and somber implacably

Hazy the gray days successively turn
Pale with drizzle and uncertainties
When close to nightfall you exist
With the darkness of beings around you
Their disdainful deafness impenetrable

Red Bogotá delirious like a fire
That invades milling crowds with lights
Then the night air opening moons
And hiding an eagerness deep down
Oh you who girdles and tightens and loves unseen

(Only within your heart things happen
You hear only a hoarse trumpet course your blood
Time accumulating in ashes
You turn to look at reflections at nightfall
In the night silent lips lull you back to sleep)

Body that does not walk but
Forconstellations of incandescent exile
Bring your accustomed feet to the dawn
To walk in this forsaken island this door
Where love knocks against phantoms

(It is not the dream but it is us
As destiny is harsh and adverse
The desert hope without sustenance
Sleepy days and thoughts flow
Corpses of sun and rain in the memory)

After secretive steps voices echoes
Come eternal eternal
Gesture concealing shadow suspected by the air
But when your footsteps vanish again
So at the end will body be night
Once again unfathomable your light out of time

Translated by Nicolás Suescún


PENSAMIENTOS DEL AMANTE
FERNANDO CHARRY LARA

Ya que la intimidad la noche la criatura
El hombre que la sueña y al sol con sangre de la tarde
Cuando por corredores de azulada piedra
Los pasos que ahora esperas
En vasto espacio enardeciendo callan.

(Es más hondo el amor que nadie nombra
Más amarga la desdicha de un espejo
Cuando de pronto lo empaña lento vaho
De una tristeza a lo lejos de alguien
Que ignorado cruza errante el vacío)

El arco de la cejas con un rayo
La multitud del oro los hombres en lo blanco
Un río subterráneo entre su pecho
Los muslos lentamente dueños de la tierra
La mirada que en un duelo trémula estallaba

Vencida por el tiempo la esperanza
Un caminar perpetuo entre la lluvia
En la ciudad de nubes y agonías
Contra todo y sin fin seguirte siempre
Oh roce frío de invisible llama

(¿Por qué retrocedías y callabas
Te pensabas temblando como un niño
Lamento entrecortado en tu garganta
Devorado en la red de una tiniebla
Entristecido por tu propio sueño?)

Luego por yertas calles la alborada
Trajo al azar indescifrable un rostro
Rubio fulgor y el frágil embeleso
De en otro paraíso hallarte vivo
Lejos del sol occidental ensangrentado

Mas te persiguen la sed y el pensamiento
La ausencia te la invade solo un cuerpo
Ese confuso perfil del deseo volando
Hacia nubes donde son verdes los ojos
Donde implacables son verdes aún y sombríos

Confusos giran grises en sucesión los días
Pálidos de lloviznas e incertidumbres
Cuando junto al anochecer existes
Con penumbra de seres a tu alrededor
Su desdeñosa sordera impenetrable

Enrojece delira Bogotá como incendio
Que invade en luces gentes bullicios
Luego el aire nocturno abriendo lunas
Y escondido en lo oculto un afán
Oh tú que ignorada rodeas y estrechas y amas

(Sólo dentro de tu corazón pasan las cosas
Solamente oyes una ronca bocina por tu sangre
El tiempo acumulándose en cenizas
Vuelves a mirar reflejos en el atardecer
En la noche te adormecen otra vez mudos labios)

Cuerpo que no camina sino
Por constelaciones de incandescente destierro
Trae tus pies acostumbrados a la aurora
A pisar esta isla de nadie esta puerta
Donde el amor golpea con fantasmas

(No es el sueño sino somos nosotros
Como el destino es áspero y contrario
La desierta esperanza sin sustento
En duermevela fluyen días y pensamientos
Cadáveres de sol y lluvia en la memoria)

Tras sigilos pasos voces ecos
Eterna eterna ven
Gesto callando sombra que sospecha el aire
Pero al desvanecerse de nuevo tus huellas
Como al final el cuerpo será noche
Otra vez insondable tu luz fuera del tiempo

Bu ileti Vehbi tarafından 04 05 2006 - 11:44 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 04 05 2006 - 20:50
İleti #15


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,642
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Açıklama:
Fernando Charry Lara, Kolombiya’nin başşehri Bogota’da doğmuş ve bütün Latin Amerika bilinen sürrealist bir şairdir. Yâni şiirleri alışılmışın dışında yalnızca acayip bir rüyâ alemininde yaşayan, yada uykuda gezen bir insanın izlenimlerini yansıtır. Cümle kurmak için fazla bir gayret göstermez ve kelimelerini çok dikkatle seçer. Örnegin “Öntakımyıldızlar” gibi sözcükler İspanyolca lisanında ritim ve tempoyu devam ettirmek için seçilmiştir. Bu şiirlerin gayesi bir anlam taşımak değil, fakat sözcükler, ritim ve yarım anlamlarla bir ruh hali ya da atmosfer yaratmaktır.
Saygılarımla,
Vehbi
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 05 05 2006 - 00:24
İleti #16


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,642
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



TULUÁ YAYLASI
Fernando Charry Lara

Yolun kenarında, iki vücut
Yan yana:
Uzaktan sevişiyorlarmış gibi gözüküyorlar.

Bir adam ve genç bir kız, ince,
Sıcak şekiller
Çimenin üstünde yatıyorlar birbirlerini hırsla yiyerek.

Sıkıca kucaklayarak birbirlerinin bellerini
O genç kollar.

İnsanın aklına geliyor:

Belki de rüya görüyorlar, onların iki ağzı,
Sessizlikleri, elleri, gözleri, kendinden geçmiş.

Fakat öpücük yok, yalnız rüzgâr,
Yalnız kuru havası
Yazın, kımıldamayan.

Düşmüşler biri ötekinin yanında,
Ölü,
Yolun kenarında, iki ceset.

Narin olsalardı gerek onların iki gölgesi
Kuvvetsiz,
Birbirlerini çok seviyorlar öğleden sonra.

Ve korkunç olmalı iki yüzleri
Göğüslüyor
Yıldırımın parıltı ve tehditlerini.

Vücutları taştan, hiç yoktan,
Onlar vücut gibi davranan, kesip sakat bırakılmış cesetler.

Kaderlerinden habersiz, ölümlerinden
Ama şimdi, yakın bir mesafeden bakınca
Doymak bilmez siyah kuşların avı onlar.

Çeviren: Vehbi Taşar

THE PLAIN OF TULUÁ
Fernando Charry Lara

At the side of the road, the two bodies
Side by side:
From a distance they seem to be making love.

A man and a young girl, slim,
Warm forms
Liying on the grass, devouring each other.

Tightly embracing their waists
Those young arms.

One thinks:

Perhaps they dream, their two mouths,
Their silences, their hands, their eyes, yielding.

But there is no kiss, only the wind,
Only the dry air
Of the summer without movement.

They have fallen one besides the other,
Dead,
At the side of the road, the two bodies.

They must have been slender their two shadows
Languishing,
Adoring each other in the afternoon.

And they must have been terrible their two faces
Confronting
The threats and the flashes of lightning.

Their bodies are of stone, of nothing,
They are make-believe, mutilated bodies.

Ignorant of their fate, their death,
But now, viewed from a short distance,
Quarry of voracious black birds.

LLANURA DE TULUÁ
Fernando Charry Lara


Al borde del camino, los dos cuerpos
Uno junto del otro,
Desde lejos parecen amarse.

Un hombre y una muchacha, delgadas
Formas cálidas
Tendidas en la hierba, devorándose.

Estrechamente enlazando sus cinturas
Aquellos brazos jóvenes,

Se piensa:

Soñarán entregadas sus dos bocas,
Sus silencios, sus manos, sus miradas.

Mas no hay beso, sino el viento,
Sino el aire
Del verano sin movimiento.

Uno junto del otro están caídos,
Muertos,
Al borde del camino los dos cuerpos.

Debieron ser esbeltas sus dos sombras
De languidez
Adorándose en la tarde.

Y debieron ser terribles sus dos rostros
Frente a las
Amenazas y relámpagos.

Son cuerpos que son piedra, que son nada,
Son cuerpos de mentira, mutilados,

De su suerte ignorantes, de su muerte,
Y ahora, ya de cerca contemplados,
Ocasión de voraces aves negras.




Bu ileti Vehbi tarafından 05 05 2006 - 00:27 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 31 05 2006 - 16:09
İleti #17


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,642
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



YAK BU EVİ MAVİ

Caetano Veloso & Lila Dawn Sözler (Selma Hayek’in baş rolü oynadığı “Frida” filminin bitiş şarkısı, 2002)

Yak bu evi
Mavi
Kalp boşa koşuyor
Sensiz öyle kaybolmuş ki

Fakat gece gökyüzü ateşle çicek açıyor
Ve yanan yatak daha yüksekte yüzüyor
Ve Frida uçmaya hazır…

Çok yorulmuş kadın
Yay kırılmamış kanatlarını
Özgür kırlangıcın şarkı söylediği gibi
Gel havaî fişeklerin gösterisine
Gör karanlık kadının gülüşünü
Yanıyor…

Fakat gece gökyüzü ateşle çiçek açıyor
Ve yanan yatak daha yüksekte yüzüyor
Ve Frida uçmaya hazır…

Yak bu geceyi
Siyah ve mavi
O kadar soğuk sabahleyin
Sensiz ki

Ve gece gökyüzü ateşle çiçek açıyor
Ve yanan yatak daha yüksekte yüzüyor
Ve Frida uçmaya hazır…

Ve koyu gri renklerle boyanmış
Karanlık geceler
Senin rüyânla soluyor
Kırmızı kadifeyle sarılmış
Yanıyorum…
Uzaklara dansederek geceyi

Geceyarısı mavi
Yay kanatlarını
Kırlangıçlarla uç özgür
Rüzgârla bir

Ve gece gökyüzü ateşle çiçek açıyor
Ve yanan yatak daha yüksekte yüzüyor
Ve Frida uçmaya hazır
Gökyüzünde tek bir kıvılcım
Cenneti ve cehennemi boyuyor
Çok daha aydınlık

Yak bu evi
Mavi
Kalp boşa koşuyor
Kaybolmuş
Sensiz

Çeviren: Vehbi Taşar

BURN IT BLUE

Caetano Veloso & Lila Dawn Lyrics (From Selma Hayek’s Movie, “Frida”)

Burn this house
Burn it blue
Heart running on empty
So lost without you

But the night sky blooms with fire
And the burning bed floats higher
And she’s free to fly…
Woman so weary
Spread your unbroken wings
Fly free as the swallow sings
Come to the fireworks
See the dark lady smile
She burns…

And the night sky blooms with fire
And the burning bed floats higher
And she’s free to fly…
Burn this night
Black and blue
So cold in the morning
So cold without you
And the night sky blooms with fire
And the burning bed floats higher
And she’s free to fly
Y la noche que se incendia,
Y la cama que se eleva,
A volar…

And of the dark days
Painted in dark gray hues
They fade with the dream of you
Wrapped in red velvet
Dancing the night away
I burn…
Midnight blue
Spread those wings
Fly free with the swallows
Fly one with the wind

Y ella es flama que se eleva,
Y es un pájaro a volar
Y es un pájaro a volar
En la noche que se incendia,
El infierno es este cielo
Estrella de oscuridad

And the night sky blooms with fire
And the burning bed floats higher
And she ’s free to fly
Just a spark in the sky
Painting heaven and hell
Much brighter
Burn this house
Burn it blue
Heart running on empty
So lost without you

Bu ileti Vehbi tarafından 31 05 2006 - 16:09 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 01 06 2006 - 00:37
İleti #18


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,642
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



BEYAZ BİR TAŞIN ÜSTÜNDE SİYAH TAŞ

Cesar Vallejo -- PERU
(1892 – 1938)

Paris’te öleceğim, bir yağmur fırtınasında,
Zaten hatırlarım o günü.
Paris’te öleceğim— rahatsız etmiyor beni—
Hiç şüphesiz bir Perşembe günü, sonbaharda, tıpkı bugün gibi.

Bir Perşembe günü olacak o, çünkü bugün, Perşembe günü
Yazdığımda bu satırları, omuzlarımı koydum
Şeytana doğru. Asla şimdiki gibi dönmedim,
Ve başlatmadım bütün yolculuğumu yalnız olduğum yönlere doğru.

Sezar Vayeho öldü. Vurdular onu,
Onların hepsi, onlara hiçbirşey yapmadıysa da o,
sopayla vurdular ona ve şiddetle hem de
Bir halatın ucuyla. Tanıklar: Perşembe günleri,
Omuz kemikleri, yalnızlık, yağmur, ve yollar…

Çeviren: Vehbi Taşar

BLACK STONE ON TOP OF A WHITE STONE
Cesar Vallejo


I shall die in Paris, in a rainstorm,
On a day I already remember.
I shall die in Paris-- it does not bother me--
Doubtless on a Thursday, like today, in autumn.

It shall be a Thursday, because today, Thursday
As I put down these lines, I have set my shoulders
To the evil. Never like today have I turned,
And headed my whole journey to the ways where I am alone.

César Vallejo is dead. They struck him,
All of them, though he did nothing to them,
They hit him hard with a stick and hard also
With the end of a rope. Witnesses are: the Thursdays,
The shoulder bones, the loneliness, the rain, and the roads...




PIEDRA NEGRA SOBRE UNA PIEDRA BLANCA

Cesar Vallejo

Me moriré en París con aguacero,
un día del cual tengo ya el recuerdo.
Me moriré en París -y no me corro-
tal vez un jueves, como es hoy, de otoño.
Jueves será, porque hoy, jueves, que proso
estos versos, los húmeros me he puesto
a la mala y, jamás como hoy, me he vuelto,
con todo mi camino, a verme solo.
César Vallejo ha muerto, le pegaban
todos sin que él les haga nada;
le daban duro con un palo y duro
también con una soga; son testigos
los días jueves y los huesos húmeros,
la soledad, la lluvia, los caminos...

Bu ileti Vehbi tarafından 01 06 2006 - 00:39 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 01 06 2006 - 10:17
İleti #19


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,642
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



KARA HABERCİLER
By Cesar Vallejo

O kadar zor darbeler vardır hayatta. Bilmiyorum!
Tanrının gazabından gelirmiş gibi gözüken darbeler; sanki onlardan önce
Bütün çektiklerimizin derin akıntısı
Ruhlarımızda gömülmüş… Bilmiyorum!

Bir kaç şey, fakat vardır… karanlık saban izleri açan
En acımasız yüzlerde ve en güçlü bellerde,
Belki onlar barbar Attila’laların sıpaları
Ya da Ölümün bize yolladığı karanlık habercilerdir.

Derin düşüşleridir onlar, ruhun İsa’sının,
Kaderin küfür ettiği sevilmeye değer birinin.
Çatırdılarıdır bu kanlı darbeler
Fırın kapısının yanında üstümüzde yakılan bir miktar ekmeğin

Ve adam…zavallı…zavallı!
Çevirir gözlerini,
Yumuşak dokunuş omzumuzun üstünde bizi çağırdığı zamanki gibi;
Çevirir çılgın delirmiş gözlerini,
Ve durgunlaşır hayatın bütün deneyimleri sanki suçtan bir su birikintisi gibi, sersemlemiş.

O kadar zor darbeler vardır hayatta. Bilmiyorum

Çeviren: Vehbi Taşar

Not: 1892 yılında Peru’nun Andez dağlarının çok uzak ve fakir bir köyünde 11 çocuğun en küçüğü olarak doğan Sezar Vayeho, 20. yüzyılın en önemli şairlerinden birisidir. Yukardaki şiirini 1923’de Peru’nun Lima şehrinde hayatında çok kısa bir süre içinde başına gelen bir sürü büyük felaketten sonra yazmıştır. Ondan sonra komunist olduğu için Paris’e sürgüne gönderilmiş ve yaşamının geri kalan kısmını orda geçirmiştir. 1938 de Paris’te Montparnasse mezarlığında gömülmüştür. Pablo Picasso’nun bu tarihte çizdiği kara kalem Cesar Vallejo portresi de ün kazanmıştır.
Saygılarımla,
Vehbi Taşar


THE BLACK MESSENGERS
By Cesar Vallejo

There are in life such hard blows . . . I don't know!
Blows seemingly from God's wrath; as if before them
the undertow of all our sufferings
is embedded in our souls . . . I don't know!

There are few; but are . . . opening dark furrows
in the fiercest of faces and the strongest of loins,
They are perhaps the colts of barbaric Attilas
or the dark heralds Death sends us.

They are the deep falls of the Christ of the soul,
of some adorable one that Destiny Blasphemes.
Those bloody blows are the crepitation
of some bread getting burned on us by the oven's door

And the man . . . poor . . . poor!
He turns his eyes around, like
when patting calls us upon our shoulder;
he turns his crazed maddened eyes,
and all of life's experiences become stagnant, like a puddle of guilt, in a daze.

There are such hard blows in life. I don't know


LOS HERALDOS NEGROS
By Cesar Vallejo

Hay golpes en la vida tan fuertes . . . ¡Yo no se!
Golpes como del odio de Dios; como si ante ellos;
la resaca de todo lo sufrido se empozara en el alma
¡Yo no se!

Son pocos; pero son . . . abren zanjas oscuras
en el rostro mas fiero y en el lomo mas fuerte,
Serán talvez los potros de bárbaros atilas;
o los heraldos negros que nos manda la Muerte

Son las caídas hondas de los Cristos del alma,
de alguna adorable que el Destino Blasfema,
Esos golpes sangrientos son las crepitaciones
de algún pan que en la puerta del horno se nos quema

Y el hombre....pobre...¡pobre!
Vuelve los ojos,
como cuando por sobre el hombro
nos llama una palmada;
vuelve los ojos locos,
y todo lo vivido
se empoza, como charco de culpa,
en la mirada.

Hay golpes en la vida, tan fuertes . . . ¡Yo no se!

Bu ileti Vehbi tarafından 01 06 2006 - 10:18 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 03 07 2006 - 17:47
İleti #20


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,642
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



KÜÇÜK ŞARKI

Maria Clemencia Sanchez, 1999 (Kolombiya)
Çeviri: Nicolás Suescún, 2006

Müzik
bulmaktır sessizliği.

Yumuşamasıdır
ayakkabıcının çekiçlerinin,
çivilerinin ve dikenlerinin
onun arkadaşsız gecesinin.

Bir bardak sudur
geceleyin bıraktığımız
ölenler için
geri gelen
sözcüklere olan susuzluklarını
gidermek için.

Müzik
bulmaktır sessizliği
ve kaybolmuş çocukluğu.

Boğulmasıdır sesinin
ayakkabıcının
çekiçlerinin
kalplerimizde.

Bulmaktır zamanı
bizden önce gelen,
doğmadan önce,
nefes almadan önce,
ışığı görmeden önce.

Müzik
bulmaktır sessizliği.

Çeviri: Vehbi Taşar


LITTLE SONG

Music
is finding silence.

It is softening
the shoemaker’s hammerings,
his solitary night
of nails and thorns.

It is the glass of water
we leave at night
for the dead
who come back
to quench
their thirst for words.

Music
is finding silence
and lost childhood.

It is muffling
the shoemaker’s
hammerings
in our hearts.

It finding that time
that preceded us,
the time before birth,
before breathing¸
before seeing the light.

Music is
finding silence.


© MARIA CLEMENCIA SANCHEZ, 1999

© Translation by Nicolás Suescún, 2006

Poem of the week:
http://colombia.poetryinternational.org/cwolk/view/7155

María Clemencia Sánchez page"
http://colombia.poetryinternationl.org/cwolk/view/7104


CANTINELA

La música
es encontrar el silencio.

Es suavizar
los martilleos del zapatero,
su noche solitaria
de clavos y espinas.

Es el vaso de agua
que dejamos en la noche
para los muertos

La música
es encontrar el silencio
y la infancia perdida.

Es amortiguar
en nuestro corazón.
los martilleos
del zapatero.

Es encontrar ese tiempo
que nos precedió,
el de antes de nacer,
el de antes de respirar,
el de antes de ver la luz.

La música
es encontrar el silencio.


© 1999, María Clemencia Sánchez
From: El velorio de la amanuense
Publisher: Editorial Lealón, Medellín, 1999


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 26 07 2006 - 04:13
İleti #21


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,642
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



MAVİ ODA (Salma Hayek’in “Frida” filminden)

Hernan Bravo Varela
Müzik: Elliot Goldenthal
Söyleyen: Lila Downs

Gece devam edecek aceleci özlem olmaksızın
Bir tango olacak yaralarımız
Yırtılmış ve kanayan bir akordiyon ruhlarımız
Ve bu gece bütün bir gün

Gel bana geri
Sev beni karanlıkta
Mavi odamızda
Güneşin olmadığı yerde bizim için

Sevgilim
Kör et beni
Öldür kalbimi
Mavi odamızda bizim

Çeviren: Vehbi Taşar


THE BLUE ROOM

The night will go on without hurrying nostalgia
Our wound will be a tango
Our souls a torn and bleeding accordion
This night a whole day

Come back to me
Love me in the dark
In our blue room
Where there was no sun for us

My love
Blind me
Kill my heart
In our blue room

ALCOBA AZUL

La noche ira sin prisa de nostalgia
Habrá de ser un tango nuestra herida
Un acordeón sangriento nuestas almas
Seremos esta noche todo el día

Vuelve a mí
Ámame sin luz
En nuestra alcoba azul
Donde no hubo sol para nosotros

Ciégame
Mata mi corazón
En nuestra alcoba azul
Mi Amor

Bu ileti Vehbi tarafından 26 07 2006 - 04:14 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 24 08 2006 - 15:50
İleti #22


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,642
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Bugün ünlü Arjantinli şair ve yazar Horhe Luiz Borhez’in doğum günüdür.

INSTANTES (ÖRNEKLER)
Jorge Luis Borges (1899-1986) Arjantin

Eğer hayatımı yeni baştan yaşayabilseydim,
Gelecek sefer daha çok hatalar işlemeye çalışırdım.
Bu kadar kusursuz olmamaya çalışırdım, Daha fazla gevşeyip dinlenirdim.
Daha çok budalalık yapardım yapmış olduğumdan,
Hem de, pek az birşeyleri ciddiye alırdım.
Daha az hijyenik olurdum.
Daha fazla risklere atılırdım,
daha çok tatiller alırdım,
daha çok gün batışlarını düşünüp taşınırdım,
daha fazla dağlara tırmanırdım, daha çok nehirlerde yüzerdim.
Daha çok yerlere giderdim hiç gitmediğim,
Daha fazla dondurma yerdim ve daha az fasulyeler,
Daha fazla gerçek sorunlarım olurdu ve daha az hayal edilenler.

Ben o insanlardan biriydim akla uygun yaşayan
ve doğurganca her dakikasında hayatının;
Mutlu olduğum anlar olmuştur kesinlikle.
Geri gidebilseydim eğer, uğraşırdım
yalnızca iyi anlarım olması için.

Çünkü bilmediyseniz eğer bunu, hayatın yapıldığını:
anlardan yalnız; Bu anı kaybetmeyiniz.

Ben o insanlardan biriydim hiçbiryere
gitmemiş olan bir termometresiz,
bir sıcak-su şisesiz,
bir şemsiyesiz, ve bir paraşütsüz;
Yaşayabilseydim yine eğer, daha hafif yolculuk ederdim.

Eğer yaşayabilseydim yine,
Çıplak ayakla yürümeye başlardım başında ilkbaharın
Ve devam ederdim çıplak ayak sonbahar bitinceye kadar.
Daha çok at arabasıyla gezerdim,
daha çok düşünüp taşınırdım gün doğuşlarını,
ve daha fazla çocuklarla oynardım.
Eğer başka bir hayat olsaydı önümde benim.

Fakat zaten bakın, ben 85 indeyim,
ve bilirim ki ölüyorum.

(Kendim tarafından İspanyolcadan çevirilmiştir)

İngilizce’den Türkçe’ye çeviren: Vehbi Taşar


INSTANTES (INSTANTS)
Jorge Luis Borges (1899-1986) Arjantin

If I were able to live my life anew,
In the next I would try to commit more errors.
I would not try to be so perfect, I would relax more.
I would be more foolish than I've been,
In fact, I would take few things seriously.
I would be less hygienic.
I would run more risks,
take more vacations,
contemplate more sunsets,
climb more mountains, swim more rivers.
I would go to more places where I've never been,
I would eat more ice cream and fewer beans,
I would have more real problems and less imaginary ones.

I was one of those people that lived sensibly
and prolifically each minute of his life;
Of course I had moments of happiness.
If I could go back I would try
to have only good moments.

Because if you didn't know, of that is life made:
only of moments; Don't lose the now.

I was one of those that never
went anywhere without a thermometer,
a hot-water bottle,
an umbrella, and a parachute;
If I could live again, I would travel lighter.

If I could live again,
I would begin to walk barefoot from the beginning of spring
and I would continue barefoot until autumn ends.
I would take more cart rides,
contemplate more dawns,
and play with more children,
If I had another life ahead of me.

But already you see, I am 85,
and I know that I am dying.

(Translated from Spanish by myself)
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 25 08 2006 - 12:56
İleti #23


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,642
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



BİR KEDİYE
Jorge Luis Borges

Aynalar değildir daha sessiz
ne de sürünen şafak daha gizli;
ay ışığında, o pantersin sen
görünüşünü uzaktan izlediğimiz.
açıklanamaz çalışmasıyla tanrısal bir kanunun,
boş yere ararız seni biz.
Ganj’dan bile daha uzakta ya da batan güneşten,
yalnızlıktır seninkisi, seninkisi gizlilik.
kalçan izin verir yavaş yavaş giden
okşamasına elimin. Kabul ettin,
uzun süredir unutulan geçmişten beri,
sevgisini güvensiz bir elin.
Sen başka bir devre aitsin. Efendisisin sen
sınırlandırılmış rüyâ gibi bir yerin.

Çeviren: Vehbi Taşar


TO A CAT
Jorge Luis Borges

Mirrors are not more silent
nor the creeping dawn more secretive;
in the moonlight, you are that panther
we catch sight of from afar.
By the inexplicable workings of a divine law,
we look for you in vain;
More remote, even, than the Ganges or the setting sun,
yours is the solitude, yours the secret.
Your haunch allows the lingering
caress of my hand. You have accepted,
since that long forgotten past,
the love of the distrustful hand.
You belong to another time. You are lord
of a place bounded like a dream.



Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 25 08 2006 - 15:53
İleti #24


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,642
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



ASIL ŞİİRİN SANATI
Jorge Luis Borges

Bir nehre bakmak zamandan ve sudan yapılan
Ve hatırlamak Zaman başka bir nehirdir.
Bilmek biz bir nehir gibi ayrılırız sürüden
ve yüzlerimiz su gibi gözden kaybolur.

Hissetmek uyanmanın başka bir rüyası olduğunu
Rüya görmemenin rüyasını görmenin ve ölümün
kemiklerimizde korkusunu duyduğumuz ölüm olduğunu
her gece bir rüya diye bildiğimiz.

Her gün ve senede bir sembolünü görmek
insanın bütün günlerinin ve onun senelerinin,
ve dönüştürmek nefretini senelerin
bir musikiye, bir sese, ve bir sembole.

Bir rüya görmek içinde ölümün, gün batışında
altından yapılmış bir hüzün—işte budur şiir,
alçak gönüllü ve ölümsüz, şiir,
geri gelen, şafak gibi, gün batışı gibi.

Bazen bir yüz vardır akşamleyin
bizi gören bir aynanın derinliklerinden.
Sanat o çeşit bir ayna olmalı,
açığa vuran her birimize o yüzü.

Derler ki Odise, usanmış mucizelerden,
sevgiyle ağladı İtıka’yı gördüğü zaman,
alçak gönüllü ve yeşil. Sanat o İtıka’dır,
yeşil bir sonsuzluk, mucizeler değil.

Sanat sonsuzdur akan bir nehir gibi,
geçen, fakat kalan, bir ayna aynısından
değişken Heraklitus’un olan, aynı
ve gene de bambaşka, akan nehir gibi.

Çeviren: Vehbi Taşar

Not: Heraclitus M.Ö. 535–475 de yaşamış olan Efesli eski Yunan filozofu. Heraklitus devamlı bir gerçek olmadığına fakat tek gerçeğin değişmek olduğuna, ve devamlılığın duyguların bir oyunu olduğuna inanırdı.


ART OF POETRY, THE
Jorge Luis Borges

To gaze at a river made of time and water
And remember Time is another river.
To know we stray like a river
and our faces vanish like water.

To feel that waking is another dream
that dreams of not dreaming and that the death
we fear in our bones is the death
that every night we call a dream.

To see in every day and year a symbol
of all the days of man and his years,
and convert the outrage of the years
into a music, a sound, and a symbol.

To see in death a dream, in the sunset
a golden sadness--such is poetry,
humble and immortal, poetry,
returning, like dawn and the sunset.

Sometimes at evening there's a face
that sees us from the deeps of a mirror.
Art must be that sort of mirror,
disclosing to each of us his face.

They say Ulysses, wearied of wonders,
wept with love on seeing Ithaca,
humble and green. Art is that Ithaca,
a green eternity, not wonders.

Art is endless like a river flowing,
passing, yet remaining, a mirror to the same
inconstant Heraclitus, who is the same
and yet another, like the river flowing.

Bu ileti Vehbi tarafından 25 08 2006 - 15:54 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 27 08 2006 - 16:23
İleti #25


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,642
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



BROWNING ŞAİR OLMAYA KARAR VERİR
Jorge Louis Borges

Bu kırmızı labirentlerinde Londra’nın
keşfederim ki seçilmişim
bütün davetlerin en garibi için,
bırakın onu, hangi davet olsa acayiptir düşünecek olunursanız eğer.
Alşemistin daveti gibi
filozof taşını cıvada
aramak için.
Alacağım gündelik sözcükleri—
kumarbazın işaretlenmiş kartlarını, alelade madeni paraları—
çıkarttıracağım büyülerini onların birzamanlar onlara ait olan
ve o zamanlar Tor hem Tanrı hem de gök gürlemesi, ve gürültü,
hem gök gürlemesi hem de duaydı.
Bugünün lehçesinde
söyleyeceğim kendi tarzımda, hiç ölmeyen şeyleri:
lâyık olmaya çalışacağım büyük yankısına Bayron’un.
Ben olan bu toza kurşun bile işlemeyecek.
eğer bir kadın paylaşırsa aşkımı
mısralarım onuncu küresine dokunacak eşmerkezli göklerin
eğer bir kadın vazgeçerse beni sevmekten
kederimi bir musiki yapacağım,
dolu bir nehir, içinde çınlayan zamanın.
Kendimi unutarak yaşayacağım.
Bir an bakıp unuttuğum yüz olacağım,
Yehuda olacağım üzerine alan
ilâhi hain olmak görevini,
Keliben’i olacağım bataklığın.
Paralı asker olacağım korkusuzca
ve inançsız ölen,
Polikrat olacağım, hayretle bakan
kaderin geri döndürdüğu mühürün üzerine.
Persliler bana bülbülü verecekler, ve Roma kılıcını.
maskeler, ısdıraplar, yeniden dirilmeler
hayatımı dokuyacaklar ve sökecekler,
ve zamanla ben Robert Browning olacağım.

Çeviren: Vehbi Taşar

Not: Borhez’in 19. yüzyılın İngiliz şairi Robert Browning için yazdığı bu şiir, Browning’in şiirlerini yazmış olduğu bazı çok sevdiği konulardan bahsediyor. Robert Browning, şair Elizabeth Browning’in kocasıdır. Lordy Bayron (Byron) Browning’den biraz önce yaşamış (18-19. yüzyıl) İngiliz şairi. Filozof’un taşı simyacının (alşemistin) her madeni altına çeviren sihirli taşı. Tor, İskandinav gök gürültüsü tanrısı. Caliban (Keliben) Shakespear’in Tempest (Fırtına) isimli oyununda bataklıkta yaşayan şekli bozuk bir canavar; Polycrates (Polikrat) M.Ö. 6 ıncı yüzyıl Sisam adasının zorba hükümdarıdır. Perslerle olan ilişkileriyle ve savaşlarıyla bilinir. Hain olan Yehuda (Judas), İsanın yerini Romalılara söyleyip çarmıha gerilmesine neden olan kendisine en yakın bilinen (havari) 12 kişiden birisi.


BROWNING DECIDES TO BE A POET
By Jorge Louis Borges

In these red labyrinths of London
I find that I have chosen
the strangest of all callings,
save that, in its way, any calling is strange.
Like the alchemist
who sought the philosopher's stone
in quicksilver,
I shall make everyday words--
the gambler's marked cards, the common coin--
give off the magic that was their
when Thor was both the god and the din,
the thunderclap and the prayer.
In today's dialect
I shall say, in my fashion, eternal things:
I shall try to be worthy
of the great echo of Byron.
This dust that I am will be invulnerable.
If a woman shares my love
my verse will touch the tenth sphere of the concentric heavens;
if a woman turns my love aside
I will make of my sadness a music,
a full river to resound through time.
I shall live by forgetting myself.
I shall be the face I glimpse and forget,
I shall be Judas who takes on
the divine mission of being a betrayer,
I shall be Caliban in his bog,
I shall be a mercenary who dies
without fear and without faith,
I shall be Polycrates, who looks in awe
upon the seal returned by fate.
I will be the friend who hates me.
The persian will give me the nightingale, and Rome the sword.
Masks, agonies, resurrections
will weave and unweave my life,
and in time I shall be Robert Browning.

Bu ileti Vehbi tarafından 27 08 2006 - 16:27 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post

2 Sayfa V   1 2 >
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 24 08 17 - 01:03