Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

50 Sayfa V   1 2 3 > »   
Reply to this topicStart new topic
> Amerikan Şiiri
Ceyda
mesaj 30 11 2004 - 21:39
İleti #1


MevsimSiz


Grup: Admin
İleti: 3,621
Katılım: 13 12 07
Üye No: 2



BİR KADIN BEKLİYOR BENİ

Bir kadın bekliyor beni, her şey bulunuyor onda, hiçbir eksiği yok
eğer seks yoksa ya da ıslaklığı yoksa doğru erkeğin hala eksiktir her şey.
Seks dahil her şeye
bedenlere, canlara, anlamlara, kanıtlara, saflığa, inceliklere, sonuçlara,
çığlıklara
şarkılara, emirlere, sağlığa, gurura, analığın gizine, doğuştan gelen süte
Bütün umutlara, iyiliklere, bağışlanmışlara
bütün arzulara, aşklara, güzelliklere ve dünyanın tatlarına
bütün devletlere, yargıçlara, tanrılara, dünyayı anlamış insanlara
onun parçasıymış gerekçesiymiş gibi dahildir seks

Tanıdığım her erkek utanmaksızın bildiğini itiraf eder cinsiyetinin tadını
ve her kadın bilir ve itiraf eder kendininkini

Şimdi duygusuz kadınlardan uzaklaştırıyorum kendimi
kalmaya gidiyorum beni bekleyen kadına,
doyduğum sıcakkanlı kadınlara
görüyorum beni anladıklarını ve reddetmediklerini
değer verdiklerini bana-güçlü bir koca olabilirim onlara

Benden eksik yanları yok
Güneşle ve esen rüzgarla bronzlaşmış yüzleri
Kutsal, yumuşak ve güçlü vücutları
biliyorlar nasıl yüzeceklerini, kürek çekmeyi
ata binmeyi, güreşmeyi, ateş etmeyi
Nasıl koşacaklarını, öldüreceklerini, çekilmeyi,
yol almayı, direnmeyi, savunmayı
mükemmel hepsi sakin ve berrak sahipler dişiliklerine

Sıkıca çekiyorum sizi kendime ey kadınlar
izin veremem gitmenize, yeterliyim ben size
Ben sizler içinim sizler de benim ve
yalnızca benim iyiliğim için değil bu
başkalarının iyiliği için de
Uykularınızı daha yüce kahramanlar, şairler kaplamış
ve izin vermiyorlar kimsenin dokunmasına
ama yalnızca ben dokunabilirim size

Bu benim ey kadınlar- kendi yolumu çizdim
Acımasızım ben, sert, geniş ve inatçıyım
-ama sevdiğim için
artık gerekenden fazla incitmeyeceğim sizi
Akıyorum size, sıkarak kaba gücümle sıhhatli
kız ve erkek çocuklar getirmek için bu ülkeye
Hiç bir yakarışı dinlemeden, kendimi güçlendiriyorum yeterince
ve biriktirdiğimi size geri vermeden
kararlıyım geri çekilmemeye

Gizli ırmağına akarım senin
içine ilerleyen binlerce yılı sarıyorum
sahip olduğum en önemli şeyimi
ve Amerika'yı aşılıyorum sana
Sana akan damlalarımdan vahşi ve atletik kızlar
yeni sanatçılar, müzisyenler ve şarkıcılar yetişecek
senden döllediğim bebekler sırası geldiğinde bebekler dölleyecekler
Ben mükemmel erkekler isteyeceğim aşkımın tohumlarından
Çiftleşmelerini bekleyeceğim başkalarıyla
benim seninle çiftleştiğim gibi şimdi
Fışkıran yağmurlarımın meyvelerini sayacağım
sana geldiğimde yağmurların meyvelerini saydığım gibi şimdi
doğumda, yaşamda ölümde ve ölümsüzlükte arayacağım aşkın ürünlerini
öylesine severek yetiştiriyorum ki onları şimdi.


Walt Whitman
Go to the top of the page
 
+Quote Post
selah
mesaj 30 11 2004 - 21:50
İleti #2


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,793
Katılım: 22 11 04
Üye No: 1,005



BİR SOKAK OROSPUSUNA

İşkillenme sakın, gocunma benden!... Ben tabiat kadar ateşli, tabiat kadar hovarda, ben Whitman dedikleri herifim.

Güneş senin üstünden el çekmedilçe, bil ki el çekmem senden,

Nehirler vazgeçmedikçe senin için çağlamaktan, bırakmadıkça ağaçlar senin için uğuldamayı, bil ki senin için çağlayacak, senin için ağlayacak sözlerim.

Kadınım, söz kesilmiş say aramızda!... Diyeceğim, beni gönlünce karşılamak için hazırlığa koyul şimdiden!...

Ben gelinceye dek sabırlı ol,uslu otur e mi!...

Ayrılmadan şöyle iyice bi bakayım da gözlerine, beni aklından çıkarmayasın, unutmayasın beni...

Walt Whitman
(Çev: Can Yücel)
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Aylin Deniz
mesaj 01 12 2004 - 10:50
İleti #3


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 863
Katılım: 28 09 04
Üye No: 956



NİCK VE ŞAMDAN

Ben bir madenciyim. Işık mavi yanıyor.
Mavi sarkıtlar
Damlıyor ve donuyor, yırtıyor

Topraktan rahmi
Ölü can sıkıntısında dışarı terliyor.
Kara yarasa havaları

Sarıp sarmalıyor beni, paçavra şallar,
Soğuk soykırımlar.
Erik gibi kaynak yapıyorlar bana

Kalsiyum dikitlerinden
O tanıdık mağara, tanıdık yankıcı.
Semenderler bile beyazdır,

Şu kutsal herifler.
Ya balıklar, balıklar-
İsa! buz kalıpları

Bıçak zaafı
Canlı ayak parmaklarımdan
İlk Kömünyonunu içen

Bir piranha dini.
Şamdan
Yutkunur ve küçük rakımını tazeler,

Sarıları yüreklendirir.
Ah canım benim, nasıl geldin sen buraya?
Ah uykuda bile

Büzülmüş duruşunu
Anımsayan Cenin.
Sende tertemiz

Işıldıyor kan, yakutum benim.
Uyandığın
Bu acı senin değil.

Aşk, aşk
Mağaramızı güllerle donattım,
Yumuşak halılarla-

Victoriana'nın sonuncusu.
Bırak yıldızlar
Karanlık adresine düşsün dikine,

Bırak sakat bırakan
Civamsı atomlar
O berbat kuyuya damlasın,

Uzamların kıskanarak yaslandığı
Tek somutluk sensin.
Sen ahırdaki bebeksin.



Sylvia Plath
Go to the top of the page
 
+Quote Post
beliz
mesaj 02 12 2004 - 13:09
İleti #4


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,837
Katılım: --
Nereden: İst
Üye No: 389



ŞİİR SANATI

Dokunabilir ve sessiz olmalı şiir
Yuvarlak bir meyve gibi,

Başparmağa bir şey söylemeyen
Eski madalyonlar gibi dilsiz,

Yosun tutmuş pencere pervazındaki
Aşınmış taş gibi suskun -

Kuşların uçuşu gibi
Sözsüz olmalı şiir.

Zamanda kımıltısız olmalı şiir
Ayın tırmanışı gibi,

Geceye takılan ağaçları dal dal
Özgür bırakır ya ay,

Kış yapraklarının gerisinde
Anı anı bellekte kalır ya -

Zamanda kımıltısız olmalı şiir
Ayın tırmanışı gibi.

Gerçeğe eşit olmalı şiir:
Gerçeğin kendisi değil.

Acının bütün tarihi çünkü
Boş bir eşik, bir akçaağaç yaprağı.

Çünkü aşk
Yan yana yatmış otlar ve denizin üstünde iki ışık -

Bir şey anlatmamalı şiir
Olmalı.

Archibald MACLEISH
Çeviren : Cevat Çapan
Go to the top of the page
 
+Quote Post
denizci
mesaj 02 12 2004 - 16:22
İleti #5


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 784
Katılım: --
Üye No: 479



ARS POETICA

Tazeden bir yaprak
Ağır aksak bir aşktır şiir

Dilsiz
Bir eski çağ madalyonudur

Aşınmış kayalarda biten yosun
Bir dağ kadar yalnız

Bir kuşun kanat vuruşudur
Sessiz – kelimesiz

Şiirdir – gökteki ay parçası
Çakılı şavk şiirdir

Ay doğar – batar
Karanlık yaprakları büyür ağaçların

Kış gelir yaprakların ardından
Anılar doğar – batar

Şiirdir – gökyüzündeki ay
Çakılı durur boyuna

Şiir demek
Gerçek demek

Ağıt değil bunca geçmişe
Kapalı kapı değil – kuruyan yaprak değil

Aşk için şiir
Denizlerin özgürlüğü – yeşeren çimler için

Bir oluşla gelir şiir
Yazmakla çizmekle değil.

Archibald Macleish

Çağdaş Amerikan Şiirleri, Şairler Yaprağı Yayınları, 1958

*Çeviren kim? Dikkat etmemişim.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Mahur
mesaj 02 12 2004 - 17:11
İleti #6


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 564
Katılım: 11 10 04
Üye No: 971



GÖÇMEN ADAYLAR, LÜTFEN DİKKAT


Bu kapıdan
ya geçeceksiniz
ya da geçmeyeceksiniz.

Geçerseniz,
her zaman adınızı hatırlamanız
tehlikesi olduğunu unutmayın.

Her şey gözlerini dikecektir size
siz de onlara öyle bakın
ve bırakın ne olursa olsun.

Eğer kapıdan geçemezseniz,
o zaman
saygın bir hayat yaşamanız

inançlarınıza bağlı
konumunuzu değiştirmeden
kahramanca ölmeniz mümkün

ama pekçok şey kör edecektir sizi,
pekçok şey sizi görmezden gelecektir,
kim bilir ne pahasına?

Kapının kendisi
hiçbir konuda söz vermiyor.
Kapı, sadece bir kapı işte.




Adrienne Rich

Çeviri : Cevat Çapan
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Aylin Deniz
mesaj 03 12 2004 - 14:45
İleti #7


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 863
Katılım: 28 09 04
Üye No: 956



MERDİVENDEN İNEN BİR NÜ

Cinsellik saçan buluşmaları
Gerçekleşti duraksayarak, ilk kezmişçesine,
Bir trenin pencereleri ışıltılarla
Görüntüleri yinelerken.
Karşılarında kendini bilmez cafe'ler
Ve teneke, sineklerin taşıdığı dükkanlar.

Coşkuluydu ikisi de.
Bir ay ya da fazlası geçmiş
Görüşmemişler telefonla bile,
Uzun süre sırt sırta dönmüşler: Kimin ilk adımı attığını
Bilemedi öteki.

Dolaşabilirler ufuk çizgisinin
Kırıldığı yerde
Gerçek dostlar gibi-
Gölgelerin maviye döndüğü köşelerde
Ve kuytularda.
Şimdi eksik kalansa bir nü.

ANNA ROUSE
Go to the top of the page
 
+Quote Post
denizci
mesaj 16 12 2004 - 16:04
İleti #8


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 784
Katılım: --
Üye No: 479



AFRİKA

Bırak yazmayı
ve Fas’ta
sakal büyüt

Şapkasız dolaş
zavallı Clew gibi
göğüs germişti

çöl sıcağına.
Ya da dilersen
Herb gibi

otur bir otel
balkonunda ve
gemini gözle

kızlar
getirirken şarabını
ve yemeğini

özel olarak sana.
Dil ne?
Para yapmaya bak.

Bir yolunu bulursun
dilin.
Tamam.

William Carlos Williams

Bütün Şiirlerinden Seçmeler, Güven Turan, Kavram Yayınları, 1995
Go to the top of the page
 
+Quote Post
beliz
mesaj 18 12 2004 - 02:10
İleti #9


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,837
Katılım: --
Nereden: İst
Üye No: 389



ARALIK BAŞLARI HUDSON IRMAĞI KIYISI

Diken diken güneş. Hudson Irmağı'nı
Yongalıyor buz.
Duyuyorum kemik zar
Takırtısını rüzgarın savurduğu çakılların. Kemik
Akı, yeni yağan kar
Yapışıp kalıyor tüyler gibi ırmağa.
Kımıltısız. Dağıtmaya gidiyorduk
Noel hediyelerini geçen yıl lastiğimiz
Patladığında. Ölü sübablar üzerinde çamlar sıyrılıyordu
Fırtınayla durup, soyunuk gövdelerle...
Seni istiyorum.

Louise Glück
Go to the top of the page
 
+Quote Post
üçnoktabirdört
mesaj 04 03 2005 - 20:14
İleti #10


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 803
Katılım: --
Üye No: 752



HOŞ DUYU

Bu şarkı içimi ılıtır seninle dinlersem
Seninle tat bulur yediğim ekmek

Ne varsa şimdi güzellik adına
Sen yoksun diye boynu büyük

Ellerin vardı oysa-gümüş tabaklarda izi
Bu kadehli tutarlı-ellerin vardı

Gün gelip unutulacak senden kalan
Kimsenin aklına düşmeyecek seni anmak

Bu çarpan yüreğimdi-sonra sen geldin
Gözlerindi-ellerindi içimi yuğan

Atan sendin-vuran sendin deli dolu
Sen yoksun diye yüreğim durmuş.



Conrad Aiken
Çeviri: Özdemir Nutku- Tatık Dursun K.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Renan
mesaj 27 03 2005 - 13:02
İleti #11


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 301
Katılım: 25 03 05
Üye No: 1,199



Amerika'da 1950'li yıllarda ortaya çıkan Beat Generation şiiri ki başı Ginsberg, Ferlinghetti ve Corso çeker, bir tür yüksek sesle okuma şiirine yol açmış. Yani bu ne demek; şiiri basılı sayfaların ve kapalı odaların dışına çıkararak, spor salonlarında, stadyumlarda, açık havada geniş soluk alma olanağı sunmak.

Ferlinghetti'den sanatın bağımlılığı üzerine bir şiir. Çeviri Orhan Duru'nun:

ŞİİR SANATI

Beat Generation'ın yavruları bana şöyle dediler:
"Hem beat olup hem de bağımlı olamazsın."
Haklısın, çok haklısın, adamım.
"Yalnızca ölüler ve esrar çekip kafayı bulanlardır
her şeyi boşlayanlar. Bunlar anlaşılmaz kişilerdir"
demiştir W.S.Burroughs bir kez.
Ama ben onlardan değilim.
Hiçbiri değilim. İşte böyle adamım.
Tüm Beat Generation'ın varoluşcu olduğu hikayesi
Üç paralık pırasa gibidir, yapmacıktır, düzenbazlıktır.
Varoluşculuğun babası Sartre boşvermez. Her zaman
Bağımlı olmak gerekir, diye bağırarak dolanır ortalıkta.
"Bağımlılık onun en sevdiği küfürlerden biridir.
Bağımlı olmak düşüncesine, Beat Generation denilen
akımın sanatına, garanti, kasıkları çatlaya çatlaya
gülerdi üstat. Doğrusu bu ya, ben de aynı şeyi yapıyorum.
Sanırım çağdaş Amerikanın şiirinin kar adamı Ginsberg de
aynı sözleri söyleyecektir size.
Çocuklar, bilin ki, yalnızca ölüdür bağımlı olmayan.
Beat Generation'ın peruklu nihilizmi, doğal sonucuna
ulaşırsa, yaratıcı sanatçının ölümü anlamına gelecektir bu
Sanatçının bağ'sız oluşu ise bir çeşit kendi kendini
öldürmesi ve aynı nihilizmin bulanık bir başka türüdür
ve de başka bir şey değildir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
beliz
mesaj 07 05 2005 - 18:40
İleti #12


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,837
Katılım: --
Nereden: İst
Üye No: 389



NEYE BENZİYORLARDI?


1)Vietnamlılar taştan fenerler
kullanıyorlar mıydı?
2)Törenlerle kutluyorlar mıydı
tomurcukların açışını?
3)Sessizce gülme eğilimleri var mıydı?
4)Süs olarak kemik ve fildişi,
yeşim taşı ve gümüş takınıyorlar mıydı?
5)Destanları var mıydı?
6)Konuşmakla türkü söylemek arasında
bir ayırım yapıyorlar mıydı?


1)Efendim, yumuşak yürekleri taşa dönüşmüştü.
Taş fenerlerin bahçelerde güzel yolları
aydınlatıp aydınlatmadığı hatırlanmıyor.
2)Belki bir kez tomurcukları kutlamak için
toplanmışlardı,
ama çocuklar öldürüldükten sonra
tomurcuklar açmadı.
3)Efendim, yanık ağızlara acı verir gülmek.
4)Bir düş önce, belki. Sevinmek içindir süs.
Bütün kemikler kömür olmuştu.
5)Hatırlanmıyor. Unutmayın ki,
çoğu köylüydü; pirinç ve bambuyla
yaşıyorlardı.
Sessiz bulutlar çeltik tarlalarında yansıdığında
ve bayırdaki setlerde korkusuzca yürürken manda,
belki babalar eski masallar anlatmışlardır
oğullarına.
Bombalar bu aynaları parçalayınca,
ancak çığlık atmaya vakit kalmıştı.
6)Hâlâ türküye benzer bir yankısı
duyuluyor konuşmalarının.
Anlatıldığına göre türkü söyleyişleri
pervanelerin ay ışığında
uçuşuna benzermiş.
Kim bilebilir? Artık her yer sessiz.



Denise LEVERTOV


Çeviren : Cevat ÇAPAN
Go to the top of the page
 
+Quote Post
unrequited
mesaj 13 07 2005 - 19:22
İleti #13


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 178
Katılım: 28 01 05
Üye No: 1,102



für belise...


maggie and milly and molly and may

maggie and milly and molly and may
went down to the beach(to play one day)

and maggie discovered a shell that sang
so sweetly she couldn't remember her troubles,and

milly befriended a stranded star
whose rays five languid fingers were;

and molly was chased by a horrible thing
which raced sideways while blowing bubbles:and

may came home with a smooth round stone
as small as a world and as large as alone.

For whatever we lose(like a you or a me)
it's always ourselves we find in the sea

e e cummings
Go to the top of the page
 
+Quote Post
unrequited
mesaj 13 07 2005 - 19:25
İleti #14


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 178
Katılım: 28 01 05
Üye No: 1,102



"next to of course god america i
love you land of the pilgrims' and so forth oh
say can you see by the dawn's early my
country tis of centuries come and go
and are no more what of it we should worry
in every language even deafanddumb
thy sons acclaim your glorious name by gorry
by jingo by gee by gosh by gum
why talk of beauty what could be more beaut-
iful than these heroic happy dead
who rushed like lions to the roaring slaughter
they did not stop to think they died instead
then shall the voice of liberty be mute?"

He spoke. And drank rapidly a glass of water

e e cummings
Go to the top of the page
 
+Quote Post
beliz
mesaj 21 08 2005 - 22:00
İleti #15


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,837
Katılım: --
Nereden: İst
Üye No: 389



BANKERLERDEN BÜTÜN FARKIMIZ: ONLAR PARALI BİZ PARASIZ


Bankaları övmek için yazıldı bu şiir.
Para şıkırtısı neymiş gör, hele bir bankadan içeri gir!
Bir de garip bir ses duyacaksın, ne kadın sesi o, ne su şırıltısı,
Bilirim, duymuşluğun yok, o, binlik bangınotların hışırtısı.
Mermer konaklarda otururmuş bankerler, hakları,
Boşuna mı yıllar yılı "Milli Kalkınma" diye bağırıp çağırdıkları!
Asıl, bir usulleri var, ona borçlular her şeyi, o bir bozulmaya
görsün, bankaların işi bitti:
Kısacası, paraya muhtaç olanlardan gayrısına açılır kredi.
Sizi bilmez miyim hiç, anlı şanlı bankerler, nasıl da kılı kırk yararsınız!
Siz, ev kirasını ödemek için borç istemeye gelen vatandaşları
kuruş koklatmaksızın dehliyebilen milli kahramanlarsınız.
Evet. Siz, çocuğum doğacak diye iki yüz lira borç istemeye
görsün bir dar gelirli,maymunlara zart zurt eden
Tarzan edasiyle bakarsınız suratına,
"İşine git, oğlum!" dersiniz, "Ne sandın burasını? Burası ne
tefeci Şakir, ne emanetçi Sultana!"
Ama diyelim ki bir kalantor zat çıktı geldi bankanıza, olur a,
milyonunu çiftleştirmek istemiş canı,
Bak, o zaman koruyucu melek kesilirsiniz. "Arzunuz, emriniz"
demeye kalmaz, toslarsınız milyonu.
"Madem bir milyonu var, değil mi ya niye iki milyonu olmasın?"
derken hazret, iki milyon daha istemeye kalkar,
"Baaşüstüne'yi bastırırsınız hemen, değil mi ki elde iki milyon
emniyet akçesi var.
Münasip buyurmuşsunuz" der toplanınca banka idare heyeti,
"Bütün istediğimiz bizim, kalkındırmak memleketi."
Kuzum, bankaları yerdiğim sanılmasın sakın,
Bilmez miyim ne büyük işler çevirdiklerini onların!...
Bilmez miyim; "Parayla bitmez iş, hayatın temeli sağlıktır,
mutluluktur" deyip gezen menfi unsurları ortadan kaldırarak
cemiyete ne büyük hizmetler gördüklerini,
Bilmez miyim, sağlığını, mutluluğunu korumak için beş on kuruş
isterikleri vakit, o serserileri nasıl kapı dışarı ettiklerini! Bilmez
miyim, Mukaddes Para'ya dil uzatmak ne demekmiş anlasınlar
diye, bilmez miyim o insanları nasıl açlıktan öldüklerini!...




Ogden NASH



Türkçesi: Can YÜCEL
Go to the top of the page
 
+Quote Post
TatTwamAsi
mesaj 27 08 2005 - 09:41
İleti #16


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 25
Katılım: 25 08 05
Üye No: 1,504



BİLİNÇALTI
Komayın beni bu ellerde-gayrı durmam
Bu yol kavşağında susmuş gözler senin
Beni kıskıvrak saran kollar senin kolların
Tutamam ellerini- yanımdasın.

Rüzgar gibi bakıyorsun - saçlarım uçuşuyor
Ellerimi örtüyorum yüzüme - gözlerine bakamıyorum
Sen bir çiçeksin yavaşça açarsın
İncecik belin salınırsın- ilk çiçeksin baharda

İşte uzat ellerini- ben gözlerimi yumuyorum
Yeni yetme bir sürgün gibi kuruyorum olduğum yerde
işte bu benim yüreğimdir- atmıyor
İşte kar düşüyor gözlerime

Hiçbir şey güçlü değil bu dünyada seni sevmek kadar
Senin yüreğin kadar aydınlık değil
Hiç bir şey ölümcül değil bu koku bu renk kadar
Vücudun kadar alımlı değil hiçbiri çiçeklerin

Neden bu güzelliği dudaklarının
Gözlerinin bu koyu karanlığı
Bir şey var yüreğimde kuş gibi uçarı
Gözlerinin şavkı çiçeklerden
Yağmur yağar telli pullu
Biliyorum- ellerin gibisi yok.
E.E.Cummings
Go to the top of the page
 
+Quote Post
aresin
mesaj 04 09 2005 - 21:44
İleti #17


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 14
Katılım: 01 09 05
Üye No: 1,513



anabel lee___________________

it was many and many a year ago,
in a kingdom by the sea,
that a maiden there lived whom you may know
by the name of annabel lee;--
and this maiden she lived with no other thought
than to love and be loved by me.
she was a child and i was a child,
in this kingdom by the sea,
but we loved with a love that was more than love--
i and my annabel lee--
with a love that the winged seraphs of heaven
coveted her and me.

and this was the reason that, long ago,
in this kingdom by the sea,
a wind blew out of a cloud by night
chilling my annabel lee;
so that her high-born kinsman came
and bore her away from me,
to shut her up in a sepulchre
in this kingdom by the sea.

the angels, not half so happy in heaven,
went envying her and me:--
yes! that was the reason (as all men know,
in this kingdom by the sea)
that the wind came out of a cloud, chilling
and killing my annabel lee.

but our love it was stronger by far than the love
of those who were older than we--
of many far wiser than we-
and neither the angels in heaven above,
nor the demons down under the sea,
can ever dissever my soul from the soul
of the beautiful annabel lee:--

for the moon never beams without bringing me dreams
of the beautiful annabel lee;
and the stars never rise but i see the bright eyes
of the beautiful annabel lee;
and so, all the night-tide, i lie down by the side
of my darling, my darling, my life and my bride,
in her sepulchre there by the sea--
in her tomb by the side of the sea.

EDGAR ALLEN POE
_____________________________

senelerce senelerce evveldi
bir deniz ülkesinde
yaşayan bir kız vardı bileceksiniz
İsmi; annabel lee
hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
sevmekten başka beni
o çocuk ben çocuk, memleketimiz
o deniz ülkesiydi
sevdalı değil karasevdalıydık
ben ve annabel lee
göklerde uçan melekler
kıskanırlardı bizi
bir gün işte bu yüzden göze geldi
o deniz ülkesinde
Üşüdü bir rüzgarından bulutun
güzelim annabel lee
götürdüler el üstünde
koyup gittiler beni
mezarı oradadır şimdi
o deniz ülkesinde
biz daha bahtiyardık meleklerden
onlar kıskanırdı bizi
evet! bu yüzden "Şahidimdir herkes ve deniz ülkesi"
bir gece rüzgarından bulutun
Üşüdü gitti annabel lee
sevdadan yana kim olursa olsun
yaşca başca ileri
geçemezlerdi bizi
ne yedi kat göklerdeki melekler
ne deniz dibi cinleri
hiç biri ayıramaz beni senden
güzelim annabel lee
ay gelir ışır, hayalin erişir
güzelim annabel lee
orda gecelerim uzanır beklerim
sevgilim sevgilim hayatım gelinim
o azgın sahildeki
yattığın yerde seni...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
pronectus
mesaj 22 09 2005 - 23:18
İleti #18


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,125
Katılım: 26 10 04
Üye No: 974



CAMBRİDGE'Lİ HANFENDİLER YAŞAR DAYALI DÖŞELİ RUHLARIYLA

Cambridge'li hanfendiler
yaşar dayalı döşeli ruhlarıyla
güzel de değildirler
ve şükret akılları olduğuna
üstelik, kilisede protestanca kutsanmış kerimeler,
ıtırsız alımsız kıpırdak
inanırlar İsa'ya ve Longfellow'a,
ikisi de ölü,
bıkıp usanmadan ilgilenirler bir dolu ıvır zıvırla
isteyen günümüzdeki yapıtlarda hâlâ arar bulur
haz alan parmakların ördüğünü işte şu Lehlere mi?
belki.
Hiç renk vermez yüzleri
mahcup mahcup çıtlatırken Bayan N ile Profesör D'nin rezaletini
Cambridge'li hanfendiler oralı olmaz,
üzerinde
Cambridge'in arada sırada olsa da
yuvası lavanta kokan
ve uçsuz bucaksız gökyüzünün,
o gücenik bir bonibon parçası misali zırıldasa da ay


Edward Estlin CUMMINGS

Çeviren : T.Asi BALKAR
Go to the top of the page
 
+Quote Post
beliz
mesaj 14 10 2005 - 01:34
İleti #19


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,837
Katılım: --
Nereden: İst
Üye No: 389



RENKSİZ ADAM

Renksiz yaşadım.
Gri bir odada
kırpık fısıltılarla
kendisine baktığımda solan bir kadınla konuştum.
Seslerimiz istiridye beyazıydı, canavarlarımız
toz topakları gibi soluk.
Ağaçlarımdaki yapraklar kirlendi.
solgun çimenler biçtim.
Arkadaşlar dev ölü sıçanlara benzeyen
steyşınlarını park ettiler
nerdeyse görünmeyen evimin yanına.
Cüzdanımda banknotlar renklerini yitirdi.
Okyanuslar gibi gri dağlar gördüm rüyamda,
üstlerinde hiçbir evin ışığı yanmıyordu,
tabutlar vardı sadece; yürürken konuşan
ve sürekli birbirini gömen gri kumlara.



Donald HALL

Çeviren: Nazmi AĞIL
Go to the top of the page
 
+Quote Post
beliz
mesaj 13 11 2005 - 12:59
İleti #20


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,837
Katılım: --
Nereden: İst
Üye No: 389



ANNEANNEMİN AŞK MEKTUPLARI


Belleğin yıldızlarından başka
Gökte yıldız yok bu gece.
Oysa belleğe ne çok yer var
Yumuşak yağmurun gevşek kemerinde.

Annemin annesi
Elizabeth'in
Tavan arasının bir köşesine sıkışıp
kalmış
Ve orada kar gibi eriyecek kadar
Sararıp eprimiş
Mektuplarına bile yer var.

Bu kadar geniş bir boşlukta
Yumuşak adımlarla yürümeli insan.
Burası tümüyle görünmeyen
Bir tel ak saça asılı,
Havada bir ağ ören kuş dalları gibi
titriyor.

Ve ben soruyorum kendime:

"Yankılardan başka bir şey olmayan
Eski havaları çalacak kadar uzun mu parmakların:
Sessizlik ezgileri kaynağına taşıyıp
Sonra anneannene getiriyormuş gibi
Yeniden sana getirecek kadar
Güçlü mü?"

Gene de elinden tutup anneannemi
Anlayamayacağı pek çok şey arasından geçirirdim.
Bu yüzden ayağım sürçüyor. Ve yağmur
Acıyan tatlı bir gülüşle yağıp duruyor.


Hart CRANE

Çeviren: Cevat ÇAPAN
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Mahur
mesaj 20 11 2005 - 19:23
İleti #21


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 564
Katılım: 11 10 04
Üye No: 971



Kış Başlarıydı



Kış daha yeni başlıyordu,
Bir ara-zamandı yaşanan,
Kırlar kahverengiydi hâlâ yer yer:
Otların kemikleri sallanıp duruyordu rüzgârda,
Üstünde mavi karın.

Kış daha yeni başlıyordu,
Işık usulca geziniyordu donmuş arazinin üstünde,
Kuru tohum taçlarının üzerinde,
Hayatta kalmayı başaran güzel kemikler
Rüzgârda sallanıp duran.

Işık gezindi geniş arazinin üstünde;
Kaldı.
Otlar bıraktı sallanmayı.
Zihin devindi, yalnız değildi
Berrak havanın içinde, sessizlikte.

Işık mıydı?
Işık mıydı içindeki?
Işığın içindeki ışık mıydı?
Canlanmaya başlayan hareketsizlik,
Ama yine de hareketsiz?

Canlı, anlaşılması mümkün bir ruh
Eğlendirmişti seni bir vakit.
Gelecek yeniden.
Hareketsiz kal.
Bekle.


Theodore Roethke
Çeviri: Ayşenur Güvenir
Go to the top of the page
 
+Quote Post
pronectus
mesaj 03 01 2006 - 01:33
İleti #22


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,125
Katılım: 26 10 04
Üye No: 974



SÖZCÜKLER

Sözcüklere dikkat edin,olağanüstü olanlarına bile.
Çünkü olağanüstü için yapabileceğimizin en iyisini yaparız,
Kimi zaman sözcükler arı gibi sokarlar
Ve bir öpücük bırakırlar iğne yerine.
Parmaklar gibi değerli olabilir sözcükler
Ve kaya gibi güvenilirdir sözcükler,kıçınıza sokarsınız onları.
Ama hem papatyalar hem de bereler gibi olabilirler.

Yine de severim sözcükleri.
Tavandan düşen güvercinlerdir sözcükler.
Dizlerimde oturan altı kutsal portakaldır onlar.
Sözcükler ağaçlardır, yaz'ın bacakları,
Ve güneş, ve onun tutkulu yüzü.

Ne var ki sözcükler sıklıkla yanıltır beni.
Söylemek istediğim o kadar çok şey var ki,
Bir sürü öyküler, betimlemeler, atasözleri, vb.
Ama sözcükler yetersiz kalır,yanlış olanları gelip öper beni.
Kimi zaman uçarım bir kartal gibi ama bir çalıkuşunun kanatlarıyla.

Yine de sözcüklere dikkat etmeye
Ve kibar olmaya çalışıyorum.
Sözcüklere ve yumurtalara özenle dokunmalı.
Bir kez kırıldılar mı olanaksızdır
Onarılmaları.


Anne SEXTON

Çeviren: Tuğrul Asi BALKAR
Go to the top of the page
 
+Quote Post
HACI
mesaj 12 02 2006 - 01:05
İleti #23


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 260
Katılım: 11 11 05
Üye No: 1,712



Love is the only bow on life’s dark cloud.
It is the Morning and the Evening Star.
It shines upon the cradle of the babe,
And sheds its radiance upon the quiet tomb.
It is the mother of Art,
Inspirer of poet, patriot, and philosopher.
It is the air and light of every heart, builder of every home,
kindler of every fire on every hearth.
It was the first to dream of immortality.
It fills the world with melody,
For Music is the voice of Love.
Love is the magician, the enchanter,
That changes worthless things to joy,
and makes right royal kings and queens of common clay.
It is the perfume of the wondrous flower-the heart
And without that sacred passion, that divine swoon,
we are less than beasts;
but with it, earth is heaven and we are gods.

Robert Ingersoll

Hayatın kara bulutu üzerindeki tek ışık sevgidir.
O sabah ve akşam yıldızıdır.
O, bebeğin beşiği üzerinde parlar,
Aydınlığını sessiz mezarın üzerine saçar.
O, sanatın anasıdır,
Şairin ilhamı, yurtsever ve filozoftur.
O, her yüreğin havası ve ışığıdır, her yuvayı yapandır,
Her yürekteki ateşin tutuşturucusudur.
O, ölümsüzlüğü ilk hayal edendir.
Dünyayı melodiyle doldurur,
Müzik sevginin sesi olduğu için.
Sevgi sihirbazdır, büyücüdür,
Değersiz şeyleri neşeye çeviren,
ve adi çamurdan şanlı krallar ve kraliçeler yaratır.
O, kokusudur harika çiçeğin-kalbin
Bu ilahi ihtiras olmaksızın kutsal kendini bilmez,
bizler hayvandan da aşağı oluruz;
ama onunla, dünya cennettir ve bizler tanrıyız.

Çeviren 90'00
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 16 02 2006 - 23:59
İleti #24


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



AY GÖLGESİ (Amerikan Geleneksel)

Evet
Ay gölgesi kovalıyor peşimden.
Ay gölgesi
Ay gölgesi.
Zıplayıp sıçrıyorum üstünden
Ay gölgesinin
Ay gölgesinin.
Ellerimi kaybedersem eğer,
Sabanımı kaybedersem eğer,
Toprağımı kaybedersem eğer,
Aman!
Ellerim yok olursa eğer
Amanın!
Hiç çalışmak yok bana artık!
Bir de gözlerim çıkarsa eğer
Bütün renklerim kurursa eğer,
Evet.
Kaybedersem gözlerimi eğer,
Amanın!
Hiç ağlamak yok bana artık!
Evet.

Ay gölgesi kovalıyor peşimden.
Ay gölgesi
Ay gölgesi.
Zıplayıp sıçrıyorum üstünden
Ay gölgesinin
Ay gölgesinin.
Ve iki bacağımı da kaybedersem eğer,
Ne inlerim ne de dilenirim artık!
Aman!
İki bacağımı kaybedersem eğer,
Amanın!
Hiç yürümek yok bana artık!
Ve ağzımı da kaybedersem eğer
Aşağıda ve yukarıda bütün dişlerimi,

Evet.
Ağzımı kaybedersem eğer,
Amanın!
Hiç konuşmama gerek yok artık!
Vefalı ışığa sordum, “Çok mu sürdü bulman beni?”
“Uzun sürdü mü bulman beni?” “Kalacakmısın bende bu gece?”

Ay gölgesi kovalıyor peşimden.
Ay gölgesi
Ay gölgesi.
Zıplayıp sıçrıyorum üstünden
Ay gölgesinin
Ay gölgesinin
Ay gölgesinin
Ay gölgesinin.

Çeviren: Vehbi Taşar


Moon Shadow- (American Traditional)

Yes
I'm bein' followed by a moon shadow
moon shadow
moon shadow.
Leapin' and hoppin' on a moon shadow
moon shadow
moon shadow.
And if I ever lose my hands
lose my plough
lose my land -
Oh
if I ever lose my hands

Ooh
I won't have to work no more.
And if I ever lose my eyes
if my colours all run dry

Yes
if I ever lose my eyes

Ooh
I won't have to cry no more.

Yes
I'm bein' followed by a moon shadow
moon shadow
moon shadow.
Leapin' and hoppin' on a moon shadow
moon shadow
moon shadow.
And if I ever lose my legs
I won't moan and I won't beg

Oh
if I ever lose my legs

Ooh
I won't have to walk no more.
And if I ever lose my mouth
all my teeth North and South

Yes
if I ever lose my mouth

Ooh
I won't have to talk.

Did it take long to find me? I asked the faithful light.
Did it take long to find me and are you gonna stay the night?

I'm bein' followed by a moon shadow
moon shadow
moon shadow.
Leapin' und hoppin' on a moon shadow
moon shadow
moon shadow.
Moon shadow
moon shadow
moon shadow
moon shadow.




Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 01 03 2006 - 03:04
İleti #25


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,500
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



GENİŞÇE YAP BU YATAĞI
Emily Dickinson

Genişçe yap bu yatağı.
Huşu ile;
Kıyamet kopana kadar bekle içinde
Mükemmel ve zarif.

Şiltesini düzgün tut,
Yastığını yuvarlak;
Güneşin sarı gürültüsüyle
Bozdurma bu yeri.

Çeviri: Vehbi Taşar



AMPLE MAKE THIS BED
By Emily Dickinson

Ample make this bed.
Make this bed with awe;
In it wait till judgment break
Excellent and fair.

Be its mattress straight,
Be its pillow round;
Let no sunrise' yellow noise
Interrupt this ground.

-- Emily Dickinson



Go to the top of the page
 
+Quote Post

50 Sayfa V   1 2 3 > » 
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 20 10 19 - 08:38