Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

2 Sayfa V   1 2 >  
Reply to this topicStart new topic
> Hrant Dink
oasis
mesaj 19 01 2007 - 16:29
İleti #1


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 79
Katılım: 15 01 04
Üye No: 823



katletmişler güzel insanı,kıymışlar canına...

nefret,nefret,nefret...

:-((
Go to the top of the page
 
+Quote Post
volkan
mesaj 19 01 2007 - 20:59
İleti #2


Admin


Grup: Members
İleti: 1,425
Katılım: 24 05 06
Üye No: 2,261



yeni döndüm, ağladım, kanlar yıkandı, sarı gyalin çaldı, bağırdım gelin bizde burdayız bizide vurun diye, işte faşizm yaşatmaya değil öldürmeye koşuyor. hep öldürmeye koştu yine koşuyor! bir tane faşisti birinin yaşaması için koşarken göremezsiniz!ama ölüm naralarını hep duyduk!
yeter artık diye nafile çığlıklar atmak istemiyoruz!
burdayız
öfkeliyiz,
gözlerimiz yaşlı,
yetim,
ayakkabısı delik
bir yazar öldürüldü...
ülkesini avrupa'ya şikayet etmek istemeyen bir yazar öldürüldü, biz kardeşiz diyen birisi öldürüldü. bunları demenin bedeli ölümse, haydi gelin istediğiniz zaman gelin...
biz rahat insanlarız, jiplere binmiyoruz, boyalı gazetelerde binlerce dolar maaş almıyoruz, plazalarda çalışmıyoruz, bunları istesenizde yapmayız zaten, gelin bizide vurun, otobüse binerken vurun, yazı yazarken vurun, uyurken boğazlayın bahçelievlerdeki gibi, kahvelerde kurşunlayın, gelin burdayız!
Go to the top of the page
 
+Quote Post
adramis
mesaj 19 01 2007 - 22:06
İleti #3


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 357
Katılım: 25 09 06
Üye No: 2,568



Taksimde KESK in katılımıyla gerçekleşen protesto eylemindeydim.Sokaktaki insanın da tepkileri bu doğrultudaydı.Acı olan kaybettikten sonra Bahriye Üçok,Turan Dursun -vb....kayıplar-insanların tepkisini göstermesiydi.İçim acıdı.Yıllar önce yapılmış katliamlara hala devam ediliyor,bunu da yapmadık der çıkarsınız işin içinden.İçim kanıyor,öfkem büyüyor.

Bu olayın ayak seslerini duymadınız mı?Bıçakları ne zamandır bilemediniz mi?Öfkeyi,katliamı bağırarak hedef göstermediniz mi?Burada bile Türk değil ne olduğu belli değil diyerek özgür düşüncesini ifade eden bir yazara dört koldan saldırılmadı mı?İşte bu davranışların gideceği yer burasıydı.Bu pisliği Türkiye örtemez.Amerika örter Irak ta ki pisliğini ,güç onda.Ama biz mazlum taraf olarak yaptıklarımızı tüm dünyada ödeyeceğiz,ödettirirler.Zaten pislikler de örtülmemeli,herkesin payı olan ....Hedefe dönüştürülen insanların kıyımına başlandı.Devamı gelmez temenni edelim.

Bu toprakların değerlerinden birini yitirdik.Türk ,Kürt,Ermeni bu toprakların çocukları...Bu topraklar büyüttü,karnını doyurdu.Kim daha çok sahip bu topraklara,kimin burası ....Hepimizin...Neyi paylaşamıyoruz....

Umarım gerisi gelmez....Ve herkes sağduyulu olur.Bilediklerinin nereye gideceğini bilir.

UĞURLAR OLSUN,UĞURLAR OLSUN
BİR KIRIK KALEM YOLDAŞIN OLSUN.................
Go to the top of the page
 
+Quote Post
volkan
mesaj 19 01 2007 - 22:23
İleti #4


Admin


Grup: Members
İleti: 1,425
Katılım: 24 05 06
Üye No: 2,261



herkes susarak tepkisini gösteriyor anlaşılan...bir yazarın öldürülmesine tepkiler bu kadar mı 3 kişi miyiz? 5 kişi miyiz? tanrı üstüne şiir yaz desek, iki kadeh atıp döktür desek döktürenler nerde?
yok mu hiç sinirlenen?
aman ortalık karıştı bize kimse bulaşmasın mı diyorsunuz?
senaryomuzda hazır zaten, merak etmeyin bu kadar gürültünü üstüne 2 kişi yakalanacak...suçu kabul edecek belki gerçek suçlular olacak...ama azmettirenler olmayacak, bunu beşikteki bebek bile biliyor artık...uğur mumcu'da o bile olmadı, taner kışlalı'da, tayla özgür'de, turan emeksiz'de, metin göktepe'de...
medyamız nasıl ama, kocası ölen kadının ağzına mikrofon sokup ne diyorsunuz diye sormayı habercilik olarak anlayan medyamız nasıl?
on yıldız...
çok üzüldüm ya hrant kardeşim sen de öldürülecek zamanı buldun, celladını arasaydın, deseyidin 2 gün sonra öldür beni diye...
şimdi gülben ergen'in bebeği gündemden düştü...
doğum fotolarını göremez millet, sinirden tırnaklarını yer...
muhasebeciler hesaplarını karıştırır bir akılları doğum fotolarında, ama hrant dink öldürülmüş bir sokak ortasında kimin umrunda...
biz bir arada yaşamak istiyoruz ve yaşayacağız...
bunca yıl nasıl savunduysak hep bir arada yaşamayı yine savunacağız...
aman uzun suratlı ermeni olduğu belli diyenlere inat savunacağız...
ulan öldüyse öldü bu ülkenin bir numaralı sorunu başka bir şeydir diyenlere inat savunacağız...
eyvah şimdi soykırım dolayısıyla tazminat davaları açılırsa hapı yuttuk diye cinayeti kınayanlara inat savunacağız...
bir insanın yaşama hakkı elinden alındığı için savunacağız...
yazacağız...
korkan namerttir...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
esinti
mesaj 19 01 2007 - 22:40
İleti #5


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 20
Katılım: 15 11 06
Üye No: 2,752



BİR İNSAN KATLEDİLDİ!
ŞU ANDA TELEVİZYONDA BU KATLİAMIN SORUMLUSU KADAR SORUMLU OLANLAR ÇIKMIŞ VALLA ÜZÜLDÜK, BİLLA ÜZÜLDÜK DİYE MİDEMİZİ ALT ÜST EDEN AÇIKLAMALAR YAPIYORLAR. SANKİ ONLAR DEĞİLDİ 301'İ KALEME ALANLAR, SAVUNANLAR, HRANT DİNK VE ONUN GİBİ DÜŞÜNENLERİ İHBAR EDİP YARGILAYANLAR. VE HATTA ÖLDÜRENLER, ÖLDÜRTENLER. 6-7 EYLÜL VE DAHA NİCELERİNİN ALTINA İMZA ATANLARDI ONLAR. SİVASLARIN, MARAŞLARIN, ÇORUMLARIN ALTINDA İMZALARININ OLDUĞU GİBİ HRANT DİNK'İN KATLİNDE DE İMZALARI VAR.
ŞU ANDA TELEVİZYONLARDA, YARIN GAZETEDE RİYAKARCA VE ÇUKURCA AÇIKLAMALAR YAPANLAR VE YAPACAKLAR ONURLU VE NAMUSLU NE VARSA BU ÜLKEDE HEP ONA SALDIRDILAR VE SALDIRACAKLAR.
ONURLU VE NAMUSLU OLANLARA SAHİP ÇIKMAMIZ GEREKİYOR. HANGİ MİLLET VE HANGİ DİNDEN OLURSA. HATTA HİÇ BİR MİLLETE VE HİÇBİR DİNE AİT OLMASADA.
GÜVERCİNİMİZE, GÜVERCİNLERİMİZE SAHİP ÇIKMALIYIZ.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
kibele
mesaj 19 01 2007 - 23:10
İleti #6


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2
Katılım: 18 01 07
Üye No: 3,063



Öldürülen bir yazar, bir şair den öte bu toprakların çocuğuyum derken gözleri yaşla dolan, vatanına toprağına sevdalı güzel bir evlat.
Ben anayım bilirim evlat acısını. Ki her ölüm erken ölümken. Böyle kalleşçe gelen ......Ve amacı emperyalistlere hizmete uygun bu katle fermanı, imzalayanların elleri kırılsın demekle kırılmayacağını biliyorum. Ve bu susmuşluk, bu aymazlık nereye ve niceye kadardır korkusuyla bu gece o evladımızı ebediyete kurban verirken; herkesi dış dünya ile yüzleşmeye bu sinmişlikten silkelenmeye davet ediyorum.

Ölen bir evlattı, anası arkasından ağlamıyor sanmasınlar,
Ben bir Türkmen anası işte ermeni oğlum için yana yana ağlıyorum.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
selah
mesaj 19 01 2007 - 23:16
İleti #7


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,793
Katılım: 22 11 04
Üye No: 1,005



Henüz girdim içeriye ve kapıdan Volkan'ın çığlığı karşıladı beni. Ben de şu ana kadar, bir televizyon kanalında bu konu üstüne görüş belirtmekteydim.
En son söylediğim burada yinelemek isterim.
ON İKİ EYLÜL YARGILANMADIKÇA HIRANT DİNK SON OLMAYACAK!

Bu ileti selah tarafından 19 01 2007 - 23:17 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
rikimikipiki
mesaj 20 01 2007 - 00:32
İleti #8


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 607
Katılım: 01 12 06
Üye No: 2,823



Milletim tepkisiz olacaksa dilsiz olsun daha iyi ..


"Evet, kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet, biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.''
(Hrant Dink)


***


Mermilerin sahibinin bir insan evladı uzantısını bile taşımadığını düşünürsek asla bu ülkenin insanı olamayacağını da anlamış oluruz..
Go to the top of the page
 
+Quote Post
volkan
mesaj 20 01 2007 - 00:46
İleti #9


Admin


Grup: Members
İleti: 1,425
Katılım: 24 05 06
Üye No: 2,261



uyumayacağız!
gözümüzün önünden gitmeyek artık ölülerin arkasında bakan bir kuşak olmak istemiyoruz!olmayacağzı!
popstarınızıda
boyalı medyalarınızıda
arka sayfa güzellerinizide
meyhane ağıtçılarınızıda
kabuğunda sıkışıp ölenlerinizide
din bezirganlarınızıda
milliyet satıcılarınızıda
tutmayan hava durumlarınızıda
kahrolası burç yorumlarınızıda
işlemeyen trafiğinizide
salyalı rant canavarlarınızıda
beyaz türklerinizide
edebiyat lobicilerinizide
bu ülke insanından çok korunan amerikan vatandaşlarınızıda
satılmış kalemlerinizide
ben ne yapayım birader diye yarattığınız afyonlu gençlerinizide
hamburgerinizide
yanyana kolkola nasıl yaşadıysak yaşamak için defedeceğiz!
uykularımızı çalamayın artık diye, kardeşlik diyenlerimizi öldüremeyin diye defedeceğiz!
her yerde; futbolunda, yerel yönetiminde, caddesinde sokağında, anaarterinde, bayramında, cenazesinde, munzurun dağında, konyanın ovasında, yozgatın kıraçlığında, diyarbakırın surlarında nasıl yaşadıysak yıllardır yine yaşayacağız!
yoksa bizde öleceğiz!
gelin öldürün!
arkadan kurşun sıkarsınız!
sıkın...
üç kurşun sıkmayın ağababalarınızda sıksın biz yaşatmaya koşuyoruz siz öldürmeye...
bu cinayet yettirsin bir şeyleri artık...daha kaç ses telimiz kopsun...
uyumuyoruz!
Go to the top of the page
 
+Quote Post
rikimikipiki
mesaj 20 01 2007 - 02:10
İleti #10


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 607
Katılım: 01 12 06
Üye No: 2,823



Can Dündar'ın 30 Mayıs 2004 tarihli yazısı:

Su, çatlağını buldu!

- Eurovision yarışması ve ırkçı saldırılar vesilesiyle Hırant'a açık mektup -

Sevgili Hırant,

Hani bizim alfabe kitaplarının ananevi "Ali topu at" şablonuna atfen demiştin ya;

"Yahu ne var, bir de Agop atıversin şu topu" diye...

Bak o gece çıktı Athena; Türkiye'yi temsil etti; cıvıl cıvıl, neşeyle...

Kimsecikler de sormadı, "Bu çocukların dini ne, mezhebi ne?"

İzlerken sen geçtin aklımdan; "İşte" dedim, "...alfabeden başlayamadık ama attı bir top sizinkiler de..."

* * *


Bakma, çıktı yine birkaç zirzop; "Ne işi var bunların sahnede?.. Vatan benim, kimselere sevdirmem" diye..

Ama bilirim, aldırmazsın sen; tanırsın onları; bilirsin bu halkın yüreğindekini seslendirmediklerini...

Sen değil miydin, çok üstüne geldiklerinde "Evet gözümüz var toprağında bu vatanın" diye isyan eden...

"Gözümüz var ama..." demiştin;

"...koparıp götürmek için değil, en dibine gömülmek için..."

* * *

Bu gömülme hikayesinin aslını da senden dinlemiştim.

Fransa'da yaşayan yaşlı Ermeni kadın, sık sık, Türkiye'ye gelir, ata toprağı Sivas'ın Deliilyas köyüne gidermiş. Köyde kalan tarlalarını gezer, yakınlarıyla buluşur, söyleşirmiş.

Köylüler ona "Mercan Ana" dermiş.

Bir gün, "Topraklarından yol geçecek" diye çağırmışlar köye...

Mercan Ana, 80 yaşın yorgunluğuyla kalkıp gitmiş Deliilyas'a... Gidiş o gidiş.

Orada can vermiş. Telefonla kızına haber vermişler; "Annen öldü, gelir alır mısın, biz burada gömelim mi?" diye...

Acı, dervişleştirir ya insanı...

"Bekletmeyin, toprağına gömün" demiş ve eklemiş kızı:

"Su, çatlağını buldu..."

Köyün azala azala 8 - 10 hane kalan Ermeni aileleri, Deliilyas'ın Türk köylüleriyle birlikte Müslüman adetince uğurlamış Mercan Ana'yı... Herkes kendi duasını etmiş; dualar aynı Tanrı'ya gitmiş.

İstanbullu ozan Bedros Turyan'ın dizelerindeki gibi:

"Çukurumu kazıp, beni gömseler de/ yasa bürünmüş sevdiklerim/

Ağlaşıp ayrılsalar da/ bilin ki hala yaşıyorum."

Ama eğer bir köşede unutulup giderse mezarım/

Ve hatıram da solarsa/ işte o zaman ben ölürüm ah!"

* * *

Ah be Hırant,

Sen bir sınır boyunda bunları anlatırken bizim gözyaşları da taşıp bulmuştu yüzümüzde çatlağını...

Anadolu'nun aynı denize akan, kimi denize varamadan kuruyan, cılız ırmakları bunlar...

Hele ölülerden çok dirileri, maziden çok yarınları konuşmaya başlayalım da gör; nasıl buluşup çağlarlar. Bir bakarsın yarın Agop atar alfabenin topunu; karşıdan Şivan tutar.

Gün olur Süryaniler döner anavatanına...

Herkes anadilinde söyler türküsünü; ne dil yasağı derdi kalır, ne vakıf malları sorunu...

Tabuları deler, kız alır, kız veririz; bir düğün sofrasında buluşur husumete değil dostluğa içeriz; şiirler okuruz birbirimize...

Aynı toprağı kardeşçe üleşiriz;

Yaşarken ve öldükten sonra...

Su, bulur çatlağını...

Yine eski cennet Anadolu oluruz.

* * * * *

Dipnot : Hırant -Hrant olarak okuyunuz..
Go to the top of the page
 
+Quote Post
günsu
mesaj 20 01 2007 - 02:22
İleti #11


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 621
Katılım: 10 04 06
Üye No: 2,162



Sözcükleri kilitleyen bir fotoğraf koymak istedim ama beceremdim sad.gif

Bu ileti günsu tarafından 20 01 2007 - 02:24 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
rikimikipiki
mesaj 20 01 2007 - 03:05
İleti #12


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 607
Katılım: 01 12 06
Üye No: 2,823



Hırant Dink'in de konuk olduğu 26.09.2006 tarihinde NTV`de yayınlanan NEDEN? programının tam metni...

Konu: 301.nci madde tartışması

Konuklar: Onursal Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Baskın Oran, Niğde Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Yeniçağ Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Türkan Yalçın Sancar, Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni Hırant Dink, Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Alacakaptan, Telefonla katılanlar: Yazar Elif Şafak ve Gazeteci Yazar Ruhat Mengi


Can Dündar: İyi akşamlar. Yine güncel, yine önemli, can yakıcı bir konu ve konuklarla karşınızdayız.
301. nci maddeyi, daha doğrusu düşünce özgürlüğünü tartışacağız. Türkiye'de yazarların düşünürlerin hep sorun yaşadığı bir madde bu. Ancak son dönemde fırtınalar koparmaya başladı. Peşpeşe davalar, mahkeme önünde kavgalar, Avrupa'ya uzanan tartışmalarla gündemin baş köşesine oturdu.

Bu gece yasanın lehinde ve aleyhinde konuşacak çok önemli konuklarımız var. Öncelikle Hırant Dink'ten başlayalım. Biliyorsunuz, Agos Genel Yayın Yönetmeni Dink, daha önce 301. nci maddeden ve Türklüğü aşağılamak suçundan 6 ay hapse mahkum olmuş, cezası ertelenmişti. Dün kendisi hakkında yine 301. nci maddeden yeni bir dava açıldı. Suçlu bulunursa ilk mahkumiyetini de yatmak zorunda kalacak. Hem duygularını hem düşüncelerini öğreneceğiz birazdan. Hoşgeldiniz

Hırant Dink: Hoşbulduk.

Can Dündar: Hemen yanında Onursal Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş var. Hoşgeldiniz.

Vural Savaş: Hoşbulduk.

Can Dündar: Vural Savaş bey de benzer davaları daha önce benzer davaları daha önce açmış bir hukuk adamı. Konunun uzmanlarından. Onun yanında bir siyaset bilimci hocamız Profesör Doktor Baskın Oran, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi idi mi diyeceğiz hocam. Emekli oldunuz mu?

Baskın Oran: Bu işin emekliliği yoktur.

Can Dündar: Ve tabi aynı zamanda 301. nci maddenin sanığı olmuş bir öğretim üyesi yargılandı ve davası düştü. Profesör Doktor Özcan Yeniçeri, Yeniçağ Gazetesi’ndeki yazılarından tanıyoruz. Ülkücü hareketin etkili kalemlerinden biri. Aynı zamanda Niğde Üniversitesi Öğretim Üyesi. Hoşgeldiniz.

Özcan Yeniçeri: Hoşbulduk.

Can Dündar: Ve Doçent Doktor Türkan Sancar hoşgeldiniz.

Türkan Sancar: Teşekkür ederim.

Can Dündar: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi, aynı zamanda doçentlik teziniz "301. nci madde. Dolayısıyla konunun doğrudan uzmanı. Sizinle 301. nci madde ve alenen tahkir ve tezyif suçlarını konuşacağız. Nihayet konuyu ana hatlarıyla ortaya sermesini rica edeceğimiz hocamız Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Doktor Uğur Alacakaptan. Türk Ceza Hukuku’nun duayenlerinden. Sizde hoşgeldiniz.

Uğur Alacakaptan: Hoşbulduk.

Can Dündar: Bu arada konuyu gündeme taşıyan "baba ve piç" romanının yazarı Elif Şafak'la da bir telefon bağlantımız olacak birazdan. Stüdyoda ayrıca Yeditepe Üniversitesi’nden konuklarımız var. Onlara da hoşgeldiniz diyorum. Tartışmamıza başlamadan önce geçen haftaki ilk programımıza gönderdiğiniz mesajlar, görüş ve öneriler için teşekkür etmek istiyroum. İnternet adresimiz yine aynı, neden@ntv.com.tr Sorularınızı ve önerilerinizi, görüşlerinizi bekliyoruz. Gelelim meşhur 301. nci maddeye. Önce şu maddeyi bir okuyalım. Neyi tartışacağımızı hatırlatalım istiyorum. Asında bunca kıyameti kopartan 4 cümlelik kısa bir madde aslında. Onu burada okumak istiyorum. Maddenin birinci fıkrası şöyle; 1-Türklüğü, cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, 6 ay’dan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 2-Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini, devletin yargı organlarını, askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 3-Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk Vatandaşı tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır. Ve nihayet son fıkra, 4-Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Madde bu. Arkadaşımız İrfan Bozan bu yasayı yapan, destekleyen ve karşı çıkan 3 isimle görüştü. Bakın neler söylediler
301. nci madde gerekli mi?

Kemal Kerinçsiz (Avukat): Mutlaka gerekli. Çünkü bu madde aynı zamanda anayasal sistemimizin sübap maddelerinden biridir.

Doç. Dr. Adem Sözüer (İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi): 301 gibi değilse de 301 deki bazı değerleri koruyucu madde gerekli.

Fikret İlkiz (Avukat): Bu maddenin olmaması demokrasinin gelişmesi, hukukun gelişmesi bakımından çok daha iyi.

Kemal Kerinçsiz (Avukat): Devletin milli yapısı, laik yapısı, cumhuriyetin demokratik yapısı bayrağı İstiklal Marşı, dini bu 4 maddede değişmez bir şekilde sabitlenmiştir.

Fikret İlkiz (Avukat): Eğer hakaret ederseniz zaten Türk Ceza Kanunu’nun 125. nci maddesinde bununla ilgili olan bir düzenlemeniz vardır. Bir adım daha atılmıştır hakaretle ilgili olan maddede. Kamu kurum ve kuruluşlarında görevli olan kişiler bakımından da hakaret fiiliyle ayrı bir düzenleme daha getirilmiştir. O halde bu tür düzenlemelerle devletin korunması adı altında ve devleti korumak amacı ile kanunla ve maddelerle yapacağınız her koruma Türkiye'nin başına sorun çıkartıyor.
301. nci maddede net olmayan ifadeler mi var?

Doç. Dr. Adem Sözüer (İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi): İleri sürülebilir bu ama bir şeyin ne kadar net olup olmadığı güncel tartışmalara bakılarak çözülemez.

Fikret İlkiz (Avukat): Şuç ve cezayı tanımlarken net olması kavramı 301. nci maddede ene yazıkki bulunmamaktadır.

Kemal Kerinçsiz (Avukat): Hayır son derece nettir. Aşağılama deyimi elbetteki takdire dayalıdır. Fakat siz bu takdiri sadece 301 de değil, hakime bütün maddelerde vermiş durumdasınız.

Fikret İlkiz (Avukat): Cumhuriyet denildiği zaman gerekçesine baktığınızda Türkiye Cumhuriyeti hükümeti anlaşılmaktadır deniyor. O halde Türklük denildiği zaman ne anlaşılması gerekiyor diye gerekçeye baktığınızda tüm dünya üzerinde yaratılmış olan bir kültürden bahsediliyor. Yorumda muğlaklık yargının tartışılmasını açık hale getirilmiştir.

Doç. Dr. Adem Sözüer (İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi): Soyut bir kavram kullanırsınız hakaret gibi, sövme gibi, aşağılama gibi. Bunların ne olduğu uygulamayla ve dilin kendi anlamından da çıkarılarak ortaya konur.

Kemal Kerinçsiz (Avukat): Modern hukuk sistemi mutlak surette soyut ve mücerrettir. Yani her olay için bir madde konmaz.

Doç. Dr. Adem Sözüer (İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi): Türk milleti hakkında olumsuz bir laf söylemek aşağılamaktır zannediyorlar. Bunu sokaktaki vatandaşın böyle anlaması doğal karşılanabilir ama bir savcının bunu böyle anlaması mümkün değil.

Fikret İlkiz (Avukat): Siz yapmış olduğunuz maddeyle bir tartışma açmamalısınız. Ben veya bir savcı maddeye baktığı zaman net ve anlaşılır olması gerekir. Bu anlaşılırlığı sağlayamıyorsanız ortaya çıkan sonuçlardan dolayı bir başkasının uygulamaları nedeniyle onu eleştiremezsiniz.
Başka ülkelerin de 301'i var mı?

Kemal Kerinçsiz (Avukat): Bu yasalar Avrupa'nın hemen hemen bütün ülkesinde vardır. Fransa'dan tutun, Avusturya’dan tutun, İtalya’dan tutun tamamında vardır.

Doç. Dr. Adem Sözüer (İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi): Dünyanın bir çok ülkesinde örneklerini verdim, oralarda da bu madde aynı şekilde vardır ama oralarda hemen hemen hiç dava açılmamaktadır.

Fikret İlkiz (Avukat): Süratle dünya üzerinde bu tür düzenlemelerden vazgeçiliyor. Bir başka deyişle bu düzenlemeler kanunlarda yer almasına rağmen uygulanmama yolu seçiliyor. Yani madde var fakat madde ile ilgili herhangi bir dava açılmıyor.

Can Dündar: Hocam görüşleri izledik. Şimdi sizden kısaca şunu rica edeceğim. Bize bu yasa ne zaman ve nasıl, neden getirildi Türk Ceza hukukuna? Onu anlatır mısınız?
Efendim bizim şimdi yürürlükten kalkmış olan ceza kanunumuz 1899 tarihli İtalyan ceza kanunundan alınmıştır ve o zamanki adalet bakanın ismiyle anılır, Zamardelli ceza kanunu.

Uğur Alacakaptan: Ve biz 1926 yılında yanlış hatırlamıyorsam bu kanunu aldık. Fakat bu kanun zaman içinde epey değişiklik gösterdi. Özellikle faşizmin yükselen bir güç haline gelmesi ve faşist İtalya’nın Mussolini zamanında yeni bir ceza kanunu yapmasından sonra faşizmin etkileri bizim kanunumuza da sızmaya başladı. Mevcut hükümler dahi ona göre yorumlanır hale geldi.

Can Dündar: Orada da böyle bir İtalyanlık, italyanlığa hakaret suç sayılması gibi bir durum var mı?

Uğur Alacakaptan: Yok öyle bir şey. Yani bu 159’un bir değişiklik şeklidir eski ceza kanunumuzdaki. Fakat bir kanunun olmasıyla uygulanması arasında çok fark vardır.

Can Dündar: Bu Avrupa’da bir çok ülkede olduğu biraz önce dile getirildi. Sizde katılıyorsunuz.

Uğur Alacakaptan: Var ama olduğu muhakkak. Ancak bir kere aynen değiller, bir arkadaşım söyler.

Can Dündar: Nedir fark?

Uğur Alacakaptan: Çeşitli ifade şekilleri var ama mühim olan o kanuna nasıl bakıldığıdır. Ben 1980 darbesinden sonra bir toplantıya katıldım eski parlementerliğim nedeniyle ve teröre karşı demokrasilerin korunması konusunda ben genel raportörlerden biriydim Avrupa konseyinde. İtalya’da en son toplantı yapıldı. Bir İtalyan profesörü sunuşta bulundu. Dedim ki; sizin terörle ilgili maddeleriniz var, anayasayı ihlal maddesi bizde sizden aldık ama siz onu uygulamadınız. Yeni kanunlar yaptınız. Biz demokrasimizi Mussolini’nin maddelerinle korumak istemediğimiz için yeni demokratik maddeler yaptık dedi. Mesele budur.

Can Dündar: Biz halen o Mussolini’nin artığı bir madde ile mi koruyoruz demokrasimizi?

Uğur Alacakaptan: Yok şimdi değil belki ama bizde halen eski kafanın artığı olan etkiler kanunun uygulanmasını da etkiliyor. Bakınız size bir şey söylemek istiyorum. Yeni çağın ceza hukuku özgürlükçü ceza hukuku adını almış. Burada devlet bireyin haklarını savunur. Devlet kendi haklarını bireye empoze etmez ve devletin çıkardığı ceza kanunları bir baskı aracı değildir. Bireylerin haklarına ve özgürlüklerine çıkarlarına yönelecek yukarıdan aşağıdan, sağdan soldan gelebilecek saldıralara karşı onu korumaktır. Birey odaktır, devlet odak değildir. Devlet koruyucudur, yol göstericidir, gelişmeyi sağlayıcıdır. Birey de bu haklardan yararlanması söz konusu olan kişidir.

Can Dündar: Bizde bir devletin kendini koruma refleksinden söz ediyor. Bu yasa biraz onu sağlamıyor mu?

Uğur Alacakaptan: Devletin refleksi yoktur, devleti şahıslar korur. İnsanlar da devlet yararına hareket etmek, devlet çıkarına haraket etmek ama o arada vatandaşın hakkını da ihmal etmekte herhangi bir sakınca görmemek gibi yanlış bir eğilim var. Bu tabi sokaktaki vatandaş kadar kanunu uygulayanlar da veya uygulaması için harekete geçenlerde de görülebilir. Nasıl ... yani hazinenin yararına hareket etmek varsa özellikle özgürlükçü konularda devletin çıkarlarının zedelenmesi ihtimaline karşı benzer bir takım eğilimleri de görüyoruz.

Can Dündar: Şöyle bir fark var mı; Avrupa’da daha çok bireyin hakları ön planda ve onlar korunuyor. Devlet nasıl olsa kendini koruyabilir siyasetçi diye düşünüyor.

Uğur Alacakaptan: Şimdi devletin korunması artık yeni ceza kanununda şimdi devletin koruması diye bir şey yok. Bakınız bu lafım size biraz tuhaf gelebilir. Mesela anayasayı ihlal suçu niçindir? Devletin korunması için düşünüyorsunuz değil mi? Devleti düzenini. Hayır, diyor ki; bu suçun mağduru devlet değildir. Bu suçun mağduru demokratik özgürlükçü bir siyasi düzen içinde yaşamak hakkını ihlaldir. Yani bireye mahsus, bireye tanınmış bir hakkın ve özgürlüğün ihlalidir. Dolayısıyla devletin korumasından değil, bireyin korunmasından bahsetmek gerekir.

Can Dündar: Bugün başbakan grupta bir konuşma yaptı ve hep siyasetçiye vurun abalıya deniliyor. Siyasetçi de elbet kendini koruyacak gibi bir ifade kullandı, 301’den bahsederken. Bu bir yanlış anlama alameti mi?

Uğur Alacakaptan: Şimdi siyasetçi de bir insandır. Bir insanın da haysiyetini, şerefini korumak istemesi kadar doğal bir şey olmaz. Ancak artık ulusal üstü mahkemelerin de kararlarında çok açıkça görüldüğü gibi politikaya soyunmuş kişiler devleti yönetmeye iddiasıyla ortaya çıkanların hakarete uğrayıp uğramadıklarının ölçüsü biraz daha geniştir. Çünkü onun zaten bir aurası, bir korunma aurası vardır. Halbuki sokaktaki vatandaşın kendi vatandaşlık hüviyetinden başka onu koruyucu bir şeyi, aurası yoktur. Onun için onun hakkındaki saldırılara biraz daha nafiz nazarlarla bakmak gerekecektir.

Can Dündar: Kendisi de siyasete giriyorsa buna hazırlıklı olmalıdır diyorsunuz.

Uğur Alacakaptan: Tabi evet.

Can Dündar: Peki yasa niye bu kadar sorun yaratıyor? Bir muğlaklık var yani kavramlarda bir muğlaklık var.

Uğur Alacakaptan: Şimdi bir şey daha söyleyeyim. Çok iyi bir noktaya temas ettiniz. Şimdi ikinci dünya savaşında yaşanan o alçaklıklardan sonra biliyorsunuz onlarca üniversal veya bölgesel metinler çıktı. Hakları ortaya çıkarıp korunur hale getirmek için ama burada bir şey yeniden ön plana çıktı. Bizim daha 18. nci asırda ortaya çıkmaya başlayan kanuni prensibi, yasallık prensibi, suçların ve cezadan kanuniliği. Çok büyük önem kazandı. Öyle ki şimdi demin konuşan arkadaşlarımızdan biri söyledi, sokaktaki insanla kanunu uygulayan farklı anlamlar verebilir dedi. Hayır deniyor ki sokaktaki insan da okuduğunda kanunu anlayabilmeli. O kadar açık olacaktı, hiçbir tereddüte yer bırakmayacak.

Can Dündar: Burada tereddüt çok.

Uğur Alacakaptan: tabi. Şimdi bakınız Türklük. Tabi bunu koyacaksınız ama bununla ilgili bir dava geçenlerde bitti biliyorsunuz, Baba ve piç davası yazarı hakkında. Ben CNN veya BBC’yi izliyorum o sırada. Haberi alt yazıyla birisi Turkish .... diye verdi, birisi Turkish ..... verdi. İngilizce tercümesi de farklı. Birisi Türklük diye, biri de Türk bütünlüğü falan gibi verdi. Dolayısıyla Türklük tabirini belki korumak istediğimiz menfeatin ne olduğunu biliyoruz ama iyi ifade edememiş durumdasınız.

Can Dündar: Biz konuklarımızla bu konuyu mutlaka tartışacağız. Şunu size sormak istiyorum; bir de şöyle bir görüş var; peki yani hakaret serbest mi olsun? Bu maddeyi kaldırırsak yani herkes Türklüğe, cumhuriyete, devlete ....

Uğur Alacakaptan: Hayır. Şimdi hakaret serbest olamayacağına dair ben size bir şey söyleyeyim.

Can Dündar: Çünkü bu kanun koruyor. O kanun kalkarsa serbest mi olacak görüşü var.

Uğur Alacakaptan: Şimdi hakaretin serbest olması bir şey, şimdi bir kere bir yanlışlığı daha düzeltelim. Düşünce özgürlüğü sınırlanabilir mi diye de düşünceyi ifade düşünceyi açıklama özgürlüğü sınırlanabilir mi? Şimdi bakınız Avrupa insan hakları sözleşmesinin 10. ncu maddesi; ifade özgürlüğü diyor, doğru kullanıyor. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak kanaat özgürlüğü ile kamu otorilerin müdahelesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber ve fikir almak veya vermek özgürlüğünü içerir ama arkadan bir şey daha söylüyor ikinci fıkrasında. Kullanılması görev ve sorumluluk yüklenen bu özgürlükler demokratik bir toplumda gereklilik tedbirler niteliğinde olarak ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün, kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi ve ahlakın başkalarının şöhret ve haklarının korunması için ama nasıl sınırlanacaktır? Bunlar çünkü bir sorumlu ise ... demokratik toplumla bağdaşık olması lazım ve yine demokratik toplum bakımından gerekli olması lazım sınırlama. Sınırlanabilir ama bu şartlarla sınırlanabilir. Evet sınırlanmaz olduğunu iddia edenler vardır. Bizde de sevgili arkadaşım Çetin .... bunlardan biridir ama tabi bir noktada toplumsal yaşamda bu amaçlara ve bu ölçülere uymak kaydıyla.

Can Dündar: Deniz Baykal bugün bir açıklama yaptı, diyor ki; başbakan Türkiye’de Türk kimliğine hakaret etmeyi serbest bırakmanın ayıbına ortak arıyor. Yani bir nevi maddeyi savundu aslında.

Uğur Alacakaptan: Efendim şöyle; ben başbakanın gerçekten bu maddeyi ortadan kaldırmak gibi bir niyeti var mı, yok mu pek iyi bilemiyorum. Çünkü niyetler çok değişebiliyor ve çok açıkta konuşmuyor kendisi ama korunması gereken bir çıkar varsa ve bu çıkar bireylerin de çıkarları arasındaysa ona uygun bir düzenleme yapılır ama söyleyeyim, demin söylediğimi tekrarlayayım. Kolayca anlaşılabilir, suçun bütün unsurlarını açık bir şekilde ortaya koyan, tereddüte yer bırakmayacak bazen böyle, bazen bu şekilde uygulamaya bizi götürmeyecek formüller bulmamız gerekecektir.

Can Dündar: Onu soracaktım. Kapanış için izin verirseniz onunla kapatalım. Ne öneriyorsunuz? Yani görüyorsunuz ki ülkenin önünde bir engele dönüştü. Avrupa Birliği üyeliğine neredeyse engelleyecek boyutta.

Uğur Alacakaptan: Efendim bugün bir açıklama daha oldu, bilmem izlediniz mi? Bu rapor görüşülüyor Türkiye’nin durumu hakkındaki rapor ve orada söylenen şu; bu madde yani 301. nci madde, Avrupa standartlarının çok altında. Mutlaka kaldırılmalıdır deniyor. Aslında bu maddede ..... bir takım konular eskiden biraz daha rahat anlaşılabilir haldeydi. Şimdi bir kere eskiden müesseseler korunuyordu, şimdi alt kuruluşlara kadar indirilmiş vaziyette. Eskiden adaletin, hükümetin tamamı, bütünlüğü ele alınıyordu. Gerçi yanlış bir tabirle, şahseti maneviye gibi Türkiye’de olmayan bir hukuki müesseseye atıfta bulunmak suretiyle korunuyordu ama şimdi yargı organları, emniyet kuvvetleri dediğiniz zaman şimdi karakolu veya bir mahkemeyi de belki bu işin içine sokmak lazım. Halbuki onlarla ilgili başka hükümlerde var. Dolayısıyla bu tereddüte yer yaratmayacak şekilde. Mesela Türklük tarifi verdi ceza genel kurulu. O tarifi üzerinde hiçbir şeyi aynı noktada birleştiremezsiniz. Dolayısıyla bu zor tanımlara bizi götüren, zor açıklamalara bizi götüren formüllerden mutlaka vazgeçmemiz lazım. Ben okuduğum zaman vatandaş olarak neyi yasakladığını görebilmeliyim. Türklük herkese göre farklı.

Can Dündar: Tamamen kaldırılmasından yana mısınız?

Uğur Alacakaptan: Yok tamamen kaldırılması söz konusu olamaz ama bu maddede çeşitli uçlar var.

Can Dündar: Peki izine bağlanması yani cumhurbaşkanının diyelim.

Uğur Alacakaptan: Efendim şimdi galiba onu eski başsavcımız şimdi ...

Can Dündar: Evet Sami Selçuk’un öyle bir önerisi oldu. Cumhurbaşkanın iznine tabi.

Uğur Alacakaptan: Şimdi cumhurbaşkanın belli bir pozisyonu var. Cumhurbaşkanını davaların açılmasına izin vermekle görevlendirmek zaten o pozisyonun yapısına, tabiatına aykırı dışı.

Can Dündar: Nasıl çözülebilir o zaman?

Uğur Alacakaptan: Efendim şimdi bir müessese vardır, maslata uygunluk. Yani savcı eğer davayı açtığında açmamasından daha büyük zararlar göreceğini ortaya çıkacağını öngörürse davayı açmayabilir. Yani kanunilik ve ondan daha mecuriyet kuralı olmadığı bir takım ilkeler var.

Can Dündar: Savcıların iradesine mi bırakılır?

Uğur Alacakaptan: Efendim aslında mümkün olduğu kadar idareyi işe katmamak lazımdır. İşte adalet bakanının bu şeyi nasıl kullandığını gördük veya kullanmadığını gördük. Savcılara yalnız kendi görevlerini yaparken gerekli güvenliğinde verilmesi lazım. Savcı kendi gölgesinden korkak hale gelmemelidir.

Can Dündar: Peki yasa bu halde kalırsa, savcıların iradesine bırakılırsa sorun çıkmadan ...

Uğur Alacakaptan: Şimdi bakınız mesela hep savcılara vuruluyor. Son olaya temas ederek bitirebilirselim isterseniz. Şimdi savcı o baba ve piç romanının yazarı hakkında takipsizlik kararı vermiş. Bu karara karşı güyya itiraz etmiş en yakın ağır ceza mahkemesi. Kimler tarafından? Sokakta her zaman çığırtkanlık yapan ve maalesef meslektaşlarımız arasında bulunan bazı kişiler tarafından. Bunlar suç muhbiri, suç şikayetçisi. Şikayetçi itiraz edebilir takipsizlik kararına. Oradaki mahkeme başkanının bunu geri atması lazım, orada kabahat mahkeme başkanındadır. Çünkü iş tekrar mahkemeye bu zorunlu bozma yüzünden geldikten sonra mahkeme bunların şikayetçi olamayacağını ve müdahillik sıfatını alamayacaklarını karar verdi. Yani sadece savcılarda değil kabahat, bütün hukukçuların dikkatli olması lazım. Savcı herkesin gözünün önünde olduğu için daima sopayı ona vuruyoruz ama bu savcılar kusursuz demektir manasına sakın alınmasın. Herkes kanunu doğru dürüst uygulayacak cesareti ve dürüstlüğü göstermek zorundadır ve siyaseti tabi bir baskı aracı olarak adaletin üzerinden çekmek lazım. Çünkü ne kadar siyaseti adeleti etkiler hale getirirseniz adalet o kadar soysuzlaşır.

Can Dündar: Ama özünde bir yandan da bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç var öyle değil mi?

Uğur Alacakaptan: Gayet tabi.

Can Dündar: İşin temeli orada.

Uğur Alacakaptan: Yani kafaların yaklaşımını değiştirmek lazım. Onun için eğitime büyük önem vermek gerekiyor. Eğitimi de onları baskı altında tutmak anlamına gelecek bir hüviyet vermeksizin ortaya çıkarmak gerekiyor. Mesela bir adalet akademisini henüz doğru dürüst faaliyete geçirdiğimizi sanmıyorum.

Can Dündar: Yani tümüyle bir zihniyet değişikliği ve hukuk sisteminin değişikliği olacak bir zihniyet değişikliği?

Uğur Alacakaptan: Evet.

Can Dündar: Efendim çok teşekkür ederim. Çok özetlemeye çalışacağım. Diyorsunuz ki; İtalyan faşizminin etkisi altında aslında.

Uğur Alacakaptan: Yani kafalar orada etken.

Can Dündar: Avrupa’da da var ama uygulamalar farklı Türkiye’de uygulanmıyor bir çok Avrupa ülkesinde ama Türkiye uyguluyor. Muğlak hükümler var Türklük gibi. Bunların düzeltilmesi gerekiyor. Elbette düşünce yani hakaret özgürlüğü olamaz ama düşüncenin önünde sınır olmaması lazım, Avrupa hukuku da bunu gerektiriyor. Siyasetçiler siyasete girerken belli eleştirileri göze alarak, eleştirinin sınırlarını genişletmeyi göze alarak siyasete girmeliler. Yasalar asıl sıradan vatandaşları korumalı ve siyaset hukuktan elini çekmeli ki kendi rayında yürüyebilsin.

Uğur Alacakaptan: İzin verirseniz uygulamanın önemiyle ilgili iki ufak örnek vermek istiyorum.

Can Dündar: Son lütfen, ondan sonra tartışmaya devam edeceğiz.

Uğur Alacakaptan: İngilizce de bir tabir vardır. ........... Bu tuvalete gitmek anlamına gelir. Çünkü eskiden 1 peni atmadan umumi tuvaletlere giremezdiniz ve üstünde kraliçenin resmi vardır. Bir komedi programında diyor ki adam, ben seyrettim; ben kraliçeyi o kadar severim ki ben 1 peni harcayamam. Yani tuvalete gidemem. Bundan dolayı hiçbir şey olmadı. Yoksa Nikson’u biliyorsunuz, Nikson ismi sahtekar Niki idi. Cumhurbaşkanıydı, hiç kimse dava açmadı.

Can Dündar: Bu biraz tabi siyasal kültürle ilgili ve vakit alacak bir şey ama herhalde o kadar tahammülümüz yok. Bizim sanatçımızı, düşünürümüzü bir an önce bugünkü konumdan kurtarmamız bu yasal sorunu çözmemiz gerekiyor. Katkınız için çok teşekkür ediyoruz.

Uğur Alacakaptan: Ben teşekkür ederim sorularınız için.

Can Dündar: Bizden ayrılmazsanız birazdan tartışmamıza başlayacağız ve Elif Şafak’a telefonla bağlanacağız. Sayın Uğur Alacakaptan’a tekrar teşekkür ediyorum, sağolun.

Uğur Alacakaptan: Ben teşekkür ederim, sağolun.

Can Dündar: 301. nci maddenin son mağduru ile başlamak istiyorum bu geceki tartışmamıza. Hırant Dink. Biraz önce izledik. Diyorsunuz ki; bir daha dava açılırsa artık durmam giderim. Önce düşüncelerinizden önce duygularınzla başlayalım. Gerçekten öyle mi hissediyorsunuz?

Hırant Dink: Hayır, öyle demedim. Bir daha dava açılırsa giderim demedim. İlk yargılandığım davada ben kendi yazdığımdan ve Türkiye’deki hukuğun, adaletin varlığından o kadar emindim ki benim o yazdığım tamamen ermenilere yönelik bir yazı, ermeni kimliği üzerine bir yazı ve Türk kimliği ile hiçbir ilişkisi yok. O kadar yazdığımdan ve niyetimden eminim ki buradan bir ceza çıkmaz. Buradan bir hukuksuzluk çıkmaz. Çıkarsa da benim burada yaşama şartım kalmaz gibi bir noktadaydı. Gerçi buradayım halen de kalmak istiyorum.

Can Dündar: Üstelik mahkumiyet çıktı.

Hırant Dink: Mahkumiyette çıktı ama sonuçta yasal prosedür dediğimiz süreç benim hakkım açısından henüz tamamlanmış değil. Şimdi önümde bir de Avrupa insan hakları mahkemesine başvurma süreci var. Tabi onu da kullanmak durumundayım, kullanacağım.

Can Dündar: Mücadele sürecek?

Hırant Dink: Çünkü bu ülkede yaşamak istiyorum. Çünkü bu ülkenin demokratikleşmesi için benim de, torunlarım için elimden ne geliyorsa onu yapmak istiyorum.

Can Dündar: Peki ne değişti? Daha önceki yazılarınıza devam ediyorsunuz. Siz daha ağır mı yazmaya başladınız? Sistemin hoşgörüsü mü daraldı? Neden bunlar yaşanıyor?

Hırant Dink: Hayır değişen bence isterseniz ben bir konuya dikkat çekeyim size. Son 1-2 yılda bu 301 davalarının artığını görüyoruz. Davaların artışına, niteliğine baktığınız zaman 301’de özellikle bir konuya odaklanmış olduğunu görüyorsunuz bu da ermeni sorunu. İşte ermeni konferansıyla ilgili, ermeniler üzerine yazılmış kitaplarla ilgili, ermeniler üzerine söylenmiş sözlerle ilgili ya da ermeniler üzerine yazılmış makalelerle ilgili.

Can Dündar: Bu dediğinizi hemen kısaca açıklayalım izleyicilerimiz için. Elif Şafak’ın kitabı da ermeni sorunuyla ilgili.

Hırant Dink: Ermeni sorunu, aynen onunki.

Can Dündar: Sizin ilk mahkum olduğunuz makale ermeni sorunuyla ilgili.

Hırant Dink: Aynen bu.

Can Dündar: Dün açılan yine ermeni.

Hırant Dink: Orhan Pamuk’un söylemi ermenilerle ilgili.

Can Dündar: Orhan Pamuk’un söylemi ermenilerle ilgili.

Hırant Dink: Dikkat ederseniz ermeni sorunu üzerindeki bir son yıllarda artan bir ilgi. Giderek bu ilgi mahkemelere kadar akmaya başladı. Şimdi bir kere buradan belki sorgulamaya başlamak lazım. Bu niçin böyle oluyor? Önemli bir tabusu çünkü Türkiye’nin ve konuşulmaya başlandı ama bir yandan da Türkiye bu tabunun açılırken kendi refleksinin ne olacağını da henüz biçimlendirebilmiş değil. Bir yandan Türkiye başbakanının ağzından dünyaya meydan okuyor, ermeni dünyasına meydan okuyor. Gelin diyor tartışalım, beraber tarihi araştıralım, gerekirse hesaplaşalım. Şimdi bir örnek vereyim size. Benim son şimdi açılan davam bu bir soykırımdır dediğim için Reuter’e, açıldı. O davet ettiğiniz ermeniler burada size ne diyecekler? Bu bir soykırım değil midir diyecekler, soykırımdır diyecekler. Peki onları yargılayacak mısınız? Peki onları yargılamayacaksanız beni niye yargılıyorsunuz? Ben yani Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı bunun böyle olduğunu söylüyor diye niye yargılayacaksınız? Yani anlatmaya çalıştığım şu; Türkiye bu konuda bence bir panik noktasında ve bu panik noktasındayken ceza kanununa da dikkat ederseniz bu paniği şeyde de yaşadı; Türk ceza kanununun, yeni ceza kanununun hazırlanışı sırasında 305. nci madde hazırlanırken de yaşadı. Ceza maddesinin gerekçesine önce ermeni soykırımı vardır demenin suç olacağı gerekçeye kondu, sonra bunun çok yanlış bir noktaya çekileceğini gördü, itirazlar da geldi Avrupa’dan. Onu meclisten geçtiği halde gayri hukuki bir şekilde o cümleleri de temizlediler, çıkardılar ve Avrupa’ya da öyle verdiler. Yani bu panik bu konuda ne yapılacağının henüz çok kendi içinde bir netleşmemiş halini ortaya koyuyor. Oysa biz netleştirmeye çalışıyoruz. Biz bu konu üzerinde konuşanlar netleştirmeye çalışıyoruz. Benim yapmaya çalıştığım da bu. Bırakın herkes fikrini, düşüncesini açıkça konuşsun, söylesin. Nasıl anlıyorsa, nasıl içselleştirmişse söylesin. Göreceksiniz bu sorunlar hiç sorun olmayacak.

Can Dündar: Siz diyorsunuz ki; aslında düşünce özgürlüğü filan değil, aslında işin özü ermeni meselesinde devletin henüz buna hazır olmadan bir tabuyu tartışmak zorunda kalması.

Hırant Dink: Ben bu 301’e ilişkin son dikkat çekiyorum sadece. Son çıkan bütün patırtılara bakınız göreceksiniz ki bunun etrafında dönüyor, bu konunun etrafında dönüyor.

Can Dündar: Teşekkür ederim. Özcan Yeniçeri ile devam etmek istiyorum. Ne diyorsunuz, sonuçta şöyle bir durum var; Hırant Dink diyor ki; bir soykırım yaşanmıştır. Ben bir fikir söylüyorum. Bu fikir hakaret olarak algılanıyor ve dava açılıyor. Yani biz bunu söyleyemeyeceksek nasıl bir fikir tartışması yürütebiliriz?

Özcan Yeniçeri: Şimdi Hırant Dink nasıl soykırım vardır diyor ben onu tabi onu açmak lazım önce.

Can Dündar: Tabi aslında bende izin verirseniz sorumu hemen açmaya çalışayım. Bir soykırım tartışması var mıdır, yok mudur burada girersek 301’i tartışamayız.

Özcan Yeniçeri: Hayır şimdi efendim bende diyorum ki; gökten bir göktaşı düştü, Türkiye’nin yarısı öldü diyorum. Bir düşünce atıyorum ortaya. Bu ne kadar anlamsızsa sayın Dink’in soykırım vardır diye ağzını doldura doldura ifadesi de bu kadar anlamsız.

Can Dündar: Yani siz bunu hakaret olarak söylüyorsunuz.

Özcan Yeniçeri: Tabi hakaret. Atamı, babamı benim katil olarak gösteriyor. Bir toplumu bilerek, isteyerek sistematik bir biçimde yokettiğini, ermeni olmasından dolayı yokettiğini söylüyor ki yalan. Yalan ve ben bir şeye dikkatini çekmek istiyorum. Bizim ermenilerle ilişkilerimiz 28 Mayıs 1453 günü İstanbul’da bir tane ermeni yoktur. 29 Mayıs 1453 günü bugünkü ermeni varlığı, İstanbul’daki bugünkü ermeni varlığı 29 Mayıs 1453’te başlar ve bu sözü edilen ermenilerle bizim ilişkilerimiz 1050 yılından itibaren başlamıştır. 1050 yılından yaklaşık 1876 yılına kadar ermenilerle ilişkilerimiz son derece olumlu, son derece üst düzeyde gelişmiştir.

Can Dündar: Yasayı tartışalım Özcan bey.

Özcan Yeniçeri: Hayır şunun söylemek istiyorum; biz şimdi 5 sene ermenilerle aslında boğaz boğaza bir mücadele vermişiz, karşılıklı mukateleler olmuş ama bunun dışında ermenilerle bizim ilişkilerimiz son derece olumlu gelişmiş ve bu olumlu gelişme içerisinden ermenilerin Osmanlı imparatorluğunun bütün önemli hazineleri, önemli mimarları, önemli makamları bunlar tarafından korunmuş ve kollanmıştır.

Can Dündar: Özcan bey şunu soracağım; sizin bunları söyleme hakkınız var. Hırant’ın da böyle değildir deme hakkınız var. Yani burada bir yasal sıkıntı var mı?

Hırant Dink: Ben söylediklerinin bir bölümünün doğru olduğunu söyleyebilirim. Bunda bir yanlış bir şey yok yani.

Can Dündar: Zaten katılıyorsunuz. Yani burada hakaret içermeyen bir tartışma yapılamaz mı?

Özcan Yeniçeri: Tabi tabi. İfrattan tefrite, aşktan nefrete giden bir bakış içerisinde bu ele alınamaz. Benim babamın babasının dedesi Hırant’ın babasının babasının dedesini bilinmeyen bir yerde, bilinmeyen bir şekilde öldürmüş bir rivayete göre. Yani mezar taşlarına dönenler mezar olmaya mahkumdur.

Can Dündar: Hayır zaten oldu mu, olmadı dan ziyade bunu tartışabilir miyiz? Bu yasa bunu niye engelliyoru tartışıyoruz.

Özcan Yeniçeri: Bu belgeler tarih kurumu belgeleri, devlet arşivi açıyor. Bunlar hep açık. Bunlar oturulup tartışılabilir.

Can Dündar: Dolayısıyla niye tartışamıyoruz?

Özcan Yeniçeri: Ama siz bana babam katildir diyerek başlayamazsınız söze beyefendi.

Hırant Dink: Öyle bir şey demiyorum.

Özcan Yeniçeri: Sen soykırımcı dediğin zaman nedir bunun anlamı? Bunun başka bir anlamı mı var?

Can Dündar: Hayır bir tez atıyor ortaya. Sizde o tezi bir antiteziniz var, hayır öyle değildir diyorsunuz. Burada hakaret diye bunu algılamakta ...

Özcan Yeniçeri: Efendim eğer sizin babanızı katil, at hırsızı birisi olarak nitelendiriyor da.

Can Dündar: Demiyorum diyor.

Özcan Yeniçeri: Efendim nasıl demiyor. Yani kendisi iyi niyetli olabilir, o kan meselesinden ermeni kanı işte Türklerden boşanacak zehirli kanı. Orada iyi niyetli olabilir. ifade de bir amacını açmış olabilir ama soykırım diye başladığı andan itibaren çok net söylüyorum ben bunu hakaret olarak nitelendiririm, ben bunu aşağılanma olarak nitelendiririm ve ben bununla rencide olurum.

Hırant Dink: Ama beyefendi böyle algılamayın lütfen. Ben bunu söylerken inanın sizlere hakaret etmek için söylemiyorum.

Özcan Yeniçeri: Siz öyle söylemiyorsunuz ama dünyanın her tarafında bu böyle anlaşılır.

Hırant Dink: Hayır siz beni yargılıyorsunuz, onları değil şu anda. Şimdi beyefendi ben bunu tarih hakkında konuşurken ben içselleştirdiğim ve algıladığım bir tarihi konuşurken buradan bugüne ilişkin herhangi bir husumet çıkarmak için ve sizi suçlamak için hiç bunu kullanmıyorum. Böyle algılamayın. Türkiye de böyle algılamasın, savcılar da böyle algılamasın, hakimler de böyle algılamasın. Ben tarih üzerine bildiğim, algıladığım neyse benim bildiğim onu konuşuyorum. Bunu bana yasaklamayın diyorum. Karşı çıkın, başka şeyler söyleyin bana doğru bilgiyi vermeye çalışın ama beni yasaklamayın ve yargılamayın. Sorun bu. Buradan çıkan bir husumet yok.

Özcan Yeniçeri: Siz çok net olarak söylüyorum, bu konuyla uğraşanlar son zamanlarda arttı. Bunun nedeni; sırtını bir yerlere dayamış, bir yerlerden kendisinden güç alarak ki onları da mahkemelerde görüyoruz, bunlar mahkemeye geldiği zaman arkasında Avrupa Birliği’nin yetkilileri de onlarla birlikte mahkemeye geliyor.

Can Dündar: Onları da size soracağım. Yalnız şurada ilke olarak sizin görüşünüzü anlamaya çalışıyorum. Yani siz diyorsunuz ki; düşünce tartışması elbette yapılabilir. Türkiye de zaten açmıştır arşivlerini. Biz bu konuyu tartışmaya hazırız karşı görüş sahipleriyle ama soykırım denirse burada ben haraket adlederim ve bunu tartışmam diyorsunuz. Bir de bunu yargılarım diyorsunuz.

Özcan Yeniçeri: Diyor ki bak Hırant bey lafının başında dedi ki; ermenilerle dedi burada biz gelin, sayın başbakan da söyledi. Açalım beraber tartışalım dedi. Onlar buraya geldiğinde bu bir soykırımdır diyecekler dedi ve dolayısıyla siz onları da mı yargılayacaksınız dedi. Şimdi kafada bir şey var, yani sabitlenmiş. Bir soykırım yapılmıştır, bunu dışarıdakiler, içeridekiler hangi belgeyi getirirseniz getirin bu böyle kabul ettirilecektir veya kabul görmelidir. Bir defa konuşmaya bununla başlıyor.

Hırant Dink: Hayır öyle başlamıyorum. Bakınız, efendim şunu anlatmaya çalışıyorum. Ermeni dünyasında tarih böyle algılanıyor genellikle. İçselleştirilmiş bir tarih var.

Özcan Yeniçeri: Doğrudur.

Hırant Dink: Ermeniler bunu bir soykırım olarak algılıyorlar ve siz onlarla konuşurken onlar size bu bir soykırımdı diyecekler. Bunu söyledikleri için siz onu yargılayacak mısınız bütün sorun burada diyorum.

Özcan Yeniçeri: Siz ama bakın şimdi siz sonuçtan başlıyorsunuz. Biz bu olaya başlarken daha başında yani seteris, paribus olarak koyarsanız siz ermeni ....

Hırant Dink: Ama aynı sonuçla sizde başlıyorsunuz. Sizde diyorsunuz ki; bu bir soykırım değildir diyorsunuz.

Özcan Yeniçeri: Hayır efendim bu bakın şimdi çok net. Bu soykırım meselesi 45’lerden sonra çıktı, Hitler vs. sinden sonra çıktı. Bir defa soykırım kavramının temel niteliğine inildiği zaman yani bugünkü anlamda hukuki anlamına inildiği zaman bu yeni bir olaydır.

Hırant Dink: Doğru, onlar tartışmalardır doğru.

Can Dündar: Özcan bey onu ayrı bir programda sizi de davet edelim. Soykırımı tartışalım ama burada bunu demek suç mudur değil midir onu tartışalım. Yani 301. nci madde bunu cezalandırıyor mu?

Özcan Yeniçeri: Efendim şimdi bakın biz maddeleri ...

Can Dündar: Bu Türklüğe hakaret midir yani.

Özcan Yeniçeri: Şimdi hakarettir, çok net.

Can Dündar: Bunu nasıl ayırt edeceğiz?

Özcan Yeniçeri: Yani soykırımla başlarsanız hakarettir. Ben aşağılanmış hissederim kendimi.

Can Dündar: Peki Baskın Oran söz istiyor.

Baskın Oran: Bir şey söyleyeyim. Çünkü işin özünün hani zurnanın zırt dediği nokta. Bu terim var ya soykırım terimi, Türkiye insanına soykırım dediğin zaman ona nazi demiş oluyorsun. Bütün olay buradan geliyor.

Özcan Yeniçeri: Evet doğrudur.

Can Dündar: Dolayısıyla hakaret etmiş mi oluyor?

Baskın Oran: Öyle algılıyoruz.

Özcan Yeniçeri: Hakarettir tabi.

Baskın Oran: Şimdi kış uykusuna yatan canlıları aniden uyandırmayın. Çünkü o kadar enerjisi azdır, az yemek yer falan filan öyle bir enerji harcarki uykudan uyanmak için o anda ölebilir derler. Şimdi Türkiye de 80 yıl boyuncu uyutuldu. Ben Ermeni meselesi olduğunu Amerika’ya gittiğimde öğrendim ve düşüp bayılıyordum neredeyse. Dolayısıyla benim gibi bir parça mürekkep yalamış bir insan böyle bir şoka uğradıysa daha az mürekkep yalamış insanların bir de nazi ithamıyla bağdaştırdıkları bir şok yaşıyor Türkiye ama Yeniçeri hocanın infiyalini anlıyorum ama burada olay hakaret yapılıp yapılmadığı meselesi değil, bunun tartışılıp tartışılmayacağı meselesi. Aksi halde sen yağmur yağdı, göl oldu, gölde ördekler yüzer. Sen bana ördek hayırı dedin olayına kadar gitmemiz mümkün. Diğer yandan bir de ufak bir şeyi sorgulamak istiyorum. Arşivler açıldı dediniz. Daha 10 gün önce milli güvenlik kurulu tapu kadastro genel müdürlüğüne yazı yazdı, 90 yıl öncesinin tapu kayıtlarını açıklamayın diye. Bu gizlilik ile açıklık ben bunu pek bağdaştıramadım.

Can Dündar: Bu noktada duralım. Çünkü bu ayrı bir konu ama Vural Savaş bey’e de sormak istiyorum. Çok net bir tablo çıktı ortaya. Yani sayın Yeniçeri de tartışılmasına bir engel yok diyor, tartışalım diyor. Hatta Hırant Dink de aynı bir ortak payda da buluşmuş durumdalar ama şu var ki; soykırım dersen ben bunu hakaret adlederim ve bunu tartışmam, bu Türklüğe hakarete girer ve 301. nci madde orada devletin imdadına yetişir diyor. Siz nasıl bakıyorsunuz?

Vural Savaş: Efendim şimdi bir toplumu soykırımla itham etmek o toplumu aşağılamaktır. Yani şimdi deminden beri ben inanın içimden gülerek seyrediyorum. Sanki bunlar batıda rahatlıkla tartışılabiliyor da Türkiye’de bu yapılmıyor. Bir kere bu konuda bütün toplumlar hassas. Mesela Toni Agnastinionis, kanın sesi diye bir kitap yazdı. Muratağa, Sandallar ve Atlılar köylerinde kendisi Rumdur, 126 Türkün katledilişini anlattı. Bu devlet televizyonunda görevi vardı derhal uzaklaştırdılar adam aç kaldı. Şu anda bu Rum araştırmacı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde üniversitede çalışmaya başladı. Şimdi biliyorsunuz 2002 yılında İsviçre işte Türklerin soykırımını reddetmeyi suç haline getirdi. Halbuki 2000 yılında bazı Türk dernekleri bunu reddediyor diye ki reddetmek esasında birini suçlamak, aşağılamak değil. Bir nevi savunma mekanizması. Onu bile yasaklıyor kanunla. Ne oldu? Şikayet ettiler, İsviçre’de dava açıldı, İsviçre mahkemesi aynen şu kararı verdi; Almanlar gibi Türklerin soykırım yaptığı bugüne kadar kanıtlanamamıştır. Bu İsviçre mahkemesi kararıdır. İtiraz edildi, yüksek mahkeme de bunu onayladı. Buna rağmen 1 sene sonra yasa çıkardılar. Bunu bu şekilde açıklamak suçtur diye. Yani İsviçre yasası çıktıktan sonra İsviçre hakimleri bu kararı yüksek mahkemede onayan hakimler suçlu durumuna düşeceklerdi. Şimdi Paris mahkemesi 2005 Temmuz ay’ında sözde ermeni soykırımı konusunda Türkiye’nin tezlerine de yer verdiği için. Yani Türkiye de böyle diyor dediği için ünlü kültür ansiklopedisi ....... mahkum etti. Daha ilginci Orta Asya uzmanı Paris Siyaset Bilimi Yüksekokulu Müdürü Patrick ....... bir ders sırasında şunu söylüyor; ermenilerin sözde soykırım iddialarında ısrarcı olmasının ardında Azerbeycan’ın Hocalı kentinde sivil halka yönelik gerçekleştirilen katliamı meşrulaştırmak olduğunu söylemiş. Bunu söylediği için de bu değerli profesör ki okulun da müdürü, işine son verilmiş ve bundan bakın, Avrupa’nın bu tutumundan gerçek bilim adamları son derece rahatsız. Bir tek bizdeki bazı bilim adamları rahatsız değil. Bakın Fransa’da efendim sizleri kastetmiyorum. Ben genelde rahatsız olanlar da var.

Can Dündar: Neyse yanınızda bir çok bilim adamı var. O rahatsız olduğunu söyledi.

Vural Savaş: 19 saygın tarihçi, sonradan buna yeniler de ilave oldu. Şu anda 30’u bulduğu söyleniyor. Liberasyon gazetesinde bildiri yayınladılar. Bunların hiçbiri Türk değil. Diyorlar ki; tarih bir din değildir, tarihçi hiçbir dogmayı, yasayı, tabuyu kabul etmez, tarih gündemin tutsağı değildir. Tarihçi geçmişteki olaylara bugünün duyarlılıklarını sokmaz ve günümüzün ideolojik kalıpları geçmişe uygulanmaz. Tarih hukuki bir nesne değildir, özgür bir devlette tarihi gerçekleri tanımlamak ne meclise, ne de hukuk yetkililerine aittir. Devletin politikası, tarihin politikası değildir.

Can Dündar: Hırant Dink başını sallıyor.

Hırant Dink: Yüzde 100 katıldığım ibareler, cümleler bunlar.

Vural Savaş: Ama yapılmak istenen şu; illa diyorlar ki şu anda Türkiye şuna zorlanıyor. Ben arkadaşlar konuyu geliştirdikten sonra ben esas ona gireceğim. Hakikaten Türkiye şu anda zorlandığı nedir? Yasayla sen bunu tarihçiler ne derse desin, düşünceleri Türk halkının ne olursa olsun bunu kabul edeceksin ama onun ardındaki gerçekleri çok önemlidir ve Türk halkı bilmiyor.

Can Dündar: Buna geleceğiz, bunu tartışacağız.

Vural Savaş: Onu ben ikinci bölümde açıklayacağım. Yani esas bu konuda tartışmayı yasayla imkansız kılan sözde özgürlükçü batı ve ermeni diasparosudur. Onun arkasından ermeni diasparosu.

Can Dündar: Teşekkür ederim. Türker hocam aslında Vural Savaş’ın söylediğini özetlemek gerekirse; batı diye hep model alıyorsak batıda da bu yasak var. Yani batıda da soykırım olmamıştır demek yasak, yasayla yasaklanmıştır. Dolayısıyla bir düşünce özgürlüğünden söz edilemez diyor. Ne diyorsunuz?
Türkan Yalçın Sancar: Ben izin verirseniz, eğer haddimi aşmaz isem zemin biraz kayıyor gibi geliyor açıkçası.

Can Dündar: Burada had yok, süre sınırımız var. Haddi aşmak değil süreyi aşmak. Onun için kısaca toparlarsanız bu bölümü kapatacağız.

Türkan Yalçın Sancar: Şimdi hocalarım da olduğu için 301. nci maddeyi tartışıyoruz, kamuoyunu da aydınlatmamız lazım. 301. nci madde sadece Türklükten ibaret değil. Türklük yerine Türk milleti ibaresi konulsa da bütün sorunlar çözülecek değil. Ayrıca genellikle son zamanlarda medyada izlediğim yapılan bir kaç hatanın altını çizmek istiyorum. 301 ve benzeri maddelerde korunan değerler kişilere ait saygınlık değildir. Yani burada korunan kurumlardır ve bu kurumlarda yeralan kişilerden bağımsız olarak kurumların prestiji korunur.

Can Dündar: Devlet, bakanlar kurulu, Türk ordusu.

Türkan Yalçın Sancar: Evet devlet çeşitli varlıklarıyla korunur. Ancak önemli olan devletin kendisini nasıl koruduğudur. Kendisini kime karşı nasıl korumak istediğidir. Şimdi niçin 301. nci madde çok tartışılıyor? Bir kere bu hüküm 80 yıldır var. 159. ncu madde özü aynı kalmakla birlikte ufak tefek değişikliklere uğradı. 1926 yılında yürürlüğe giren Türk ceza kanununda da vardı. Madem ki Türklük asıl konu bu, İtalyan ceza kanununda o dönemde İtalyanlık diye bir kavram yoktu. Bu ilk kez Türk ceza kanununa 1926’da girmiştir Türklük kanunu.

Can Dündar: Ama İtalyan ulusu diye bir kavram var değil mi?

Türkan Yalçın Sancar: Onu söyleyeceğim. 1939 yılında yani bizden sonra aslında İtalyan ceza kanununa nacionele italyano, yani İtalyan ulusu ve bu kurumlardan bağımsız olarak ayrı bir madde de düzenlenir.

Can Dündar: Yani İtalyan ulusuna hakareti cezalandırıyor.

Türkan Yalçın Sancar: Tabi İtalyan milleti. İtalyan milletine hakaret, tahkir ve tezyif. Şimdi aşağılamak olarak çevirdiler ama bir takım sorunlar var bence o ifadede.

Can Dündar: Nedir şu tahkir ve tez de Türkçesini bilmeyenler için söyleyelim.

Türkan Yalçın Sancar: Hakaret ve zayıftlatma ve ikisinin aynı anda bulunması.

Can Dündar: Zayıflatma ve aşağılama olarak mı Türkçeleştirmek lazım?

Türkan Yalçın Sancar: Öyle çevrildi ama çok aslında belki günlük kullanımda amacı ifade etmiyor. Şuraya gelmek istiyorum; niçin çok fazla sorun teşkil ediyor; çünkü dikkat ederseniz burada sayılan kurumlar, Türklüğü bir tarafa bırakalım. Yasama organı, hükümet, yargı organı, emniyet kuvvetleri, askeri kuvvetler toplum yaşamını çok doğrudan ilgilendiren kurumlardır. Türkiye’de en fazla uygulaması aslında hükümeti tahkir ve tezyif biçiminde olmuştur. En fazla eleştirilen çünkü toplum günlük yaşamda en fazla hükümetin icraatlarından etkileniyor. O nedenle de en fazla da eleştiri belki hükümete yöneliyor. Akabinde ve özellikle 12 Eylül sonrasında askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif bağlamında çok fazla bu hükme yine başvurulmuştur. Yine belli dönemlerde emniyet teşkilatına tahkir ve tezyif bağlamında başvurulmuştur. O nedenle bir yanılgıdan uzaklaşalım. Sadece Türklüğün düzenlenmesi burada söz konusu değil. Dikkat ederseniz yine burada aslında kutsallaştırmaya özellikle Türkiye’de çok fazla meyyal olunan kurumlar var. Kolay mıdır Türkiye’de askeri kuvvetler bakımından ya da emniyet teşkilatı bakımından ya da hükümet bakımından sert bir eleştiri yapabilmek. İşte bütün sorun bu aslında. Biraz önce Özcan bey, dediler ki; ben bunu böyle sayarım, ben bunu bana hakaret sayarım. Aslında gerilim ne Türklük, ne Türk milleti arasında ne işte hükümetle işte iktidar bütün gerilim; bizim hoşumuza gitmeyen şeylerin söylenmesinden kaynaklanıyor. Tahammül edemiyoruz. Suç olanla suç olmayan arasındaki ayırım aslında son noktada hoşumuza gidenle gitmeyen arasındaki ayrıma dayanmıştır.

Can Dündar: Çok güzel bir noktaya geldiniz.

Türkan Yalçın Sancar: Teşekkür ederim.

Can Dündar: Tam bende buradan açacağım. İkinci turu izin verirseniz Elif Şafak’a da bağlanacağız ve biraz bir sanat eseri ve onun hoşuna gidip gitmeme konusunu tartışacağız. Çok doğru bir noktadayız. İzin verirseniz bu ilk turu toparlarken aslında çok önemli iki noktaya dikkat çekeceğim. Ben daha çok ortak noktalarımızı belirlelemeye çalışıyorum ama tabi farklılıklarımızı da vurgulayacağım ama zannediyorum Hırant Dink ile Özcan bey arasındaki polemikte görebildiğimiz şu; tartışalım elbette gibi bir ortak payda var. Sadece belki kavramlar ya da baştan bir suçlama olduğunu söylüyor Özcan bey ama bunun tartışılmasında bir sorun olmaması lazım, yasanın bunu engellememesi lazım diyor bir yandan. Bir yandan da sayın Vural Savaş’ın ifadesiyle Hırant Dink’in hak verdiği konu, yani bu tarihçilere, bilim adamlarına bırakılacak bir konu. Aslında siyasallaştırılmaması gereken, siyasilerin eline ...

Vural Savaş: Batı yasayla yasaklamaya çalışıyor tartışmayı. Aradaki fark bu.

Can Dündar: Tamam şimdi ona geleceğim.

Hırant Dink: Burada sadece belki bir soru var, sayın Savaş’a sorulması gereken.

Can Dündar: Şimdi sorarsanız çok uzatacağız. Onu ikinci tur’un başında sorun isterseniz. Hemen döneceğiz. Birazdan Elif Şafak’ta telefon başında bizlerle olacak. Hemen döneceğiz.

Elif Şafak: Düşüncenin bir suç unsuru olmaktan çıkmasını arzu ediyoruz.

Can Dündar: Tam önemli bir noktada kaldık. Tartışmayı bu mesele aslında biraz da tahammülü ilgilendiriyor dedi, meselenin özünde o vardır dedi Türkan hocamız. O arada Hırant Dink’in bir sorusu vardı. Onu alayım. Ondan sonra Elif Şafak’a bağlanacağız.

Hırant Dink: Şöyle soruyu belki ortaya atarsak sayın Savaş’la da belki sayın Özcan’la da daha iyi anlaşabiliriz diye düşünüyorum. Biraz önce sayın Savaş’ın anlatım tarzından ve ifadelerinden de anladığım kadarıyla Avrupa’daki o tür yasaların varlığından şikayetçi ve bunların doğru olmadığını ortaya koyuyor. Peki benzer engelleyici yasaların bizde olmasını nasıl savunabiliyoruz?

Can Dündar: Öyle mi? Onlardan şikayetçi misiniz?

Hırant Dink: Bence önemli bir sorun.

Vural Savaş: Soruyu sorduğu için Hırant beye teşekkür ediyorum. Ben bir çelişkiyi ortaya getirmek için koydum. Çünkü böyle bir iddia var, orada sınırsız hürriyetler var, Türkiye’de yok diye bir takım kişiler mahkum oluyor. Bir kere efendim bakın Türkiye’de terör olayları başladı başlayalı hep şu ileriye sürülmüştür; bakın Amerika’da açık yakın tehlike varsa cezalandırıyor Amerika. Bizde dedik ki; hele bir terör olsun, görün ne yasalar çıkacak. Şimdi alınan tedbirler bütün insanlığı utandıracak mahiyette. İngiltere bizim kadar olmasa bile bir teröre muhatap oldu. Halen Türk devleti İngiltere terörle mücadele yasasının aynısını kabul etmesini bile içine sindiremiyor.

Can Dündar: Ama sizde utandıracak düzeyde diyorsunuz. Yani bunu aslında utanılacak bir düzenleme olarak ortaya koyuyorsunuz?

Vural Savaş: Hayır efendim ben şunu anlatmak istiyorum. Şimdi Türkiye’nin hakikaten maruz kaldığı tehlikelere ve baskılara, emperyalist saldırılara karşı belki dünyanın en toleranslı toplumu Türk toplumu. Yani aynı şeyler ve çok büyük bir şansızlık. İkinci cihan harbinden sonra yani yayılmacı ve ırkçı felsefeyi ve politikaları devlet politikası haline getirmiş iki devlet var, Ermenistan ve Yunanistan ve ikisinin de emelleri Türkiye’ye yönelik. Şimdi bir gün bir toplantı yapın, benim de çok derinliğine araştırmalarım var. Yani bu ermeni soykırımı ben ona girmeyeceğim.

Can Dündar: Ona girmeyelim lütfen.

Vural Savaş: Bakın çok ilginç bir şey. Çünkü Hırant bey’in sorduğuyla ilgili. Şimdi Justin McCarthy olanı biteni şöyle özetliyor; çok kötü bir yüzyıl olmuştur, müslüman ülkesi yokedilmiştir. 1800-1922 arasında Yunanlılar 950 bin göçmen, 320 bin ölü verdiler.

Can Dündar: Afedersiniz Vural bey ama sorunun cevabını alamadık. Yani soru şuydu; iyiki sordu dediğiniz soru.

Vural Savaş: Efendim şunu demek istiyorum. Bakın ben o sırada şunu söyleyeyim; o yüzyıl içinde işte bir takım çeteler, bilmem neler saldırgan duruma geçmiş, kan gövdeyi götürmüş ama en çok müslüman ve Türk halkı bundan zarar görmüştür. Bu rakamlarla sahip.

Can Dündar: Onu tartışmıyoruz, soykırımı.

Vural Savaş: Yani bir soykırım varsa Türklere karşı esas yapılmaya başlanmış ve karşılıklı çarpışma olmuştur. Ondan sonra yalnız modern Türkiye cumhuriyeti kurulurken işte İsmet Paşa’ya karşı Lozan müzakerelerinde ermeni suiskastinin yapılacağını Lozan polis müdürü haber vermiştir.

Can Dündar: Vural bey soruyu tekrarlayabilir miyiz?

Vural Savaş: Efendim çok ilginç. Ben bağlantısız konuşmam. Hırant bey’in sorusuna geleceğim. Atatürk’e suikast düzenlemişlerdir. Tesadüfen yakalanmıştır suiskastçi istiklal mahkemesi. Fakat şu anda ermeniler bize işte batının da soykırım tarifine uyar şekilde soykırım yapmaya devam ediyorlar. 40’a yakın diplomatımızı sırf Türk diye öldürdüler. Şu anda eğer zorunlu göç vs. soykırım kabul ediliyor bu tip şeyler, Şu anda 800 binin üzerinde azeri Türk yerinden, yurdundan dağlıktan uzaklaşmış çadırlarda yaşıyor ve en mühimi bakın 1990’da Ermenistan bağımsızlık bildirgesi ...

Can Dündar: Vural bey kesmek zorundayım. 301. nci maddeyi tartışmak zorundayız. Yani tarih tartışmasını ayrıca yapalım.

Vural Savaş: Bir sual soruldu ben ama nedenini izah ettikten sonra cevap vereceğim. Son iki cümle. Bağımsızlık deklarasyonunun birinci maddesi Türklere kabul ettireceğiz bu şeyi, ikincisi de batı Ermenistan’ı yani Türkiye’nin 6 vilayetini ele geçirmek emelimizdir. Bunu anayasalarına koydular ve demin Uğur Alacakaptan da ne dedi; kamu düzeni, toprak bütünlüğü vs. söz konusuysa düşünce hürriyetine sınır getirilebilir. Yani batı Türkiye’yi bu şekilde kendi haklarını soykırım yapılmadığını yasaklarken ermeninin saldırıları bu şekilde devam ederken Türkler soykırım yapmıştır tezi hakikaten kabul edilebilir değil. Benim zaten önerim şu.

Can Dündar: Önerilerinizi alacağım Vural bey son turda ama şunu söyleyin.

Baskın Oran: Yalnız burada madde hata var. Ermenistan cumhuriyeti anayasasında bu söylediğiniz şey yok.

Vural Savaş: Efendim bir saniye. Bakın bunu Bilal Şimşir’in şeyinden aynen okuyorum; 23 Haziran 1990. Ermenistan Cumhuriyeti bağımsızlık bildirgesi. Aynen şunu söylüyor.

Baskın Oran: Anayasadan bahsediyoruz efendim.

Vural Savaş: Ona geleceğim efendim. Epeyce uzun olan Ermeni devletin bildiride iki şeyde. Ermeni soykırımının Türkiye tarafından tanınması, batı Ermenistan’ın bağımsız Ermenistan cumhuriyetinin emelleri olduğu belirtiliyor. 5 Temmuz 1995 tarihli anayasada da 23 Ağustos 1990 tarihli bağımsızlık bildirgesinde yeralan esasları ve ermeni milli emellerine olduğu gibi benimsedi diyor Bilal Şimşir, en ciddi araştıcımız emekli büyükelçi.

Can Dündar: Teşekkür ediyorum. Ben Elif Şafak’a bağlanacağım. Fakat şunu da belirteyim; soru bu değildi. Yani biz soruya cevap alamadık. Bir cümleyle izin verirseniz soruyu tekrarlayayım mı size.

Vural Savaş: Batıda yasak olduğu sürece ..

Can Dündar: Batıda yasak olmasını siz eleştiriyorsunuz ama. Dolayısıyla Türkiye’de de olmamalı diyorsunuz. Hırant’ın sorusu oydu.

Vural Savaş: Hiçbir zaman biz tartışamayacağız.

Can Dündar: Yani batıda değiştiyse bizde değiştirelim mi diyorsunuz?

Vural Savaş: Yani efendim mütekabiliyet esas.

Can Dündar: Yani onlar değiştirsin, bizde değiştirelim mi diyorsunuz?

Vural Savaş: Tamam. Ben tekrar ediyorum; bir de ermeni saldırıları devam ediyor, soykırım devam ediyor Türk halkına karşı ve anayasasına 6 vilayetimizde gözü oldukları, emelleri olduğunu koymuş ve bunun için zaten Türklere soykırım yapmıştır diye kabul etmeye zorluyorlar.

Can Dündar: Yalnız sizde batıyı referans almış oluyorsunuz Vural bey.

Vural Savaş: Ve bu tip yazılar çizerler de bunu kolaylaştırıyor ve bunun için yapılıyor.

Hırant Dink: Bir şey söyleyebilir miyim, çok ufak bir şey.

Can Dündar: Yalnız beni şaşırtan sizinde batıyı referans alıyor olmanız oldu.

Hırant Dink: Tam bu noktada bir şey söyleyeyim. Sayın Savaş’ı bakın söyledikleri her şeyi ben çok anlayışla dinledim ve onu anlıyorum yani. anlattığı şeyleri de anlıyorum ve bu anlattıklarından ermenilerin şöyle emelleri, böyle emelleri, şöyle geçmişte, soykırımı şu anda devam ettirmeleri falan filan bu tür laflardan ben şu anda üzerimize hakaret almıyorum ben bir ermeni olduğum halde. Bunu sadece belirtmek istiyorum. Ben almıyorum, bunu bir hakaret almıyorum.

Özcan Yeniçeri: Almayabilirsiniz siz.

Hırant Dink: Yani şimdi burada benim ...

Özcan Yeniçeri: Sizin almamanınız sizin zihinsel veya psikolojik yapınızla ilgili bir şey. Benim almam da benim kültürümle ve değerlerimle ilgili bir şey. Yani bunu çok net, sizin babanıza birisi katil dediği zaman ...

Hırant Dink: Çok doğru bir tespit. O zaman bu kültürün adını yani bende olan veya sizin tahammül edemedeğiniz şey demokratik kültür diyelim isterseniz.

Özcan Yeniçeri: Yani öyle niye diyorsunuz? Demokrasi sizin tekelinizde mi?

Hırant Dink: Değil efendim. Demokrasi kültürü diyelim buna.

Özcan Yeniçeri: Demokrasi ticaretini bırakın. Yani bu son derece yanlış bir kavram. Şimdi bu demokrasi ticaretidir. Yani onun arkasına, demokratiklik güzel bir kavram. Herkesin hoşuna gidecek bir kavram. Dolayısıyla o kavramı kendinize biçiyorsunuz, karşı tarafınıza antidemokratik, faşist vs. diyeceksiniz. Bunun başka bir çıkış yolu yok.

Hırant Dink: Hiç bunları daha kullanmadım. Demedim bu lafları.

Özcan Yeniçeri. Hayır kullanmadınız da onun arkasında o geliyor. Zaten bu kitaplarda filan ima edilen.

Hırant Dink: Siz öyle görüyorsunuz. Ben hiç kullanmıyorum bunları.

Özcan Yeniçeri: Bakın tek kelimeyle ifade ediyorum. Bir meseleye ön yargıyla başlarsanız o meseleden olumlu bir sonuç çıkaramazsınız.

Hırant Dink: Yüzde 100 katılıyorum.

Özcan Yeniçeri: Sizinle bizim aramıza lüzumsuz duvar örmeyin. Soykırım kan, kin, nefret intikam hislerini getirip ortamıza koyarsanız biz sizinle konuşamayız. Sizin elinizi sıkabilmem için benim sizin en az bin yıldır birarada yaşadığımızı, bu sürecin içerisinde iyi günler, kötü günlerin olduğunu ve bunların içerisinde de kötü günlerin çok az olduğunu, genellikle de biz hep olumlu ve ılımlı bir şekilde, içiçe ki benim yaşadığım bölgede ermeniler de yaşıyorlardı ve onlarla son derece olumlu karşılıklı ilişkiler, efendim evlenmeler, şunlar bunlar gerçekleşmiş bir durumda yüzlerce yıl. Siz bunları yok sayarak 2 yıla getirip Ermeni-Türk ilişkisini bağlamayın lütfen.

Hırant Dink: Yok hayır öyle yapmıyorum. O dediğiniz bütün tarihin varolduğunu bende biliyorum. Aynen o ifadelere katılıyorum ama şu anda biz 301 ve tahammül konusunu hocam çok iyi koydu. Yani oradaki sorunun nereden kaynaklandığını. Şimdi tahammül meselesi burada. Bütün mesele bu ve bunun farklı olduğumuzu siz söylediniz.

Can Dündar: Bir telefon bağlantısı yapacağız. Hemen döneceğiz Özcan bey.

Hırant Dink: Sen tahammül edemiyorsun, ben edemiyorum dediniz. Yani bunu siz söylediniz.

Özcan Yeniçeri: Doğru tabi. Siz babanıza belki biri katil dese

Hırant Dink: Ben o zaman sizden şunu rica ediyorum beyefendi; lütfen gelin şu tahammül konusunda biraz sizde gayret gösterin bu iş biter.

Özcan Yeniçeri: Biz tahammül konusunda yeteri kadar gayret gösterdik.

Hırant Dink: Hayır gösterin yani ne var ki yani. Daha iyiye gidecek bu ülke.

Özcan Yeniçeri: Bakın bir şey yapıldı. Hatırlarsanız Alparslan Türkeş Petrosyan’dı zannediyorum görüşme yapıldı.

Hırant Dink: Evet, evet.

Özcan Yeniçeri: Her iki tarafa da dediler; birer üzüntü belirtilen hem ermeni sınırına, hem Türk sınırına bir üzüntü belirten meydana gelen olaylardan iki toplumda zarar görmüştür. Bundan dolayı hepimiz üzgünüz şeklinde. Bir tabela koyalım, birbimizin acılarını paylaşalım ve dolayısıyla bu çerçeve içerisinde de dostluk, kardeş işbirliği içerisine girelim denildi. Sonra ermeni meclisini bastılar, Petrosyan düşürüldü.

Hırant Dink: 301’e ve tahammüle gelin.

Özcan Yeniçeri: Hayır 301 için söyleyeceğim o kadar çok şey ....

Can Dündar: Bir şey sorabilir miyim Özcan bey. Biz derken Türkleri, siz de derken ermenileri mi kastediyorsunuz Hırant’a hitap ederken?

Özcan Yeniçeri: Hayır ben biz derken aslında toplumun tamamını, Türkiye toplumunu kastediyorum. Yani bakın ben bir şey söyleyeyim; Türkiye’de bazı şeyler son derece yanlış tartışılıyor. Hep monopol bir ...

Can Dündar: Tam bende ona gelmek istiyorum. Yani Türklük tanımı, hani Türklüğün aşağılanması derken yani burada siz mesela Hırant’ı Türk kabul ediyor musunuz?

Özcan Yeniçeri: Mustafa Kemal’in aşağılanmasıdır bu. Bak bir şey söyleyeyim.

Can Dündar: Bir dakika Hırant’ı Türk kabul ediyor musunuz?

Özcan Yeniçeri: Efendim?

Can Dündar: Hırant Dink’i Türk olarak kabul ediyor musunuz?

Özcan Yeniçeri: Tabi kabul ediyorum.

Can Dündar: Dolayısıyla yani Türkiye cumhuriyeti yurttaşı.

Özcan Yeniçeri: Şimdi bakın benim millet tanımım da şu; çok yanlış. Şimdi birisi milliyetçi olduğu zaman hep ırkçı olacak. Hep şovanist olacak.

Can Dündar: Hayır hayır yani sadece ben bu Türklüğü aşağılama meselesini açmak istiyorum.

Özcan Yeniçeri: Ama ben bir şey söylüyorum bakın millet kavramının içerisinde ne vardır? Benim millet kavramım şudur; manaları aralarında ortaklaştırabilmiş halka millet denir. Yani bunun etnik, kal, sakatat milliyetçilikle bir alakası yok. Bu ne kadar çok kaderde, kıvançta, tasada, ne kadar çok ortak değerlerde ortak birliktelik meydana getirilmişse o kadar o toplum millet olmuş demektir. Bizim ermenilerle ilişkili bir çok benim bölgemde bir çok isim ermenice. Yani binaların yapılmasıyla ilgili isimler.

Can Dündar: Bu Türklük meselesini Baskın Oran’a soracağım. Siz Atatürk Milliyetçiliği üzerine kitabınız var. Özcan bey’in yaptığı tanım var. Irkçılık içermeyen bir milliyetçilikten söz ediyor. Siz bu kavramı ırkçı buluyor musunuz bir defa yani. Bu yasada tanımlanan.

Baskın Oran: Hangisini efendim? Hangi kavramı?

Can Dündar: Türklüğün aşağılanması kavramı.

Baskın Oran: Şimdi efendim Türklük deniyor ki; ülkedeki bütün etnik ve dinsel farklı gruplarda Türk tanımının içine girer. Bu şimdi kabul edilecek bir şey değil, yalan bu.

Can Dündar: Girmiyor diyorsunuz?

Baskın Oran: Girmiyor, sokulmuyor. Bakın mesela ben size söyleyeyim; Türklüğe hakaret diye insanlar mahkemeye veriliyor ama madem ki ermeniler Türk. Neden ermenilere, kürtlere, çingenelere hakaret edenler mahkemeye verilmiyor? Bir bakan üstelikte bir kadın bakan ermeni dölü dedi. Hem ermenilere hakaret etti, hem kürtlere hakeret etti, Öcalan’a.

Can Dündar: İçişleri bakanıydı?

Özcan Yeniçer: Hayır anayasada. Bir dakika Baskın bey.

Baskın Oran: Özcan bey müsaade buyrun. Bu şu lafımı bitireyim. Hayır ben sizi dinlemeyeceğim. Çünkü ben siz konuşurken dinledim, sizde ben konuşurken dinlemek zorundasınız kusura bakmayın.

Özcan Yeniçeri: Buyrun hayır ben açıklama yapacaktım.

Baskın Oran: 1950’lere varıncaya kadar bakın Ankara Asker Baytar Mektebi’ne girmek için 1937’deki koşul; Türkiye cumhuriyeti tebasından ve Türk ırkından olmak, hatta erkek daktilo ilanı veriyor hava harp akademesi. Türkiye cumhuriyeti tebasından ve Türk ırkından olmak gerekiyor yıl 1938. Biraz daha bu tarafa gelelim. Din meselesine gelelim. 1942’de varlık vergisinde G kategorisi var, onlara ayrı vergi 8 misli fazla uyguluyorlar gayri müslim kategorisi. Yargıtay 1971 ve 74 kararlarında Balıklı Rum hastanesi mütevellisine yani insanlarına Türk olmayanlar dedi. 1988’de yapılan sabotajları önleme yönetmeliğinde 5J maddesinde sabotaj yapabilir diye şüpheli olan gruplar arasına memleket içindeki yerli yabancılar (Türk Tebalı) dendi. İstanbul 2 numaralı idare mahkemesi bir İstanbul’lu Rum öğretmeni için yabancı uyruklu Türkiye cumhuriyeti vatandaşı dedi ve 1996 yılında oldu bu. Arkasında da danıştay 12. nci dairesi onayladı bu kararı.

Can Dündar: Yani? Bu dediğiniz toparlarsanız.



Bu ileti Sair Anlayana tarafından 20 01 2007 - 03:20 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
rikimikipiki
mesaj 20 01 2007 - 03:13
İleti #13


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 607
Katılım: 01 12 06
Üye No: 2,823



Devamı:
Baskın Oran: Bir tane daha söyleyeyim. Bugüne gelelim, 2006 yılının Şubat’ında cumhurbaşkanlığına bağlı devlet denetleme kurulu gayri müslim vakıflarını bu ülkede gayri müslim vatandaşlarımızın kurduğu vakıfları yabancı vakıflar kategorisinde sınırlandırdı. Şimdi bu durumda Türk dediğiniz anda müslüman olması şart. Hatta hanefi sünni müslüman olması şart. Onun için Türk dediğimiz zaman hiç sizin dediğiniz gibi geçmişte, gelecekte aynı şeyleri hayır efendim. Türk dediğiniz anda müslüman olması şart. Maalesef durum budur.

Özcan Yeniçeri: Yani burada bir açıklama yapmam gerekiyor.

Can Dündar: Kısaca rica edelim telefona bağlanacağız.

Özcan Yeniçeri: Şimdi anayasaya göre Türkiye cumhuriyeti ile tabiyet bağı ile bağlı olan herkes Türktür.

Can Dündar: Dolayısıyla uygulamada sorun var diyorsunuz?

Özcan Yeniçeri: Bu uygulamada 3-5 tane marjinal olayı alarak yine bütün ilişkileri zehirlemenin bir anlamı yok. Bu iyi niyetli bir yaklaşım değil bir defa. Yani bunun anlamı sayın Oran doğru söylüyor. Orada vardır onlar, mutlaka araştırmış, bulmuştur doğrudur ama bunlar yanlış şeylerdir.

Can Dündar: Hatalıdır diyorsunuz?

Özcan Yeniçeri: Yani tabi hatalı.

Can Dündar: Teşekkür ederim.

Baskın Oran: Tamam bunu söylemeniz güzel bir şey.

Can Dündar: Elif Şafak’a bağlanacağız. Aslında konuyu gündeme getiren roman onun romanı oldu, baba ve piç romanı ve Elif Şafak yargılandı geçen hafta ve beraat etti. Elif Şafak hoşgeldiniz programımıza.

Elif Şafak: Hoşbulduk, iyi akşamlar.

Can Dündar: İyi akşamlar. Öncelikle hem bebeğiniz için hayırlı olsun diyelim, hem de mahkeme için geçmiş olsun diyelim.

Elif Şafak: Çok teşekkürler sağolun.

Can Dündar: Bilmiyorum programımızın başını izleyebildiniz mi? Hırant Dink’in saptaması oldu girişte.

Elif Şafak: Evet evet.

Can Dündar: Aslında 301 ya da düşünce özgürlüğü diye tartıştığımız şeyin arkasında temelde ermeni meselesi var ve devlet henüz bunu etraflıca tartışmaya hazır değil. Dolayısıyla orada bir tahammül sorunu var. Temel sıkıntı buradan kaynaklanıyor diyor. Sizde roman temelde ermeni sorununu konu alıyor. Nasıl karşılıyorsunuz bu görüşü?

Elif Şafak: Şimdi tabi ermeni meselesinin tartışılması zor konulardan biri olduğu bir gerçek. Son yıllarda bu konuda önemli değişiklikler olduğu da bir gerçek ama ben 301 ile ilgili tartışmaları daha geniş bir düzlemde tartışmaktan yanayım açıkçası. Bence sormamız gereken şey; bizde ifade özgürlüğü var mı? Bu sadece 301 ile ilgili bir şey de değil. Bence onu çevreleyen zihniyet, onu çevreleyen siyasi kültürü de tartışmamız gerekiyor. Çünkü açıkçası şu noktada ben bir sıkıntı yaşıyorum. Mesela kendi davamda da bunu çok dile getirmeye çalıştım. Fazlasıyla şahsileştiriliyor kimi 301 davaları. Halen şu anda 301’den soruşturma geçiren veya yargılanan çok fazla sayıda insan var. Geçmişte de böyleydi. 301 orada olduğu ve bu şekilde yorumlandığı sürece daha da pek çok insan olacak. Bunların arasında editörler var, yayıncılar var, gazeteciler var, köşe yazarları var, hatta çevirmenler var kitapların çevirmenleri ve bu kitapları yazılara baktığımızda çok farklı konularda kitaplar yazılar bunlar. Onun için daha temelde bence tartışmamız gereken şey.

Can Dündar: İfade özgürlüğünü tartışmamız lazım.

Elif Şafak: İfade özgürlüğü. Biz buna inanıyoruz. İfade özgürlüğüne inanmaktan da ben çok basit bir soruyu insanın kendi kendisine sormasını anlıyorum. Benim gibi düşünmeyen bir insanın da kendisini ifade edebilme hakkına saygı duyuyor muyum? Bence bu kadar basit bir soru kendimize sormamız gereken.

Can Dündar: Zannediyroum Elif Şafak tartışma konusu burada sorsak Özcan bey’e ya da Vural bey’e ifade özgürlüğünü elbette varız diyeceklerdir ama hakaret burada tartıştığımız şey, aşağılama yasanın öngördüğü şeyler. Siz mahkemeye gitseydiniz bu suçlamalarla karşı karşıya gelecektiniz. Nasıl bir savunma yapacaktınız?

Elif Şafak: Tabi mahkemede ben iki temel üzerine oturtmayı arzu ediyordum kendi savunmamı. Birincisi, dediğim gibi bir ifade özgürlüğü boyutu. İkincisi de bence benim davamda daha belki ilginç olan ve ses getirmesinin belki bir sebebiyde buydu; roman yargılandı ve hatta roman karakterleri, romandaki kimi ermeni karakterlerin söylediği kimi sözler üzerinden benim Türklüğü aşağıladığım iddia edildi. Fakat kitabı okuyanlar bilirler, çok çeşitli Türk karakterler var orada ve ermeni karakterler var. Bu Türk karakterlerden bir kısmı da ermeniler aleyhine bir sürü şey söylüyor. Eğer sonuçta ben bir hikaye anlatıyorum. Bir roman böyle okunmaz, karakterleri cımbızlayarak, onların lafları üzerinden yazarı itham ederek okunmaz. Bir de böyle bir boyutu vardı benim davamın.

Can Dündar: Bir konuya açıklık getirmek için şunu sormak istiyorum; bir romanda bir karakter gerçekten çok ağır bir küfür olabilir bu ya da çok aşağılayıcı bir şey olabilir. Böyle bir hakkı var mıdır mesela? Yani bu mesela yargılanabilir mi sizce? Siz yani genelde roman asla yargılanamaz mı diyorsunuz? Yoksa benim romamında bir hakaret yoktu mu diyorsunuz?

Elif Şafak: Ben edebiyatı böyle yaklaşılmamasından yanayım bir kere herşeyden önce.

Can Dündar: Yani hiçbir yargılama konusu olamaz diyorsunuz edebiyat?

Elif Şafak: Çünkü eğer böyle suç unsuru arayacaksak o kadar çok örnek sayabiliriz ki hiç basılmaması gereken o kadar çok kitap var ki Dostoyevski’den başlamak üzere Türkiye’de. Ben açıkçası şu yaklaşımı çok sakıncalı buluyorum; eğer sanata da, edebiyata da bu gözle bakacak olursak o zaman Türkiye’de bundan sonra roman yazılamaz, film çevrilemez. Yönetmenler yazarlar yarattıkları karakterleri sansürlemek durumunda kalırlar. Bu insanın hayal gücüne ket vurması demektir ve bunun vahim sonuçları olacağını düşünüyorum ama bunun da ötesinde yani belki kendi özelimde de şunu söylemek istiyorum açıkçası; ben bu romanda herhangi bir hakaret olduğunu düşünmediğim gibi tam tersi 8 Mart’ta çıktığından beri roman Türkiye’nin çok farklı kesimleriden o kadar olumlu tepkiler aldım ki. Yani sivil toplumdan çok farklı farklı ideolojik ve kültürel anlamda farklı geçmişlerden gelen insanlardan ve basından.

Can Dündar: Ve aslında başbakandan da aldınız. Başbakan telefon etti, hatta galiba dışişleri bakanı da aramış. Onlar da size geçmiş olsun dediler. Fakat geçmiş olsun diyen başbakan yasayı değiştirme konusunda tereddüt ediyor. Bunu nasıl karşılıyorsunuz?

Elif Şafak: Tabi gördüğüm kadarıyla tabi hükümetinde kendi içinde bölünmeler var. Hükümette bu anlamda yekpare bir yapı değil. Muhalefetin direnmesine ben çok hüzünle karşılıyorum. Yani bugün Deniz Baykal’ın yaptığı konuşmayı çok hazin buluyorum. Çünkü bu bizim ortak paydamız olabilirdi. Yani aramızdaki bütün görüş farklılıklarını ne olursa olsun toplumun farklı kesimleri olarak, ortak paydamız düşünce özgürlüğüne olan inancımız olabilirdi ve bunu da Ab bizden istiyor diye değil, kendi insanlarımız bu muameleyi haketmiyor diye bence yapabilmeliyiz. Yani enerjisi bunu dönüştürme arzusu içeriden gelmeli, bizden gelmeli.

Can Dündar: Bir de şunu soracağım. Genelde şöyle yaklaşımlar oldu; işte Nobel almak için yapıyorlar, Zorian enstitüsüne gitmiş, oradan etkilenmiş, onun etkisiyle yazdı. Amerika’ya gitti, oraya yaranmaya çalışıyor gibi basında pek çok eleştiri okuduk aleyhinizde. Bunları nasıl karşıladınız? Ne diyorsunuz?

Elif Şafak: Yani tabi tüm bunları bir kere üzülerek ve etkilenerek takip ettim. Dava bittikten sonra bir kısım yani medyanın içinden kimi kalemler bence son derece zehirli yazılar yazdılar. Yani benim işte veya başka yazarların yurtdışında ünlü olmak için bunları yaptığını söylediler. Bir kere insanların vicdanını görmek, niyetlerini yargılamak mümkün değil. Yani benim niyetimin ne olduğunu başkaları bu şekilde tartamaz. Kaldı ki ben sadece bu kitapla çıkış yapmış biri değilim. Yani ben bir mazim var, geçmişim var. Beni en çok üzen nokta; bu şekilde eleştiri yapan insanların yazılarına baktığımda kitaplarımı okumadıklarını, aslında ne yazdığımı da çok bilmediklerini farkediyorum.

Can Dündar: Elif Şafak bir dahaki romanınızda sözcükleri seçerken daha kuşkulu olacak mısınız bu şeyden sonra bu yasal prosedürü yaşadıktan sonra? Sizi sanatçı olarak nasıl etkiledi bu hukuki süreç?

Elif Şafak: Hiç etkilenmedim, endişelenmedim desem yalan olur. Bir de tabi hamilelik dönemiyle çakıştığı için benim için açıkçası zor bir dönem oldu. Hem dava öncesi, hem dava sonrasında çıkan şeylerden elbette etkilendim ama sonuçta ben bir yazarım, ben bir edebiyatçıyım, benim işi hayal kurmak ve bir hikayeyi kovalamak, her romanda her kitapta. Ona ket vurmam mümkün değil. Yani onu yaparsam bu sefer kendim olmaktan çıkarım. Onun için yani umut ediyorum ve zannediyorum uzun vadede böyle bir etkisi olmayacak benim üzerimde ama şundan zarar gördüğümü söyleyebilirim; bizde bir eğilim var. Farklı düşünen özellikle de resmi ideolojiyle veya resmi anlatıyla çatışan, çelişen fikirleri dile getiren herkesi bir dış mihrak veya dış mihraklarla işbirliği halinde damgalama eğilimimiz var, bunu çok ürkütücü buluyorum. Yani bir hain arayışı ve onun yanısıra gelişen belki bir linç kültürü, anlamadan tepki göstermek, bilmeden tepki göstermek. Bu gelişen kültürü ben çok tehlikeli buluyorum.

Can Dündar: Elif Şafak çok teşekkür ediyorum. Bir şey rica edeceğim. Buradaki konuklarımız bu konuda belki sorular yönelteceklerdir, belki söyleyecekleri vardır. Olaki sizi ilgilendiren bir cevap hakkı doğuracak bir ifade olursa lütfen bizi tekrar arayın, tekrar konuşalım.

Elif Şafak: Tabi.

Can Dündar: Çok teşekkür ederim katıldığınız için.

Elif Şafak: Ben teşekkür ediyorum. İyi akşamlar.

Vural Savaş: Ayrılmadan bir sual sorabilir miyim?

Can Dündar: Buyrun diğer konuklarımız da var da onun için hepsinden almadan bu uyarıyı yapmak istedim. Türkan hocama söz vereceğim ama sizin sorunuzu alayım.

Vural Savaş: Efendim şimdi Ruhat Mengi hanımefendi bunu ortaya attı ve bizce çok önemli. Yani Elif Şafak hanımefendinin biliniyor ki bir işte Zorian enstitüsü var ve Türklerin soykırım yaptırdığına ilişkin mütemadiyen yasalar çıkarılması için faaliyet gösteriyor ve Ruhat Mengi’nin yazdığına ve Hürriyet’te Özdemir İnce’nin de dün naklettiğine göre Elif Şafak aynen şunu söylemiş. Tırnak içinde söylüyorum; Amerika Birleşik Devletleri’ne gelince Zorian enstitüsü beni eğitti. Bu doğru mudur gerçekten öğrenmek istiyorum, önemli bir şey.

Can Dündar: Evet ben aslında aynı soruyu kendisine sormak üzere tam da bu konuyu yeni de gündeme geldiği için inceledim. Notlarımda var ama böyle bir ifadesi yok. Yani o konuşmanın orjinaline başvurduğumuzda böyle bir ifade olmadığı görünüyor.

Vural Savaş: Söylerse. Çünkü iki çok satan gazetede bu iddia ortaya çıktı.

Can Dündar: Ama yine de kendisi düzeltmek isterse elbette var ama diyor ki; yani Amerika’ya gittiğimde biraz önce Baskın hocanın söylediği şey, bu sorunun ne kadar can yakıcı olduğunu farkettim ve orada tanık ifadelerini okuyunca bu sorunla daha yüzyüze geldim diyor.

Vural Savaş: Ama tabi Zorian enstitüsü beni eğitti demek bambaşka bir şey.

Can Dündar: Eğitti demiyor evet. Öyle bir ifade yok. Telefondaysa hemen kendisinin, Elif Şafak telefondaysa Vural bey’in evet lütfen.

Elif Şafak: Merhabalar. Şimdi duydum Vural bey’in söylediğini. Ben açıkçası bu cümleleri ilk defa Ruhat Mengi’nin köşesinde gördüm ve çok şaşırdım. Ardından Özdemir İnce Ruhat Mengi’den alıntı yaparak yine aynı lafları tekrar etti. Şimdi de Vural bey’in ağzından duyuyorum. Ben böyle bir laf etmedim. Böyle bir şeyin aslı astarı yok. Nasıl derim benim Zorian enstitüsü eğitti ve ben ermeni meselesini çözüverdim. Bu lafların nereden çıktığını bilmiyorum ve yani açıkçası iftira demekten de başka şey elimden gelmiyor.

Can Dündar: Teşekkür ederiz. Bir de Özcan bey’in sorusu var.

Özcan Yeniçeri: Ben önce bu açıklama yaptığı için teşekkür ediyorum. Yani bazı enstitülerden yetiştirildim gibi çok ağır bir şey bu. Ben bir makalede okudum, orada diyor ki sayın Şafak; kendimi Türkiye’de yabancı hissediyorum, Amerika’da yabancı hissetmiyorum. Doğru mu bu?

Elif Şafak: Böyle bir şey de doğru değil. Bakın her yazı, her daha doğrusu her cümle belli bir çerçeve içinde değerlendirilmeli. Kendi yazının akışı içinde değerlendirilmeli. Ben şunu söyledim; çocukluktan beri bir yanım hep göçebe oldu ve bir yanım her zaman belki bir yabancılık duygusuna da aşina oldu. Bu benim yalnızlığımla, çocukluğumla, yetiştirilme biçimimle ilgili olabilir. Burada bir vatana ihanet herhalde teması görmüyorsunuz. Tam olarak hangi yazıyı kastettiğinizi de bilmiyorum ama benim söylediğim budur; yani bir yanım her zaman göçebelik duygusu taşır ve ben şuna inanıyorum; kendimi hem bir Türk vatandaşı, hem de bir dünya vatandaşı olarak görebilirim. Yani aidet kavramı sınırlarını geniş tutabilirim.

Can Dündar: Özcan bey romanı okudunuz mu?

Özcan Yeniçeri: Okudum.

Can Dündar:
Orada bir Türklüğe hakaret gördünüz mü?

Özcan Yeniçeri: Yani ben üzüldüm tabi romanda Türk, özellikle bu ermeni bir tipin, karakterin tırnak içinde sözleri veriliyor ve o sözlerde kasap Türkler gibi, efendim aşağılayıcı diye nitelebileceğimiz ama romanın içerisinde olan bir şey bu.

Can Dündar: Yani üzüldüm derken romana üzüldünüz ama.

Özcan Yeniçeri: Yani ben öyle şeyleri ...

Can Dündar: Yargılanmasını nasıl karşılıyorsunuz? Yani 21. nci yüzyılda biz bir romanı yargılıyoruz aslında. Burada bir hakaretten dolayı.

Özcan Yeniçeri: Efendim dikkat ederseniz biz daha önce bir film yargıladık. Yani kurtlar vadisi diye bir filmde Polat Alemdar sonuçta beraat ettirildi diye efendim beraat ettirilmemesi gerekir diye bir takım adamlar çıktı, televizyon programı yaptılar.

Can Dündar: O da yanlıştı diyorsunuz.

Özcan Yeniçeri: Yani film, kitap, defter, kalem bunun içerisinde. Fakat ben bir şeyin özellikle burada altını çizmek istiyorum. Şimdi toplumsal kalkınma gelişmenin seviyesi kişi başına düşen roman, edebiyat, kültür ve sanat eserleriyle ölçülür. Bu bir toplumda kültür ve sanat insanlarının toplumsal bilincine ilaveler yapar, yani katkıdır eksi değildir. Yani yanlışıyla doğrusuyla topluma bir takım katkılar yapar.

Can Dündar: Siz sanat eseri yargılanmamalı mı diyorsunuz?

Özcan Yeniçeri: Ama sanatçının da büyüklük sorumluluk demektir. Yani sorumluluk taşımayan hiçbir kalem sonuç itibariyle tartışmadan tartışılmadan kendisini kurtaramaz.

Can Dündar: Hayır tartışılır ama yargılanır mı?

Özcan Yeniçeri: Bu tabi hukuk suzesinin bileceği bir şey. Ben hukukçu değilim. Benim alanıma girmiyor.

Can Dündar: Ama yasayı koyarsanız yargılanırsınız.

Özcan Yeniçeri: Ama bana getirse ben hiç ilgilenmem. Yani şimdi bu mesele aslında ben sanki böyle bir senaryo var gibi kitabın daha fazla satılması için çünkü hep öyle oluyor. Hem altına bir şeyler ilave ediliyor bir tartışma ortamı yaratılıyor, suni bir tartışma ortamı yaratılıyor. Ondan dolayı da piyasada bol miktarda reklamı yapılıyor gibi bir şey çıkıyor ortaya.

Can Dündar: Elif hanım evet bu yönde de eleştiriler oldu. Size vereceğim sözü buyrun.

Elif Şafak: Ben bir şey söyleyebilir miyim? Kusura bakmayın şimdi ben bu söylemi daha önce de işittim ve hakikaten bunu çok tehlikeli buluyorum. Adeta yazarlar kendi kendilerine dava açtırıyorlar. Bir de yazarlığın yanısıra medyumluk gibi bir yeteneğimiz varmışcasına hareket ediliyor. Ben bunları hesaplamış falan değilim. Kaldı ki herhalde en son istediğim şey hamilelik döneminde böyle bir süreci yaşamaktı. Biz bir soruşturmadan geçtik, yayıncımla beraber soruşturma kapandı. Ondan sonra üst mahkemeye biliyorsunuz dava gitti ve en sonunda işte davaya dönüştü. Bütün bunları hesaplamış değilim ve herhalde olmasını da hiç mi hiç arzu etmezdim ama şunu da vurgulama gereği duyuyorum; bu kitap 8 Mart’ta çıktı ve o günden bu yana da hiçbir zaman çok satanlar listesinden inmedi. Davadan önce 60 bine yakın sattı bu kitap. Yani zaten çok satan, çok konuşulan ve ilginçtir son derece pozitif bir şekilde karşılanan bir kitaptı. Kemal Kerinçsiz ve hukukçular birliği tarafından dava konusu edilmeden önce.

Can Dündar: Elif Şafak çok teşekkür ediyorum. Son soruyu.

Türkan Yalçın Sancar: Ama benim vaktim çok alınıyor. Yani hakikaten çok alınıyor.

Can Dündar: Peki Türkan hanım yani Elif hanımla ilgili mi?

Türkan Yalçın Sancar: Hayır değil, genel de delindi.

Can Dündar: Ben izin verirseniz Elif Şafak’ın telefonunu kapatayım, sonra size söz vereceğim. Son bir soru Vural Savaş’tan alıyoruz.

Vural Savaş: Bunu sayın Elif Şafak için söylemiyorum. O sonuna yetişmiş, ben bilakis açıklama yapsın diye sordum. Yani böyle bir şey yazılmış, ben kendim kullanmak için şey yapmadım. Fakat bazı yazarlarımız da bunu doğrulayacak beyanda bulunuyor. Mesela Orhan Pamuk benim adım kırmızı eseri best .... oluyor Amerika’da. Sonra diyor ki; işte kara kitap ve yeni hayat kitaplarım eleştiri aldı, hiç satılmadı Amerika’da.

Can Dündar: Ama Elif Şafak değil onun muhatabı.

Vural Savaş: Öğrendim ki diyor, işte bunları best .... haline getiren, öven yazarlar ermeni soykırımı için yazı yazan kişiler. Bunu öğrendikten sonra diyor demek öyle beyanlarda bulunuyor. Bu sefer de best ..... oluyor.

Can Dündar: Elif Şafak’a dönük bir sorunuz var mı?

Vural Savaş: Tabi bunları bizzat yazarından öğrenince içimize de bir kuşku düşüyor. Bunu Elif hanım için söylemiyorum.

Can Dündar: Evet Elif hanım onu öyle düşünmediğini söyledi. Elif Şafak çok teşekkür ediyoruz katıldığınız için. Size kolaylıklar dileriz.

Elif Şafak: Son olarak bir şey söyleyebilir miyim ben kapatmadan önce?

Can Dündar:
Buyrun, lütfen.

Elif Şafak: Ben bu davaların şahsileştirilmemesinden, şahıslar üzerinden tartışılmamasından yanayım. Çünkü öyle yaptığımızda bence ana ekseni kaçırıyoruz. Bu kadar tartışılmayan, bu kadar ön plana çıkmayan ama halen 301’den yargılanmakta olan pek çok insan var. Bunun da bir haksızlık olduğunu düşünüyorum. Yani ilgimizi sadece belli insanlara kaydırıyoruz. Pek çok dava var. Mesela önümüzde Latife hanım kitabından dolayı İpek Çalışlar davası var. Yani temelde bizim, bence bunlar çok önemli davalar. Yani belli kurumları biz sorgulamaya hazır değiliz ve bu kurumları veya konuları sorgulayan insanlara da anında refleksle yaklaşıyoruz. Onun için daha temelde daha yapısal olarak düşünce özgürlüğünü tartışmamız gerekiyor. Aksi taktirde şahıslara, onların kitaplarına, onların beyanlarına odaklandığımızda bence o daha yapısal sorunu tartışmaktan kaçıyoruz devamlı.

Can Dündar: Çok teşekkür ederim. Biz burada onu yapmamaya çalışıyoruz. Katıldığınız için teşekkürler. Bu turu da kapatacağım Türkan hocama söz vererek. Ondan sonra, kısaca rica edeyim görüşünüzü.

Türkan Yalçın Sancar: Hangi konuda? O kadar çok şey söylendi ki.

Can Dündar: Yani siz tahammülle aştınız tartışmayı aslında. Bir edebiyat yapıtının eleştiri ile hakaret arasındaki farkı nasıl ortaya konmalıdır?

Türkan Yalçın Sancar: Önce bir başka şeyi söyleyeyim. Ben Özcan bey’i bir uyarayım. Özcan bey aslında 301’i ihlal ediyor şu an. Neden ihlal ediyor? Çok net bir şekilde ihlal ediyor. Yani bunu bir suç duyurusu olarak almasın hiç kimse ama açıkça diyor ki; Elif Şafak kitabının daha fazla baskı yapabilmesi için dava açtırdı. Bu yargıya hakarettir. Türkiye’de birilerinin yargıya para verip kitabım satılsın.

Özcan Yeniçeri: Dava açtırdı değil. Yani o anlamda söylemedim.

Türkan Yalçın Sancar: Ama bu bu kadar kolay mı Özcan bey? Ama lütfen bakınız.

Özcan Yeniçeri: Çarpıtmayın.

Türkan Yalçın Sancar: Çarpıtmıyorum. Bakın söylediğiniz her sözün çok dikkatli dinledim ama siz çok konuşuyorsunuz.

Özcan Yeniçeri: Hayır çok konuşuyorsunuz.

Türkan Yalçın Sancar: Vallahi şimdi bir de şöyle ben hani sesimi çok yükseltebilen bir insan değilim. Ses çok yükselince de o insan çok haklı da olmuyor. Onun için sesinizi de çok yükseltmeyin. Şunu söyledi; ben eğer burada bunu yanlış anlıyorsam lütfen düzeltin. Nasıl bir senaryo olabilir? Elif Şafak nasıl böyle bir senaryonun içine girebilir de davalara açtırabilir? Lütfen, siz nasıl Hırant Dink’i alıp nerelere götürdünüz? Kimlere neler söylediniz Hırant bey’e ve bu nasıl bir kardeşlik anlayışıdır? Çok güzel şeyler söylüyorsunuz satır arasında. Biz kimsiniz, biz olarak kimi ifade ediyorsunuz? Nasıl bir kardeşlik gerçekten? Benim gibi düşünürseniz Hırant bey biz kardeşisiz sizinle. Benim gibi düşünmüyorsanız biz kardeş falan değiliz ya da Vural bey bir şey söyledi, toplum dedi. Evet gerçekten toplum Türkiye’de aslında devletin çok önündedir. Devletin o genel zihniyetinin çok önündedir. Bugün Türkiye’de biz yaşayabiliyorsak bu toplumun yüzü, suyu, hürmetine yaşıyoruz. Nasıl bir devlet olduğumuzu, olacağımıza bizim karar vermemiz lazım. Gerçekten mesele tam da düşünce özgürlüğü meselesidir. Düşünce tam da öteki yaratma meselesidir. Biz diyorsunuz, o kadar çok öteki var ki. Ben kadın olarak erkeklere göre ötekileştiriliyorum bu toplumda, bir kürt Türklere göre ötekileştiriliyor, bir alevi sunnilere göre ötekileştiriliyor, tabi tersi de doğru. Tersi de doğru bunun. Düşünce özgürlüğü bütün mesele bu. Bakınız düşünce özgürlüğü hukukla nerede kesişiyor? Ne olur çok fazla kaydırmayalım, bunu konuşalım. Yani insanlar bakın düşünce, şunu söyleyeyim, şunu diyebilir devlet; benim düşündüklerimi düşün. O zaman kendi adını koymak zorundadır, o zaman demokratik bir hukuk devleti değildir o devlet. Benim gibi düşün diyen devletin adı başka bir devlettir. 301 sadece ermeni meselesi değildir Hırant bey. Bu dönem bu tartışılıyor, onun için Türklük meselesi gündeme geldi. Pekala yarın bir gün bu hükümet meselesi haline gelebilir.

Can Dündar: Düşünce suçu daha önce komünizm tehlikesi.

Türkan Yalçın Sancar: Bir çok şey. Yani ben ayrıca şunu da ifade etmek istiyorum.

Can Dündar: İzin verir misiniz hocam sizinle başlayacağım yine.

Türkan Yalçın Sancar: Evet bu sefer benimle başlayın.

Can Dündar: Burada yani meselenin özüne gelelim ve şeyi tartışalım yani bu eleştiri ile hakareti nasıl ayırt edeceğiz ve eleştiri hakkını nasıl savunacağız. Kısa bir ara verelim, ondan sonra bu konuyla geri dönelim.

Can Dündar: Önemli bir noktaya geldik. Tartışmamızda şimdi artık eleştirinin sınırı nerede biter? Nereden itibaren hakaret başlar? Ve rejim buna nasıl tahammüt etmelidir konusuna geleceğiz. Türkan hocama sözü vereceğim ama stüdyoda genç arkadaşlarımız var konuk olarak. Onların da soruları var. Bu konuyla ilgili Serap Yelkenci’nin bir sorusu var, onu bize sormasını isteyebilir miyim tartışmayı açması açısından?

Serap Yelkenci: Öncelikle iyi akşamlar.

Can Dündar: İyi akşamlar.

Serap Yelkenci: X kişinin hakaret dediğine, tahammül edebildiğine Y kişi hakaret değil diyebilir. Evrensel bir hakaret ya da tahammül neye göre belirlenecek?

Can Dündar: Hocam yani bu hakareti soruyor Serap. Evrensel bir hakaret tanımı yapabilir miyiz?

Türkan Yalçın Sancar: Hayır.

Can Dündar: Nasıl ayırt edeceğiz biz eleştiriyi? Yani şimdi Elif Şafak’ın kitabında belli karakterler, belli yorumlar yapıyor. Siz diyorsunuz ki bunlarda hakaret yok, Özcan bey diyor ki; bu hakaret bana. Şimdi bunun yasal kriterini nasıl bulacağız ve ne tür rejimlerde bu farklılık nasıl oluşuyor?

Türkan Yalçın Sancar: Şimdi isterseniz şurada başlayalım; bunların tümümün aslında esası düşünce özgürlüğüne dayanıyor. Bir kısım insanlar diyorlar ki söylemeyin. Bunları söylemeyin, bizi de rahatsız etmeyin. İşte Özcan bey, Elif hanımın kitabını okumuş çok üzülmüş. Yani beni üzmeyin diyor Özcan bey. Aslında düşünce özgürlüğü özellikle de muhalifler için, farklı düşünenler için yakıcı bir sorundur. Esas olarak onlar için aranır, gereklidir.

Can Dündar: Ve gerekli olandır.

Türkan Yalçın Sancar: Bazı insanlar düşünce üzerindeki baskılarla gelen zihinsel uyuşmadan çokta memnun, mesut hayatlarını sürdürebilirler hiçbir sorun da yaşamazlar, devletle de hiç karşılaşmazlar ama bir çok insan için de düşüncelerini açıklamak mutlu olmalarının temel şartıdır ve bu insanlardır işte toplumları dönüştüren, değiştiren. Düşünce ile hukuk nerelerde çakışıyor, isterseniz bir parça bunun üzerinde duralım.

Can Dündar: Lütfen.

Türkan Yalçın Sancar: Asıl konu bu çünkü. Düşünce ile hukuk bir kere düşüncenin oluşum aşamasında bir çakışıyor. Şimdi biraz önce Elif hanımın söylediği bir nokta çok doğru. Eğer insanlar böyle bir kitap yazdıklarında Türklüğü aşağıladığı gerekçesiyle yargılanabileceklerse, mahkum olacaklarsa böyle bir konuda nasıl yazabilirler? Örneğin bir akademisyen soykırım konusunda nasıl bir araştırma yapabilir? Daha en başında bilgiye ulaşma noktasında bir engel olarak bu çıkıyor karşımıza. İkinci olarak insanların düşüncelerini açıklamaya zorlayamazsınız, hukukla ilintili bir kısmı budur ve en önemli noktası da ki düşünce özgürlüğü hep bununla aslında anlatılır ifade özgürlüğü. Nereye kadar bizim ifadelerimiz özgür? Aslında çok net kurallar var. İşte hakaret teşkil eden, sövme teşkil eden, iftira sayılan, şiddete açık çağrı yapan ifadeler düşünce özgürlüğünün kapsamına girmezler. Eleştiri hakkı düşünce özgürlüğünün bir sonucudur. Hakkın icrasıdır, hakkın kullanıldığı yerde de suç yoktur.

Can Dündar: Ama burada yorum farkı olsa da ...

Türkan Yalçın Sancar: Ama şunu söyleyeceğim; şimdi eleştiriye tahammül. Burada devletin yapısı çok önemli. Devletin özgürlükleri, insan haklarına iktidar karşısında insanı nereye koyduğuna ilişkin durum çok önemli. Devlet kendisini ve kurumlarını her türlü eleştiriye, her türlü düşünce açıklamasına karşı koruma biraz önce refleks dediniz, refleksine girerse eğer işte bu özgürlükçü bir devlet olmaz, özgürlükçü bir ceza hukuk olmaz. Özgürlükçü bir devlette ve özgürlükçü bir ceza hukukunda eleştiriden muaf alanlar yoktur, konuşmadan muaf alanlar yoktur, resmi söylem yoktur.

Can Dündar: Her alanda herkes eleştiriye açık olmalıdır ve eleştirilir diyorsunuz.

Türkan Yalçın Sancar: Şimdi eğer devlet baskıcı ise, devlet resmi bir takım söylemlerin üzerine oturmuşsa, devlet her türlü muhalifeti susturma üzerine kurmuşsa kendi yaşamını o devlet baskıcı bir devlettir. Orada eleştiri de yoktur zaten.

Can Dündar: Siz bu tür yasalar baskıcı devletlerde mi daha çok ortaya çıkar diyorsunuz?

Türkan Yalçın Sancar: Hayır şöyle, bunu söyledim, ısrarla onu söylüyorum. Bu tür yasalar her yerde olabilir.

Can Dündar: Nitekim Avrupa’da var.

Türkan Yalçın Sancar: Bir yasa bir ülkede hiç uygulanmaz, bir diğer ülkede uygulanır. Hangi ülkelerde çok uygulanır? Özellikle bu kurumlara yönelik eleştirilerden söz ediyorum. Baskıcı anlayışlarda çok uygulanır. Eleştirme, benim düşündüğüm gibi düşün. Şöyle söyleyeyim; inanınız 301. nci madde kalksa idi Elif Şafak özellikle de Özcan bey söylediği şey çerçevesinde rahatlıkla 305’ten yargılanabilirdi. O halde mesele şu; mesele bizim zihniyetimizi değiştirmemiz. Gerçekten benim hoşuma gitmeyebilir bir insanın söylediği, beni çok rahatsız edebilir, günlerce uykumu kaçırabilir, beni çok sinirlendirebilir ama bu o insanın söylediği şeyleri suç saymamız anlamına gelmiyor. Bu etik değildir Can bey, öncelikle bunu da kabul etmek lazım. Eğer siz bir gücün arkasına saklanıp her şeyi söyleyebiliyorsanız ama bunun karşısında ben yargılanma, dışlanma, vatan haini sayılma gibi bir takım nedenlerle susuyorsam bu etik değildir ve biz burada bu noktada kardeş falan da olamayız böyle bir anlayışla.

Can Dündar: Özcan bey biraz isterseniz çözüm arayışına girişelim programın sonuna doğru. Yani şimdi tartışmamızı yaptık ama nasıl çıkarız bunun içinden. Yani bu yasanın içindeki problemi nasıl çözeriz’e geleceğim. Siz diyeceğiniz varsa söyleyin ama biraz onun üzerinde duralım lütfen.

Özcan Yeniçeri: Şimdi tabi biraz önceki tespitini yanlış algıdan zannediyorum kaynaklandı. Ben şöyle demiştim, ben demiştim ki; bazı insanlar kitabını satabilmek veya işte çok söyleniyor Nobel’e aday olabilmek için bu ermeni sorununu ya kitabına taşıyorlar ya da eserlerine ya da konuşmalarına taşıyorlar. Taşıyınca medyanın gündemini oluşturuyorlar, yargı da peşinden geliyor gerekeni yapıyor veya işte suç duyurusunda bulunuyor, hakkında gerekli işlem yapılıyor. Şimdi bu başka bir şey, işte dava açtırmak demek daha başka bir şey.

Can Dündar: Siz öyle demedim diyorsunuz?

Özcan Yeniçeri: Ben dava açtırma anlamında söylemedim. Bunu düzeltiyorum.

Türkan Yalçın Sancar: Burası çok önemli nokta tabi. Bakın bana diyor ki Özcan bey, sizin benim söylediğimi yanlış algıladınız. Hırant bey de diyor ki; siz benim söylediğimi yanlış algılıyorsunuz. Ben ermeninin kanında Türk zehiri derken bu zehirden kurtulun, bundan kurtulun diyorum size. Nasıl bir yanlış anlamadır ki Hırant beyi mahkumiyete götürdü? O nedenle sözlerimizde ve algılamalarımıza hepimize dikkat edelim, hepimiz her zaman yanlış algılanabiliriz. Onu özelikle söylemek istiyorum.

Özcan Yeniçeri: Doğru, doğru.

Türkan Yalçın Sancar: Bunu kişisel bir polemik haline getirmek istemiyorum.

Can Dündar: Tamam lütfen Özcan bey bitirsin lafını.

Özcan Yeniçeri: Kavramları kullanırken biz, yazarlar yazarlık yaparken yazarken, bir eser ortaya koyarken hayal dünyaları sonsuzdur. Onları bir yerde sınırlandırırsanız üretemez ve onun için de baskıcı rejimlerde şiir yazılır bol bol. O bakımdan burada yapılması gereken şey temel itibariyle insanların önlerini açmak ve bu konudaki bütün maddeleri ortadan kaldırmak.

Can Dündar: Sınırlamaları ortadan kaldırmak.

Özcan Yeniçeri: Yani şunu söyleyeyim; şimdi biz daha önce 141’i tartıştık, 142’yi tartıştık. Duvarlara 141, 142 hayır hatırlarsanız, 163’e hayır hatırlarsanız. Kalktı bunlar ne değişti? Değişen çok fazla bir şey yok. 141, 142 bir sınıfın başka sınıfça takibini tesise yönelik bir davranış içerisine gir, bununla da gereken başka bir maddeden tutar sizi götürürler. Şimdi bir toplum siyasal olarak veya hukuki anlamda getiren bir takım düzenlemelerle o toplum bir anda bulunduğu yerden bir başka yere gitmez. Masa başında toplumlar değiştirmez, toplum mühendisleri yoluyla toplumu değiştiremezsiniz. O zaman yapılacak şey; toplumu genel manada bir bütünsellik içerisinde ele alarak bunu özellikle bu yöndeki demokratik insan hakları, hukukun üstünlüğü, herkesin birbirine olan saygı, sevgisi vs. gibi hususlarda toplumu hazırlamak gerekiyor. Bunu yaparken de bir şeyi ...

Can Dündar: Aynı noktaya geldiniz, doğru mu? Zihniyet değişikliği gerekiyor diyorsunuz.

Türkan Yalçın Sancar: Evet geldi vallahi ne kadar çok memnun oldum. Geldi geldi evet.

Özcan Yeniçeri: Bir şeyin altını özellikle çizmek istiyorum.

Hırant Dink: Kaldıralım 301’i

Özcan Yeniçeri: Efendim şimdi onu kaldırırsın 304’ten gidersin, 305’ten gidersin.

Hırant Dink: Onu da kaldıralım.

Özcan Yeniçeri: Bu madde faşizmidir yani başka bir şey değil ki. Yani maddeleri kaldırırsak ne olacak yani. Yani kaldırdık şimdi trafik kurallarını da kaldıralım kaza yaparsın kardeşim.

Hırant Dink: Düşünceyi sınırlayan herşeyi kaldıralım gelin bunda anlaşalım yani. Burada bir sıkıntı yok.

Özcan Yeniçeri: Çırılçıplak kalırsınız. Yani bazı şeylerde eğer biz üslubumuzu bilirsek, karşı taraftaki insanları empati yapmak suretiyle bizim söylemlerimizden neyi algılayabilme ihtimalleri biraz önce sayın Oran söyledi, dedi ki; yani benim için bu kadar mürekkep yalamış birisi böyle düşünüyor, benden az mürekkep yalamışlar kimbilir nasıl düşüneceklerdir. Toplumun bütününü düşünerek biz düşüncelerimizi, fikirlerimizi ortaya koymak, üslubumuzu ona göre ayarlamak zorundayız.

Hırant Dink: Doğru.

Türkan Yalçın Sancar: Kesinlikle.

Özcan Yeniçeri: Şimdi farklılıklar Türkiye’de kutsallaştırılıyor efendim. Yani hiç ortak noktalarımız, şimdi Hırant ile biz biraraya gelsek belki bin tane ortak yanımız çıkar. Yüz tane de ayrılıklarımız çıkar.

Can Dündar: Nitekim çıktı da. Geldiniz ve bir çok şey çıktı burada.

Özcan Yeniçeri: Şimdi efendim yani ben diyorum ki; aramıza duvar örmeyin. Yani aramıza suni afakanlar .... bir şey koyarsanız.

Hırant Dink: 301 örüyor duvar, 301

Özcan Yeniçeri: Koyarsanız o zaman biz sizinle biraraya gelemeyiz. Yani biz biraraya gelebilmemiz için birbirimizi anlamamız gerekir. Şimdi bazı insanlar ideokrat yani fikir diktatörü. Yani biraz önce ..

Türkan Yalçın Sancar: Ben değilim değil mi?

Özcan Yeniçeri: Hayır sizde söylediniz, dediniz ki; benim fikirlerimi eğer benimsiyorsanız, evet diyorsanız gel konuşalım diyor sistem. Dolayısıyla bu öbür tarafa gidiyor, bazı insanlar da ideokrat. Yalnız kendi düşüncelerini kabul edilirse o insanı dikkate alıyor ve o insanla oturup konuşuyor.

Can Dündar: Çok teşekkür ederim. Çok sağlıklı bir noktaya doğru gidiyoruz gibi geliyor. Baskın Oran’a söz vereceğim.

Baskın Oran: Şimdi efendim burada anahtar kelime zihniyet. Bu 301 falan hiç önemli değil. Çünkü bu 301’i yazan ve uygulayan zihniyet Türkiye’de egemen olmaya devam ettikçe yavrulayacak. 301’ler, 216’lar, 305’ler, 288’ler. Onun için bizim burada yapmamız gereken şey bu zihniyetin otopsisi. Onu yapmak lazım. Şimdi efendim 301 bu açıdan müteala edildiği zaman Türkiye insanını korkutmanın üçüncü kuşak temsilcisi. Korkutmaktan şunu kastediyorum; insanlar en iyi düşman gösterilerek biraraya getirilir. Yöneticelerde insanların bu özelliğinden yararlanarak, yöneticiler ve kurumlar ve bazı yöneticiler insanlara düşman gösterirler. Düşmanı gösterip çekerler ve insanlar biraraya gelirler, birlik ve beraberlik oluştururlar. Şimdi zaman içinde tabi bu düşman kavramı değişiyor. Bir arada sırada bahsedildi ama ben bunları bir toparlayayım isterseniz. Şimdi birinci kuşak düşmanın sloganı şuydu; dikkat din düşmanları geliyor ve şeriatın hükümlerine göre cezalandırılıyordu tabi bu din düşmanları. Ondan sonra 1923’te Kemalizm sayesinde bundan kurtulduk. Fakat arkasından tabi düşmanın yerine bir düşman ikame etmek gerekti. Onun üzerine dikkat komünistler geliyor oldu. Onları da 141, 142 ile hallettik. Ondan sonra Sovyetler Birliği dağıldı, Sovyetler Birliği dağılınca fena halde düşmansız kaldık ve onun üzerine üçüncü kuşak düşman devreye girdi. Dikkat Türklük düşmanları geliyor. Şimdi bu dikkat Türklük düşmanları geliyor diyenlerin 3 tane çok sıkı müttefiki var. Birinci müttefik PKK terörü. O kadar önemli müttefik ki PKK terörü, eğer PKK bomba patlatmazsa bir takım korgenerallerimiz patlatıyor. Kendi itirafları olduğu için daha fazla söylemeye gerek yok. İkinci müttefik, her mahalle parkına bir camii zihniyeti. Üçüncü müttefik densiz Ab yöneticleri tarafından temsil edilen küreselleşme. Şimdi bunların üçü olmasa bu zihniyet çok zayıf olacak. Nitekim 2004 yılının sonuna kadar bu zihniyet yoktu. 2004 çok güzel bir yıl oldu. 2004’ün sonundan itibaren bu üçüncü kuşak düşman olayı devreye girdi. Şimdi bu 301’ni temsil ettiği anlayış Türkiye’ye 4 açıdan çok büyük bir zarar veriyor. Birincisi, bir kere örnekler de verdim. Bir şey diyeceksiniz?

Can Dündar: Hocam şu Ab meselesine gelmişken Vural Savaş’a söz vereceğim izin verirseniz. Unutmayın lafınızı tekrar döneceğim. Size de söz vermeden önce Hüseyin Dinçtürk’ün bir sorusu var. Genç arkadaşımız o konuda bir soru yöneltecek. Oradan size geçeyim lütfen, buyrun.

Hüseyin Dinçtürk: 301. nci madde ülkemizde Avrupa Birliği tarafından tartışılıyor ve Atatürk’ün “hangi millet vardır ki ecnebilerin nasihatlarıyla yükselebilsin” sözünü temel olarak alırsak Avrupa Birliği’nin 301. nci maddeyi tartışması bile Türkiye cumhuriyetini alalen aşağılamak değil midir? Teşekkür ediyorum.

Vural Savaş: Şimdi efendim sayın Uğur Alacakaptan da söyledi. Bu 301. nci maddenin aynısı veya benzeri hemen hemen bütün batı hukukunda var. Faşist İtalya falan zamanında da vardı ama en son çıkan mesela İspanyollar yeni bir ceza yasası yazdı, orada da var. Şimdi bunu kanıtladığınız zaman da diyorlar ki; orada uygulama yani daha demokrat göz yumuluyor falan. Bunun kanıtlanması lazım. Yani bir İtalya’nın, bir İspanyolun, bir Yunanlının, işte bir Ermeninin neyse kendi işte milleti hakkında aşağılayıcı şeyler söylemesine rağmen yasalar müsait olmasına rağmen mahkemelerin mahkum etmediğini. Ben şimdiye kadar Türkiye dışında bir ermeninin, bir yunanlının, bir italyanın, bir ispanyolun kendi milletini bizim kendi vatandaşımız kadar kalkıştığını hiç duymadım. Ona rağmen bu maddeleri yasalarına koymak zaruretini hissediyorlar. Şimdi kaldırılması istenen madde bütün dünyada benzeri olan madde ve üstelik şu anda işte arkadaşımızın da dediği gibi Türk parlementosunun işte Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri vs. tarafından sıkıştırılarak bize göre yapmadığı bir soykırımı kanunla yapmasının zorlandığı ve bunun atmosferinin sağlandığı bir ortamda cereyan ediyor.

Can Dündar: Vural bey kalkarsa ne olur 301. nci madde?

Vural Savaş: Efendim şimdi bütün mesele şu; madde varken bu kadar saldırı, ben şahsen son derece rahatsız oluyorum Türkler soykırım yaptı ve işte bu kamu düzenini bozar. İnanın bu aynı zamanda Türkiye’nin bazılarını rahatsız eden milliyetçilik cereyanlarının kuvvetlenmesine sebep oluyor. Milliyetçilik kötü bir şey değil, fakat bu kadar Türk milletinin üzerine gidilirse hiç arzu edilmeyen olaylar çıkabilir. Zaten bunun için kamu düzeni bozuluyor ve dikkat edin nerede böyle terör, baskı bilmem ne varsa en demokrat hükümetler tedbirler almak zorunda kalmıştır. Şimdi bakıyorsunuz İngiltere terörle mücadele ederken Mandela gibi bir insan İngiltere’ye geliyor ve şunları söylüyor, diyor ki; İra kendi mukadeyatını belirlemek üzere kurtuluş mücadelesi yapmaktadır. Onlar yabancı bir devlet olan İngiltere’nin sömürgesinden kurtulmak istemektedirler. Biz sömürgeceliğin her türüne karşıyız, buna karşı mücadele edenleri destekliyoruz. İngiltere bunun radyo ve televizyonlarda yayınlanmasını yasakladı, yasalar çıkardı. İngiltere içişleri bakanı 12 ay süre ile sayıyor şu, şu örgüt ve derneklerin diyor bırakın böyle terör bilmem ne, kadın hakları eğitim konusunda bile konuşmalarının yayını yasak. Bunlar hoş şeyler değil. Dikkat edin işte Türkiye’de sorun şu.

Can Dündar: Toparlamanızı rica edeyim.

Vural Savaş: Biraz da vatandaşlarımızın hassasiyet gösterdiği konularda fikir hürriyeti var, şunu da kaldıralım, işte Türklüğü, Türklere hatta sövmeye varan yayınlar vs. serbest olsun, bu serbestlikten huzur değil, demokrasi değil, kargaşa ve sonunda hiç arzu edilmeyen durumlar olacaktır.

Can Dündar: Milliyetçilik yükselir diyorsunuz?

Vural Savaş: Bir milleti bu kadar sıkıştırırsanız işte o zaman da hiç arzu edilmeyen o kişilerin arzu etmediği partiler madem de demokrasi var, puan kazanır. Demokrasi başka tehlikelere maruz kalır hiç bunlara gerek yok.

Can Dündar: Teşekkür ederim.

Vural Savaş: Biraz olgun olalım ve bu kadar hassasiyet gösteren bir konuda niye bende arzu ediyorum ki ben bilmeme rağmen işte ilk defa burada dile getirdim mesela bu konuyu. Hemen onu söyleyeyim, yani siz konuşmanın başında dediniz onu da düzelteyim. Ben başsavcı oluncaya kadar hep hakimdir. Onun için böyle davaları hiç açmadım. Açtığım sadece parti kapatma davalarıdır, hepsinde Avrupa insan hakları mahkemesi onayladı. Biz Türkiye’de artık huzur istiyoruz. Huzurun da tek sebebi işte hele hele PKK eylemleri devam ederken, Türkiye cumhuriyeti bu şekilde sıkıştırılırken şu ermeni soykırımı, bilmem ne şeyini işte o güçlere yardımcı olacak intiba yaratmayacak şekilde kaşımamak. O zaman görecek ki kendisi hakkında başka konularda şu anda yazsın. Göreceksiniz bu Türk toplumu dünyanın en olgun toplumu. Ben şimdi Hırant bey’e soruyorum, Ermenistan’da sizin yaptığınızda soykırım benzeri diye biri bir laf söyleyebilir mi?

Can Dündar: Hemen Hırant’a gelelim. Teşekkür ederim.

Vural Savaş: Ben size söylüyorum, bakın efendim. Bakın şu anda ...

Can Dündar: Hırant’a sordunuz cevap alalım müsaade ederseniz.

Vural Savaş: Tabi söyleyebilir derse aynen kabul edeceğim.

Can Dündar: Şunu da eklemek istiyorum bu Avrupa yani bu işin Avrupa zoruyla olduğu, Avrupa sopasıyla bize bunu dayattıkları gibi bir intiba da var. Bu konuya katılıyor musunuz?

Hırant Dink: Yani fotoğrafa bakarsanız Avrupa’nın bu kadar konuya ilişkisine bakarsanız, Avrupalı parlementerlerin gelip 301 davalarını izlemelerine bakarsanız bu ilginin fazlasıyla olduğunu ve bunun bir tür baskı olarak algılanabileceğini de kabul etmeniz gerekir ama bunun sorumlusu kimdir diye de sormak lazım. Şunu kabul edelim; eğer biz bu dünyanın bir parçasıysak, tek başımıza bağımsız, herkesten kopuk ülke değilsek dünyada artık evrensel ilkeler dediğimiz sözleşmelere imzalar atıyoruz, evrensel hukuk diye bir kavramın içerisinde kendimize yer arıyoruz, insan haklarını ön plana çıkarıyoruz ve uygar ülkelerden biri olduğumuzu iddia ediyoruz. Bu evrensel ilişkiler içerisinde de hiçbir ülke artık tek başına değil. Her ülkenin birbirine müdahelesi, sorgulaması, tavsiyede bulunması, telkinde bulunması çok anlaşılır bir şey ve bunlar anlaşmalarla da söz konusu. Bırakın uzağa gitmeyin Avrupa’nın bu kadar kendisinin müdahelesinden şikayet ediyoruz ama sonuçta biz ülke olarak tutmuşuz nihayi yargı organı olarak Avrupa insan hakları mahkemesini üstelik devlet olarakta kabul etmişiz. Yani bunları söylerken bir anda bunlardan şikayet etmek evet gururumuza dokunuyor, benim de şahsen bir çok mesela şu anda bu sorunun 301’in Türkiye’deki ifade özgürlüğünü, Hırant Dink davasının yani Avrupalarda malzeme olmasından, konuşulmasından, Türkiye’nin fotoğrafının karanlık yüzü olarak gösterilmesinden kim, hangi Türkiye cumhuriyeti yurttaşı mutlu ki, hepimiz ...

Can Dündar: Niye meclis değiştirmiyor bunu?

Hırant Dink: Şimdi gelelim meclise. Meclis niye değiştirmiyor? O zaman gelirsiniz Baskın Oran’a, zihniyet kavramına gelirsiniz. Bugün başbakanın ve muhalefet partisi liderinin 301’e ilişkin söylemlerine bakarsanız o zaman Türkiye’nin üretmiş olduğu siyasetin hangi zihniyetle kuşatılmış olduğunu görürsünüz. Sayın başbakan diyor ki; siyasetçi şamar oğlanı değildir diyor. Şimdi çağdaş demokrasiye bakarsanız hayır siyasete soyunuyorsanız bunu tokat yemeyi, en ağır şekilde eleştirilmeyi kabul etmeniz lazım. Çünkü siz toplumu yöneteceksiniz. Yönetici sizsiniz ve yönetilenin sizi eleştirmekten başka ve 4 yılda bir size oy vermekten başka herhangi başka bir silahı yok. Onun en büyük silahı sizi eleştirmek. Hatta gerektiği noktada en ağır şekilde eleştirmek. Siz bu eleştiriyi aşağılanmak olarak, hakaret olarak kabul edebilirsiniz ama o adam ne yapsın başka? Bunun olmadığı, ifade özgürlüğünün, eleştirinin olmadığı ülkelerde de baktığınız zaman, o zaman başka tepkiler, marjinal tepkiler görüyorsunuz. Bunlar terör olur, silahlı eylem olur, şu olur, bu olur. Akıllı demokratik ülkelerde bunların olmamasının yegane temeli bir ülkenin en büyük silahı onun demokrasisidir.

Can Dündar: Çok teşekkür ederim.

Hırant Dink: Bunun da en yegane temeli ifade özgürlüğüdür.

Can Dündar: Çok önemli bir noktaya geldik. Aslında ilginç bir şekilde Vural bey, yasa kalkarsa bir kaos olur diyor, Hırant Dink tersine, yasa kalkmazsa bir kaos olacak diyor.

Hırant Dink: Aksini düşünüyorum.

Can Dündar: Dönüşte bunu tartışacağız, son tur. Artık bir çare aramaya başlıyoruz.

Can Dündar:
Çok önemli bir noktaya geldik tartışmamızda. Burada bağlayacağız aslında. Fakat bağlamadan önce Ruhat Mengi yazar arkadaşımız telefon hattında. Zannediyorum biraz önceki tartışmayla ilgili bir düzeltme yapmak ya da açıklama yapmak istiyoruz. Sözü ona vermek istiyorum. İyi akşamlar Ruhat Mengi.

Ruhat Mengi: İyi akşamlar Can Dündar.

Can Dündar: Sizi dinliyoruz.

Ruhat Mengi: Biraz önce benim yazımdan bahsedildi ve Elif Şafak’ta zannediyorum telefonla bağlanarak benim yazımda ilk kez duyduğunu söyledi bu kendisi hakkında ...

Can Dündar: Böyle bir şey demedim diyor.

Ruhat Mengi: Evet şimdi bende şöyle söyleyeceğim; ilk kez duydum diyor, oysa bir kez Washington Post’tan, en az 2 defa da benim yazılarımdan duymuş olması lazım ki bunların bir tanesi 18.3.2006 tarihinde yazılmıştı ve onunla ilgiliydi. Diğeri de 28.3.2006 tarihinde yazılmıştı ve bu da Washington Post’taki yazısından söz ediyordu. Şimdi ben aynen o yazımda tarih nasıl yazılır ara başlığı olan kısmı size okuyacağım. Örneğin 25 Eylül 2005’te Washington Post’ta yayımlanan in İstanbul, a cracked in the wall of .... başlıklı yani Türkçesi İstanbul’da intihar duvarındaki çatlak makalesinde ve daha sonra Habertürk’teki konuşmasında aynı sözleri tekrarlayan Elif Şafak bunu yapabilir. Ne diyor Elif Şafak? Aynen Missigan Üniversitesinin profesör Fatma Müge Göçek’i gibi soykırım olayına Amerika’ya gittikten sonra vakıf olduğunu anlatıyor şu cümlelerle; 2002 yılında Abd’ye gittikten ve Ermeni-Türk entellektüellerin ortak çalışmasına katıldıktan sonradır ki 1915’te başlayan ve Türklerin 1.5 milyon ermeniyi öldürdükleri ve yüzlerce, binlercesini evlerinden sürdükleri suçuyla ciddi şekilde yüzleşme ihtiyacı hissettim. Daha çok soykırım konusunda özellikle yaşayan mağdurların ifadelerinde yoğunlaştım. Toronto’da Zorian Enstitüsünün ermeni arşivlerinde kayıtlı röportaj bantlarını izledim. Bana aile hatıralarını ve sırlarını açacak kadar özverili olan ermeni büyükannelerden ve arkadaşlardan hikayeler dinledim ve sadece bu korkunç sürede işlenen suçların değil, sistematik inkar yoluyla ortaya çıkan etkinin de daha kötü olduğunu gördüm.

Can Dündar: Ruhat Mengi bir şey sorabilir miyim?

Ruhat Mengi: Altına ben açıklamamı yapmışım. Taner Akçam’ın da pek yakın olduğu hatta Türk milliyetçilği ve Ermeni soykırımı kitabının önsözünde direktörü George Şiryan’a teşekkürler bildirdiği Zorian Enstitüsü en taraflı, en Türk karşıtı ermeni gruplarından biri.

Can Dündar: Ruhat Mengi şunu sorabilir miyim?

Ruhat Mengi: Ve diyorum ki; şimdi oralara kadar gidip bu kurumlardan ve Ermeni büyükannelerden tek yanlı olarak soykırımı öğrenenlerin makaleler, kitaplar yazanların özgür konferans hakkı isteyenlerin bir Amerikan üniversitesinde konferans engellenmesine de tarafsız aydın kimlikleriyle karşı çıkmaları lazım. Yoksa bu da beklenmemeli diyorum. Böyle bitmiş yazı. Yani burada kendi ağzıyla ve işte in İstanbul, a cracked in the wall of .... başlıklı makalesinde 25 Eylül 2005’te Zorian enstitüsüne giderek arşivlerinde kayıtlı röportaj bantlarını dinlediği ve onların bulduğu yani büyük ihtimalle de onların bulduğu ermeni büyükannelerden ve arkadaşlardan dinlediği hikayelerle birdenbire bu olaya vakıf olduğunu ve Türklerin 1.5 milyon ermeniyi oldürdükleri ve yüzlerce, binlercesini de evlerinden sürdükleri suçuyla ciddi şekilde yüzleştiğini söylüyor. Yani şimdi bunu ben bir kere yazıyorum.

Can Dündar: Ruhat Mengi teşekkür ederim. Lütfen telefon hattından ayrılmayın. Elif Şafak telefon hattımızda. O cevap hakkını kullanacak bu kez de. Elif Şafak duydunuz mu Ruhat Mengi’nin söylediklerini.

Elif Şafak: Evet evet duydum. Şimdi çok büyük bir sırrı ..... davranmanın anlamı yok. Benim kendi yazdığım bir yazıdan bahsediliyor ve çeşitli konuşmalarda da dile getirdim ben bunu. Sadece Zorian enstitüsü değil bir çok yerde Amerika’da sözlü arşivler var. Ben bunları dinlediğimi zaten kendimde söyledim. Sözlü arşivlerden şu kastediliyor; 1915’te Türkiye’den giden ermeni ailelerle özelilkle ailelerin büyükleriyle yapılan sözlü mülakatllar var. Bunların bir kısmı ingilizce, bir kısmı Türkçe ve onlar anılarını anlatıyorlar. Ben bu tür anıları dinledim yani birebir insanlardan da dinledim, arşivlerden de takip etmeye çalıştım. Buradan yola çıkarak Ruhat Mengi’nin daha sonraki yazısında iddia ettiği gibi beni Zorian enstitüsü yetiştirdi, bende ermeni meselesini çözüverdim cümlesini çıkarmak için epey bir uğraşmak lazım, epey bir hayal gücü gerekiyor. Ben böyle bir şey demedim. Bana bu kitabı başkalarının işte dış güçlerin, Zorian enstitüsünün vs. nin yazdırdığı iddia ediliyor makalesinde. Ben buna itiraz ediyorum. Elbette araştırma yaptım bu romanı yazarken. Türk büyakannelerle de konuştum emin olun konuştum. Bunları da dile getirdim ama tabi cımbızladığı kısımlara bunlar dahil değil.

Can Dündar: Teşekkür ederim. Ruhat Mengi Elif Şafak’ı dinlediniz. Diyor ki; Washington Post’ta söylediklerim doğru ama Ruhat Mengi’nin aldığı şekilde bir cümle kurmadım. Herhalde açıklığa kavuştu değil mi tartışma burada? Beni duyabildiniz mi?

Ruhat Mengi: Can bey ben bir cümleyle yalnız bir ilave yapmak istiyorum.

Can Dündar: Lütfen, orada bitirelim. Buyrun.

Ruhat Mengi: Sesim duyuluyor mu?

Can Dündar: Duyuluyor evet.

Ruhat Mengi: Şimdi ben hiçbir zaman Zorian enstitüsü bu kitapları yazdırdı gibi bir ifade kullanmadım yalnız dedim ki; Zorian enstitüsü tabiki bunu defalarca yazılarımda yazdım ve Elif Şafak’tan hiçbir itiraz gelmemiştir bu yazılarıma. Eğer bir itirazı varsa o zaman yazılarıma da itiraz edebilirdi hatta beni dava edebilirdi. Ben hiçbir zaman onlar yazdırdılar kitapları demedim ama kendi ifadesi ki Zorian enstitüsü en azılı diaspora üyelerinin bulunduğu bir enstitüdür ve Taner Akçam gibi işte bizim daha diğer yazarlarımız buradan şimdi isimlerini tekrarlamayayım, sonra dava edeceğiz diye ortaya çıkıp bir de dava etmiyorlar üstelik, beni uğraştırıyorlar. Onun için isimlerini tekrarlamayayım. Buradan oraya kadar gidip Zorian enstitüsüyle çalışmalar yapıyorlar. Şimdi bu kadar azılı Türk düşmanı bir enstitüyle gidip oradaki arşivleri karıştırana kadar lütfen Türk arşivlerini karıştırsalardı. Yani hiçbirimiz 301’den bir yazarın yargılanmasını istemeyiz ama bu kadar da bakın şimdi ben size diyorum ki; 2005 sonunda Kanada’da ........ weekly dergisinde Fatma Müge Göçek’in bir röportajı yayınlanıyor. Bakın orada Babikyan isimli ...

Can Dündar: Ruhat hanım izin verirseniz burada keselim. Çünkü Elif Şafak ona cevabı verdi.

Ruhat Mengi: Ama Elif Şafak’ın ismi var burada. Diyor ki Aris Babikyan; geçtiğimiz bir kaç ayda bir çok dürüst Türk, Türk devletinin ermeni soykırımını yalanlama politikasına karşı çıktılar diyerek başlıyor ve bu cesur ve şerefli Türk entellektüelleri milliyetçileri ve hükümet çevreleri tarafından korkutuldular, tehdit edildiler, şantaj yapıldı, vatan hainliğiyle suçlandılar. Bu öncü entellektüeller arasında Elif Şafak’ın ismi başta geliyor.

Can Dündar: Ruhat Mengi afedersiniz çok kişiselleştirmemeye çalışıyoruz burada tartışmayı.

Ruhat Mengi: Elif Şafak acaba ne zaman tehdit edidi? Ne zaman şantaj yapıldı? Ne zaman korkutuldu?

Can Dündar: Bir cevap hakkı oduğu için söz verdim. İzin verirseniz Elif Şafak’ın cevabını da aldık, sizin yazınızı da okuduk. Burada kesmek istiyorum izin verirseniz. Çok teşekkür ederim katkınız için. Hırant Dink bu konuda kısa bir şey söyleyeceksiniz, sonra toparlamaya gideceğim.

Hırant Dink: Sadece bu konuda ...

Can Dündar: Kişiselleştirmemeye çalışalım lütfen bu noktada.

Hırant Dink: Hayır hayır hayır. Sadece bir açıklık bir kamuoyunun bilmesi açısından belki yararı olur diye düşünüyorum. Bahsi geçen Zorian enstitüsünü ben yakından çok iyi tanıyorum ve şunu söyleyelim; Türkiye’ye düşman en son azılı enstitülerden biridir belki denilebilir. Bu enstitünün başındaki insan özelikle Grek Sarkisyan yazmış olduğu makalelerle Türkiye ile nasıl ermeniler diyalog kurabilir çalışması içerisinde çok en evet azılı bir şekilde çalışmaktadır ve şu anda da Ermenistan’ın içinde Erivan’da Türkiye’nin kurmaya çalıştığı hani bir komisyon vardı ya Türk ve Ermeni tarihçiler yanyana gelsin diye. O Erivan’da hükümeti de ikna etmiştir, Erivan’da hiç olmazsa bir Türk ve ermeni tarihçiler nasıl yanyana gelip konuyu konuşabilir diye bir çalışma yürütmektedir. O insanın makalesindeki en önemli cümle de şudur; benim dedemi hacı halil diye biri kurtardı. Ben o Türk’ü ve onun evlatlarının minnetarıyım, şükranıyım, onları anıyorum diye. Minnetle anıyorum diye cümleler sarfeden bir insandır. Bu da bilinsin yani bu Zorian tartışmasında.

Can Dündar: Yanlışsam düzeltin, Sarkisyan’ın dedesi öldürülüyor ama bütün aileyi bir Türk kurtarıyor ve o yüzden ...

Hırant Dink: Evet. Bir Türk kurtarıyor, Sarkisyan ve Sarkisyan bu ilişkilerin tekrar düzelmesi ve normalleşmesi için bu enstitüyü kurup ve çalıştıran insandır.

Can Dündar: Teşekkür ederim. Baskın hocadan başlayarak son bir kısa tur yapacağım ve bitireceğiz. Biraz toparlamaya çalışalım. Bu düğümü nasıl çözeceğiz? Burada bir sıkıntı olduğu anlaşılıyor.

Baskın Oran: Şimdi efendim burada benim edindiğim izlenim şu; eğer toplum böyle demokrasi diye, ifade özgürlüğü diye istediğini söylemeye bırakılırsa biz batarız, cumhuriyet batar. Yalnız benim gördüğüm farklı bir manzara var. Daha önce somut örneklerini verdim ve Türkiye cumhuriyeti de budur. Bugün ne hariciyemizde, ne silahlıı kuvvetlerimizde, ne emniyetimizde hiçbirinde tek bir gayri müslüm yoktur. Şimdi dolayısıyla bu 301 ve onun arkasındaki zihniyet bir yandan ırk ayrımcısıdır, bir yandan da din ayrımcısıdır. Üçüncü ve dördüncü niteliklerini de görüyorum ben. Üçüncü niteliği Türkiye’yi aşağılayıcı ve yıkıcı. Niçin Türkiye’yi aşağılayıcı ve yıkıcı? Bir kere Türkiye demokratikleşsin diye değil Ab istedi diye bir takım şeyler yapıyoruz biz.

Can Dündar: Buna sizde katılıyorsunuz, Hırant’da onu söyledi.

Baskın Oran: Halbuki bizim imparatorluk geçmişimizde bize bunun böyle olmaması gerektiğini öğreten örnekler var. Mesela biz hiçbir zaman mülkiye dışında hiçbir yerde okutulmaz, biz okuturuz, Osmanlı’nın yani Babiali’nin Sevr’e bir cevabı vardır kapitülasyonlar konusunda der ki, 25 Haziran 1920 tarihli cevap, der ki; ekonomik kapitülasyonların geri getirilmesini kabul edemeyiz. Çünkü bu bizim iktisadi gelişmemizi engeller fakat adli kapitülasyonlar meselesinde bir komisyon kurarak tartışalım. Osmanlı son dönemde de olsa artık farkına varmıştır. Muasır medeniyetten ayrıldığı sürece onu perişan edeceklerdir. Dolayısıyla biz muasır medeniyete kavuşmak için çaba harcadığımız taktirde rahatsız edilmekten kurtulacağız ama biz bunu kendimiz için yapmak zorundayız. Türkiye aydınlarını tahrip ediyor. Aydınlarını tahrip ediyor ve devamlı surette eleştiriyi önlüyor. Eleştiriyi önleme inancıyla hareket ediyor.

Can Dündar: Hocam toparlamanızı rica edeceğim.

Baskın Oran: Biliyorum. Bu 301 ve arkasındaki zihniyet aynı zamanda bölücü de, fevkalade bölücü. Çünkü tanzimat fermanında bizim geçmişimizde bunlar var. 1839 tarihli tanzimat fermanında diyor ki; bir insanın hayatı ve şerefi tehlikede olduğu taktirde devlete ve memlekete zarar vermekten kendini alıkoyamaz. Tersi durumda bu insan sadakat yolundan ayrılmaz diyor. Şimdi bir takım generallerimiz kalkıyor Hakkari’de 24 Eylül 2006 yılında dağ komando erlerini sivil giydirip ellerine pankar veriyor, bölücü olma temiz ol diye. Ya şimdi burada bir takım arkadaşlarımızın hakaret algılaması gibi oradaki yerli halk sen pissin diye algılarsa ne olacak? Bu bölücülük değil midir? Biz bu insanları nasıl toparlayacağız da bir millet yapacağız?

Can Dündar: Hocam son cümlenizi alayım.

Baskın Oran: Sonra demokratik olmayan bir cumhuriyetin yaşayabileceğini nasıl düşünüyoruz biz?

Can Dündar: Vural Savaş’a bu soruyu yönelteyim izin verirseniz son olarak. Yani buradan hareket edersek demokratik olmayan bir cumhuriyet yaşayamaz ve sonuçta siz diyorsunuz ki; önce terör bitsin, sonra biz yasal gereğini yapalım ama bir yandan da şöyle bir görüş var; yani yasal gereğini yapmadığınız sürece terör bitmeyecek. Bu açmazdan nasıl çıkacağız? Çok kısa olmasını rica edeceğim.

Vural Savaş: Efendim bu meseleye doğru teşhis koymak lazım. Türk yargısından çıkan kararlar konusunda ben işte binlerce sayfalık eser yazmış, o bütün kararları takip etmiş kişiyim. Hakikaten mesela bu hakaret vs. davalarına bakan dairelerden üretilen kararlar, gerek iktidarların eleştirmesi, gerek diğer eleştiriler bakımından Avrupa insan hakları mahkemesine bile örnek olacak niteliktedir. Hiç meseleyi çarpıtmayalım. Şimdi 301 değişsin diyenler tıpkı Avrupa devletleri gibi yani Türkler soykırım yapmıştır meselesini rahatlıkla söyleyebilmek olanağını ve bunu suç olmaktan çıkarmaya çalışan kişiler, bütün bir mücadele de bunun için yapılıyor. Ben şahsen bundan son derece rahatsız oluyorum. Bu toplumun huzurunu da bozuyor, doğru da değil. Bunun için ben 2 sene üst üste Almanyalara, İsviçrelere gittim. Oralara giden arkadaşlar oranın bizim söylediklerimiz yasalarına göre suç olduğu için tutuklanma tehlikesi geçiren arkadaşlarımız oldu. Ben diyorum ki; Türkiye’de huzur isteniyorsa bu konuları fazla deşelemesinler. Ayrıca benim son önerim şudur, madem ki Türkler soykırım yapmamıştır demek suçtur, Türkiye’de de 301 değişir, hiçbir yasa değişmesin demek zaten bir hukukçuya yakışmaz. Bizde mütekabil olarak bunu bu şekilde söylemek yani Türkler soykırım yapmıştır demek suç haline getirilmelidir, ne zamana kadar? Avrupa bunu kaldırıncaya kadar.

Can Dündar: Teşekkür ederim. Hırant Dink.

Baskın Oran: Bir şey söylemek durumundayım.

Can Dündar: Hırant’a söz vermek istiyorum. Ben aslında tam onu soracağım. Mütekabiliyeti izin verirseniz Hırant Dink’ten alalım.

Baskın Oran: İnsan haklarında mütekabiliyet olmaz. 1969 tarihli Viyana antlaşmalar hukuku sözleşmesinin 6/5 maddesi insan haklarında mütekabiliyeti yasaklar.

Can Dündar: Hırant Dink’in bugün tam o konuda aslında vakıflar konusunda dile getirilen bir şey var. Fazla vakitimiz kalmadı ama.

Hırant Dink: Mütekabiliyet kelimesi ortaya çıkınca ...

Vural Savaş: mütekabiliyetten benim kastettiğim yani Avrupa’nın bu yaptığı karşısında bu baskıdan kurtulmanın tek yolu siz kaldırın, bizde kaldıralım demektir, bunu kastediyorum. Yoksa öbür anlamda değil.

Can Dündar: Sizin mütekabiliyetten kastınız neydi bugün?

Hırant Dink: Şimdi neyse ben bu mütekabiliyete girmeyeceğim. Sadece sayın Vural Savaş’ın bu konuda söylediğine şunu söylemek belki mümkün; biz kaldıralım onlara örnek olalım isterseniz. Bu kadar ulu bir devlete, köklü bir devlete eğer Avrupa’ya ders vermek gerekiyorsa böyle ders verilir diye düşünüyorum. Yani bir çözüm olacaksa eğer bunu öneririm bir. İkincisi, mütekabiliyet kavramı ben Türkiye cumhuriyeti yurttaşıyım evet, Türkiye’li bir ermeniyim ama gerçek anlamda bir yurttaş olarak kendimi hissediyorum. Bütün hassasiyetleriyle, problemleriyle herşey benim yüküm bu yani omuzlamışım böyle düşünüyorum. Şimdi ama mecliste yapılan son tartışmalara baktığınız zaman bu vakıflar yasasıyla ilgili ilköğretim kanunuyla, uyum paketiyle ilgili, orada hem muhalefetin, hem iktidarın yaklaşımına baktığınız zaman Türkiye’de yaşayan azınlıkları bir mütekabiliyet kavramı içerisinde değerlendiriyorlar ve işte onların vakıflarına fazla özgürlük tanırsanız Sevr hortlar, Lozan delinir, vatana ihanettir gibi kavramlarla aslında bana kalırsa 301 diye gerçek anlamda bir ceza maddesi olacaksa ki ben onu 301 de kabul etmiyorum, 216 belki daha uygun düşer. Gerçek anlamda bir suç işliyorlar, anayasal bir suç işliyorlar bölücülük yapıyorlar. Türkiye cumhuriyeti yurttaşları üzerinden yabancı mualemesi gösterip sanki bu ülkenin rehineleriymiş gibi onlar dışarıda bizimkilere ne yapılırsa bizde bunlara burada yaparız anlayışıyla çirkin bir milliyetçil bir siyaset geliştiriliyor ve bu meclis kürsüsünden dillendiriiyor, buna bir kere karşı koymak lazım ama benim en önemsediğim soru burada arkadaşlarımdan, genç arkadaşlarımdan birinin sorusuydu. Orayla bitirmek istiyorum. Nedir aşağılama? Nedir hakaret, evrensel bunun ölçüleri nedir? Benim için aşağılamak kavramı hakikaten önemli bir kavram ama neyi aşağılarsanız bu önemli bir kavram? Burada da önemli bir soru çıkıyor. Vallahi ben devletin kurumlarıydı, şuydu, buydu, bunları aşağılamak gibi kelimelerin o kadar çok etrafında dolaşılması gerektiğini ve önemsenmesi gerektiğini düşünmüyorum. Sonuçta biz yurttaşız, devlet bizim devletimiz, o kurumlar bizim kurumlarımız. Onları biz en ağır şekilde gerekirse eleştiririz. Bunu da aşağılamak değil bizim derdimiz ama ağır eleştiridir. Böyle algılanır bu farketmez ama önemli bir aşağılama şudur; beraber yaşadığınız farlılıkları, farklı kimlikleri eğer aşağılıyorsanız bunun adı ırkçılıktır ve dünyanın en büyük suçu budur. Burada Türkü aşağılamakta aynı derece, ermeniyi aşağılamakta aynı derecede, bir homeseksüeli aşağılamakta cinsiyeti aşağılamakta aynı derecede ya da kadını aşağlımakta aynı derecede ırkçılıktır diye düşünüyorum. Bunun da bizim ceza maddesinde muhadilleri zaten vardır diye düşünüyorum. 301 bu açıdan da gereksizdir. Sadece Türklük kavramı Türklük kavramıyla biçimlenen bir 301 benim için gereksizdir.

Can Dündar: Teşekkür ederim.

Hırant Dink: İkincisi siz sadece Türklük değil, orada kurumlar da var dediniz. Kurumlar açısından da doğrusu çağdaş demokrasilerde ben en büyük özgürlükleri istiyorum. Evet beni yönetenleri ve o yönetenlerin aldığı kurumları en ağır bir şekilde gerektiğinde eleştirme hakkımı kullanmak istiyorum.

Can Dündar: Özcan bey? Lütfen çok kısa. Gerçekten süremizi doldurduk.



Bu ileti Sair Anlayana tarafından 20 01 2007 - 03:21 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
rikimikipiki
mesaj 20 01 2007 - 03:19
İleti #14


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 607
Katılım: 01 12 06
Üye No: 2,823



devamı

Özcan Yeniçeri: Sınırları kaldırırsanız anarşizmden başka bu sınırsız bir ortam üretemezsiniz. Bu da sayın Savaş’ın ifade ettiği gibi kaos demektir. Şimdi 301 anlaşılıyor ki iki temel şeyde anlaşmak mümkün değil öyle görünüyor. Birincisi sözde ermeni soykırımı iddialarını rahatlıkla dile getirelim. İkincisi de bölücülük. Bu 301’in içerisinde, 301 ile korunmaya çalışılan veya 301’in kalkmasını isteyenler bunu istiyor. Bunu bir başka anlamı da şu; birileri hukuku veya kültür değerlerini birilerinin çıkarları doğrultusunda yorumlama stratejisinin stratejisyenleri olarak ortaya çıkmış gibi görünüyor. Onun için her toplum kendi gereklerini, gerçeklerini olgunluk düzeyine uygun bir biçimde ancak yasalarla şöyle veya böyle oynayabilir.

Can Dündar: Bir evrensel hukuk yok mudur?

Özcan Yeniçeri: Evrensel hukuk elbette vardır. Evrensel hukukun bütün şartları tabiki sizin bulunduğunuz ülkenin sosyal kalkınmasıyla, siyasal gelişmişlik seviyesiyle, ekonomisiyle çok yakından alakalıdır. Yani eğer bunu biz oradan olduğu gibi alıpta kendimize raptedersek getirdiğinden fazla götürüsü olur ve ondan sonra mevcutu da kaybetmiş oluruz. O bakımdan ben tekrar söylüyorum herkes konuşurken ya da yazarken ya da herhangi bir tavır içerisine girerken özgürlükleri ne kadar önemsiyorsa özgürlükleri öldürme özgürlüğünü de o kadar önemsemesi lazım. Yani sorumluluk duygusu içerisinde haraket etmesi lazım.

Can Dündar: Teşekkür ederim Özcan bey. Son söz Türkan hanım.

Türkan Yalçın Sancar: Çok tehlikeli bulduğum bir şeyi hemen ifade etmek istiyorum. Düşünceyle terör yanyana kullanıldı. Düşünce terör değildir. Bunun sıkıntısını biz geçmişte çok çektik, bundan sonra da muhtemelen çekeceğiz yeni yasayla birlikte. İkincisi, düşünceler bir süre yasaklansın, aksi taktirde terör doğacak ya da terör devam edecek yaklaşımı da bence son derece yanlış. Tam tersine terör düşüncelerin yasaklanmasından doğuyor. İnsanlar kendilerine konuşma imkanı, dertlerini anlatma imkanı verilmediği vakit başka şeylere yönelebilirler. Ben tam tersine terörü ortadan kaldırmanın en önemli teminatının yine düşünce özgürlüğü olduğunu düşünüyorum. Tam da bu noktada aslında bu konuşulan noktada işte kendisini demokratik olarak tanımlayan bir devlet baskıcı bir devlete dönüşüyor. Güvenlik ihtiyacıyla temellendiriliyor, ifade özgürlüğünü engellemek güvenlik ihtiyacı ile temellendiriliyor ve aslında bunu da toplumun geneli açısından bir güvenlik sorunu olarak ortaya koyup toplumu yanına çekme gibi maalesef yanlış bir yöntem uygulanıyor. Aslında güvenlik evet güvenlik ama bence toplumun güvenliği değil, statükoyu koruyanların, bu düzenden beslenenlerin, bu düzende yaşayanların güvenliğidir aslında tehlikede olan. O nedenle de bu konuda çok dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. 301’e gelince. Hocamın da söylediği gibi 301 ile ilgili mesele ceza hukuku sorunları çok vardır. İşte kanunilik ilkesi açısından, Alacakaptan hocam söylediler, net değildir belirgin değildir. İnsanlar bu kavramları içini rahat dolduramıyorlar. Türklük ifadesi doğru değildir, Türk milleti ama Türk milleti de olsa ...

Can Dündar: Siz diyorsunuz ki; daha net ifadelerle bir yasa gerekiyor ve daha özgürlükçü bir yapı.

Türkan Yalçın Sancar: Net ifadeler ama asıl olarak konuştuğumuz şu, ben hep o noktaya geldim. Asıl mesele gerçekten düşünce özgürlüğü meselesi. İnsanların kendilerini anlatma imkanı olması meselesi. Genç arkadaşım çok güzel bir şey söyledi. Ben bir Türk vatandaşı olarak ne zaman kendimi aşağılanmış hissediyorum biliyor musunuz? Ben vatandaş olarak bir şeyleri hakediyorum, hakettiğimi düşünüyorum ama yıllarca bana bunlar verilmiyor ama birileri diyorlar ki; bunu yap. İşte o zaman yaptığı vakit bu devlet ben kendimi çok aşağılanmış hissediyorum ve bu hükümler ......

Can Dündar: Ve dolayısıyla Türklüğüme hakeret edilmiş gibi.

Türkan Yalçın Sancar: İnsanlığıma hakeret edilmiş adlediyorum.

Can Dündar: Yani bu yasadaki ifadeyle asıl bu yasalar Türklüğü aşağılıyor.

Türkan Yalçın Sancar: Yani yaşıyor olmaktan bu ülkede ben aşağılanmış duygusu yaşıyorum. Sen hakettiğin için bunu söylemiyorum, sen hakettiğin için vermiyorum. Birileri bana yap dediler onun için yapıyorum. Onun içinde işte bakınız normların özü ...

Can Dündar: Son cümleyi rica edeyim.

Türkan Yalçın Sancar: Son cümle şu; normların özgürlükçü olması yetmez ki o konuda sorunlar var. Asıl mesele özellikle hukuku uygulayanların özgürlükçü olmalarıdır. Düşünce ile terör yanyana konduğu sürece de bu ülkede bu sorunlar hep yaşanacaktır.

Can Dündar: Çok teşekkür ediyorum hepinize tek tek. Bence sağlıklı bir tartışma oldu. Önemli ortak noktalar da saptadık bence ama ayrıldığımız nokta şu; ortak noktayı önce söyleyeyim. Bu bir zihniyet sorunu ve biraz da sizlerin dile getirdiği konjonktür ve ülkenin yaşadıklarıyla ilişkili bir sorun. 50 yıl önce başka tehditler vardı, bugün başka tehditler var. Bunların üstesinden nasıl geleceğiz konusunda değişik görüşler çıkıyor ortaya. İki görüş çıkıyor daha doğrusu. Bazılarımıza göre demokrasiden başka bunun çözümü yok, üstesinden gelmenin başka yolu yok. Bazı görüşe göre ise önce terör duracak, sonra düşünce özgürlüğü arkasından gelecek. Diliyorum Türkiye biran önce düşüncenin, sanatın önündeki engellerin kaldırıldığı özgür bir ülke olur ve bu tür programları bizde yapmak zorunda kalmayız. Yazarlarımız, sanatçılarımız da mahkeme kapılarında hesap vermek zorunda kalmazlar. Haftaya yeniden görüşmek üzere hepinize iyi akşamlar diliyorum, hoşçakalın.

***
Go to the top of the page
 
+Quote Post
pinarcel
mesaj 20 01 2007 - 10:23
İleti #15


Admin


Grup: Members
İleti: 1,017
Katılım: 29 03 06
Üye No: 2,127



RADİKAL - İSTANBUL - Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in silahlı suikaste uğramasıyla 102 yılda öldürülen gazeteci sayısı 62'ye çıktı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'ndeki listeye göre gazeteciler, yayın organları ve öldürülme tarihleri şöyle:
Hasan Fehmi Bey/Serbest 1909, Ahmet Samim/Sada-yı Millet 1910, Zeki Bey/Şehrah 1911, Hüseyin Kami/Alemdar 1912 veya 1914 , Hasan Tahsin/Hukuk-u Beşer 1919, Silahçı Tahsin/Silah ve Bomba 1914 , İştirakçi Hilmi/iştirak,Medeniyet 1922, Ali Kemal/Peyam-ı Sabah 1922, Hikmet Şevket 1930, Sabahattin Ali/Marko Paşa 1948, Adem Yavuz/Anka Ajansı 1974, Ali İhsan Özgür/Politika 1978, Cengiz Polatkan/ Hafta Sonu 1978, Abdi İpekçi/Milliyet 1979, İlhan Darendelioğlu/Ortadoğu 1979, İsmail Gerçeksöz/Ortadoğu 1980, Ümit Kaftancıoğlu/TRT 1980, Muzaffer Fevzioğlu/Hizmet 1980, Recai Ünal/Demokrat 1980, Mevlüt Işıt/Türkiye 1988, Seracettin Müftüoğlu/Hürriyet 1989, Sami Başaran/Gazete 1989, Kamil Başaran/Gazete 1989, Çetin Emeç/Hürriyet 1990, Turan Dursun/İkibine Doğru ve Yüzyıl Dergileri 1990, Gündüz Etil 1991, Mehmet Sait Erten/Azadi Denk 1992, Halit Güngen/İkibine Doğru 1992, Cengiz Altun/Yeni Ülke 1992, İzzet Kezer/Sabah 1992, Bülent Ülkü/Körfeze Bakış 1992, Mecit Akgün/Yeni Ülke 1992, Hafız Akdemir/Özgür Gündem 1992, Çetin Ababay/ Özgür Halk 1992, Yahya Orhan/Özgür Gündem 1992, Hüseyin Deniz/Özgür Gündem 1992, Musa Anter/Özgür Gündem 1992, Yaşar Aktay/Serbest 1992, Hatip Kapçak/Serbest 1992, Namık Tarancı/Gerçek 1992, Uğur Mumcu/Cumhuriyet 1993, Kemal Kılıç/Yeni Ülke 1993, Mehmet İhsan Karakuş 1993, Ercan Güre/ HHA 1993, İhsan Uygur/Sabah 1993, Rıza Güneşer/Halkın Gücü 1993, Ferhat Tepe/Özgür Gündem 1993, Muzaffer Akkuş/Milliyet 1993, Nazım Babaoğlu/Gündem 1994, Erol Akgün/Devrimci Çözüm 1994, Seyfettin Tepe/Yeni politika 1995, Metin Göktepe/Evrensel İstanbul 8 Ocak 1996, Kutlu Adalı /Yeni Düzen 1996, Selahattin Turgay Daloğlu 1996, Reşat Aydın/AA, TRT 1997, Ayşe Sağlam 1997, Abdullah Doğan/Candan Fm 1997, Ünal Mesuloğlu/TRT 1997, Mehmet Topaloğlu Kurtuluş 1998, Ahmet Taner Kışlalı/Cumhuriyet 1999, Hrant Dink/Agos 19 Ocak 2007.

Umarım Türkiye'nin kaybettiği bu son ışık olur, karanlığa başka imza atılmaması temennisiyle rahmet diliyorum Hrant'a...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
ketumyıllar
mesaj 20 01 2007 - 16:35
İleti #16


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 131
Katılım: 03 05 06
Üye No: 2,214



dava adamı.. biçilecek bir fiyatı olmayan..
dayatırsan kurtar vadisini insanlara herkes durumdan kendıne okumadan öğrenmeden vazife cıkartır dayatırsan ağcaları karşılarsan güllerle mehmet ağarları bu son olmayacak...ne garip bir ülke kimse kimsenın farkında degıl.. hatta kımse kendının bıle farkında degıl ve ne kolay harcıyoruz herseyı bir anda silip atıyoruz bırılerı kendımıze benzemedıgı için.. bir ocak ayı daha suikastle geçti..
söylenecek bır sey yok cenazesinde görüşmek dileğiyle tabi bizde ölmez sağ kalırsak...


ve şehirden bir renk daha gitti..
Go to the top of the page
 
+Quote Post
anilengin
mesaj 21 01 2007 - 03:29
İleti #17


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 582
Katılım: 01 11 04
Nereden: İstanbul
Üye No: 978




bir kaç gündür hastayım
yatıyordum ağır bir grip ile...
ve duydum duymaz olaydım
yine katledildi güzel bir insan
yine sustu duvar dili yok bağıramadı
aktı utançların en büyüğü
bütün sokakların arasından
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Kemal
mesaj 21 01 2007 - 21:42
İleti #18


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,660
Katılım: --
Nereden: istanbul
Üye No: 15



QUOTE (Sair Anlayana @ Jan 20 2007, 01:32 AM)
Milletim tepkisiz olacaksa dilsiz olsun daha iyi ..


"Evet, kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet, biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.''
(Hrant Dink)


***


Mermilerin sahibinin bir insan evladı uzantısını bile taşımadığını düşünürsek asla bu ülkenin insanı olamayacağını da anlamış oluruz..

user posted image
Go to the top of the page
 
+Quote Post
peria
mesaj 22 01 2007 - 11:26
İleti #19


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 59
Katılım: 08 12 04
Üye No: 1,026



Nur içinde yat güzel kardeşim.

Lanet okumanın nafileliğini bildiğim.. Ama zamansız bir gidiş kadar haksız bir ölümün arkasından acı içinde ne söylenebileceğini bilmediğim için..

Bağışla beni..

Nur içinde yat insan kardeşim.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
peria
mesaj 22 01 2007 - 11:29
İleti #20


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 59
Katılım: 08 12 04
Üye No: 1,026



Güvercin Duası

İnsanı / insanlığı seven insanı,

insansızlığın insafsızlığından / insafsızlığın insansızlığından

koru artık, koru lütfen sevgili tanrı..

insanı, insandan koru ...

Korumayacaksan, al güvenini ver tedirginliğimi.

Olsun kanadım boş, yüreğim dolu.. insana doğru denerim ben daima uçabilmeyi.

Amen
Go to the top of the page
 
+Quote Post
pronectus
mesaj 22 01 2007 - 16:39
İleti #21


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,125
Katılım: 26 10 04
Üye No: 974



çoğu kez okuduklarım karşısında Hrant Dinke'e kızdım, bir çok kez de fikirleri hoşuma gitti katıldım. bazen basından okuduğum haberler nedeni ile hakkında düşündüğüm şeylerin bir açık oturumda kendince seslendirilmesi karşısında"yanlış düşünmüşüm, günahını almışım" dedim kendi kendime. yani her normal vatandaş gibi bazen kızdım bazen hoşuma gitti sayın Hrant Dink. o bu toprakların evladı idi ve düşünce üretiyordu. elbette düşündükleri ile kimi zaman can acıtacak kimi zaman beyin tokatlayacaktı. üstelik en zor durumda olanlardan biri idi çünkü etnik kimliği zaten bu ülkenin bazı kendini bilmezleri için zaten başlı başına bir potansiyel sıkıntı kaynağı olarak görülüyordu.

iş yerinde toplantının orta yerinde minik oğlum telefon açıp heyecanla ismini bile hecelerken zorlandığı halde televizyonlarda flaş haber olarak gördüğü için kendince de çok önemsediği o haberi bana heyecanla geçti "baba gazeteci fırat dink amcayı öldürmüşler " önce algılayamadım ne dediğini ama ismi bir kere daha kafamdan geçirince acaba mı dedim ve hemen tv yi açtım ve içimi acıtan o görüntü ile karşılaştım; kalleşçe vurulduğu yere düşmüş,iki ayağının ucu birbirine bakan, buz gibi bir zeminde yüzükoyun yatan sayın Dink'in bedeni. yüzüme ve dudaklarıma acı ve anlamsız bir ifade oturdu bir anda. kalakaldım. utandım.

çok üzgünüm ve Hrant Dink'in son yazısını okuyunca da iyice üzüntüm arttı. O, bir güvercin olarak yaşamak istiyordu, ürkek bir güvercin olarak sizlerle beraber, sizin aranızda, bu topraklarda yaşamak istiyorum diyordu. ürkek bir güvercin olarak sizin aranızda kendimi güvencede hissedebilirim çünkü bilirim sizler güvercinlere birşey yapmazsınız diyordu. ne acı değil mi, size güvenen güvercin sizin taşınızla ölüyor. güvercini vurdular. yazıklar olsun.

o bu toprakların evladı idi. askerde çavuş olamadığı için hüngür hüngür ağlayacak kadar bizden biri, yetim ve öksüz kaldığı o çelimsiz ilk çocukluk günlerinde anne hasreti ile yastıkları ıslatacak kadar duygusal ve eşine türkçe öğreterek onunla türkçe konuşmak isteyecek kadar bizden biri.

ben köken olarak bir azeriyim ve onu vuran ve vurduran katile hepinizden daha çok lanet ediyorum.

bütün ülkenin başı sağolsun.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
bun çağrıştar
mesaj 24 01 2007 - 20:12
İleti #22


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 3,805
Katılım: 12 12 04
Nereden: uzak...
Üye No: 1,031



Ölüm en korkulan şey, bir ölü görünce hemen toplanıyoruz ama etrafında, bu bazen yerinde bir eylem olabilir bilinçli veya bilinçsiz bazen ise hiçbir anlam ifade etmez bir yere gitmez bir sonuca erdirmez...

Bu coğrafyada'da bir tane devlet yok, elinde ateşli bir silahı olan herkes devlet artık, üzgünüm...

Hrant'ı özleyeceğiz...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
rikimikipiki
mesaj 26 01 2007 - 07:38
İleti #23


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 607
Katılım: 01 12 06
Üye No: 2,823



Yaşananları gayet güzel özetleyen bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum


Etyen MAHÇUPYAN & Zaman Gazetesi 26/01/2007


Namus


Hrant'la birlikte katıldığımız yurtdışındaki diaspora toplantılarının vazgeçilmez alt temalarından biri de Türkiye Ermenileri idi. Muhataplarımız bu cemaatin 'yaşanan onca olaydan sonra' nasıl hâlâ Türkiye'de ve Türklerle birlikte yaşamaya devam ettiğini sorgularlar ve sanki ne desek ikna olmayacakmışçasına davranırlardı.

Bu tutumun ardında muhakkak ki yüzleşmeye korktukları özlem, yani vatan hasreti yatmaktaydı. Çünkü Ermeniler çok uzun bir dönem kendi devletleri olmadan yaşamanın sonucu olarak, varlıklarını ve kimliklerini tamamen kültüre ve bu kültürü besleyen toprağa dayamışlardı. Toprağı çekip aldığınızda kültürün de ayakları havada kalıyordu; çünkü toprak gidince geride ne su kalıyordu, ne ağaç, ne rüzgar ve tabii ki ne de insan... Biz bunu mümkün olduğunca dikkatli bir dille sunmaya özen gösterirdik, Anadolu insanının Anadolu dışına çıktığında artık aynı insan olmadığını söylemenin yaralayıcı olduğunun farkındaydık. Onların çalınan hayatlarını gözlerine sokmanın ne yararı olabilirdi?

Diğer taraftan biz bu tartışmadan kaçınsak bile bir süre sonra, özellikle toplantı aralarında karşımızdaki grubun adım adım Anadolu'yu anımsamaya yönelik utangaç sorularıyla karşılaşırdık. Dedelerinin, babalarının hangi köyden geldiğini söyleyerek başlayan sohbetlerini bugünkü Türkiye'yi tanımaya yönelik sorular izlerdi. Anadolu sanki herkesin gizliden gizliye tutkuyla bağlandığı, ama üzerinde açıkça konuşmanın ve hele bu tutkuyu itiraf etmenin yasak olduğu bir gizli aşk gibiydi. Konu hemen köyün havasına, suyuna, ağacına, çiçeğine, suyuna doğru gider ve bir anda günlük hayata, nesilden nesile aktarılan komşuluk ilişkilerine, hatta geçmişe gömülmüş gizli aşklara gelirdi. Ama anlatının içine insanın girmesi daima bir rahatsızlığı da ima ederdi. Türklerle iyi ilişkileri anlatırken hem yüzleri aydınlanır, hem de bunun tekrarlanamayacak nostaljik bir durum olduğunu vurgulama gereği duyarlardı. Çünkü onlara kalırsa tüm yaşananların kıssadan hissesi, geçmişe geri dönülemeyeceği, Türklerle yeniden insani bir yakınlaşma yaşamanın neredeyse imkansız olduğuydu.

Biz ise onların aksine Türkiye'de yaşama isteğimizin bu toprakların havası suyuyla değil, tamamen insanıyla ilgili olduğunu, en yakın dostlarımızın, can yoldaşlarımızın Türk olduğunu söylerdik... İnandırmak çok zordu... Kuşkulu gözlerle bakar, kendimizi avutmak için böyle konuştuğumuzu ima ederlerdi. Tartışmayı fazla sürdürmezdik. Türkiye'de o 'eski Türklerin' hâlâ yaşamakta olduğunu bilmeyen bu acılı insanlarla nereye kadar tartışabilirsiniz? Oysa bu toplumda "gene yaparım" diyen katillerin ve hastalıklı bir kimlik siyasetini besleyen ideolojik şarlatanların yanında, geçen salı olduğu gibi sokaklara dökülerek yüreklerini tüm dünyaya açmakta tereddüt etmeyen has insanlar da yaşıyor. Bu topraklar namusun ta yürekte hissedildiği, sahiplenildiği ve paylaşıldığı topraklar... O namus, kişinin kendi vicdanına karşı samimi olmasını, kendisini ötekinin içinden algılamasını ve kendisiyle olan yüzleşmesini ona benzemeyenle paylaşmasını ima ediyor.

Geçen salı Hrant'ın ayrılık töreninde Türkiye, ruhunun derinliğindeki bu kadim özelliği yeniden hatırladı ve bunu topluca ortaya koymanın coşkusunu yaşadı. Bir cenaze töreninin içsel bir güce dönüşmesi, birlikteliğin ve dayanışmanın enerjisi haline gelmesi çok sık rastlanan bir olay değil. Ama biz o gün bunu yaşadık... İçimde bütün o insanlara karşı büyük bir şükran hissi var. Keşke biz bu sahiplenmeyi çok daha önceden görebilsek ve bu sayede Hrant'ı yaşatabilseydik... Türkiye'nin ve Türklerin 'ötekileştirme' siyasetinin bataklığından silkinme çabasını, namusun pespaye bir hamasetten kurtularak gerçek insani anlamını yeniden kazandığı o anı birlikte tespit edebilseydik. Olmadı...

Go to the top of the page
 
+Quote Post
armanbuldukyan
mesaj 26 01 2007 - 18:07
İleti #24


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1
Katılım: 22 01 07
Üye No: 3,090



Güzel insanı, ağpariğimi(abimi), komşumu, düşüncelerimi vurdular(ama öldüremediler).
Türkiyeyi vurdular...
BAŞIMIZ SAĞOLSUN
Go to the top of the page
 
+Quote Post
a.şahin fidan
mesaj 19 01 2008 - 18:31
İleti #25


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 433
Katılım: 20 04 07
Üye No: 3,606



Ne kadar utansak azdır


Hırant Dink'in katli bize kendimizle ilgili iyi kötü -daha çok kötü- pek çok şey öğretti. Bunların en başında bazen tek bir kişinin ne kadar önemli olabileceğinin bir kez daha kafamıza dank etmesi geliyor!
"Mezarlıklar kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla" doludur deriz arada bir. "Tek başına kimse bir şey yapamaz" diye ekleriz. Güpegündüz İstanbul'un orta yerinde öldürülüşünden bir yıl sonra, bazı insanların gerçekten vazgeçilmez olduğunu, yerlerinin asla doldurulamadığını ve tek başına çok şey yapılabileceğini daha iyi anlıyoruz.
Hedef iyi seçilmişti.
Sanırım Hrant Dink'in en önemli yanı benzersiz olmasıydı. Özgündü ve özgün bir sentez peşindeydi. Bu yüzden bıraktığı yer boş kaldı.
Hep boş kalacak.
Öldürülmesinin memleketimize ve mesleğimize yüklediği utanç devam ediyor. Cenazesine koşturan yüz binlerin oraya her şeyden çok o utanç lekesini bir vücutluk da olsa örtmek için geldiğini düşünmüştüm. Ben onun için gitmiştim.
Bugün o sınav yeniden veriliyor.
Tetikçilerin bulunmuş olmasına rağmen, aradan geçen bir yılda, o utancın daha da ağırlaştığını söyleyebiliriz.
O gün, bir polis muhbirinin bu cinayetin işleneceğine dair tam 17 ihbar mektubu yazdığını bilmiyorduk. O gün, Trabzon Emniyeti'nin, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün ve İstanbul Emniyeti'nin bu konuda hem de kaç kez uyarıldığını bilmiyorduk. Tetikçiye, yakalandıktan sonra Samsun Emniyeti'nde kahraman muamelesi yapılacağını da bilmiyorduk.
Daha nice nice şeyleri bilmiyorduk. Bize emanet edilmiş ürkek bir güvercindi Hrant Dink. Ne kadar utansak azdır.
Azdır, çünkü Hrant'ı hedef haline getiren o mahut 301. madde hâlâ yerinde duruyor. Azdır çünkü Hrant'ın öldürüleceğini bildikleri halde bir şey yapmayanlar hâlâ yerlerinde durmakta...
Azdır çünkü bebeklerden katiller yaratan karanlık yerli yerinde duruyor.
Azdır, çünkü Vakıflar Yasası'nın geldiği nokta gösteriyor ki, hiçbir şey öğrenmemeye kararlıyız.
Azdır, çünkü utananlar olarak yeterince çok değiliz!

Haluk Şahin -Radikal 19 ocak 2008
Go to the top of the page
 
+Quote Post

2 Sayfa V   1 2 >
Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 17 10 19 - 02:28