Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

2 Sayfa V  < 1 2  
Reply to this topicStart new topic
> Hrant Dink
Bilal Güneş
mesaj 19 01 2008 - 19:05
İleti #26


MevsimSiz


Grup: Banned
İleti: 568
Katılım: 07 12 06
Üye No: 2,848



Hrant'ın etnik kökenine çok vurgu yapıldı ama esasen onu önemli yapan temel özelliğine kimse değinmedi.
O bir enternasyonalistti. Onu, tüm ermeniler arasından öne çıkartıp gözümüze sokan bu özelliğiydi.
12 Eylül'de TİKKO davasında tutuklanarak hapis yattı bir süre. TİKKO'nun Kaypakkaya'dan sonraki 1 numaralı ismi de yine bir enternasyonalist olan ermeni kökenli Garbis Altınoğlu'ydu.
Tehcirden sonra bu topraklara bir şekilde sıkı sıkıya tutunarak kalan ermeni kardeşlerimizin arasında enternasyonalizm yaygın bir düşüncedir. Farklı etnik kökenlerden insanları bir arada kardeşçe yaşatacak bir düşünce olan enternasyonalizm her türlü milliyetçi düşünceye düşmandır. Çünkü milliyetçilik burjuvazinin gerici ideolojisidir ve halkları birbirine düşman eder. Enternasyonalizm ise uluslararası işçi sınıfının ideolojisidir ve ona komünizm denirdi.
Kısacası, Hrant bir komünistti.
Derin devletin yerüstündeki uzantısı gerici milliyetçilerin onu hedef seçmesi sıradan bir şey değildi.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
volkan
mesaj 19 01 2008 - 23:00
İleti #27


Admin


Grup: Members
İleti: 1,425
Katılım: 24 05 06
Üye No: 2,261



Elbette değildi, zaten Hrant bir Trabzon konuşmasında bunu söylüyor...
"Ermeniyim, iyi de solcuyumdur, e bu ikisi yan yana gelince bu ülkede tam bir bela olarak anılırsınız..."
Neyse bugün yalnız değildi Hrant...

FAŞİZME İNAT KARDEŞİMİZ HRANT!
Go to the top of the page
 
+Quote Post
İltihap
mesaj 21 01 2008 - 01:28
İleti #28


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,738
Katılım: 09 04 05
Nereden: kaleyi karşıdan gören bir yer
Üye No: 1,226



Bu ülkede faşizm hep vardı ve ne yazık; hep var olacak.
Uzağa bakmaya gerek yok. Herhangi bir futbol maçında bile binlerce "Hayal" görebilirsiniz.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 21 01 2008 - 10:29
İleti #29


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



""Enternasyonalizm = komünizm "" tanısını ilk defa görüyorum.

Ben de böyle tanımlar yaparım size;
neoemperyalizm = komünizm = globalizm (çin emperyalizmi)

Bir zamanlar beşiktaş belediyesi şöyle bir pankart astırtmıştı koccaman...
Laikliğin de demokrasinin de kaynağı cumhuriyettir. (yani ?... iran cumhuriyeti=laik, saddam'ın ırak cumhuriyeti = demokratik v.b.)
Go to the top of the page
 
+Quote Post
volkan
mesaj 21 01 2008 - 10:42
İleti #30


Admin


Grup: Members
İleti: 1,425
Katılım: 24 05 06
Üye No: 2,261



evet çanakçı güzel bir yer yakalamışsın ama biraz su götürür işin burası... Türkan Uzun'un bir yazısını ekliyorum sadece...

enternasyonalizm nedir?

enternasyonalizm (uluslararasıcılık) fikri kapitalizmin işleyişinden çıkmaktadır. eğer toplumdaki temel ayrım işçi sınıfı ile yönetici sınıf arasındaysa, türk işçileri için, örneğin yunan ve arap işçiler dost, türk yönetici sınıfı düşmandır. yani sınıfsal çıkarların her zaman en önde tutulması, ulusal çıkarlarların önünde olmasıdır.
kapitalizm bir dünya düzenidir. bu nedenle kapitalizme alternatif olacak bir sistem de ancak dünya çapında gerçekleşebilir. marks, birinci enternasyonal'in (ilk uluslararası işçi partisi) tüzüğünde bu konuya şöyle işaret ediyordu:

"...işçi sınıfının kurtuluşu ne yerel ne de ulusal bir sorundur; modern dünyanın bütün ülkelerini kapsayan toplumsal bir sorundur."

marks'ın dönemindeki "modern dünya" avrupa ve amerika demekti. ancak bugün "modern dünya" bütün dünya demektir. ulusal ekonomilere boyun eğdiren küresel ekonomik ilişkiler sözkonusudur. şikago, londra ve frankfurt borsalarında sayısız hammaddenin fiyatı tesbit edilirken aslında milyonlarca işçi ve köylünün aç kalıp kalmayacağı belirleniyor.

çin gibi bir ülke modernleşme planlarını gerçekleştirmek için almanya ve japonya'dan makinalar ithal etmek ve hammadde akışını garantilemek için avustralya şirketinin hisse senetlerini satın almak zorunda kalıyor.

kapitalizm dünyanın her köşesine girerken beraberinde kendi mezar kazıcısı olan işçi sınıfını da yarattı. bu sınıf ister istemez uluslararası bir sınıf oldu. dolayısıyla temel mücadele yöntemleri de bir o kadar uluslararasılaştı.

genel grev gibi mücadelenin en yüksek noktalarında işçi hareketleri ulusal sınırları aşarak uluslararası bir şekil alıyor. 1980'lerin başında polonya'da dayanışma hareketi amerikan hava trafik kontrolörlerinden, çinli ağır sanayi işçilerinden, zambiya'daki bakır madencilerine kadar herkes için bir sembol haline geldi. ingiltere'deki madenciler grevine dünyanın her yerinden para yağdı ve fransız, belçikalı ve avustralyalı liman işçileri dayanışma eylemleri yaptılar. 1989-1990 zonguldak madencilerinin grevi ve ankara yürüyüşü sırasında yine uluslararası bir dayanışma hareketi yaşandı. avustralya'da dayanışma eylemleri yapılarak türkiye'nin kömür ithalatı durduruldu.

büyük işçi kitleleri ancak böylesi anlarda kendilerini uluslararası bir sınıfın parçası olarak görebiliyorlar. ne var ki böyle büyük mücadeleler hergün yaşanmıyor. işçiler genellikle milliyeçiliğin, vatanseverliğin, ulusalcılığın etkisi altındadırlar. abdullah öcalan tutuklandığında ırkçılığa ve savaşa karşı tartışmanın ne denli zor olabileceğini hep beraber gördük.

enternasyonalizmin özünü, birinci dünya savaşı çıktığında alman devrimci karl liebknecht'in "asıl düşman evdedir" şeklindeki tutumunda görebiliriz. rosa lüksemburg'un "bizden fransız veya başka yabancı kardeşlerimizi öldürmemizi bekliyorlarsa onlara kesinlikle 'hayır' yanıtını vermeliyiz"şeklindeki çağrısı ise enternasyonalizmin gerçek yaşamda ne anlama geldiğinin mükemmel bir örneğidir.

ulusal birlik?
enternasyonalist olmak sadece başka ülkelerde süren mücadeleleri alkışlamak demek değil, bu mücadeleleri kendi egemenlerimize karşı muhalefeti güçlendirmek için kullanabilmektir. kendi yönetici sınıfımıza karşı mücadeleyi örgütlemeden çok sözü edilen bu ilkeyi eyleme dönüştürmek mümkün değildir.

dolayısıyla abd'nin irak'a, nato'nun kosova'ya mücahalesine karşı çıkmak yetmez. türkiye'nin 15 yıldır güneydoğu'daki kirli savaşını, bu savaş için para bulurken bizi neden mezarda emekli etmeye çalıştığını, eğitim ve sağlığa ayrılan kaynakların her yıl azaltıldığı gerçeklerini birbirine bağlamak zorundayız. <br>
depremzedelere ev yapmak için kullanılabilecek milyarlarca doların türkiye'nin düşman olarak gösterdiği, ama türk devletinden bile önce yardıma koşan komşu ülke halklarına karşı kullanılmak üzere silah alımına harcamaya devam etmesine de karşı çıkmak gerekir.

gıda sektörü devlerinin ne kadar düşük ücretle işçi çalıştırdığını, insan sağlığından önce kârını düşünen koç'un migros'unu, sabancı'nın carrefour'unu görmezden gelerek "mc danolds go home" demek olsa olsa kötü bir ulusalcılık olur.

uluslararası düşman?
kendi egemenlerimizin yayılmacı maceralarına karşı tutum almamak işçi sınıfının çıkarlarını savunmaktan vazgeçmek anlamına geliyor. ülke içinde sınıf mücadelesini kararlı bir şekilde verebilmek kendi egemenlerimize karşı tutarlı muhalefeti gerektiriyor. chp'nin emekten ve işçi sınıfı çıkarlarından bu denli uzaklaşmasının en önemli nedenlerinden biri kirli savaşa karşı çıkmamasıdır.

sosyalistler açısından ise savaşa karşı çıkmak ve emperyalist güç dengelerini sarsabilecek bütün ulusal kurtuluş mücadelelerini koşulsuz desteklemek enternasyonalizmin gereğidir. ancak bu hareketlerin sınırlılığını, ulusal baskıları ortadan kaldırsa bile sınıfsal baskıyı, yani sömürüyü ortadan kaldıramayacağını açıkça dile getiririz. ulusal baskılarla birlikte sömürüyü de ortadan kaldıracak olanın sosyalist bir devrim olduğu, bunun için de işçi sınıfının her türlü sınıfsal uzlaşmadan uzak, bağımsız çıkarları için mücadele etmesi gerektiğini anlatırız.
nikaragua'da sandanist hareketi, güney afrika'da anc'nin (afrika ulusal kongresi) verdiği mücadeleyi yıllar yılı destekledik. ancak hareketin sınırlarına da sürekli işaret ettik. hareketin liderliğini sevmediğmiz için değil, bir ulus olarak kurtuluşun dünya ekonomisinin cenderesini kırmayacağı için. sandanista hükümeti bu basınç sonucu düştü. güney afrika'da 1995'de kurulan anc hükümeti bugün kamu çalışanlarının kitlesel grevlerine polisle saldırıyor. nikaragua'da özel sermaye devam ederken güney afrika yönetimi uluslararası sermayeye sevimli görünmek için ücretleri enflasyonun altında tutuyor böylece işçilerin daha fazla sömürülmesini sağlıyor.

işçilerin birliği kapitalizm ve sermaye artık dünyanın her köşesine nüfuz etti. dünya çapında sosyalist bir sistem kurulmasının koşulları bugün geçmişte hiç olmadığı kadar daha uygun. üretim kapasitesi, sermaye birikimi, teknoloji, kısacası üretici güçler o kadar gelişti ki artık herkesin ihtiyacını karşılayacak ama kâra dayanmayan bir sistem oluşturmak çok mümkün.

kapitalizm bir dünya sistemi olduğu için kurtuluşu bir tek ülkede gerçekletiremeyiz. rusya'nın 1917 devrimi sonrası izole olması ve stalin'in önderliğinde batıyla rekabete girerek sömürü düzenini geri getirmesi bunun acı bir kanıtı. stalin "batı'dan 30-40 yıl gerideyiz. bu arayı 10 yılda kapatmalıyız" diyordu. böylece sscb'deki milyonlarca işçi ve köylü daha fazla değer üretmeye zorlandı. elde edilen artı değerin yeniden kullanımını belirleyen ise insan ihtiyaçları olamazdı. bu değer, rekabet ortamının gereklerine göre kullanıldı. sonuç, "üretim için üretim; birikim için birikim" oldu yine.

sosyalizmin özü olan "işçi kontrolü" yok oldu. sosyalizm, "ulusal ekonomiyi geliştirme" ile özdeşleştirildi. fatura yine işçi sınıfına çıkarıldı.

rus devrimi ulusal sınırları kırmanın mümkün olduğunu göstermişti. değişik uluslardan milyonlarca işçi ve köylünün birbirini öldürdüğü birinci dünya savaşı'nın bitmesine neden olduğu gibi almanya, macaristan, finlandiya, avusturya'daki devrimlerin fitilini ateşledi. bütün avrupa işçi ayaklanmalarına sahne oldu. bu devrimci dalga sonunda yenildi ama enternasyonalizmin soyut bir kavram olmadığını, yaşama geçirilebileceğini gösterdi. marks ve engels'in komünist manifesto'nun son cümleleri olarak yazdıkları kısa bir süre de olsa hayata geçmişti:
"işçilerin zincirlerinden başka kaybedecekleri bir şey yok. ancak kazanacakları bir dünya var. bütün dünyanın işçileri birleşin!"

marks ve engels için olduğu gibi bizim açımızdan da bunlar süslü laflar değil, eylem kılavuzumuz.

türkan uzun
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Bilal Güneş
mesaj 21 01 2008 - 11:04
İleti #31


MevsimSiz


Grup: Banned
İleti: 568
Katılım: 07 12 06
Üye No: 2,848



Volkan'a ek yapayım.
Enternasyonal'in adı Lenin'den sonra Komünist Enternasyonal olarak değiştirildi. Kısaca Komintern denirdi.
1. Dünya Savaşı'nda Alman Komünistlerinin bir kısmı "Anavatanın Savunulması" teranesi altında savaşın yanında yer aldı. Komünist saflardaki ilk ciddi bölünmeydi bu. Karl Kautsky bu akımın önde geleniydi ve Lenin onu bu görüşlerinden ötürü sosyal-emperyalist olmakla suçlayacaktı. Dönek Kautsky ile Sosyalizm ve Savaş adlı kitaplarında Lenin bunu kıyasıya eleştirdi. O dönem aynı zamanda pembeleşen komünistlerin Sosyal Demokrasi'yi icat ettikleri dönemdir ve artık Enternasyonal, Sosyalist Enternasyonal adını alacaktır. Bizim CHP'nin üyesi olduğu Enternasyonal budur. Ki, komünistlerin adı bu döneme kadar sosyal demokrattı. Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin devrimden önceki adı da Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi'dir.
Komünist Enternasyonal bu bölünmeden sonra Sovyetler Birliği'ne taşınacak ve Stalin'le başlayıp Kruşçev ve Brejnev'le son haddine varacak olan bir beşinci kol yöneticisi örgüte dönüşecektir.
Sevgili Çanakçı, farkettiyseniz ben -di'li geçmiş zaman kullandım.
Aklımda kaldığı kadarıyla, Enternasyonal marşının nakarat kısmı şöyleydi:
Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık
Enternasyonelle kurtulur insanlık
Beynelmilel filmi de bunu anlatmıştı. Yani komünizm beynelmilel bişeydi, beynelmilel de komünist bişeydi.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Bilal Güneş
mesaj 21 01 2008 - 11:33
İleti #32


MevsimSiz


Grup: Banned
İleti: 568
Katılım: 07 12 06
Üye No: 2,848



Bir ek de kendime yapayım...
Ecevit ısrarla "demokratik solcu" olduğunu söyler ve sosyal demokrat ibaresine sıcak bakmazdı. Çünkü Ecevit, köklerinde Komünizm olan Sosyal Demokrasi'ye sıcak bakmazdı. Rahmetli'nin ideolojik mutfağı esasen Faşizm'di ve her nasılsa kendini solcu göstermeyi ve bunu da hepimize yutturmayı başardı. Şiirlerinden çeviriler yaptığı Uzakdoğulu Tagor da onun yemeğinin romantik sosuydu.
Dünya döndükçe kavramlar da galiba epeyce içerik ve anlam değiştirmeye devam edecek gibi.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
İltihap
mesaj 22 01 2008 - 00:15
İleti #33


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,738
Katılım: 09 04 05
Nereden: kaleyi karşıdan gören bir yer
Üye No: 1,226



Gözü toprağa bakmaya başlayınca Fetullah'la da gayet samimi bir dostluk kurmayı başarabilmiş, mühimmat düzeyi yüksek bir devlet adamıydı.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
a.şahin fidan
mesaj 19 01 2009 - 18:22
İleti #34


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 433
Katılım: 20 04 07
Üye No: 3,606



HRANT’IN ARKADAŞLARI


2 yıl oldu ne oldu?

2 yıl önce bir Cuma günüydü, Trabzon’dan bir “heyecanlı” genç geldi, o “heyecanla” “Ermeni’yi” vurdu…

Biz vurulduk…

Bu toprakların klasik senaryosu işlemeye başladı ardından. Acımızı yaşamamıza bile izin vermediler, ağzımızdan çıkan öfkeyi bile kontrol etmek istediler. Ermeni olmamızı, Hrant olmamızı bile tahayyül edemediler, tahammül edemediler. Korktular çünkü.

Aslına bakarsanız o senaryo öncesinde de oynanıyordu. Hrant’ı aramızdan almalarına gelen süreç de böyle gelişmişti. Şimdi hep birlikte televizyonlarda izlediğimiz Silivri konukları o zamanlar mahkeme kapılarında, Agos’un önünde saldırı halindeydi. Biz Hrant’ı koruyamadık…

İki yıl oldu. Bu iki yılda kendilerine “şarkıcı” diyenlerin katillere düzdükleri methiyeleri dinlemek zorunda bırakıldık. Devletin kanalından Hrant’a edilen hakaretleri izlemek zorunda bırakıldık. Devletin polislerinin katillerle telefon konuşmalarına tanıklık etmek zorunda bırakıldık ve bugünlere geldik.

Hrant’ın katilleri kendilerini evlerindeki kadar rahat hissettikleri, birbirlerine şakalar yaptıkları, müdahillere hakaret ettikleri bir mahkemede yargılanıyorlar. Mahkemede müdahale etmesi gereken kimsenin sesi çıkmıyor, herkes sadece seyrediyor.

Hrant’tan sonrası tufan zaten. Irkçılık, milliyetçilik her gün daha da artıyor. Malatya’da Hristiyanlar boğazları kesilerek öldürülüyor, memleketin Milli Savunma Bakanı Ermenisiz kalmayı, Rumsuz kalmayı millet olmakla eş tutuyor. Parlamentonun bir üyesi DNA testi istemeye kadar varacak sözlerle açıkça insanlık suçu işliyor. Diyarbakır’da 11 yaşında çocuklar “tutuklu”. Üstelik “terörist” oldukları gerekçesiyle... Gazze’de Filistinliler direniyor. İsrail saldırıyor. İsrail saldırdıkça dünyanın dört bir yanında Yahudiler korkuyor, endişeleniyor, zira anti-semitizm yükseliyor. İsrail’deki barış yanlılarının sokağa dökülmeleri haber değeri taşımıyor medya için.

Hrant olsaydı şimdi, muhtemelen hem Gazze’yi yazacaktı, hem de İsrail’deki barış yanlılarını...

Şu aralar hem bu topraklarda hem de dünyada Hrant’a ve onun diline çok ihtiyacımız var.

İşte o yüzden, bugün saat 15.00’de aynı yerde, Hrant için adalet için buluşacağız. Bu kez boynumuzda kefiyelerimiz olacak, Gazze için, Filistin için...


Çiğdem Mater

Birgün Gazetesi
Go to the top of the page
 
+Quote Post
güLeyCaN
mesaj 25 01 2009 - 00:28
İleti #35


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 500
Katılım: 08 10 04
Üye No: 966



"Ürkek ama o kadar da özgür bir güvercin olarak aranizda yasiyorum, biliyorum ki sizler güvercinlere dokunmazsiniz" demisti ölmeden kisa bir süre önce. ( tam olarak cümlesini bilmedigim icin özür diliyorum)....

hepimizin vijdanina seslenmisti....


Go to the top of the page
 
+Quote Post
a.şahin fidan
mesaj 19 01 2011 - 13:15
İleti #36


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 433
Katılım: 20 04 07
Üye No: 3,606



4 YIL OLDU

4 yıldır adaleti, vicdani, hukuku arıyoruz.
Bulamıyoruz.

4 yıldır yargıyı, hükümeti, meclisi arıyoruz.
Bulamıyoruz.

4 yıldır, sokak ortasında arkadaşımızı katledenlerin
arkasındaki güçlerden söz ediyoruz,
laf dinletemiyoruz.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
devleti mahküm etti, "ucuz atlattık" diye sevindiler.

İnsanlık hakkımızı kullandık, adalet istedik,
çocuk dediler.

Çocuk gitsin, ağabeyleri gelsin dedik, umursamadılar.

Vatandaşlık hakkımızı kullandık, sorular sorduk,
cevap vermek yerine dalga geçtiler.

Hrant Dink’i aramızdan almalarının 4. yılında
bir kez daha omuz omuza vermek için,
ailesi, dostları ve bütün sevenleriyle birlikte
onu anmak icin 19 Ocak'ta, saat 3'te,
Hrant'ın vurulduğu yerde buluşuyoruz.

Bebekten katil yaratan karanlığa ışık tutmayanlar
o karanlığı istiyor demektir.

O karanlığı hep birlikte ortadan kaldıralım.


19 Ocak Çarşamba
saat 15:00
Agos Gazetesi önü

Go to the top of the page
 
+Quote Post
volkan
mesaj 20 01 2011 - 00:40
İleti #37


Admin


Grup: Members
İleti: 1,425
Katılım: 24 05 06
Üye No: 2,261



Bugün yine oradaydım...
Sessizce durdum... Hovin Mermem çaldı... Gözlerim doldu bir ara... Neyse dedim... Baktım 4 yıl geçmiş... Askerden döndüğüm gün sonrası hemen oraya gidişimi hatırladım... Köprünün altından geçen suları hatırladım... Hem onun için hem kendim son 4 yılı düşündüm... 5. yıla kadar Şişli'nin ara sokaklarında kaybettim kendimi, hüviyetimi, yaşadığıma dair bütün resmi belgelerimi...

Sağolasın Şahin hocam, bu başlığı hatırlattığın için...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Requiem
mesaj 20 01 2011 - 00:43
İleti #38


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,905
Katılım: 29 11 06
Nereden: İstanbul
Üye No: 2,813



; (
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mezagua
mesaj 22 01 2011 - 12:02
İleti #39


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 956
Katılım: 21 01 07
Üye No: 3,079



Hırant Dink Anması Söyleşisinden
Yer: İzmir

" Hırant Dink'in cenazesini taşıyan 200.000 kişi vicdanlarını taşıdılar o gün"
Go to the top of the page
 
+Quote Post

2 Sayfa V  < 1 2
Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 15 10 19 - 04:21