Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

18 Sayfa V   1 2 3 > »   
Reply to this topicStart new topic
> İngiliz Şiiri
Ceyda
mesaj 30 11 2004 - 21:27
İleti #1


MevsimSiz


Grup: Admin
İleti: 3,621
Katılım: 13 12 07
Üye No: 2



66. SONE

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var ya, o koyuyor adama.

Çeviren: Can Yücel
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Aylin Deniz
mesaj 01 12 2004 - 10:59
İleti #2


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 863
Katılım: 28 09 04
Üye No: 956



SUDA ÖLÜM

Finikeli Flebas, on beş gün oldu öleli,
Unuttu martıların çığlığını, dipsiz denizin kabarışını,
Ve kârını, zararını
Bir akıntı denizin altında
Fısıltılarla topladı kemiklerini. Yükselip alçalırken o,
Geçti bir kez daha yaşlılık ve gençlik çağından
Çekilirken girdaba.
İster Putperest ol, ister Yahudi
Sen ey dümende durup rüzgârı kollayan kişi,
Unutma ki Flebas bir zamanlar yakışıklıydı, boyu posu
yerindeydi senin gibi.

T.S. Eliot
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Mahur
mesaj 01 12 2004 - 21:11
İleti #3


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 564
Katılım: 11 10 04
Üye No: 971



YEŞİL FİTİLDEN DOĞRU

Yeşil fitilden doğru çiçeği koşturan o güç,
Koşturur benim yeşil çağımı... Ha ağacın köklerini kavuran
Ha boyumu deviren şey...
Sözüm yitik, açılamam ki boynu bükük güle,
Aynı kış hummasıyla çarpıldı gençliğim.

Kayaların içinden suları koşturan o güç,
Koşturur benim al kanımı... Ha selleri kurutan
Ha beni muma çeviren şey...
Sözüm yitik, açılamam ki damarlarıma
Aynı ağızdır diyeyim dağın pınarından içen.

Göllerin suyunu fır döndüren o el,
Kaynatır tez ayaklı kumu... Ha rüzgârı köstekleyen
Ha çarmıha yelkenimi çektiren şey...
Sözüm yitik açılamam ki âşığın mezarına,
Darağacındakinin mayasındandır çamurum

Sülüktür yapışır çeşmeye zamanın dudakları...
Varsın akadursun aşk... Madem dökülen kandır
Onun yaralarını saracak...
Sözüm yitik, açılamam ki vaktin rüzgârına,
Yıldızlı bir gökyüzüydü saatin çaldığı saat.

Sözüm yitik açılamam ki âşığın mezarına;
Aynı yampiri kurt gezer benim çarşafımda da.

Dylan Thomas
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Aylin Deniz
mesaj 10 12 2004 - 11:38
İleti #4


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 863
Katılım: 28 09 04
Üye No: 956



HEPTONSTALL

Mezar taşlarının kara köyü.
Kafatası bir budalanın,
Düşleri doğdukları
yerde ölen.

Bir koyun kafatası,
Etleri eriyen
Kendi çatısının altında,
Salt sineklerin terk ettiği.

Bir kuş kafatası,
Büyük engebelerin
Çatlak pervazlar gibi
Duran eklemlere indiği.

Yaşam çabalıyor.
Ölüm çabalıyor.
Taşlar çabalıyor.

Yağmur yorulmuyor bir tek.

Ted Hughes
Go to the top of the page
 
+Quote Post
beliz
mesaj 18 12 2004 - 02:12
İleti #5


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,837
Katılım: --
Nereden: İst
Üye No: 389



YÜKSEK PENCERELER

sokakta genç bir çift gördüm mü,
tahmin edip oğlanın kızı siktiğini
ve hap, diyafram bir şey kullandığını kızın da,
biliyorum bunun o cennet olduğunu

yaşlı olan herkesin yaşam boyu düşünü kurduğu:
tüm bağ ve töreler itilmiş bir yana
modası geçmiş bir biçerdöver gibi
ve herkes oturmuş o uzun kaydırağa,

kayıyor mutluluğa doğru. acaba görenler beni de
demişler midir kırk yıl önce bundan:
"hayat diye buna denir işte!
ne tanrı var artık, ne terlemek korkudan

cehennemi filan düşünüp, ne gerek saklamaya
kendisinin nasıl göründüğünü rahipten:
bunun kuşağı oturup o uzun kaydırağa
kayıp gidecekler kuşlar gibi?" ve geliyor hemen

sözcükler yerine görüntüsü yüksek pencerelerin:
camlar güneşi kavrayan
ve onların ardındaki hava, mavi, derin
hiçbir şey barındırmayan, hiçbir yerde olmayan ve sonu
bulunmayan.


Philip Larkin
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Aylin Deniz
mesaj 22 12 2004 - 16:29
İleti #6


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 863
Katılım: 28 09 04
Üye No: 956



ÖZGÜRLÜK

Ey herkese içlerindeki odlarca özlem
Kuğulara göl, arılara petek,
Yarasalara karanlık, sevgililere
Sevişme sunan özgürlük,
Salt bilgeleri kısıtlayan, sınırlayansın,
Kendisinden yarı kurtulan herkes
Çeker acılarını yalanlarının,
Özgürlük, özgürlük, zindanı özgürlüklerin.


Lawrence Durrel
Çeviri: C.Çapan - T. Aktürel
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Mahur
mesaj 26 06 2005 - 02:23
İleti #7


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 564
Katılım: 11 10 04
Üye No: 971



HİÇLİĞİN TÜRKÜSÜ

Koca bir çölde
Sonsuz bir kum denizinde,
Arıyorum
Yitik yolu arıyorum
Bulamadığım bir yolu.
Bir orada, bir burada
Bütün yönlerde ruhum
Bulamıyor aradığını.


Bu korkunç boşlukta
Bu sonsuz boşlukta,
Her yanım kum
Alabildiğine parlak, boğucu
Kumlar uzanıyor çevrenin sonuna değin
Sonra bir ses duyuyorum
Tatlı, gür ve kahredici
Diyor ki bana:
"Yitik bir ruh sanıyorsun kendini sen!
Bir sanıyorsun kendini
Yanılıyorsun. Bir ruh değilsin gerçekte
Yitmiş de değilsin
Bir hiçsin yalnızca
Yoksun sen.

Bertrand Russel
Go to the top of the page
 
+Quote Post
D i d e m
mesaj 21 07 2005 - 10:57
İleti #8


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 73
Katılım: 21 07 05
Üye No: 1,424



44. SONE

Eğer düşünceden yoğrulmuş olsaydı şu hantal bedenim
Zalim uzaklıklar alıkoymazdı beni yolumdan ;
Çünkü o zaman,aramızda mesafe olsa da bizim,
Sen nerdeysen oraya gelirdim en uzak sınırlardan.
Yeryüzünün senden en uzak köşesi neresiyse,
Orası olabilir bir an ayaklarımın bastığı yer;
Ama,deniz kara dinlemez,aşar geçer düşünce,
Bir yerde olması için,orayı düşünmesi yeter.
Ah,düşünce olmadığım düşüncesi öldürüyor beni,
Bizi ayıran mesafeyi bir sıçrayışta aşardım oysa;
Ama bunca toprak ve su varken hamurumda,yazık ki,
Zamanın keyfine uymak zorundayım yana yakıla.

W. SHAKESPEARE
Go to the top of the page
 
+Quote Post
D i d e m
mesaj 21 07 2005 - 10:59
İleti #9


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 73
Katılım: 21 07 05
Üye No: 1,424



116. SONE

Gerçekten seven gönüller arasına engel giremez bence
Değişen her duruma uyup da kendi de değişen aşka
Aşk demem ben asla;ya da ötekinin gönlü geçince,
Kendi de hemen vazgeçmeye hazır olan kişinin aşkına!
Hayır;aşk bir deniz feneridir;dimdik durur yerinde,
Fırtınalara karşı koyar,bir an bile sarsılmaz;
Kılavuz yıldızıdır ,rotasından sapmış her tekneye,
Yüksekliği ölçülse de ,değerin bilen olmaz.
Zamanın oyuncağı değildir aşk.Al yanaklarla dudakları
Alıp götürebilir ama Zaman,orağını savurduğunda,
Aşkı etkilemez aslında,onun kısacık saatleri,haftaları;
Sonsuzluğun eşiğine dek dayanır o,Zaman karşısında.

W. SHAKESPEARE
Go to the top of the page
 
+Quote Post
D i d e m
mesaj 22 07 2005 - 13:59
İleti #10


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 73
Katılım: 21 07 05
Üye No: 1,424



Yüzünde hissettiğin kış rüzgarı

Yüzünde hissettiğin kış rüzgarı,
gördüğün kar bulutları karaltılar
arasında ve donan yıldızlar
karaağaçların doruklarında.
Bahar olacak hasat zamanı
ve sen bu kez ışıkla; seni
besleyen yüce karanlık,
geceler sonra Phoebus uzakta,
bahar üç kez sabah sana,
üzgün değil hiç, bildikten sonra
ve şarkım gelir doğal ılıklığıyla,
üzgün değil hiç, bildikten sonra
ve akşam dinler. Üzülür, boşluk
düşüncesiyle; boş olamaz;
Uyanık, düşünür ki uykuda.

Çeviren: Gökhan OFLAZOĞLU

John Keats
Go to the top of the page
 
+Quote Post
D i d e m
mesaj 25 07 2005 - 12:15
İleti #11


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 73
Katılım: 21 07 05
Üye No: 1,424



HAVA VE MELEKLER

iki uc kez sevmistim seni,
yuzunu gormeden, adini duymadan once.
hani tapariz ya meleklere, bize gorunduklerinde:
kimi oyle bir ses, kimi belirsiz bir alev gibi.
gene de senin bulundugun yere geldigimde,
gordugum cok guzel, gorkemli bir hicti!
ama ruhum etten kemikten olduguna
ve onlarsiz bir sey yapamayacagima gore,
bir bedene burunmeli ruhumun cocuklugu olan ask da,
o da bensiz olamaz annesi gibi.
bu yuzden senin icin, nedir, kimdir, diye
"bir sor bakalim" dedim ask'a once,
sonra biraktim burunsun artik bedenine,
yerlessin dudaklarina, gozlerine, alnina.
iste boyle, aska biraz safra yuklesem de,
"daha dengeli olsa" derken gidisi,
baktim oyle yuklemisim ki ask teknesini,
hayranligim bile batacak hale gelmis neredeyse.
sacinin bir teli bile aska oyle cok is cikariyor ki,
daha uygun bir beden bulmak gerek bunun yerine.
cunku ask ne hiclikte barinabilir, ne de
asiri yogun, asiri parlak varliklarda.
o halde; nasil bir melek kendi kadar olmasa bile,
saf ve cisimsiz, havadan yuz ve kanatlar takinirsa,
benim askimin kuresi olabilir senin askin da.
iste havanin safligiyla meleklerinki arasinda
ne fark varsa,
sonsuza dek
o fark
olacak aslinda,
kadinin askiyla
erkegin aski arasinda

John Donne
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 17 02 2006 - 07:17
İleti #12


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



YAŞLANDIĞIN ZAMAN

William Butler Yeats (1865de doğdu)

Saçların beyazlaşmış ve uykuyla dolmuş ve yaşlandığın zaman,
Ve ateşin önünde başın önüne düşüyorken, bu kitabı aç,
Ve yavaşca oku, ve bir zamanlar gözlerinde var olan
Yumuşak bakışları ve derin gölgeleri düşle;

Kaç kişi sevdi senin ferah zarif anlarını,
Kaç kişi aşık oldu senin güzelliğine ya gerçek ya da yalan;
Fakat, bir tek erkek senin içindeki göçmen ruhu sevdi,
Ve değişen yüzünün kederlerine aşık oldu;

Ateşin önünde parlayan demirlere yaslanırken,
Biraz hüzünle mırıldan, Aşk nasıl kaçtı
Ve yavaşca yürüdü başımızın üstündeki dağlardan,
Ve yüzünü sakladı bir yıldız yığını arasından.

Çeviren: Vehbi Taşar


WHEN YOU ARE OLD

By William Butler Yeats

When you are old and grey and full of sleep,
And nodding by the fire, take down this book,
And slowly read, and dream of the soft look
Your eyes had once, and of their shadows deep;

How many loved your moments of glad grace,
And loved your beauty with love false or true,
But one man loved the pilgrim Soul in you,
And loved the sorrows of your changing face;

And bending down beside the glowing bars,
Murmur, a little sadly, how Love fled
And paced upon the mountains overhead
And hid his face amid a crowd of stars.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Var Samsa
mesaj 17 02 2006 - 10:32
İleti #13


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 468
Katılım: 26 09 05
Üye No: 1,573



QUOTE (Vehbi @ Feb 17 2006, 05:17 AM)

But one man loved the pilgrim Soul in you,
And loved the sorrows of your changing face;

Güzel bir şiir, güzel bir çeviri. Teşekkürler. (Ve sadece fikir adamı olarak bildiğimiz Bertrand Russell'ın şiir de yazmış olduğunu bize hatırlattığınız için)
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 23 02 2006 - 18:41
İleti #14


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



CLEARANCES- 3

By Seamus Heaney

In Memoriam M.K.H., 1911-1984


When all the others were away at Mass
I was all hers as we peeled potatoes.
They broke the silence, let fall one by one
Like solder weeping off the soldering iron:
Cold comforts set between us, things to share
Gleaming in a bucket of clean water.
And again let fall. Little pleasant splashes
From each other's work would bring us to our senses.
So while the parish priest at her bedside
Went hammer and tongs at the prayers for the dying
And some were responding and some crying
I remembered her head bent towards my head,
Her breath in mine, our fluent dipping knives--
Never closer the whole rest of our lives.


MKH in hatırasına 1911-1984

Herkes kilisedeyken
Ben bir tek ona aittim patates kabuklarını soyarken.
Sessizliği bozarlardı teker teker düşerken
Lehim havyasından ağlayarak düşen lehim parçaları gibi:
Soğuk bir rahatlık çökerdi aramızda, paylaştığımız şeyler
Bir kova temiz suda parıldar
Ve tekrar suya düşerken. Aklımızı başımıza getirirdi
Suya çarpan küçük hoş sesler
Karşı karşıya çalışmamızdan gelen.
İşte böylece köy kilisesinin papazı onun yatağının yanıbaşında
Sanki demirci çekiç ve körüğe vururmuş gibi büyük bir hırsla
Ölenler için söylenen duaları okurken
Anamın başının benim başıma doğru eyildiğini hatırladım,
Nefesi benim nefesimde, berrak suya daldırılan bıçaklarımız--
Ömrümüzün tüm kalanında hiçbir zaman daha yakın olmadık.

Çeviren: Vehbi Taşar
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 01 03 2006 - 05:34
İleti #15


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



İRLANDALI BIR HAVACI ÖLÜMÜNÜ ÖNCEDEN GÖRÜR

William Butler Yeats

Biliyorum karşılaşacağım kaderimle
Yukarda bulutların arasında bir yerde;
Ne savaştıklarımdan nefret ederim,
Ne bekçilik ettiklerimi severim;
Memleketim Kiltartan Geçidi,
Köylülerim Kiltartan’ın fakiri,
Beklenilen sonların hiçbiri onlara ne bir kayıp getirir
Ne öncekinden daha mutlu kılar.
Ne kanun, ne görev mecbur etti beni savaşmaya
Ne önemli bir kişi, ne de alkışlayan kalabalıklar,
Yapayalnız bir hazın itici gücü
Sürdü bulutların içindeki bu kargaşalığa;
Herşeyi bir araya getirdim, herşeyi akıldan geçirdim,
Boş gözüktü alınacak nefesler önümdeki yıllar,
Alınan nefesler boş gerideki yıllar
Dengeli bu hayatla, bu ölüm.

William Butler Yeats
Çeviri: Vehbi Taşar



AN IRISH AIRMAN FORESEES HIS DEATH

By William Butler Yeats

I know that I shall meet my fate
Somewhere among the clouds above;
Those that I fight I do not hate,
Those that I guard I do not love;
My county is Kiltartan Cross,
My countrymen Kiltartan's poor,
No likely end could bring them loss
Or leave them happier than before.
Nor law, nor duty bade me fight,
Nor public men, nor cheering crowds,
A lonely impulse of delight
Drove to this tumult in the clouds;
I balanced all, brought all to mind,
The years to come seemed waste of breath,
A waste of breath the years behind
In balance with this life, this death.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 02 03 2006 - 13:21
İleti #16


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



ANNE GREGORY İÇİN
William Butler Yeats

‘Kulağını örten o mükemmel bal renkli gür
Saçlara bakıp ümitsizliğe kapılan
Bir genç adam hiçbirzaman
Seni sevmeyecek yalnız kendin için
Sarı saçların için değil.’

‘Ama ben bir saç boyası alıp
Onların rengini değiştirebilirim,
Kahverengi, ya siyah, ya da havuç rengine,
O ümitsizliğe kapılan genç adam beni yalnız kendim için sevsin diye
Sarı saçlarım için değil.’

‘Duydum ki daha dün gece
Yaşlı dindar bir adam
İncilde bir sure bulmuş ispatlayan
Sadece Tanrı, sevgili kızım,
Seni yalnız kendin için sevebilir
Sarı saçların için değil.’

Çeviri: Vehbi Taşar

WB Yeats - For Anne Gregory

'Never shall a young man,
Thrown into despair
By those great honey-coloured
Ramparts at your ear,
Love you for yourself alone
And not your yellow hair.'

'But I can get a hair-dye
And set such colour there,
Brown, or black, or carrot,
That young men in despair
May love me for myself alone
And not my yellow hair.'

'I heard an old religious man
But yesternight declare
That he had found a text to prove
That only God, my dear,
Could love you for yourself alone
And not your yellow hair.'
Go to the top of the page
 
+Quote Post
LEKA
mesaj 02 03 2006 - 15:24
İleti #17


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 159
Katılım: 26 05 05
Üye No: 1,297



Hasta gül / w. blake

oo gül, sen hastasın
görünmez bir kurt
gecede gezinen
ve fırtınalarda uğuldayan

mutlu kırmızıda
buldu sonunda yatağını
ve onun karanlık aşkı
öldürüyor yaşamını



çeviren : levent karataş
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 08 03 2006 - 23:06
İleti #18


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



CENAZE HÜZÜNLERİ
W.H. Auden

Bütün saatleri durdur, kes telefonu,
Köpeği yağlı kemikle havlatma,
Piyanoları sustur ve sesi boğuk bir davulla
Çıkar tabutu, bırak yas tutanlar gelsin.

Bırak inleyerek tepemizde dönsün uçaklar
“O Öldü” mesajını göğe karalayaraktan.
Meydan güvercinlerinin beyaz boğazlarına krep fiyonkları sar,
Trafik polisleri siyah pamuklu eldivenler giysin.

O benim Kuzeyim, Güneyim, Doğum ve Batımdı,
Çalışma haftam ve Pazar huzurumdu,
Öğlem, geceyarım, konuşmam, şarkımdı;
Aşk sonsuza kadar sürecek sandım: Yanılmışım.

Yıldızlar istenmiyor şimdi; söndür her birini,
Ayı ambalaj yap ve güneşi parçala,
Okyanusu boşalt ve ormanları tara;
Hiçbirşeyin hiçbir sona faydası yok şimdi.

Çeviren: Vehbi Taşar



FUNERAL BLUES
By W. H. Auden

Stop all the clocks, cut off the telephone,
Prevent the dog from barking with a juicy bone,
Silence the pianos and with muffled drum
Bring out the coffin, let the mourners come.

Let aeroplanes circle moaning overhead
Scribbling on the sky the message He is Dead.
Put crepe bows round the white necks of the public doves,
Let the traffic policemen wear black cotton gloves.

He was my North, my South, my East and West,
My working week and my Sunday rest,
My noon, my midnight, my talk, my song;
I thought that love would last forever: I was wrong.

The stars are not wanted now; put out every one,
Pack up the moon and dismantle the sun,
Pour away the ocean and sweep up the woods;
For nothing now can ever come to any good.

Bu ileti Vehbi tarafından 08 03 2006 - 23:09 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 10 03 2006 - 05:13
İleti #19


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



KARTAL
Alfred, Lord Tennyson, 1851

Kavrar ucunu kayanın kancalı ellerle;
Güneşe yakın yalnız yerlerde,
Gök mavisiyle halkalanmış, dikilir.

Buruşuk deniz altında sürünür;
Bakar dağının duvarlarından,
Ve bir yıldırım gibi düşer.

Çeviren: Vehbi Taşar

THE EAGLE
By Alfred, Lord Tennyson

FRAGMENT

He clasps the crag with crooked hands;
Close to the sun in lonely lands,
Ringed with the azure world, he stands.

The wrinkled sea beneath him crawls;
He watches from his mountain walls,
And like a thunderbolt he falls.
1851



Bu ileti Vehbi tarafından 10 03 2006 - 05:18 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 10 03 2006 - 16:40
İleti #20


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Göklerin nakışlı kumaşları BENDE OLSAYDI
William Butler Yeats

Göklerin nakışlı kumaşları BENDE OLSAYDI,
Altın ve gümüş ışıkla dokunmuş,
Mavi ve uçuk renkli ve koyu renkli kumaşları
Gece ve ışığın ve yarım-ışığın,
Ayaklarının altına sererdim kumaşları:
Fakat ben, fakir olduğumdan, sadece rüyalarım var;
Rüyalarımı ayaklarının altına serdim,
Yavaşça bas ayaklarını çünkü rüyalarımın üzerinde yürüyorsun.

Çeviren: Vehbi Taşar

HAD I the heavens' embroidered cloths
By W.B. Yeats
HAD I the heavens' embroidered cloths,
Enwrought with golden and silver light,
The blue and the dim and the dark cloths
Of night and light and the half-light,
I would spread the cloths under your feet:
But I, being poor, have only my dreams;
I have spread my dreams under your feet,
Tread softly because you tread on my dreams.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 10 03 2006 - 19:12
İleti #21


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



....

Bu ileti Vehbi tarafından 10 03 2006 - 19:21 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 10 03 2006 - 19:14
İleti #22


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



KALBİNİN DERİNLİKLERİNDEKİ GÜL
William Butler Yeats

Güzel olmayan ve kırılan bütün şeyler,
yıpranmış ve eskimiş herşey,
Yolun kenarında ağlayan çocuk,
odun arabasının gacırtısı,

Soğuk ve karlı toprağa çamur sıçratarak
saban çeken adamın ağır adımları,
Bozuyor imajını bir gül gibi
kalbimin derinliklerinde çicek açmış.

Biçimsiz şeylerin yanlışı
anlatılmayacak kadar büyük bir yanlış;
Hasretim onları yeni baştan yapmaya
ve küçük yeşil tepecikler üstüne ayrı ayrı koymaya,

Toprakla, gökle ve suyla,
altın bir tabut gibi, yeniden yapılmış
Rüyalarımdaki imajın için çiçek açmış
kalbimin derinliklerinde bir gül.

Çeviren: Vehbi Taşar

ROSE IN THE DEEPS OF HIS HEART

All things uncomely and broken,
all things worn-out and old,
The cry of a child by the roadway,
the creak of a lumbering cart,

The heavy steps of the ploughman,
splashing the wintry mould,
Are wronging your image that blossoms
a rose in the deeps of my heart.

The wrong of unshapely things
is a wrong too great to be told;
I hunger to build them anew
and sit on a green knoll apart,

With the earth and the sky and the water,
remade, like a casket of gold
For my dreams of your image that blossoms
a rose in the deeps of my heart.
- William Butler Yeats





Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 14 03 2006 - 12:27
İleti #23


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



KEP VE ZİLLER
William Butler Yeats (1899)

Soytarı bahçeye girdi
Bahçe sessizleşmişti;
Ruhuna ‘çık yukarı’ dedi
Bekle penceresinin eşiğinde.

Ruh düz mavi bir giysiyle yükseldi,
Baykuşlar ötmeye başlarken:
Akıllıca laflarla dillenmişti
Sessiz ve hafif ayak sesini düşünürken.

Fakat genç kraliçe dinlemedi;
Soluk renkli geceliğiyle uzandı;
Ağır pencere kanadını kapattı
Ve aşağıya indirdi mandalları.

Soytarı kalbine, ‘git ona’ dedi,
Baykuşlar artık ötmediği zaman,
Kalp kırmızı ve titrek bir giysiyle gitti
Kapısında şarkı söyledi.

Çiçek gibi saçlarının dalgalarını
Düşleyerek tatlı dilli olmuştu;
Fakat o, masadan yelpazeyi aldı
Ve yelpazeleyerek dışarı attı.

‘Kep ve zillerim var’, diye düşündü soytarı,
Onları göndereceğim ve sonra da öleceğim’;
Ve sabah beyazlandığında
Geçeceği yere bıraktı.

Koydu göğsünün üzerine
Sakladı saçında bir bulutun içinde,
Ve kırmızı dudakları bir şarkı söyledi kep ve zillere
Havada büyüyünce dek yıldızlar.

Kapısını ve penceresini açtı,
Kalp ve ruhu içeri aldı,
Sağ eline kırmızı olanı geldi,
Sol eline mavisi.

Cırcırböcekleri gibi bir koro kurdular,
Gevezelik ettiler akıllı ve tatlı,
Saçları katlanmış bir çiçekti
Ve ayaklarındaydı aşkın sükûneti.

Çeviren: Vehbi Taşar

CAP AND BELLS
By Williams Butler Yeats

The jester walked in the garden:
The garden had fallen still;
He bade his soul rise upward
And stand on her window-sill.

It rose in a straight blue garment,
When owls began to call:
It had grown wise-tongued by thinking
Of a quiet and light footfall;

But the young queen would not listen;
She rose in her pale night-gown;
She drew in the heavy casement
And pushed the latches down.

He bade his heart go to her,
When the owls called out no more;
In a red and quivering garment
It sang to her through the door.

It had grown sweet-tongued by dreaming
Of a flutter of flower-like hair;
But she took up her fan from the table
And waved it off on the air.

'I have cap and bells,' he pondered,
'I will send them to her and die';
And when the morning whitened
He left them where she went by.

She laid them upon her bosom,
Under a cloud of her hair,
And her red lips sang them a love-song
Till stars grew out of the air.

She opened her door and her window,
And the heart and the soul came through,
To her right hand came the red one,
To her left hand came the blue.

They set up a noise like crickets,
A chattering wise and sweet,
And her hair was a folded flower
And the quiet of love in her feet.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 18 03 2006 - 00:30
İleti #24


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



ATEŞLER
Rudyard Kipling

İnsanlar ocakta ateşler yakarlar
Herbirisi kendi çatı-ağacının altında, sever
Dünyaya hükmeden Dört Rüzgâr beni
Üfler dumanlarını bana.

Yüksek tepeler ve deniz boyunca
Ve bütün değişken göklerde,
Dört Rüzgâr üfler dumanlarını bana
Gözyaşları doluncaya dek gözlerimin içine.

Gözyaşları doluncaya dek gözlerimin içine
Ve neredeyse kalbim kırılıncaya dek
Eski hatıraları düşünmekten
Dumanla bir araya gelen.

Her rüzgârın her kayışıyla
Hasretli hatıralar gelir aklıma,
Kendime ev yaptığım her yerde
İnsanoğlunun yaşadığı dört bir köşede.

Dört kere yanar soğuğa karşı
Ve bir çatı yağmura karşı-
Dört kere hüzün, dört kere sevinç
Dört Rüzgâr gene getirir!

Nasıl cevap verebilirim ki hangisi daha iyi
Yanan bütün ateşlerin içinde?
Sık sık misafir ya da ev sahibi oldum
Sırasıyla her ateşte.

Nasıl arkamı dönebilirim hangi ateşe
Hiç kimsenin ocak taşı üzerinde?
Biliyorum gereken arzu ve merakı
Kendi yaptıklarım için harcadığım emeklere!

Nasıl şüphe edebilirim hiç kimsenin sevinç veya üzüntüsünden
Nerede parlarsa parlasın evlerinin ocağı?
İnsanın çektiği herşey
Nasılsa beni de benimkinde ziyaret etmeyecek mi?

Ey olanca kuvvetiyle üfleyen Dört Rüzgâr
Ve bilen bütün bunların doğruluğunu,
Biraz eğil ve taşı şarkımı arkanda
Bildiğim bütün insanlara!

Yağmura karşı çatıların
Veya soğuğa karşı ateşlerin olduğu yerlerde
Götür onlara benim şarkılarımı ve tekrarla
Sevgiyle dört kere ve sevinçle dört kere!

Çeviren: Vehbi Taşar

THE FIRES
By Rudyard Kipling

Men make them fires on the hearth
Each under his roof-tree, fond the
Four Winds that rule the earth
They blow the smoke to me.
Across the high hills and the sea
And all the changeful skies,
The Four Winds blow the smoke to me
Till the tears are in my eyes.
Until the tears are in my eyes
And my heart is wellnigh broke
For thinking on old memories
That gather in the smoke.
With every shift of every wind
The homesick memories come,
From every quarter of mankind
Where I have made me a home.
Four times afire against the cold
And a roof against the rain—
Sorrow fourfold and joy fourfold
The Four Winds bring again!
How can I answer which is best
Of all the fires that burn?
I have been too often host or guest
At every fire in turn.
How can I turn from any fire,
On any man’s hearthstone?
I know the wonder and desire
That went to build my own!
How can I doubt man’s joy or woe
Where’er his house-fires shine,
Since all that man must undergo
Will visit me at mine?
Oh, you Four Winds that blow so strong
And know that this is true,
Stoop for a little and carry my song
To all the men I knew!
Where there are fires against the cold,
Or roofs against the rain
With love fourfold and joy fourfold,
Take them my songs again!



Bu ileti Vehbi tarafından 18 03 2006 - 00:37 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 13 04 2006 - 21:23
İleti #25


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



YUMUŞAK SESLER ÖLÜNCE, MÜZİK

Yumuşak sesler ölünce, Müzik,
Bellekte titreşir-
Tatlı menekşeler hastalanınca, kokular,
Canlandırdıkları duyguların içinde yaşarlar.
Gül ölünce, gül yaprakları,
Sevgilinin yatağı için öbeklenir;
Ve böylece Sen gittiğinde, senin anımsamaların,
Aşkın kendisinde uyuklayacak.

Çeviren: Vehbi Taşar


Music, When Soft Voices Die
Percy Bysshe Shelley (1792–1822)

MUSIC, when soft voices die,
Vibrates in the memory—
Odours, when sweet violets sicken,
Live within the sense they quicken.
Rose leaves, when the rose is dead,
Are heap’d for the beloved’s bed;
And so thy thoughts, when Thou art gone,
Love itself shall slumber on.

Bu ileti Vehbi tarafından 13 04 2006 - 21:42 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post

18 Sayfa V   1 2 3 > » 
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 17 10 19 - 17:18