Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

 
Reply to this topicStart new topic
> Filistin Şiiri
bun çağrıştar
mesaj 10 01 2006 - 14:35
İleti #1


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 3,805
Katılım: 12 12 04
Nereden: uzak...
Üye No: 1,031



ÇADIR KUŞAĞI


İstersem gülümserim,
kolay ne var bundan.
Ama karanlığı kalacak gözlerimde
mezar çiçeklerinin,
bir yaşlı selvinin karanlığı kalacak,
alt üst olmuş yurdumun köylerinde,
acı sessizlikle kuşatılmış yurdumun köylerinde,
yıkıntılar arasında güçbelâ ayakta duran
bir yaşlı selvinin.

Hangi halkı parçalamıştır tarih,
parçaladığı kadar benim halkımı?
Halkım benim oldu toprağımdan,
saçıldı dört bir yana halkım benim.
Daldı yurdum uykuya
iççekişleri arasında ufkun.
Bense burdayım,
gözlerim kapkara, zifir gibi,
çadırların karanlığını taşır gözlerim.
Çocuk dudakları değil bu dudaklar artık,
analarını çağıran dudaklar değil,
döndüler kuru bir ekmeğe,
çağırmazlar hiç kimseyi.

Siz orda barıştan dem vurun hâlâ,
ben burda durayım köksüz.
Ben burda boşluğa asılmış bir tavan.
Çadırlarda büyüyen bir kuşağım ben,
ben, çadırlarda çoğalan.
Bir daha kulak verin,
bir daha dinleyin beni:
Büyüyen ve çoğalan bir kuşağım
ben kara çadırlarda.
Kalsın sizin ekmeğiniz sofranızda.
Uyuyayım ben burda aç ve susuz.

Ama tarih dört açsın gözünü
bizim çadır kuşağına.


Salim JABRAN

Çevirenler : A. KADİR - Afşar TİMUÇİN

Go to the top of the page
 
+Quote Post
pronectus
mesaj 21 01 2006 - 03:48
İleti #2


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,125
Katılım: 26 10 04
Üye No: 974



HAYKIRACAĞIM


Bana bir karış toprak kalana kadar,
bir tek zeytin ağacı kalana kadar,
bir tek portakal ağacı,
bir tek kuyu,
bir ufak koru kalana kadar,
anılar kalana kadar,
bir küçük kitaplık,
ölmüş dedemin resmi,
bir duvar kalana kadar,
arapça sözcükler, halk türküleri,
şiirler, el yazmaları kalana kadar,
Antar Al Absi masalları,
bu gözler, bu kitaplar, bu eller kalana kadar,
bir de bu soluk,
bendeki bu soluk...
Haykıracağım dünyanın suratına
özgür insanlar adına savaşı.
Doysun varsın utancın ekmeğiyle
alçak domuzlar,
güneşin düşmanları.
soluğum kesilene kadar
kalacak soluğum.
Ekmek olacak,
silâh olacak,
savaşan ellerde
soluğum.


Samih El KASIM
Go to the top of the page
 
+Quote Post
denizci
mesaj 27 01 2006 - 22:10
İleti #3


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 784
Katılım: --
Üye No: 479



ÖLMEYEN

Ölüyorum umut içinde.
Ölüyorum yangın içinde.
Ölüyorum asılarak.
Boğazım sıkılarak.

Demiyorum ama bir kez
aşkımız öldü.

Aşkımız ölmez.

Mahmud Derviş
Çeviren: A. Kadir – Afşar Timuçin

Filistin Şiiri, Çevirenler: A. Kadir, A. Timuçin, S. Salom, YAZKO, 1982
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bun çağrıştar
mesaj 24 02 2006 - 19:44
İleti #4


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 3,805
Katılım: 12 12 04
Nereden: uzak...
Üye No: 1,031



GENE GELECEĞİZ


Gene geleceğiz
karşılaşmanın yollarında.
Bir bülbül kulağıma fısıldadı:
Gene geleceğiz.
Bülbüller oralarda
yaşarlar henüz.
Şakırlar yazılarımızda.
Gene geleceğiz
gölgeleri arasında özlemin,
yadırgamanın mezarlarında
bizim yerimiz de var,
bu kesin.
Yorulma gönül,
dönüşün yollarında
çökme sakın.
Gene geleceğiz,
gene.


Abu SALMA

Çevirenler: A. KADİR - Süleyman Salom
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 23 07 2006 - 21:52
İleti #5


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,436
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



YENİ ÖNERİLER
Ahmed Dahbour (1946- )

Dünyaya ait zorbalar hangi hayvan ininden dışarıya kaçtılar?
Nero Romayı iki kere yaktı, sonra uyumsuz bir melodi besteledi
çalmaya devam etti bütün şehir onunla birlikte çalıncaya kadar.
O melodiye varis olan Holako
ateşe verdi
dünyanın kitaplığını, nehir aktı
mürekkeple, ve küllerden çekirgelerin
dili doğdu yükselen
delirmiş adama teşekkür etmek için.
Ve deliliğe verilen selamlardan sonra, Hitler geldi
(..) fakat yatıştırmak mümkün olmadığından,
denizi de içine almak zorunda kaldı
can alıcı yok edilişe,
ve denizde harp, karada kargaşalık,
birleştiler öfkeli büyük yangın felaketlerinde.

Ben de zorbayı gördüm-
gücü diğer üçünü zayıflatmış olan.
o hertürlü gaddarlığı işledi,
ve yine de: onun gününde,
beş şair vardı,
sessizliği yakalamış olan.

Çeviren: Vehbi Taşar


NEW SUGGESTIONS
Ahmed Dahbour (1946- )

Out of what lair did the earthly tyrants escape?
Nero burned Rome twice, then composed a discordant tune
he went on playing till the city sang with him.
Holako who inherited that melody
set fire
to the world's library, the river ran
with ink, and from the ashes was born
the language of the locusts which rose
to thank the madman.
After the salutations to madness, Hitler came
(..) but unable to be appeased,
had to include the sea
in his vital destruction,
and war at sea, turmoil on land,
combined in their angry conflagration.

I too have seen a tyrant-
whose power diminished the other three.
he has committed every atrocity,
and yet: in his day,
there were five poets,
who took to silence.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 28 02 2007 - 19:38
İleti #6


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,436
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



BABAM VE İNCİR AĞACI
Naomi Shihab Nye

Başka yemişlere, kayıtsızdı babam.
Kiraz ağaçlarını eliyle gösterirdi ve derdi,
“Görüyormusun onları? Keşke incir olsalardı.”
Akşam vakti yatak takımlarımın yanında otururdu
halk masalları örerek akılda kalan küçük atkılar gibi.
Herzaman bir incir ağacını karıştırırdı içlerine.
Uymadığı zaman bile, yapıştırırdı onu içersine.
Bir keresinde hoca yoldan aşağıya doğru yürüyordu ve bir incir ağacı gördü.
Ya da, o devesini bir incir ağacına bağladı ve uyuyakaldı.
Ya da, onu sonradan yakalayıp hapse attıklarında, incirlerle doluydu cepleri.

Altı yaşında bir kuru incir yedim ve o omuz silkti.
“Ben ondan konuşmuyordum! dedi,
Ben dosdoğru yerden büyüyen bir incirden konuşuyordum – Allahın hediyesi! – bir dalın üstünde yere değen o kadar ağır ki.
En büyüğünü toplamaktan bahsediyorum, en tombul,
en tatlı inciri
dünyadaki ve onu ağzımın içine atmaktan.”
(Burada dururdu ve kapatırdı gözlerini.)

Yıllar geçti, bir çok evlerde yaşadık,
hiçbirinde incir ağaçları yoktu.
Lima fasulyelerimiz, kabağımız, maydanozumuz, pancarlarımız vardı.
Annem dedi, “dik bir tane!”
Fakat babam katiyen dikmedi.
Bahçeye isteksizce baktı, sulamayı unuttu,
bamyayı çok fazla büyüttü.
“Ne hayalci adamdır o. Bak kaç tane şey başlatır da bitirmez.”

En son taşındığı zaman, bana bir telefon geldi,
Babam, bir şarkı teranesi tutturmuş Arapça
Benim daha önce hiç duymadığım. “Nedir o?”
Beni yeni avluya götürdü dışarda.
Orada, Dallas’ın ortasında, Texas’ta,
bir ağaç en büyük, en tombul,
en tatlı incirlerden dünyada.
“Bir incir ağacı türküsüdür o!” dedi,
yemişlerini çekip kopararak olmuş nişanlar gibi,
simgeleri, güvencesi
bir dünyanın her zaman onun kendisine aitti.

Çeviren: Vehbi Taşar


MY FATHER AND THE FIG TREE
Naomi Shihab Nye

For other fruits, my father was indifferent.
He'd point at the cherry trees and say,
"See those? I wish they were figs."
In the evening he sat by my beds
weaving folktales like vivid little scarves.
They always involved a figtree.
Even when it didn't fit, he'd stick it in.
Once Joha1 was walking down the road and he saw a fig tree.
Or, he tied his camel to a fig tree and went to sleep.
Or, later when they caught and arrested him, his pockets were full of figs.

At age six I ate a dried fig and shrugged.
"That's not what I'm talking about! he said,
"I'm talking about a fig straight from the earth -- gift of Allah! -- on a branch so heavy it touches the ground.
I'm talking about picking the largest, fattest,
sweetest fig
in the world and putting it in my mouth."
(Here he'd stop and close his eyes.)

Years passed, we lived in many houses,
none had figtrees.
We had lima beans, zucchini, parsley, beets.
"Plant one!" my mother said.
but my father never did.
He tended garden half-heartedly, forgot to water,
let the okra get too big.
"What a dreamer he is. Look how many things he starts and doesn't finish."

The last time he moved, I got a phone call,
My father, in Arabic, chanting a song
I'd never heard. "What's that?"
He took me out back to the new yard.
There, in the middle of Dallas, Texas,
a tree with the largest, fattest,
sweetest fig in the world.
"It's a fig tree song!" he said,
plucking his fruits like ripe tokens,
emblems, assurance
of a world that was always his own.





Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 10 07 2007 - 11:36
İleti #7


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,436
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



YETER BANA
Fadwa Tuqan (1917-2003)

Ölmek yeter bana onun yeryüzünde
gömülmek onun içinde
erimek ve yok olmak onun toprağında
sonra filiz vermek bir çiçek gibi
benim yurdumdan bir çocuğun oynadığı.
Kalmak yeter bana
sarılarak yurdumun boynuna
bir avuç dolusu toz gibi yakın olmak ona
bir çimen filizi
bir bahar çiçeği.

Çeviren: Vehbi Taşar

ENOUGH FOR ME
Fadwa Tuqan (1917-2003)

Enough for me to die on her earth
be buried in her
to melt and vanish into her soil
then sprout forth as a flower
played with by a child from my country.
Enough for me to remain
in my country's embrace
to be in her close as a handful of dust
a sprig of grass
a flower.

.

Bu ileti Vehbi tarafından 10 07 2007 - 11:37 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 11 07 2007 - 23:57
İleti #8


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,436
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



BEN ORALIYIM
Mahmoud Darwish (1941- )

Ben oradan gelirim ve hatırlarım,
herkes gibi doğdum, bir anam vardır
ve çok pencereli bir evim,
erkek kardeşlerim vardır benim, arkadaşlarım, ve bir tutukevim.
Bir dalgam vardır koparıp götürdüğü martıların.
Bir manzaram vardır kendimin ve fazladan bir bıçağım çimenden.
Bir ayım vardır aşmış zirvelerini sözcüklerin.
Yiyeceklerim vardır Tanrının verdiklerinden, kuşlardan ve zeytin ağacından
görüş alanının dışında zamanın.
Bir yanından öbür yanına geçtim karanın, kılıçlar bedenleri şölenlere çevirmeden evvel.
Ben oradan gelirim. Gökyüzünü anasına geri veririm, gökyüzü anam
diye ağladığı zaman, haberi olsun diye ağlarım geri dönen bir bulutun benden.
Öğrendim kan lekeli avluların sözcüklerini kuralları bozmak için.
Öğrendim ve parçalarına ayırdım bütün sözcükleri ben tek birini kurmak için:
Evim.

Çeviren: Vehbi Taşar


I AM FROM THERE
Mahmoud Darwish

I come from there and remember,
I was born like everyone is borne, I have a mother
and a house with many windows,
I have brothers, friends and a prison.
I have a wave that sea-gulls snatched away.
I have a view of my own and an extra blade of grass.
I have a moon past the peak of words.
I have the godsent food of birds and olive tree beyond the ken of time.
I have traversed the land before swords turned bodies into banquets.
I come from there. I return the sky to its mother when for its mother the
sky cries, and I weep for a returning cloud to know me.
I have learned the words of blood-stained courts in order to break the rules.
I have learned and dismantled all the words to construct a single one:
Home

Bu ileti Vehbi tarafından 11 07 2007 - 23:59 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
a.şahin fidan
mesaj 12 08 2008 - 17:45
İleti #9


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 433
Katılım: 20 04 07
Üye No: 3,606



Şairler Ölür mü ?

Filistin’in ve modern Arap şiirinin en büyük isimlerinden Mahmud Derviş öldü. Filistin davasının aktif destekçilerinden biri olan Derviş, şiirleriyle sürgünün, savaşın ve çekilen tüm acıların en etkili sözcüsü olmuş, dünyada pek çok dile çevrilip ödüller almıştı

KUDÜS - Filistin halkı, bitmek bilmeyen savaş ve acılara en büyük ozanını kaybetmenin hüznünü de ekledi. Yalnız Filistin’in değil, Arap dünyasının yaşayan en büyük şairlerinden biri olan Mahmud Derviş, öldü.
Mahmud Derviş, uzun süredir kalp rahatsızlığı çekiyordu. Hatta geçen yıl düzenlenen Beyoğlu Şiir Festivali’nin Onur Konuğu olmasına rağmen, üçüncü kalp spazmını geçirdiği için gelememişti. Tedavi için ABD’ye giden şair, çarşamba günü Houston Memorial Hermann Hastanesi’nde başarılı olduğu söylenen bir açık kalp ameliyatı geçirdi. Ancak üç gün sonra, beklenmedik komplikasyonlar sonucu, yaşama veda etti. Şimdi Filistin, büyük şairinin cenazesini karşılamaya hazırlanıyor. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas şairin ölümünü, “Filistin halkı, Arap ve İslam dünyasına, barış ve özgürlük seven herkese Filistin’in yıldızının kaybolduğu haberini vermek, yüreğime ve ruhuma büyük bir acı vermektedir” sözleriyle duyurdu. Abbas, ülkede üç gün yas ilan etti. Derviş’in naaşının Salı günü Ramallah’ta olması bekleniyor.

Halkının tanığı

Bir başka Filistinli şair Mahmut Derviş’i “Filistin halkının nefesi, sürgünün ve aidiyetin en önemli tanığı” diye tanımlıyor. Hakikaten Derviş, daha ilk gençlik yıllarında yazdığı ilk şiirlerinden itibaren, yarım asırlık edebiyat serüveni boyunca İsrail’e karşı özgürlüğünü arıyan Filistin’in yaşadığı savaşların, sürgünlerin, baskı ve cinayetlerin tanığı ve kurbanlarından biri oldu. Sayısı yirmiyi aşan şiir ve deneme kitaplarında ele aldığı pek çok tema içinde özellikle bu tanıklığıyla tanınan bir edebiyatçıydı. Arap şiirinin köklü geleneğinden beslenen epik yapıtlarıyla, kendi şiirini kuran Mahmud Derviş, tüm dünyada yirmiden fazla dile çevrildi ve aralarında 2003 Nazım Hikmet Ödülü’nün de bulunduğu pek çok ödüle değer bulundu.
Mahmud Derviş, 1941’de bugün İsrail sınırları içinde bulunan Akko kentinin köylerinden El-Berva’da doğdu. Köyünün 1948 Arap-İsrail savaşı sırasında saldırıya uğramasıyla, kendi topraklarından ayrılmanın acısını ilk yaşadığında yedi yaşındaydı. Çocuk yaşta şiir yazmaya başlayan Mahmud Derviş, ilk şiirlerini yayımladığı dönemde, El-Ard (Toprak) hareketinde de çalışmaya başlamıştı. Yıllarca gazetecilik yaptı, El İttihad gazetesi ile El Cedid dergisinin yazı işleri müdürlüklerini yaptı. Filistinliler’in yaşadığı zorlukları dizelerine taşıyan çağdaş Filistin şiirinin önde gelen temsilcisi olduğunda, şiirleri ve yazıları nedeniyle İsrail ordusu tarafından tutuklandı. 1970 yılında İsrail’den sürgün edildi ve yıllar boyu bir çok Avrupa ve Arap kentinde dolaşıp durdu.

Siyasetin içinde yer aldı

1982 Eylül’ünde Sabra-Şatilla kampında Filistinli mültecilere yönelik katliamın ardından Beyrut Kasidesi’ni yazmış ve bu kaside ile 1984’te de dönemin Sovyetler Birliği’nde Lenin ödülünü almıştı. Şairin Türkiye’de basılan şiir kitapları arasında Zeytin Yaprakları, Filistinli Sevgili, “Gecenin Sonu, Uzak Bir Sonbahar’ın Hafif Yağmuru, Celile’de Kuşlar Ölür, Düğünler, Uykudan Uyanıyor Sevgilim, Yedinci Deneme, Beyrut Kasidesi bulunuyor.
Mahmut Derviş, 1988’de Filistin’in bağımsızlık deklarasyonunun yazan kişiydi. Yıllarca Filistin Kurtuluş Örgütü’nün yönetiminde yer alan Derviş, bu görevinden 1993’te, Oslo anlaşmasını protesto etmek için ayrılmıştı. 1995’ten bu yana yaşamını Batı Şeria’daki Ramallah’ta sürdürüyordu. Filistin yönetimi, Mahmut Derviş’i, doğduğu köyde gömmek için İsrail Hükümeti’yle temasa geçileceğini bildirdi. (Kültür Sanat)



BEYRUT KASİDESİ

(...)
Ey kızım seviyorduk seni
Şimdi yüksek suskunluğu bekliyoruz
Huş ağacından süpürgeler taşıyoruz
Üstümüzde öfkeyse dağıtırız... dağıtırız
Ah ondan... ne diye avuçlamadık göbeğini ufkun
Her uzanışında ellerini
Bizi boğmaya yeltendiğinde

Beyrut yok
Sırtımız önümüz denizin sırları yok

Kanımızı yitirene kadar evet
Anıların sözcüklerini yitirene kadar

Ancak söylerim şimdi yok
O son bombardımanda yok
O yer çukurda başka bir şey kalmadı yok
O ruh içinde kalmadı yok
Beyrut yok
(...) Çev: Metin Fındıkçı

FİLİSTİNLİ SEVGİLİ

“Gözlerin bir diken
yüreğe saplanmış, sevilen,
işkencesine dayanılamayan.
Gözlerin bir diken,
rüzgârdan koruduğum, acıların, gecelerin,
derinlere sapladığım.
Kandiller yanar ışığınla,
geceler dönüşür sabaha.
Bense unuturum birden,
- göz rastlar rastlamaz göze-,
yaşadığımız bir vakitler
kapının ardında
yanyana.
(...)
Gözleriyle Filistin,
kollardaki, göğüslerdeki dövmelerle Filistin,
adıyla sanıyla Filistin.
Düşlerin Filistin’i ve acıların,
ayakların, bedenlerin ve mendillerin Filistin’i,
sözcüklerin ve sessizliğin Filistin’i
ve çığlıkların. ve doğumun Filistin’i,
taşıdım seni eski defterlerimde ateşi gibi.
Kumanya gibi taşıdım seni gezilerimde.
Koyaklarda çağırdım seni bağıra bağıra,
inlettim senin adına koyakları:


Alıntı :Radikal Gazetesi
Go to the top of the page
 
+Quote Post
a.şahin fidan
mesaj 13 01 2009 - 18:45
İleti #10


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 433
Katılım: 20 04 07
Üye No: 3,606



..................................

kaydet, ben bir arabım...
kart numaram elli bin...
sekiz çocuğum var...
dokuzuncusu önümüzdeki yaz geliyor.
kızdın mı...
kaydet, ben bir arabım...
işçi yoldaşlarla taş keserim...
kayayı sıkarım...
bir ekmek...
bir kitap...
kazanmak için
sekiz çocuğum...
ama ben merhamet dilenmem...
sığınmam kanadının altına...
kızdın mı...
kaydet, ben bir arabım...
bir ismim ben...
bu çılgın dünyada sebatlı...
ama lütfen yaz...
herşeyden öte...
kimseden nefret etmem ben...
kimseyi soymam...
ama aç bırakıldığımda...
beni yağmalayanın etini yerim...
açlığımdan sakın...
sakın gazabımdan .

mahmud dervis
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Antitez
mesaj 05 02 2010 - 19:13
İleti #11


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 47
Katılım: 18 08 09
Üye No: 7,703



AHMED ZAATAR


Kekikten ve karamış taştan
O eller için
Bu çığlık
Unutulmuş ve yapayalnız
Ahmed için.
Gelip geçen bulutlar
Yurtsuz ve yabancı koydu beni
Ve yalnız dağlar cesaret ediyor
Beni bağrına basmaya
Kıraç bir toprakta.
Doğuyorum yine o eski yaralardan
Sokuluyorum toprağa
Bütün ayrıntılarını görünceye dek
Doğuyorum yine
Denizin taştığı yıl
Kül olmuş kentlerden
Kendimi yapayalnız bulduğum.

Ahmed’di o deniz
Kurşunlar arasından köpük köpük
Bir kamptı öfkeyle büyüyen
Yağan kekikti üstümüze
Ve savaşçılara
Ellerine ayaklarına baktı Ahmed
Unutulmuş trenlerin
Anılarıyla büyüyen
Kimsenin karşılamadığı
Kimsenin el sallamadığı
Yaseminlerle.
Ayakta dikildi yapayalnız
Kendini dinlediği gecelerde
Hakkın hasretini çekerek
Yirmi yıl
Yirmi yıl o yer senin bu yer benim
Dolaştı bir kimliği sora sora
Yalnız yanardağların yanıtladığı.

Ben Arap Ahmet’im
Dedi
Ben kurşunlar
Ben portakallar
Ve düşler.
Benim çadırımdır Tel Zaatar
Anayurt benim
Sürüp giden o yolculuk anayurda
Doğu’dan ta Batı’ya
Bilendi bütün kılıçlar
Ahmed tanımaya başlarken
Ellerini ayaklarını
Süzülen bir yıldız gibi
Bakıp bakıp Hayfa’ ya.
Ahmed’di seçilen kurban
Kentler asfalt organlarını
Bırakıp arkalarında
Düştüler peşine Ahmed’in
Öldürmek için.
Doğu’dan ta Batı’ya
Cenaze törenini hazırlıyorlardı.
Giyotinlerden giyotin beğenip.

Ben Arap Ahmed
Gelsin kuşatmacılar!
Benim kal’am gövdem
Gelsin kuşatmacılar!
Ateş hattıyım ben
Kuşatacağım onları
Çünkü göğsüm
Sığınaktır halkıma
Gelsin kuşatma!

Uzanmış suyun karşısına
Küçük ayrıntılar arasında geziniyorum
Derken dağılmaya başlıyorlar
Akşamla birlikte
Yitiyorum
Uzaklardan gelen
Çıngırak seslerinin içinde.
Kanayan yerlerimden
Anlıyorum yaşadığımı.

Ayak bastığım her yol
Kaçınıyor benden
Kaçıyor
Gönül verdiğim her kent
Ceketimi fırlatıyor bana.

Şiirlere sığınıyorum
Düşlere
Anlıyorum çok geçmeden
Düşlerime kadar girmiş bıçaklar.
Bir mum yakıyorum
Kapanmayan yaramdan.
Bu gece
Bütün çakıl taşları soluyor

Ve damarlı.
Uzaklardaki güzel karım
Sessizliğin senin
Eritti bu ölgün geceyi
Banklar ve ağaçlar
Donup kaldı gölgende.
Hatırla beni
Kendimi unutmadan önce.
O kayalar mektubumdur
Yeryüzüne.
Yükseleceğim
Meyve küfelerinden
Denizden
Yükseleceğim yoksulun şarkısından
Onların şarkısından:
Yaşayacağız!
Yaşayacağız! diyen.

Kekikten ve taştan Ahmed
Yükseleceksin
Hayır! diyerek
Derinden esvap yapacak
Kırlardan gelen köylüler
Zalimleri ortadan kaldırmaya.
Bir çiçek olacak yumruğun
Bir bomba
Her gün hayır! demek için kalkan.
Kılıçlardan kesik kesik gövden
Yeniden yapılacak
Doğacak güneşlerden
Ve dalgalarla nikâhlanacak
Giyotin altında
Hayır! diyeceksin
Hayır!

Akan kanımda öleceksen
Yeniden doğmak için
Un çuvallarından.
Geleceğiz ses vermek için sesine
Bizi çağırdığın zaman
Ve ölümün çehresi
Yitip gidecek sözlerimizden.
Eli ölümün
Savurup atacak bizi
Yalın bir yurda doğru
Yasemin bir düşün beklediği.

Kuşlar bana bıraktı şarkılarını
Ve ben koştum
Yürek atışına tarlaların.
Kanımın derinliklerine in
Derinliklerine in
Derinliklerine ekmeğin
Yalın bir yurdumuz olsun
Yasemin bir düşün beklediği.
Her günkü Ahmed
Saf ve Basit Ahmed
Nasıl kaldırdın ayrılıkları
Meyveyle taş arasında
Kurşunla geyik?
Arap Ahmed, diren!
Kuşatma altında gezeceğiz
Ulaşıncaya dek kıyısına
Ekmeğin ve dalgaların.
Öleceğiz düşü uğruna
Bir yurdun
Ve bekleyen yaseminlerin.

Onda Güz’ün eğrileri var.
Kandaki şiirdir Ahmed.
Dağlar gibi kırışık yüzü
Yankısı çağıran seslerin
Birleşen gövdelerin.
Ey tanınmayan Ahmed
Nasıl yaşadın aramızda
Tam yirmi yıl
Hâlâ belli belirsiz yüzün
Hep çizgilerinde dolaştığımız
Tanınmayan yüzün
Ey ormanlar
Alevler kadar gizli Ahmed
Bize yüzünü tanıt
Söyle son sözünü
Dağılacağız sessizlikte
Geri adım atacağız
İşitsin diye ölüler sözlerini
Yaşayanlar
Belki tanır diye çizgilerini.
Ahmed
Ahmed kardeşim
Kahramanca ölümünü bekliyoruz
Ne zaman?
Ne zaman?
Ne zaman?

Mahmud Derviş
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 31 07 2018 - 18:43
İleti #12


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,436
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Çok kısa bir sűre őnce yanyana barış içinde yaşayan ve komşuluk yapan Yahudiler ve Arapların nasıl bu hale geldiklerini tartışmak bir şairin işi değil. Őzellikle Osmanlı Ímparatorluğunda ve Cumhuriyet Tűrkiyesinde herzaman şefkat ve iyi muamele gőrműş olan Yahudilerin bu şekilde eleştirilmeleri ve bu şiiri yazan genç kadın şairi hapiste sűrűndűrmeleri çok acı duyulacak bir olaydır. Buna rağmen bu şiiri Tűrkçe’ye çeviriyorum. Çűnkű gűzel bir şiir.

Direnin Ínsanlarım, Direnin—Dareen Tatour (1982--) Arapça’dan Íngilizceye çeviren şair Tarıq al Haydar’dır.

Direnin, insanlarım, direnin onlara.
Ben yaralarımı sardım ve kederlerimin nefesini içime çektim Kudűs’te
Ve ruhumu taşıdım avuçlarımın içinde
Filistin Arap olsun diye.
Boyun eğmeyeceğim “barışçı çőzűme,”
Bayraklarımı indirmeyeceğim asla
Memleketimden çıkarıncaya kadar onları
Gelecek bir zamanda.
Direnin, benim halkım, karşı koyun onlara,
Karşı koyun bizim yerimize yerleşenlerin soygunculuğuna
Ve izinden gidin şehitler kervanının.
Utanç verici anayasayı yırtıp atın
Alçaltılmayı ve kűçűk dűşűrűlmeyi zorla kabul ettiren
Ve adaleti geri getirmekten alıkoyan bizi.
Onlar yaktılar gűnahsız çocukları;
Hadil’e gelince, haince saldırdılar ona herkesin içinde,
Apaçık gűn ışığında vurdular onu.
Direnin insanlarım, direnin onlara.
Sőműrgecilerin acımasız saldırısına karşı koyun.
Aldırmayın aramızdaki casuslarına onun
Bizi zincirleyen barış yanılgısıyla
Şűpheci dillerden korkmayın;
Gerçek daha kuvvetlidir sizin kalbinizde
Íşgallerin ve zaferlerin içersinde
Ayakta kalan bir memlekette.
Ali Mezarından çağırıyor sizleri;
Benim asi ruhlu halkım, direnin.
Nesir halinde yazın bana Malabar odunun űzerine
Benim kemiklerimde siz varsınız bir yanıt gibi.
Direnin insanlarım, direnin.
Direnin insanlarım, direnin onlara.

Çeviren: Vehbi Taşar

Resist, My People, Resist Them -- Dareen Tatour (1982- ) (translated to English by Tariq al Haydar)

Resist, my people, resist them.
In Jerusalem, I dressed my wounds and breathed my sorrows
And carried the soul in my palm
For an Arab Palestine.
I will not succumb to the “peaceful solution,”
Never lower my flags
Until I evict them from my land.
I cast them aside for a coming time.
Resist, my people, resist them.
Resist the settler’s robbery
And follow the caravan of martyrs.
Shred the disgraceful constitution
Which imposed degradation and humiliation
And deterred us from restoring justice.
They burned blameless children;
As for Hadil, they sniped her in public,
Killed her in broad daylight.
Resist, my people, resist them.
Resist the colonialist’s onslaught.
Pay no mind to his agents among us
Who chain us with the peaceful illusion.
Do not fear doubtful tongues;
The truth in your heart is stronger,
As long as you resist in a land
That has lived through raids and victory.
So Ali called from his grave:
Resist, my rebellious people.
Write me as prose on the agarwood;
My remains have you as a response.
Resist, my people, resist them.
Resist, my people, resist them.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 01 10 2018 - 17:47
İleti #13


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,436
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Bir Şarkı-- Ghassan Zaqtan (1954- )

San ve şeref aynı şekilde
bőlűştűrűlműş olan herkesin arasında
őnderler için madalyalara
sıradan insanlar için ővgűlere
őlen insanlar için resimlere
tamamladı dőnűşűnű kendisinin etrafında
ve kum torbalarının űstűne yaslanıyor şimdi
sen yuvarlayabilesin diye
ve tűttűrebilesin diye
bűtűn tűtűn paketini
bundan sonraki çatışma başlamadan őnce

Arapça’dan Íngilizce’ye çeviren: Fady Joudah
Tűrkçe çeviri: Vehbi Taşar

A Song-- Ghassan Zaqtan

The glory that has been evenly split
among everyone
into medals for the leaders
praise for rank and file
and pictures for the dead
has finished its cycle
and is leaning now
on sandbags so you can roll
and smoke your whole
tobacco pack
before the next war comes

translated from the Arabic by Fady Joudah







Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 03 10 2018 - 16:03
İleti #14


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,436
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Sakin Gűn—Ghassan Zaqtan

Caddelerde őlű yok bugűn
sakin bir gűn,
trafik normal,
bol bol yer var
dűnűn őlűlerine
bir geçit tőreni dűzenlemeye
yer var
dűnyaya bir rűya, bir fikir, kűçűk bir çocuk eklemeye
sevilen bir kayığın kűreğini lűzumundan fazla çekmeye
bir hűcreye bir ad takmaya
yeni bir aşka bir gűl vermeye
bir yoldaşa bir el uzatmaya

Sakin bir gűn bugűn, yayalara ait bir gűn
Beyrut’un sokaklarında dans etmek için,
otobűslerin yolunu tıkamak için ve gazeteleri
satın almamak için:
gazeteler iş yerlerine çıkıp gittiler zaten
ve őlűler Şehitler Kaldırımının űzerinde beklerler
Sabra’nın dış mahallelerinde dinlenmek için

komşumuz geceliğinin içinde atacaktır adımını dışarıya
bizim etrafımıza birazcık mahmurluk asmaya
biraz halsiz uyanma
o kadın çok uykuludur harfleri kelimelerin içine sokuşturmaya

Nerede bu uçsuz bucaksız sabahın űzerinde başıboş gezinen yaşam?
Biz bırakmayacağız katiyen
Onun geceliğinin beyazlığından ortaya çıkan bir neden
bizleri aşağıya caddelere taşımak için gelecek olan
Onun “Íyi sabahlarının” içinde őlű olarak.

Çeviren: Vehbi Taşar


Calm Day
BY GHASSAN ZAQTAN

No dead on the streets today
is a calm day,
traffic is normal,
there's ample room for the procession
of yesterday's dead,
room to add
a dream, an idea, a little boy,
an extra push for the beloved boat,
a nom de guerre for the cell,
a rose for a new love,
a hand to a comrade

Some room to stay alive for some time,
enough time to shake your hands
and reach the sun
Biraz yer vardır bir sűre hayatta kalmaya,
yeterince vakit vardır el sıkışmalara
ve gűneşe ulaşmaya

Today is a calm day, a pedestrian day
in Beirut dancing in the streets,
obstructing buses and not buying
newspapers:
the newspapers already went out to offices
and the dead are resting on the Pavement of Martyrs
at the outskirts of Sabra

A calm day,
our neighbor will step out in her nightgown
to hang some sleepiness around us,
some sluggish waking
she's too lethargic to gather letters into words
Sakin bir gűn,

Where is life on this vast sauntering morning?
We won't leave
Out of the whiteness of her gown a reason
will come to carry us down to the streets
dead in her "Good morning"
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 31 12 2018 - 23:51
İleti #15


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,436
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Kan, Taş, Yanmak, ve Alevler. Naomi Shibab Nye’ın bu iki şiiri Filistin Arap'larının çektikleri acıları bu sembollerle anlatıyor. Naomi’nin babası ikinci şiirde anlatıldığı gibi bir Filistin Arap műltecisidir. Fakat annesi Amerika’lıdır. “Shibab” Arapça kayan yıldız demekmiş.

Eski Yılın Yanışı—Naomi Shibab Nye (1952--)

Mektuplar yutar kendilerini saniyelerin içersinde.
Notlar dostların bağladığı kapı tokmağına,
saydam kırmızı kağıt,
gűve kanatları gibi cızırdar,
evlenir havayla.

Herhangibir senenin ne kadar çoğu yanar kolaylıkla,
sebzelerin listeleri, yarım kalan şiirler.
Turuncu helezoni girdap yapan gűnlerin alevi,
bir taş o kadar kűçűktűr ki.

Birşey vardı orada ve aniden yok orada,
ve yokluk haykırır, şenlik çıkarır, bir boşluk bırakır.
Ben başlarım bir daha en kűçűk sayılarla.

Hızlı dans, kayıpların ve yaprakların karman çorman edilişi,
yapmadığım şeyler sadece
çatırdar alevlenme őldűkten sonra.

Çeviren: Vehbi Taşar

Burning the Old Year
BY NAOMI SHIHAB NYE

Letters swallow themselves in seconds.
Notes friends tied to the doorknob,
transparent scarlet paper,
sizzle like moth wings,
marry the air.

So much of any year is flammable,
lists of vegetables, partial poems.
Orange swirling flame of days,
so little is a stone.

Where there was something and suddenly isn’t,
an absence shouts, celebrates, leaves a space.
I begin again with the smallest numbers.

Quick dance, shuffle of losses and leaves,
only the things I didn’t do
crackle after the blazing dies.


Kan—Naomi Shibab Nye

“Gerçek bir Arap bilir bir sineğin nasıl yakalanacağını ellerinin içersinde,”
Benim babam derdi. Ve ispat ederdi onu,
avuçlayarak vızıldayanı anında
ev sahibi dikkatle bakarken elinde sineklikle.

Avuçlarımız yılanlar gibi soyuldu ilk baharda.
Gerçek araplar karpuzun iyileştirebileceğine inanırdı elli şekilde.
Ben bunları değiştirirdim ortama uysun diye.

Yıllar őnce, bir kız çocuğu kapıyı çaldı
Arabı gőrmek istedi.
Ben dedim bizde Arap yoktu.
Ondan sonra sőyledi babam bana onun kim olduğunu,
“Şibab” --- “kayan yıldız”--
iyi bir isim, gőkyűzűnden ődűnç alınan.
Bir keresinde ben dedim ki, “Biz őldűğűműz zaman, geri mi vereceğiz onu?”
O, “gerçek bir Arap bunu derdi”, dedi.

Bugűn gazete başlıkları pıhtılaştırır benim kanımı.
Kűçűk bir Filistin’li őn sayfada sallanır asılı durarak bir kamyona.
Evsiz incir, bu trajedi korkunç bir kőkle
çok bűyűktűr bize. Biz hangi bayrağı dalgalandırsak ki?
Ben dalgalandırırım taşın ve çekirdeğin bayrağını,
masa őrtűsű dikişleri mavide.

Babama telefon ederim, konuşuruz haberler konusunda.
Bu onun için çok fazla,
Onun iki lisanı da erişemez ona.
Ben kırlık yere sűrerim arabayı koyunlar, inekler bulmaya,
savunma yapmaya havayla:
Kim medeni diye çağırır herhangi birini?
Ağlayan kalbin otlanabildiği yer neresi?
Gerçek bir Arap ne yapar şimdi?

Çeviren: Vehbi Taşar

Blood
BY NAOMI SHIHAB NYE

“A true Arab knows how to catch a fly in his hands,”
my father would say. And he’d prove it,
cupping the buzzer instantly
while the host with the swatter stared.

In the spring our palms peeled like snakes.
True Arabs believed watermelon could heal fifty ways.
I changed these to fit the occasion.

Years before, a girl knocked,
wanted to see the Arab.
I said we didn’t have one.
After that, my father told me who he was,
“Shihab”—“shooting star”—
a good name, borrowed from the sky.
Once I said, “When we die, we give it back?”
He said that’s what a true Arab would say.

Today the headlines clot in my blood.
A little Palestinian dangles a truck on the front page.
Homeless fig, this tragedy with a terrible root
is too big for us. What flag can we wave?
I wave the flag of stone and seed,
table mat stitched in blue.

I call my father, we talk around the news.
It is too much for him,
neither of his two languages can reach it.
I drive into the country to find sheep, cows,
to plead with the air:
Who calls anyone civilized?
Where can the crying heart graze?
What does a true Arab do now?











Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 27 03 2019 - 20:42
İleti #16


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,436
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Íş Ílanı—Najwan Darwish (1978- )

Sıkı bir műdűr lazım bana
ve hamarat bir sekreter
ve bir muhabir kahvemi yapmaya
ve çayımı hazırlayamaya
benim bir entelektűele ihtiyacım var
ve bir şaire
ve bir mafiya vaftiz babasına
yaşamımı bőlmek için onların arasında

Ve ilan edeceğim bir sűre sonra
iflasımı
şirketler nasıl yaparsa

Bir hizmetçi lazım bana
ve bir vatan haini
bir aşık beni katledecek
dőverek őldűrűnceye dek
terliklerle banyoda:
bir kraliçe lazım bana
bana ihanet edecek kralla

Çeviren: Vehbi Taşar


Want Ad
BY NAJWAN DARWISH
TRANSLATED BY KAREEM JAMES ABU-ZEID

I need a strict manager
and an energetic secretary
and a correspondent to make my coffee
and my tea
I need an intellectual
and a poet
and a mafia godfather
to divide my life among them

And I’ll announce, after a while
my bankruptcy
like the companies do

I need a servant
and a traitor
a lover to have me murdered
beaten to death
by sandals in the bath:
I need a queen
to betray me with the king
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 28 03 2019 - 19:25
İleti #17


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,436
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Bir Saygı Duruşu—Najwan Darwish

Ve Ermeniler ne dediler?

Bir Emevi keşişi
bizim űzerimizde buğday ve yűn eğiriyor

Zaman bir bostan korkuluğudur

..........

Dedi Ermeniler


Çeviren: Vehbi Taşar

A Moment of Silence
BY NAJWAN DARWISH
TRANSLATED BY KAREEM JAMES ABU-ZEID

And what did the Armenians say?

An Umayyad monk
spins wheat and wool above us

Time is a scarecrow





That’s what the Armenians said
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 28 03 2019 - 19:34
İleti #18


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,436
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Najwan Darwish 1978 yılında Kudűs’te doğmuştur.

KUDÜS—Najwan Darwish

Ben seni terkettiğim zaman taşa dőnűşűrűm
ve taş olurum geri dőndűğűm zaman.

Ben Medusa koyarım adını senin
ben sana Sodom’un ve Gomorra’nın ablası derim
sen vaftiz kurnasısın Roma’yı yakan

Őldűrűlenler onların şiirlerini mırıldanırlar űzerinde tepelerin
ve isyancılar serzenişte bulunurlar hikayelerini anlatanlara onların
denizi arkamda bırakırken ve geri gelirken ben
sana, geri dőnerken
bu kűçűk nehirle senin umutsuzluğunun içine akan

Kuran’ı ezberden okuyanları duyarım ve kefencilerini cesetlerin
baş sağlığı dileyenlerin tozunu işitirim
ben daha otuzuma gelmedim, fakat sen beni birçok kereler yaktın
ve her seferinde, senin hatırın için
yűzeye çıkarım yeryűzűnden
Bırak sana ővgűler okuyanlar cehennem gitsinler bu yűzden
senin çektiğin acının hatıralarını satanlar hediyelik eşya olarak
onların hepsi, şimdi, benimle birlikte, resmin içinde ayakta duran

Ben Medusa koyarım adını senin
ben sana Sodom’un ve Gomorra’nın ablası derim
sen vaftiz kurnasısın hala yanan.

Ben seni terkettiğim zaman taşa dőnűşűrűm
ve taş olurum geri dőndűğűm zaman.

Çeviren: Vehbi Taşar

JERUSALEM - Poem by Najwan Darwish

When I leave you I turn to stone
and when I come back I turn to stone

I name you Medusa
I name you the older sister of Sodom and Gomorrah
you the baptismal basin that burned Rome

The murdered hum their poems on the hills
and the rebels reproach the tellers of their stories
while I leave the sea behind and come back
to you, come back
by this small river that flows in your despair

I hear the reciters of the Quran and the shrouders of corpses
I hear the dust of the condolers
I am not yet thirty, but you buried me, time and again
and each time, for your sake
I emerge from the earth
So let those who sing your praises go to hell
those who sell souvenirs of your pain
all those who are standing with me, now, in the picture

I name you Medusa
I name you the older sister of Sodom and Gomorrah
you the baptismal basin that still burns

When I leave you I turn to stone
When I come back I turn to stone
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 25 05 2019 - 16:06
İleti #19


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,436
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Fady Joudah bir Filistin mūltecisidir.

Benzetme—Fady Joudah (1971- )

Kızım
zarar vermezdi bir őrūmceğe
Yuva yapmış olan
Bisikletinin iki el tutacak yerlerinin arasında
Bekledi
Íki hafta
O gidinceye kadar kendi arzusuyla

Eğer ağı parçalarsan dedim ona
O anlayacaktır açıkça
Ev denilmeyeceğini bu yere
Ve senin gidebilirdin bisikletle.

O dedi ki işte bu yūzden başkalarına
Mūltecilik yaptırılır őyle değil mi?

Çeviren: Vehbi Taşar

Mimesis
BY FADY JOUDAH (1971-)

My daughter
wouldn’t hurt a spider
That had nested
Between her bicycle handles
For two weeks
She waited
Until it left of its own accord

If you tear down the web I said
It will simply know
This isn’t a place to call home
And you’d get to go biking

She said that’s how others
Become refugees isn’t it?
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 17 08 2019 - 07:32
İleti #20


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,436
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Bizim Dūnyamızın içindeki Hiçbirşey Yerine Oturmaz Gibi Gőzūktū—Naomi Shibab Nye (1952-)

Onlar bizi işgal etmeye başladılar bir zamanlar.
Evlerimizi ve ağaçlarımızı elimizden alarak ve sınırlar çizerek,
bizi ufacık yerlerin içersine iterek.
O bir pazarlık değildi, ne de anlaşma, gerçek bir savaş bile değildi, ya da.
Őyleymiş gibi gősterdiler bugūne kadar.
Fakat başka bir şeydi o.
Biz ūzūntū duyduk onların başına gelenlere ama
bizim kabahatimiz değildi ki o.
Siz bilmezsiniz kūçūk bir kara parçasının ne demek olduğunu
birisi onu elinizden alıncaya kadar ve ona geri gidemeyince kadar.
Ayaklarınız oraya gitmek ister hala.
Şimdi havaya savrulan evsiz tozdan daha kőtū,
tūmūyle kaybolmuş hissiniz sizler.
Beni ağlattı holdeki uzun geçidi dūşūnmek bile,
soğuk taş geçidi kapımızın içinde.
Hiçbirşey yerine oturmazdı yıllarca.
Silahlarla, ūniformalarla, bildirilerle geldiler onlar.
Life dergisi,
‘Hayret edilecek birşeydi bazı Arapları hala evlerinde bulmak,’ dedi.
Hayret edilecek mi? Onlar başka nereye gidecekti?
Yūkseğe dağ kenarlarının ūzerine mi?
Naneyle ve koyunla sohbet ederek, kazarak toprağın içini?
Başka birinin bir eve olan ihtiyacı
neden bizim evlerimize duyduğumuz ihtiyaçtan daha būyūktū
bizim zaten yaşadığımız onların içersinde? Hiçkimsenin gūcū
bunu yeterince açıklamaya yetmedi hiçbir zaman.
Fakat onlar başka şeyler bulurlar yığınla
onların hakkında konuşacak.

Çeviren: Vehbi Taşar


Everything in Our World Did Not Seem to Fit
Naomi Shihab Nye (1952- )

Once they started invading us.
Taking our houses and trees, drawing lines,
pushing us into tiny places.
It wasn't a bargain or deal or even a real war.
To this day they pretend it was.
But it was something else.
We were sorry what happened to them but
we had nothing to do with it.
You don't think what a little plot of land means
till someone takes it and you can't go back.
Your feet still want to walk there.
Now you are drifting worse
than homeless dust, very lost feeling.
I cried even to think of our hallway,
cool stone passage inside the door.
Nothing would fit for years.
They came with guns, uniforms, declarations.
Life magazine said,
'It was surprising to find some Arabs still in their houses.'
Surprising? Where else would we be?
Up on the hillsides?
Conversing with mint and sheep, digging in dirt?
Why was someone else's need for a home
greater than our own need for our own homes
we were already living in? No one has ever been able
to explain this sufficiently. But they find
a lot of other things to talk about.
Go to the top of the page
 
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 16 09 19 - 16:29