Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

7 Sayfa V  « < 5 6 7  
Reply to this topicStart new topic
> Fransız Şiiri
Vehbi
mesaj 19 12 2018 - 04:13
İleti #151


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,314
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Calvocoressi’nin bu şiirini Maurice Ravel bestelemiştir.

https://www.youtube.com/watch?v=-q4LRv3PFQE

Reçine Toplayanların Şarkısı—Michel Dimitri Calvocoressi (1877-1944)

Ey sevinci benim ruhumun,
Sevinci benim kalbimin,
Sen ne kadar değerli hazinesin benim için;
Sevinci benim hem ruhumun hem kalbimin,
Benim bu kadar şevkle sevdiğim,
Sen bir melekten daha mı
gűzelsin.
Ah sen gőrűndűğűn zaman,
Tatlı meleğim,
Őnűnde gőzlerimizin,
Sarı saçlı gűzel bir melek gibi,
Altında berrak gűneşin,
Bűtűn zavallı kalplerimiz bizim, Yazık ki !
Bir nefes çeker içine derin.

Tűrkçe’ye Çeviren : Vehbi Taşar

Chanson des cueilleuses de lentisques
—Michel Dimitri Calvocoressi (1877-1944)

Ô joie de mon âme,
Joie de mon cœur,
Trésor qui m’est si cher;
Joie de l’âme et du cœur,
Toi que j’aime ardemment,
Tu es plus beau qu’un ange.
Ô lorsque tu parais,
Ange si doux
Devant nos yeux,
Comme un bel ange blond,
Sous le clair soleil,
Hélas! tous nos pauvres cœurs soupirent!

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 09 01 2019 - 15:13
İleti #152


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,314
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Bu şiirin űç değişik Íngilizce çevirisini inceledim. Arthur Rimbaud’un 37 yıl sűren kısa yaşamı ve Paul Verlaine’le iki sene sűren romantik ilişkisi gőz őnűne alınırsa Oliver Bernard’ın “A Season in Hell”, “Cehennemde bir Mevsim” isimli Rimbaud’un şiirlerini içeren 1962 yılında basılan kűçűk bir kitabında bulduğum bu çeviri en doğrusu gőzűkűyor.

En Yűksek Kulenin Şarkısı—Arthur Rimbaud

Bırakın gelsin, bırakın gelsin,
Ístek duymamızın çağı.

Ben o kadar uzun sűre dayandım ki
Unuttum herşeyi.
Gőklere uçtu
Korku ve acı.
Ve hastalıklı susamışlık
Karartır damarlarımı.

Bırakın gelsin, bırakın gelsin,
Ístek duymamızın çağı.

Ben el değmemiş doğayı sevdim
Unutulmaya teslim edildim,
Bűyűdűm ve tűtsűlerle ve burçalarla
Çiçeklendim,
Vahşi vızıltıları arasında
Íğrenç sineklerin.

Bırakın gelsin, bırakın gelsin,
Ístek duymamızın çağı gelsin.

Çeviren: Vehbi Taşar

Chanson de la Plus Haute Tour—Arthur Rimbaud

Qu’il vienne, qu’il vienne,
Le temps dont on s’éprenne.

J’ai tant fait patience
Qu’à jamais j’oublie.
Craintes et souffrances
Aux cieux sont parties.
Et la soif malsaine
Obscurcit mes veines.

Qu’il vienne, qu’il vienne,
Le temps dont on s’éprenne.

Telle la prairie
À l’oubli livrée,
Grandie, et fleurie
D’encens et d’ivraies,
Au bourdon farouche
Des sales mouches.

Qu’il vienne, qu’il vienne,
Le temps dont on s’éprenne.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 03 06 2019 - 14:40
İleti #153


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,314
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Jean-Joseph Rabearivelo o zamanlar Fransız sőmūrgesi olan Madagaskar’da doğup orada őlmūştūr.

ÜÇ KUŞ---Jean-Joseph Rabearivelo (1901-1937)
(Fransızca’dan çeviren Vivek Narayanan)

Demir kuş, çeliğin kuşu
sabahın bulutlarını parçaladıktan sonra
delmek isteyen yıldızları
gūnūn őtesinde,
geri çekilir, sanki vicdan azabı duyarmış gibi,
sahte bir mağaranın içersine.

Bedensel kuş, tūylū kuş,
zorlayan rūzgarın arasından bir tūnel açmaya
aya ulaşmak için onun gőrdūğū bir rūyada
dalların arasında
dūşer geceyle
yapraklardan bir labirentin içine.

Ve bedeni terketmiş biri—o
mest eden kafatasının bakıcısını
kekeleyen bir şarkıyla--
açar o yankılayan kanatları
kımıldar uzayı huzura kavuşturmaya
geri dőnmemek için asla bir kerenin dışında, őlūmsūz bir varlık olarak.


Çeviren: Vehbi Taşar

THE THREE BIRDS

Jean-Joseph Rabearivelo (1901-1937)
Translated from the French by Vivek Narayanan

The iron bird, the bird of steel
who after having lacerated the clouds of morning
would want to puncture the stars
beyond the day,
retreats, as if in remorse,
into an artificial cave.

The corporeal bird, the feathered bird,
who forces a tunnel through the wind
to get to the moon he’s seen in a dream
among the branches
falls with the night
into a labyrinth of leaves

And the disembodied one—he
who ravishes the custodian of the skull
with a stammering song—
opens those echoing wings
moves to pacify space
never to return except once, as an immortal.


LES TROIS OISEAUX--Jean-Joseph Rabearivelo

L’oiseau de fer, l’oiseau d’acier,
après avoir lacéré les nuages du matin
et voulu picorer des étoiles
au-delà du jour,
descend comme à regret
dans une grotte artificielle.

L’oiseau de chair, l’oiseau de plumes
qui creuse un tunnel dans le vent
pour parvenir jusqu’à la lune qu’il a vue en rêve
dans les branches,
tombe en même temps que le soir
dans un dédale de feuillage.

Celui qui est immatériel, lui,
charme le gardien du crâne
avec son chant balbutiant,
puis ouvre des ailes résonnantes
et va pacifier l’espace
pour n’en revenir qu’une fois éternel.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 15 06 2019 - 01:47
İleti #154


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,314
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Fransız bestecisi Albert Roussel (1869-1937) romantik solo şarkılarıyla ve Ravel ve Debussy’yi andıran romantik besteleriyle bilinir. Bu şiirin aslı Çince’dir. H.P.Roché Çince’den Fransızca’ya tercūme etmiş ve ben onu Íki Çince şiir (2 Poèmes chinois, Op.12) adı altında, Roussel Mélodies isimli bir CD de buldum. Birçok ūnlū soprano sőylemiş. Youtube da Maria Callas’da vardı. Fakat ben bunu seçtim.

https://www.bing.com/videos/search?q=a+un+j...amp;FORM=VDRVRV

Genç bir centilmene—Alfred Roussel (1908)

Íçeri girmeyin beyefendi, çok rica ederim.
Benim eğrelti otlarımı ezmeyin.
Beni gūcendireceği için değil,
Fakat benim annem babam ne der?
Ven ben sizi sevsem dahi,
Bunu gőze almam mūmkūn değil. Kimbilir ne olur?

Benim duvarıma tırmanmayın beyefendi, yalvarırım.
Benim gecesefalarımı mahvetmeyin.
Beni gūcendireceği için değil,
Fakat, aman Tanrım, benim abilerim ne der?
Ben sizi sevsem dahi,
Bunu gőze almam mūmkūn değil. Kimbilir ne olur?

Aman dışarda durun beyefendi, yalvarırım,
Benim paravanımdan őteye geçmeyin.
Beni gūcendireceği için değil,
Fakat, Aman Tanrım, insanlar ne der?
Ve ben sizi sevsem dahi,
Bunu gőze almam mūmkūn değil. Kimbilir neler olur?

Çeviren: Vehbi Taşar

A un jeune gentilhomme
Albert Roussel (1908)

N'entrez pas, Monsieur, s'il vous plaît,
Ne brisez pas mes fougères,
Non pas que cela me fasse grand'peine
Mais que diraient mon père et ma mère?
Et même si je vous aime,
Je n'ose penser à ce qui arriverait.

Ne passez pas mon mur, Monsieur, s'il vous plaît.
N'abîmez pas mes primevères
Non pas que cela me fasse grand'peine
Mais, mon Dieu! que diraient mes frères?
Et même si je vous aime,
Je n'ose penser à ce qui arriverait.

Restez dehors, Monsieur, s'il vous plaît.
Ne poussez pas mon paravent,
Non pas que cela me fasse grand'peine
Mais, mon Dieu! que diraient les gens?
Et même si je vous aime,
Je n'ose penser à ce qui arriverait.
H.P.Roché

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 23 06 2019 - 01:53
İleti #155


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,314
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



OKUYUCUYA—Charles Baudelaire (1821-1867)

Cahillik, hata, gūnah ve açgőzlūlūk
Sahibi olur bizim ruhlarımızın ve etimizi idmanla geliştirir;
Biz pişmanlık ekip biçeriz sūrekli olarak
Dilencilerin eğlendiği gibi bitlerini yolarak.

Ínatçıdır bizim gūnahlarımız. Korkaktırlar nedamet duydukları zaman
Ítirafı çektiğimiz acılarla fazlasıyla őderiz,
Ve içine tekrar geri geldiğimiz zaman insan pisliğinin
Íğrenç gőzyaşlarının bizim lekelerimizi yıkayıp temizlediğini zannederiz.

Üç kez daha gūçlūdūr şeytan bizim lanet olası yatağımızda yatan
O bizi uykuyla uyuşturur, ruhumuzu őper birçok defalar,
Írademizin değerli madeni buharlaşıncaya kadar--
Ne kurnaz simyagerdir o, ne kurnaz simyager!

Şeytandan başka kim çekebilir ipleri bizi uyanık tutan!
Nefret edilen şeyler bizi kendi taraflarına cezbeder;
Cehenneme doğru bir adım daha atarız her gūn,
Aşağıya inerek leş kokusunun içinden, dehşete dūşmeden.

Dermanı kalmamış bir hovarda gibi ağzına alan ve çiğneyen
Şehit olan gőğsūnū yaşlı bir kurumuş orospunun.
Biz çalarız, geçerken, ne kadar sevinç bulabirsek o kadar,
En kuru portakalı sıkarak en sonuna kadar.

Beyinlerimizde paket edilmiştir solucanlar kadar ensest yapmaktan hoşlananan
Bizim şeytanlarımız, sarhoş çeteler halinde bayram yapan,
Ve biz nefesi içine çektiğimiz zaman, o içi boş tőrpūleyici sestir Őlūm
Bizim ciğerlerimizden içeriye doğru gőze gőrūnmeden aşağıya kayan.

Eğer bizim acınası yaşamımızın donuk çadır bezi
Bu denli sevimli tabak çanakla sūslenip pūslendirilmediyse
Bıçaklar ya da zehir, yangın çıkarmak deliliği, ırza geçmek gibi,
O bizim ruhumuzun çok zayıf olduğundandır cūret etmeye!

Fakat bu çakalların, maymunların, sokak kőpeklerinin,
Akreplerin, akbabaların, yılanların mağarasının içersinde,
Keskin çığlıklar atan, uluyan, yerde sūrūnen, hırıldayan mundar hayvanların
Cennetinde, insan neslinin ahlaksızlarının bu hayvanat bahçesinde

Íğrenç ve iffetsiz biri vardır en yūksek biçimde!
Tatlı-dilli, yumuşak huylu, benzemez hadise çıkaracak bir tipe,
O hazırdır yeryūzūnū moloza dőndūrmeye
Ve yaradılışı bir yudumda içine çekmeye bir esneyişte.

Can sıkıntısından bahsediyorum, bıkkınlıktan! nargile rūyalarının içinde kaybolan
Cellatları ve gerçek gőzyaşlarını aynı zamanda koynuna alan.
Sen ne kadar iyi bilirsin bu mūşkūlpesent canavarı, okuyucum benim,
--Íki yūzlū okuyucu, sen!—benim ikizim! benim biraderim!

Çeviren: Vehbi Taşar

Au Lecteur--Charles Baudelaire (1821-1867)

La sottise, l'erreur, le péché, la lésine,
Occupent nos esprits et travaillent nos corps,
Et nous alimentons nos aimables remords,
Comme les mendiants nourrissent leur vermine.

Nos péchés sont têtus, nos repentirs sont lâches ;
Nous nous faisons payer grassement nos aveux,
Et nous rentrons gaiement dans le chemin bourbeux,
Croyant par de vils pleurs laver toutes nos taches.

Sur l'oreiller du mal c'est Satan Trismégiste
Qui berce longuement notre esprit enchanté,
Et le riche métal de notre volonté
Est tout vaporisé par ce savant chimiste.

C'est le Diable qui tient les fils qui nous remuent !
Aux objets répugnants nous trouvons des appas ;
Chaque jour vers l'Enfer nous descendons d'un pas,
Sans horreur, à travers des ténèbres qui puent.

Ainsi qu'un débauché pauvre qui baise et mange
Le sein martyrisé d'une antique catin,
Nous volons au passage un plaisir clandestin
Que nous pressons bien fort comme une vieille orange.

Serré, fourmillant, comme un million d'helminthes,
Dans nos cerveaux ribote un peuple de Démons,
Et, quand nous respirons, la Mort dans nos poumons
Descend, fleuve invisible, avec de sourdes plaintes.

Si le viol, le poison, le poignard, l'incendie,
N'ont pas encor brodé de leurs plaisants dessins
Le canevas banal de nos piteux destins,
C'est que notre âme, hélas! n'est pas assez hardie.

Mais parmi les chacals, les panthères, les lices,
Les singes, les scorpions, les vautours, les serpents,
Les monstres glapissants, hurlants, grognants, rampants,
Dans la ménagerie infâme de nos vices,

II en est un plus laid, plus méchant, plus immonde !
Quoiqu'il ne pousse ni grands gestes ni grands cris,
Il ferait volontiers de la terre un débris
Et dans un bâillement avalerait le monde ;

C'est l'Ennui ! L'œil chargé d'un pleur involontaire,
II rêve d'échafauds en fumant son houka.
Tu le connais, lecteur, ce monstre délicat,
- Hypocrite lecteur, - mon semblable, - mon frère !

Charles Baudelaire, Les Fleurs du mal
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 27 06 2019 - 21:33
İleti #156


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,314
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Yedi Íhtiyar Adam- Charles Baudelaire (1821-1867)
(Victor Hugo’ya)

Kaynaşan şehir, rūyalarla dolu, hayaletin açık gūnışığında
Yoldan geçen yolcuyu sımsıkı elinden tuttuğu yer.
Gizem her yerde bitki őzū gibi inanılmaz būyūklūkte devasa
Bir heykelin oluklarının içinde akar.

Bir sabah kasvetli caddedeki buhar evleri olduklarından
Daha yūksek gősterdiği zaman, kabarmış bir nehrin
Íki iskelesi gibi; --Dekor benim içinde bulunduğum
Ruh halimle tam-uyum yaptığı zaman.

Kirli, sarı bir sis, sel bastırdı boşluğa,
Ben bir kahraman gibi gittim sinirlerimi katılaştırarak,
Şimdiden kendini yorgun hisseden ruhumla tartışarak,
Ağır yūk arabalarıyla sarsılan banliyőnūn yanısıra.

Ansızın ihtiyar bir adam gőrdūm paçavralar içersinde
Aynı sarıdan, yağmurlu gőkyūzūyle,
Onun gőrūnūmū gőkten sadakalar yağdırmaya yeterliydi, yağmur gibi,
Şeytani bir parıltı olmasaydı onun gőzlerinde.

Zannederdiniz ki onun gőzlerinin gőzbebekleri
Safrayla sırılsıklam olmuştu; onun dik bakışı sulu sepken yağan karı
Keskinleştirdi, ve onun sakalının uzun saçları bir kılıç kadar katıydı,
Çıkıntı yaparak ileri, Yehuda’nın sakalı gibi.

O eğik değildi, fakat kırılmıştı, çūnkū onun omurgası
Bacağıyla mūkemmel bir dik açı yapıyordu, őyle ki onun bastonu,
Tamamlayarak onun orada hazır bulunuşunu,
Ona kendine has bir duruş biçimi ve sarsak bir yūrūyūş şekli verdi

Kőtūrūm bir kőpek ya da ūç-bacaklı bir Yahudi gibi.
O tőkezledi karın ūzerinde ve çamurun, sanki
Őlūyū őğūtūyordu ayakkabılarının tabanıyla,
Kayıtsız olduğundan çok, dūşmandı yaşama.

Onun benzeri onu takip etti; sakal, gőz, sırt, baston, paçavralar,
O da gelmişti aynı cehennemden, ayırt edecek hiçbirşey yoktu,
Bu asırlık ikiz kardeş, ve bu hortlaklar
Aynı adımla yūrūdū bilinmeyen bir hedefe doğru.

Hangi haysiyetsiz komplonun kurbanı olmuştum ben
Hangi talihsiz bela gururumu kırmıştı benim?
Tam yedi defa, bir dakikadan őteki dakikaya, bu ihtiyar adamın
Kendi kendini çoğalttığını gőrdūm!

Bırakın benim bu kadar kaygılandığıma gūlen
Ve biraderlere-őzgū bir ūrpertiye kapılmayan adam
Şuna iyice kafasını yorsun, būtūn dermansız gőrūnūşlerine rağmen,
Őlūmsūz gibi gőzūktū bu yedi canavarlar.

Eğer ben yaşasaydım, gőrecekmiydim kendi gőzlerimle sekizinci
Kopyasını, alaycı, ve őldūrūcū,
Aşağılık Főnix’i, baba ve oğul’un kendisini?
--Geçit tőrenine çevirdim sırtımı.

Çileden çıkmış herşeyin çiftini gőren sarhoş bir adam gibi,
Girdim içeri ve kapattım kapıyı dehşet içersinde,
Hasta ve ūrpererek iliğime kadar, aklım karışık ve hummalı,
Anlamsız muammayla şaşkına dőnmūş bir halde!

Mantığım dūmeni eline almaya çalıştı boş yere;
Şamatalı fırtına onu yoldan çıkardı,
Ve benim ruhum dans etmeye başladı, eski bir mavna gibi
Direklersiz, canavar gibi korkunç sahilsiz bir denizin ūzerinde!

Çeviren: Vehbi Taşar

Notlar:

Phoenix: Főniks Yunan mitolojisinde kendini yeniden ūreten ve bu sayece hiç őlmeyen bir kuşun ismidir. Bu şiirin sonunda “baba ve oğul’un kendisi” sőzū bu kuştan esinleniyor. Fakat sanırım bu şiir Sybil (Sibel) efsanesinden kaynaklanmıştır. Sibel M.Ő 800 yıllarında şimdiki Napoli şehri yakınlarında olan bir Yunan yerleşim merkezinde Apollo tapınağının rahibesi imiş. Bu yerleşim merkesinin eski ismi Cumae imiş. Bugūn aynı yerde Cuma isimli bir kőy hala durur (Juma okunur). Yani 3000 senedir sadece bir “e” harfini kaybetmiş!

Hikayeye gőre Apollo Sibel’i çok severmiş. Ona benden birşey iste, ne istersen iste onu sana vereceğim demiş. Sibel’de bir avucunun içine yumruk dolusu deniz kumu doldurmuş. Bu avcumun içindeki kum taneleri kadar çok yaşamak istiyorum demiş. Fakat bir o kadar sūre de genç kalmak istiyorum demeyi unutmuş.

Bu hikayenin gerisini Milattan Sonra Birinci yūzyılda yaşayan (Roma imparatoru Nero zamanında) Gaius Petronius (M.S. 27-66) anlatıyor. Petronius tarihte ilk bilinen pornografik roman olan Satyricon’un yazarıdır. Ve bu roman birçok dile çevrilmiştir (Tūrkçe’si varmıdır bilmem). Italyan filim direktőrū Fellini bunun hakkında bir filim bile çevirmiştir.

Tekrar Sibel’e dőnelim Gaius bu kitapta diyor ki, “Ben Cumea’ya gidip Sibel’i bizzat kendi gőzlerimle gőrdūm. Derisi erimeye başladığı için onu bir kavanozun içine asmışlardı. Ona selam verdim, haline çok acıdım. ‘Sibel, senin için birşey yapabilirmiyim, istediğin birşey var mı?’ diye sordum. Sibel, ‘Őlmek istiyorum, dedi.’”

Gaius Petronius’un bu sőzleri T.S. Eliot’un Çorak Toprak (The Waste Land) isimli uzun şiirinin en başında Latince olarak ve Sibel’in cevabı ise Yunan alfabesiyle yazılıdır.

Les Sept vieillards

À Victor Hugo

Fourmillante cité, cité pleine de rêves,
Où le spectre en plein jour raccroche le passant!
Les mystères partout coulent comme des sèves
Dans les canaux étroits du colosse puissant.

Un matin, cependant que dans la triste rue
Les maisons, dont la brume allongeait la hauteur,
Simulaient les deux quais d'une rivière accrue,
Et que, décor semblable à l'âme de l'acteur,

Un brouillard sale et jaune inondait tout l'espace,
Je suivais, roidissant mes nerfs comme un héros
Et discutant avec mon âme déjà lasse,
Le faubourg secoué par les lourds tombereaux.

Tout à coup, un vieillard dont les guenilles jaunes
Imitaient la couleur de ce ciel pluvieux,
Et dont l'aspect aurait fait pleuvoir les aumônes,
Sans la méchanceté qui luisait dans ses yeux,

M'apparut. On eût dit sa prunelle trempée
Dans le fiel; son regard aiguisait les frimas,
Et sa barbe à longs poils, roide comme une épée,
Se projetait, pareille à celle de Judas.

II n'était pas voûté, mais cassé, son échine
Faisant avec sa jambe un parfait angle droit,
Si bien que son bâton, parachevant sa mine,
Lui donnait la tournure et le pas maladroit

D'un quadrupède infirme ou d'un juif à trois pattes.
Dans la neige et la boue il allait s'empêtrant,
Comme s'il écrasait des morts sous ses savates,
Hostile à l'univers plutôt qu'indifférent.

Son pareil le suivait: barbe, oeil, dos, bâton, loques,
Nul trait ne distinguait, du même enfer venu,
Ce jumeau centenaire, et ces spectres baroques
Marchaient du même pas vers un but inconnu.

À quel complot infâme étais-je donc en butte,
Ou quel méchant hasard ainsi m'humiliait?
Car je comptai sept fois, de minute en minute,
Ce sinistre vieillard qui se multipliait!

Que celui-là qui rit de mon inquiétude
Et qui n'est pas saisi d'un frisson fraternel
Songe bien que malgré tant de décrépitude
Ces sept monstres hideux avaient l'air éternel!

Aurais-je, sans mourir, contemplé le huitième,
Sosie inexorable, ironique et fatal
Dégoûtant Phénix, fils et père de lui-même?
— Mais je tournai le dos au cortège infernal.

Exaspéré comme un ivrogne qui voit double,
Je rentrai, je fermai ma porte, épouvanté,
Malade et morfondu, l'esprit fiévreux et trouble,
Blessé par le mystère et par l'absurdité!

Vainement ma raison voulait prendre la barre;
La tempête en jouant déroutait ses efforts,
Et mon âme dansait, dansait, vieille gabarre
Sans mâts, sur une mer monstrueuse et sans bords!

— Charles Baudelaire
Go to the top of the page
 
+Quote Post

7 Sayfa V  « < 5 6 7
Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 18 07 19 - 08:53