Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

18 Sayfa V  « < 16 17 18  
Reply to this topicStart new topic
> İngiliz Şiiri
Vehbi
mesaj 03 09 2019 - 07:11
İleti #426


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



18. yūzyıl Íngiltere’sinde yetim kalan çocukların hikayesini anlatan bu kısa şiir yūzyıllar boyunca William Blake’in en popūler şiirlerinden birisi olarak hayatta kalmıştır.

Kaybolan Kūçūk Oğlan Çocuk – William Blake (1757-1827)

Baba! Baba! senin gittiğin yer neresi?
Aman yūrūme bu kadar hızlı.
Konuş baba, konuş, birşey sőyle kūçūk oğluna,
Ben kaybolacağım yoksa.

Karanlıktı gece, ve baba yoktu hiçbir yerde;
Çocuk ıslanmıştı çiğle;
Batak derindi, ve çocuk ağlıyordu,
Ve buhar durmaksızın uçtu.

Çeviren: Vehbi Taşar

The Little Boy Lost—William Blake (1757-1827)

Father! father! where are you going?
O do not walk so fast.
Speak, father, speak to your little boy,
Or else I shall be lost.

The night was dark, no father was there;
The child was wet with dew;
The mire was deep, & the child did weep,
And away the vapour flew.





Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 11 09 2019 - 09:22
İleti #427


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Siper Duvarı-- T. E. Hulme (1883-1917)
(Soğuk, amansız bir gecede şehit olan bir beyefendinin fantezisi)

Bir zamanlar, kemanların inceliğinde buldum ben mest oluşu,
Altın topukların bir ışıltısında katı kaldırımın ūzerinde.
Şimdi gőrūyorum ki
Sıaklıktır şiir sanatının ham maddesi.
Ey, Tanrı,
Yaşlı yıldız-yenmiş gőkyūzūnūn battaniyesini őyle kūçūk yap ki,
Ben onu sarabileyim etrafıma ve yatayım konfor içersinde.

Çeviren: Vehbi Taşar

The Embankment-- T. E. Hulme (1883-1917)
(The fantasia of a fallen gentleman on a cold, bitter night)

Once, in finesse of fiddles found I ecstasy,
In a flash of gold heels on the hard pavement.
Now see I
That warmth’s the very stuff of poesy.
Oh, God, make small
The old star-eaten blanket of the sky,
That I may fold it round me and in comfort lie.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 12 09 2019 - 12:11
İleti #428


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Ílk kez 1847 senesinde ayrı bir şiir olarak basılan bu şiir Tennyson’un Prenses isimli uzun şiirinin bir bőlūmūnden alınmıştır. Bunun için kendi başlığı yoktur. Buna rağmen belki de būtūn Kraliçe Viktorya devrinin en popūler aşk şiiriydi.

“Prenses” adamların arasında yaşayan kahraman bir kızın hikayesini anlatır. Hikayenin bu bőlūmūnde Prenses savaşta yaralanan ve o sırada uyumakta olan bir prensin başında oturuyor. Prensin kendine karşı duyduğu hisleri bilmesine rağmen bunlar şimdiye kadar hiçbirzaman sőzle ifade edilmemiştir. “Şimdi” kelimesi onun için şiirde bu kadar çok kullanılıyor. Şiirin sonuna geldikçe kızın kendisinin de aynı duyguları beslediğini anlıyoruz. Fakat bu şiirin bu kadar ūn kazanmasının nedeni Tennyson’un hikayeyi bir kadının ağzından anlatması değildir. Ne de ışığın değişimini ve doğanın hareketsizliğini bu kadar gūzel bir sanatla ifade etmesidir. O zamanlar yazılı olarak bahsedilmesi bile bir tabu olan seksi altın renginin içinde saklamış olmasıdır. Şiir őnce kırmızıyla başlıyor ve ışık değiştikçe renk soluyor ve gece oluyor. Sonra altın renkli balık, porfiri denilen kırmızı mermer ve Danae geliyor. Danae Yunan mitolojisinde babası onu bir kuleye hapsettiği zaman Zeus’un kendini altın bir yağmur sağnağına dőnūştūrerek onu sırılsıklam ettiği (yani, onunla seks yaptığı) gūzel bir kızın ismidir. Bu ilişkiden Yunan kahramanı Perseus doğmuştur. Ve şiirin en son mısrası şiirin niyetini őzetliyor!

Prenses’ten: “Şimdi Kıpkırmızı Taç Yaprağı Uyur”—Alfred Lord Tennyson (1809-1892)

Şimdi kıpkırmızı taç yaprağı uyur, şimdi beyaz olur;
Ne saray yolunda selvi dalgalanır;
Ne de altın yūzgeç kırmızı mermer havuzda gőz kırpar.
Ateşbőceği uykudan uyanır; sen benimle uyan.

Şimdi sūt-beyazı tavuskuşu bir hayalet gibi solar,
Ve bir hayalet gibi benim ūstūme doğru parlar.

Şimdi yeryūzū Danaë’nin herşeyini yıldızlara yatırır,
Ve senin būtūn kalbin bana doğru açılır.

Şimdi gőktaşı sessizce kayar, gerisinde bir iz bırakır
Senin benim için kurduğun dūşūnceler kadar parlak.

Şimdi zambak gūzel kokusunu yukarıya katlar,
Ve gőlūn koynuna doğru kayar.
Sen de kendini katla onun gibi, benim en sevdiğim adam,
Benim koynuma doğru kay ve benim içimde kaybol.

Çeviren: Vehbi Taşar Marmaris, 12 Eylūl, 2019

from The Princess: Now Sleeps the Crimson Petal
BY ALFRED, LORD TENNYSON

Now sleeps the crimson petal, now the white;
Nor waves the cypress in the palace walk;
Nor winks the gold fin in the porphyry font.
The firefly wakens; waken thou with me.

Now droops the milk-white peacock like a ghost,
And like a ghost she glimmers on to me.

Now lies the Earth all Danaë to the stars,
And all thy heart lies open unto me.

Now slides the silent meteor on, and leaves
A shining furrow, as thy thoughts in me.

Now folds the lily all her sweetness up,
And slips into the bosom of the lake.
So fold thyself, my dearest, thou, and slip
Into my bosom and be lost in me.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 17 09 2019 - 15:32
İleti #429


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Kayıtsızlık—Richard Aldington (1892-1962)

Fransa’da (1916-1918)

Kasvetli siperlerin içinde ve dışında
Yorgun argın yūrūyerek yıldızların altında, neşe saçarak etrafa,
Kūçūk şiirler yaparım kendimin yalnız başına.
Kumruların bir sūrūsū kadar kırılabilen kolayca.

Onlar beyaz-kanatlı kumrular gibi uçup giderler uzağa.

Çeviren: Vehbi Taşar

Insouciance

By Richard Aldington (1892-1962)

In France (1916–1918)

IN and out of the dreary trenches,
Trudging cheerily under the stars,
I make for myself little poems
Delicate as a flock of doves.

They fly away like white-winged doves.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 19 09 2019 - 07:34
İleti #430


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Philip Larkin’in 1958 yılıınn Noel tatilinde ziyaret ettiği Loughborough’daki annesinin evinde yazdığı bu şiiri Íngiliz edebiyatına meraklı herkesin okumasını őneririm. Sadece hislerini bu denli gūzellikle ifade ettiği için değil, fakat içinde çevirisi biraz imkansız olan inanılmaz bir kafiye dūzeni var!

Ev nekadar Kederli—Philip Larkin (1922-1985)

Ne kadar kederlidir evin içi. O kalır bırakıldığı gibi,
En son gidenin rahat ettiği biçimde
Sanki onları tekrar almak istermiş gibi içeri. Yoksun kaldığından, onun yerine,
Memnun edecek hiçkimseden alacak onların yerini, o ne kadar çok kaybeder rengini,
Olmadığı için ona yapılan hırsızlığı bir kenara atacak kalbi

Ve onu tekrar dőndūrecek başladığı şeye geri,
Sevinçli bir hamle yapar ileri şeyleri koymak için olmaları gereken yere,
Būyūk bir farkla kaçırarak hedefi. Siz gőrebilirsiniz onun nasıl olduğunu
Seyredin bu resimleri, bakın bu çatallara ve bıçaklara
Mūziğe, piyano taburesinin içindeki. Şu vazoya.

Çeviren: Vehbi Taşar

Home is so Sad
Philip Larkin - 1922-1985

Home is so sad. It stays as it was left,
Shaped to the comfort of the last to go
As if to win them back. Instead, bereft
Of anyone to please, it withers so,
Having no heart to put aside the theft

And turn again to what it started as,
A joyous shot at how things ought to be,
Long fallen wide. You can see how it was:
Look at the pictures and the cutlery.
The music in the piano stool. That vase







Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 19 09 2019 - 20:36
İleti #431


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Kısa şiirleriyle ūn kazanan Edward Thomas’ın bu şiiri Birinci Dūnya Harbinde bir kış gūnū Fransa toprakları ūzerinde uçağı dūşūrūlen bir Íngiliz askeri için yazılmıştır.

Kar—Edward Thomas (1878-1917)

Beyazlığın kasveti içersinde,
Būyūk sessizliğinde karın,
Bir çocuk ağlıyordu,
Hıçkıra hıçkıra.
Ve “Ah,” diyordu acı acı,
“Onlar őldūrdūler beyaz kuşu
Íşte orada, yukarda
yuvasında onun.
Tūy, havada uçuyor onun gőğsūnden!”
Ve o hareketsiz dūştū o karamsar parlaklığın içinden
Ağlayan çocuğun ūzerine,
kardan inen kuş için.

Çeviren: Vehbi Taşar

Snow - by Edward Thomas

In the gloom of whiteness,
In the great silence of snow,
A child was sighing
And bitterly saying: "Oh,
They have killed a white bird up there on her nest,
The down is fluttering from her breast!"
And still it fell through that dusky brightness
On the child crying for the bird of the snow.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 24 09 2019 - 08:21
İleti #432


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Bunu 1809-1883 yılları arasında yaşayan Íngiliz şairi Lord Edward FitzGerald’ın ilk kez Íngilizce’ye çevirdiği Rubáiyát’’tan tercūme ettim. O yūzden Íngiliz şiirine koyuyorum. Çūnkū aslı neye benzerse benzesin çevirinin asıl şiirin karakterini koruduğunun çok gūzel bir őrneğidir.

Çől-- Omar Khayyám (1048-1131), Rubáiyát’’tan

Benim yanımda taşınan bir çeşit Kuşak vardır Otlardan, ortalığa yayılan
Çőlū ekili topraktan tam ortasından ayıran,
Orada kőlenin ve Sultan’ın adı gūç bela tanınan,
Ve onun Altın Tahtında oturan Mahmud’a acınan.

Çeviren: Vehbi Taşar

The Desert--Omar Khayyám (1048-1131), from Rubáiyát.

With me along some Strip of Herbage strown
That just divides the desert from the sown,
Where name of slave and Sultan scarce is known,
And pity Mahmud on his golden Throne.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 27 09 2019 - 22:23
İleti #433


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Geoffrey Hill’in 1968 yılında yazdığı bu şiir Íkinci Dūnya harbinde Polonya’daki bir Nazi toplama kampına gőnderilip Ziklon gazıyla őldūrūldūkten sonra fırınlarda yakılan kūçūk bir çocuk hakkındadır. Bu şiir yabancı gelmedi. Belki çevirmişimdir daha őnce. Fakat Eylūl ayı sona ermeden onu bir kez daha çevireyim dedim.
Bu kamplarda yūzbinlerce insanı őldūrmek için kullanılan ve hidrojen siyanid’in katı bir bileşimi olan Ziklon zehiri gerçekten bir Alman firması tarafından patente alınmıştı.

Eylūl Şarkısı—Geoffrey Hill (1932-2016)

(19 Eylūl 1932 de doğdu—24 Eylūl 1942 de sūrūldū)

Ístenmeyendin belki, dokunulmaz
değildin ki. Unutulmadın
ya da gőz ardı edilmedin uygun zaman gelince.

Tahmin edildiği kadarıyla sen őlūsūn şimdi. Şeyler uygun adım ilerledi
o sona yeterince.
Tam o kadar Ziklon ve insan derisi, patentli terőr
hergūn o kadar çok çığlık duyuldu ki.

(Ben bir ağıt yaktım
kendi kendime
sőyleyen onun doğru olduğunu)

Eylūl sarmaşıkların ūzerinde şişmanlar. Gūller
pul pul dőkūlūr duvardan. Duman
gőzlerime sūrūklenir zararsız yangınlardan.

Bu yetmez mi artık? Bu yeter de
artar bile.

Çeviren: Vehbi Taşar

September Song
BY GEOFFREY HILL

born 19.6.32—deported 24.9.42

Undesirable you may have been, untouchable
you were not. Not forgotten
or passed over at the proper time.

As estimated, you died. Things marched,
sufficient, to that end.
Just so much Zyklon and leather, patented
terror, so many routine cries.

(I have made
an elegy for myself it
is true)

September fattens on vines. Roses
flake from the wall. The smoke
of harmless fires drifts to my eyes.

This is plenty. This is more than enough.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 30 09 2019 - 10:38
İleti #434


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Bu Ískoç şairi Don Paterson’un en ūnlū şiirlerindendir.
“open cold”, ‘soğuk açılış’ sőzū Tūrkçe’de varmıdır bilmiyorum. Fakat filim başlamadan őnce o filim hakkında gősterilen ve filmin konusuyla ilgili kısa bir bőlūmdūr. Yani reklam değildir.

Yağmur-- Don Paterson (1963-)

Būtūn filimleri severim yağmurla başlayan:
yağmur, bir pencere camını saç őrgūsū gibi kaplayan
ya da asılı duran bir kadın elbisesini karanlıklaştıran
ya da o kadının baş aşağı dőnen yūzūnū aşağıya akıtan;

kocaman bir gőkgūrūltūlū yağmur sağanak halinde yağan
boş senaryonun ve orkestralamanın tam ortasından
sahneden őnce ve suçlama başlamadan,
mercekler çerçevenin bir ucundan őteki ucuna çekilmeden

kadının oturduğu yere yalnız başına
sessiz bir telefonun yanısıra
ya da bir kadına çimenin ūzerinde yatan elbisesi mahvolmuş halde
ya da bir kıza yūrūyerek uzaklaşan ūst geçitte,

ve būtūn şeyler o kaynaktan akar dışarıya
onların őlūmcūl su yolu boyunca.
Ne kadar kőtū olursa olsun ya da fazla uzunca
bőyle bir filim kelek çıkmaz asla,

bőylece o adamın memleketi genizden gelen konuşmasıyla ortaya çıkınca
ya da bir patlama sesi manzaranın içine banılınca
ya da o kadının yaptığı konuşma
onun bir tiyatro oyunundan adaptasyon olduğunu açığa vurmaya başlayınca,

Aklım o zamana gider biz soğuk açılışımızı yaptığımız zaman
yıldızlarla aydınlanmış bir su oluğunun ūzerine, altın akıtan
bir eczane tabelasının neon lambasıyla
ve ben okurdum onun cayır cayır yanan satırına:

unut mūrekkebi, sūtū, ve kanı--
herşey yıkanıp temizlendi su baskınıyla
biz dūşen sulardan ayaklanıp yūkseldik yukarıya
dūşen yağmurun kendi oğulları ve kız çocukları

ve bunun hiçbirinin, hiçbirinin yoktur őnemi.

Çeviren: Vehbi Taşar

Rain
By Don Paterson (1963- )

I love all films that start with rain:
rain, braiding a windowpane
or darkening a hung-out dress
or streaming down her upturned face;

one big thundering downpour
right through the empty script and score
before the act, before the blame,
before the lens pulls through the frame

to where the woman sits alone
beside a silent telephone
or the dress lies ruined on the grass
or the girl walks off the overpass,

and all things flow out from that source
along their fatal watercourse.
However bad or overlong
such a film can do no wrong,

so when his native twang shows through
or when the boom dips into view
or when her speech starts to betray
its adaptation from a play,şa

I think to when we opened cold
on a starlit gutter, running gold
with the neon of a drugstore sign
and I’d read into its blazing line:

forget the ink, the milk, the blood –
all was washed clean with the flood
we rose up from the falling waters
the fallen rain’s own sons and daughters

and none of this, none of this matters.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 01 10 2019 - 07:49
İleti #435


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Akşam—Richard Aldington (1892-1962)

Bacalar, sıra sıra,

Berrak gőğū keser;

Ay,

Çaputtan bir sargı beziyle ayıp yerlerini őrter

Poz verir onların arasında, bir Venūs gőzū rahatsız eden--

Ve ben ona bakıyorum burada ahlaksızca
Mutfak lavabosunun ūzerinden.

Çeviren: Vehbi Taşar

EVENING – Richard Aldington [from Images (1910-1915)]

The chimneys, rank on rank,

Cut the clear sky ;

The moon,

With a rag of gauze about her loins

Poses among them, an awkward Venus-

And here am I looking wantonly at her
Over the kitchen sink.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
ismailhaydarakso...
mesaj 05 10 2019 - 00:45
İleti #436


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,191
Katılım: 24 06 07
Nereden: Reykjavik / İzlanda
Üye No: 3,991



55. Sone

Ne mermer ne de prenslerin yaldızlı anıtları
Bu güçlü kafiyeler kadar yaşayacak;
Pasaklı zaman lekeleyecek tozlu mezartaşını,
Sen daha çok ışıldayacaksın bu dizelerde ancak.
Müsrif savaş devirirken heykelleri
Ve kavgalar çökertirken taş duvarları,
Yok edemeyecek Mars'ın kılıcı ve harbin hızlı ateşi
Seni hatırlatan o varsıl kaydı.
Ölüme ve her şeyi unutturan düşmanlığa karşı
Göğüs gereceksin sen: hâlâ bir yer bulunacak sana övgü için
Hatta gözlerinde bütün gelecek nesillerin
Ki kıyamet gününe kadar yıpratırlar bu dünyayı.
Yani, kıyama durduğun zamana dek mahşerde,
Yaşayacaksın bu şiirde, ve oturacaksın aşıkların gözlerinde.

William Shakespeare (1564-1616, İngiltere)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

https://ecnebiedebiyat.wordpress.com/
_______________________________________________________
Sonnet 55
by William Shakespeare


Not marble, nor the gilded monuments
Of princes shall outlive this powerful rhyme;
But you shall shine more bright in these contents
Than unswept stone besmeared with sluttish time.
When wasteful war shall statues overturn,
And broils root out the work of masonry,
Nor Mars his sword nor war's quick fire shall burn
Thriving record of your memory.
‘Gainst death and all oblivious enmity
Shall you pace forth: your praise shall still find room
Even in the eyes of all posterity
That wear this world out to the ending doom.
So, till the judgement that yourself arise,
You live in this, and dwell in lovers’ eyes.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
ismailhaydarakso...
mesaj 05 10 2019 - 13:06
İleti #437


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,191
Katılım: 24 06 07
Nereden: Reykjavik / İzlanda
Üye No: 3,991



73. Sone

Ayazda titreyen dalların üstünde hiç yokken
Sarı yapraklar, ya da bir kaç tane asılıyken,
İşte bende yılın o vaktini görebilirsin: hazan;
Harap çıplak korolarda, son kuşların şakıdığı zaman.
Görebilirsin işte bende böylesi bir günün alacakaranlığını,
Sanki solmaktadır Batı'da günbatımı,
Ki kara gece yavaş yavaş alıp götürür kalan şeyleri,
Vurur üstüne mührünü ölümün öbür benliği.
Bende görebilirsin işte böyle bir ateşin akkor halinde yanışını
Küllerin üzerinde, gençliğin sereserpe yattığı,
Ölüm döşeğinde vermesi gerekirken son nefesini
Şimdiye dek beslendiğiyle tüketir kendisini.
Bunları anlaman güçlendirir sevgini,
Yakında göçecek olanı daha iyi sev şimdi.

William Shakespeare (1564-1616, İngiltere)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


https://ecnebiedebiyat.wordpress.com/
_______________________________________________________________
Sonnet 73
by William Shakespeare


That time of year thou mayst in me behold
When yellow leaves, or none, or few, do hang
Upon those boughs which shake against the cold,
Bare ruin'd choirs, where late the sweet birds sang.
In me thou see'st the twilight of such day
As after sunset fadeth in the west,
Which by and by black night doth take away,
Death's second self, that seals up all in rest.
In me thou see'st the glowing of such fire
That on the ashes of his youth doth lie,
As the death-bed whereon it must expire,
Consum'd with that which it was nourish'd by.
This thou perceiv'st, which makes thy love more strong,
To love that well which thou must leave ere long.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 06 10 2019 - 10:41
İleti #438


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Cumartesi Sabahı—Hugo Williams (1942- )

Onların herbirisi aşk yapmış olan bir gece őnce
etrafta geziniyordu yanıp sőnen kırımızı ışıklarla
başlarının tepesinde— yaşlı bir beyefendi, beyaz saçlı,
bir okul çocuğu kırmızı suratlı, hamile bir hanımefendi
bana yolun karşı tarafından gūlūmsedi
ve kūçūk bir omuz-silkişi verdi,
sanki kırmızı ışıklar yanıp sőnen onun başının ūzerinde
onun bildiğinin fiyatını ődemek için verilen kūçūk bir bedeldi.

Çeviren: Vehbi Taşar


Saturday Morning by Hugo Williams (1942-- )

Everyone who made love the night before
was walking around with flashing red lights
on top of their heads-a white-haired old gentlemen,
a red-faced schoolboy, a pregnant woman
who smiled at me from across the street
and gave a little secret shrug,
as if the flashing red light on her head
was a small price to pay for what she knew.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
ismailhaydarakso...
mesaj 06 10 2019 - 12:26
İleti #439


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,191
Katılım: 24 06 07
Nereden: Reykjavik / İzlanda
Üye No: 3,991



30. Sone

O şirin ve suskun düşünce anlarında
Geçmiş şeylerin anılarını toplarım etrafıma,
Yanarım aradığım bir çok şeyin yokluğuna,
Ve eski acılarla ağlarım boşa geçmiş zamanıma:
Ağlamaya alışkın olmayan gözlerim dolup taşar sonra,
Ölümün sonsuz gecesinde gömülü değerli dostlara,
Ve yeniden ağlarım haylidir unutulmuş bir aşk acısına,
Ve feryat figan olurum yitip gitmiş onca kayba:
Sarar beni yeniden geçmişteki kederler sonra,
Ve sürüklenirim yoğun bir acıdan başka acılara
Gelir sıra sonra evvel zamanda çekilmiş gamlara,
Bedelleri ödenmemiş gibi öderim bir kez daha.
Fakat bu esnada seni düşünürsem sevgili arkadaşım,
Biter elemlerim ve telafi olur bütün kayıplarım.

William Shakespeare (1564-1616, İngiltere)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


https://ecnebiedebiyat.wordpress.com/
_____________________________________________________
Sonnet 30
by William Shakespeare


When to the sessions of sweet silent thought
I summon up remembrance of things past,
I sigh the lack of many a thing I sought,
And with old woes new wail my dear time's waste:
Then can I drown an eye, unused to flow,
For precious friends hid in death's dateless night,
And weep afresh love's long since cancell'd woe,
And moan the expense of many a vanish'd sight:
Then can I grieve at grievances foregone,
And heavily from woe to woe tell o'er
The sad account of fore-bemoaned moan,
Which I new pay as if not paid before.
But if the while I think on thee, dear friend,
All losses are restored and sorrows end.
Go to the top of the page
 
+Quote Post

18 Sayfa V  « < 16 17 18
Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 17 10 19 - 18:22