Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

9 Sayfa V   1 2 3 > »   
Reply to this topicStart new topic
> İRLANDA ŞİİRİ, İrlanda’da doğmuş şairlerin şiirleri
Vehbi
mesaj 15 04 2006 - 22:55
İleti #1


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



KUTSALLIK

Şair olmak ve sanatını anlamamak,
Sevgili olmak ve bütün kadınları kendinden iğrendirmek;
Büyük evliyalar çıkaran ikiz soğuk alay,
Cennetin işkence eden kıskaçlı-çeneleri.

Patrick Kavanagh (1905-1967)

SANCTITY
By Patrick Kavanagh (1905-1967)

TO BE a poet and not know the trade,
To be a lover and repel all women;
Twin ironies by which great saints are made,
The agonizing pincer-jaws of Heaven.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 15 04 2006 - 23:41
İleti #2


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Not:
İrlanda Şiirleri konusunu açmadan daha önce İngiliz şiirleri altına koymuş olduğum şairler Seamus Heaney (Nobel ödülü 1995) ve William Butler Yates (Nobel ödülü 1923) de dünyaca bilinen ünlü İrlanda şairleri arasındadır.
Saygılarımla,
Vehbi
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 17 04 2006 - 02:20
İleti #3


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



SIK RASTLANAN YABANİ ÇİÇEKLER HAKKINDA BIR KİTAP OKUDUKTAN SONRA

Ey dikenli eşek marulu Yakın Tarla’nın oyuğunda büyüyen
Akşam eve gelirken kullanırdım onu yüksek atlama için-
Koyu mor renkli eşek marullarının üzerinde bir engelli yarış.
Geç mi kaldım?
Yoruldum mu?
Kalbim mi kilitlendi
Onu yiyip bitiren açgözlü arzudan,
Bir tek temiz an geri kalmayıncaya dek?

Ey büyük kanarya otu, patates çukurunun arkasında büyüyen:
Ayağımın altında sık sık çiğnerdim onu tavşan yuvalarını ararken!
Çok miktarda büyürdü orda mesine taşkıran çiçeği
Ve sonbahar yılan otu-
Hepsini bilirdim görür görmez adlarını öğrenmeden çok önce,
Aşık olmuştuk birbirimize tanıştırılmadan önce.

Ahlâk dersi vermeyeyim ya da vicdan azabı çekmeyeyim, bu isimler için
Temizleyip aklımın bir köşesini;
Üzerlerinden atlayayım ve ellerimle ovalayayım onları,
Ve boş bir an gözüksün ki yepyeni ve ferah
Yaşayabileyim orda ötesinde arzunun ulaştığı yerin.

Patrick Kavanagh (Patrick Kavanagh’ın Toplu Şiirleri, W.W Norton and Company, 1964, sayfa 137)

Çeviren: Vehbi Taşar

ON READING A BOOK ON COMMON WILD FLOWERS

O THE prickly sow thistle that grew in the hollow of the Near Field
I used it as a high jump coming home in the evening-
A hurdle race over the puce blossoms of the sow thistles.
Am I late?
Am I tired?
Is my heart sealed
From the ravening passion that will eat it out
Till there is not one pure moment left?

O the greater fleabane that grew at the back of the potato pit:
I often trampled through it looking for rabbit burrows!
The burnet saxifrage was there in profusion
And the autumn gentian-
I knew them all by eyesight long before I knew their names.
We were in love before we were introduced.

Let me not moralize or have remorse, for these names
Purify a corner of my mind;
I jump over them and rub them with my hands,
And a free moment appears brand new and spacious
Where I may live beyond the reach of desire.

Patrick Kavanagh Collected Poems, W.W Norton and Company, 1964, p. 137





Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 18 04 2006 - 02:40
İleti #4


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



DÖNÜŞ
Matthew Sweeney (1952- )

Orada sığ suda yatıyor,
küçük dalgaların üstünde kırılmasına izin vererek.
Seneler aldı oraya gelmek.
Kabak kafatasını koklayan köpek
onun deniz yatağının boşlukları boyunca yaptığı
yolculuktan hiçbirşey koklayamaz-
ona yardım eden denizanası takımları,
midyelerin engellemeleri,
mezgitin merakı.
Daha kolaylaştı et
kemiklerinden yendiği zaman,
onu bir yılan balığından daha incecik bırakarak.
Zordu batmış gemilerin
üzerinden tırmanmak, fakat bir sorun olmadı
yunusların yardımıyla,
ve acelesi yoktu.
Hazine sandıkları fazla bir istek uyandırmadı,
toplar kaygılanmayı gereksindirmedi.
Başka iskeletler kıpırdamadan yattı
fakat o karaya çıkmak zorundaydı,
ve çok ihtiyaç duyulan bu istirahatten sonra,
tekrar ayakta durmasını öğrenmeli,
sonra mezarlığa yürüyecek
kadınının mezarına uzanmak için.

Çeviri: Vehbi Taşar

THE RETURN
By Matthew Sweeney

He’s lying there in shallow water,
letting the small waves break on him.
It’s taken years to get here.
That dog sniffing his bald skull
can smell nothing of his journey
across the wastes of the sea bed –
the teams of jellyfish helping him,
the obstruction of the crabs,
the curiosity of the haddock.
It got easier when the flesh
was all eaten off his bones,
leaving him sleeker than an eel.
Sunken boats were difficult to
climb over, but he managed it
with the help of dolphins,
and he was not in any hurry.
Treasure chests were no temptation,
nor were cannons a worry.
The other skeletons lay still
but he had to get to land,
and after this much-needed rest,
must learn to stand up again,
then walk to the cemetery
to lie on the grave of his woman.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 29 04 2006 - 22:13
İleti #5


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994




BİR RÜZGÂR
Patrick Kavanagh

Esen bir rüzgâr var
Koridorlarda soğuk,
Bir hayalet-rüzgâr,
Yenilmiş kanatların çırpıntısı.
Bir cehennem-fantazisi
Lânet edilmiş çayırlardan
Sonsuz Nisana kadar.

Ve dinleyerek, dinleyerek
Rüzgârı
İşitiyorum
Ölen adamların boğaz-tıngırtılarını
Kulaklarından sızan
Köpüklü kan,
Bir genelevde boğazlanmışlar.

Parlak bir şekilde görüyorum
Rüzgâr boşluklarında
San Tomas Akinas’ı
Ve
Şiir çiçek açıyor
Heyecanla
Gerçeğin ilk çiçeği gibi.

Çeviren: Vehbi Taşar

A WIND
By Patrick Kavanagh

There’s a wind blowing
Cold through the corridors,
A ghost-wind,
The flapping of defeated wings.
A hell-fantasy
From meadows damned
To eternal April.

And listening, listening
To the wind
I hear
The throat-rattle of dying men,
From whose ears oozes
Foamy blood,
Throttled in a brothel.

I see brightly
In the wind vacancies
Saint Thomas Aquinas
And
Poetry blossoms
Excitingly
As the first flower of truth.


Bu ileti Vehbi tarafından 29 04 2006 - 22:15 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 13 05 2006 - 15:14
İleti #6


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



DÛNİY’ Lİ KEMANCI
William Butler Yeats

Çalarken kemanımı Dûniy’de,
İnsanlar dansederler etrafımda dalgalar gibi;
Kuzenim papazdır Kilvaarnet’de,
Erkek kardeşim Makharabuiy’de.

Ben kuzenimi ve kardeşimi geçtim:
Onlar dua kitaplarından okurlar;
Ben Slaygo fuarından almış olduğum
Şarkılar kitabımdan.

Zamanın bitmiş olduğu yere geldiğimizde,
Tahtında bekleyen Piytır’ın huzuruna,
O gülümseyecektir üç ihtiyar ruha,
Fakat ilk önce beni çağıracak cennetin kapısına;

Ve farkedince halk beni orada,
Hepsi koşacaklar bana,
‘İşte Dûniy’li kemancı burada!’ yla,
Ve dans edeceklerler etrafımda dalgalar gibi.

Çeviren: Vehbi Taşar
Not: Bütün Geylik lisanında olan isimleri Türkçede okundukları gibi yazdım.
Vehbi

THE FIDDLER OF DOONEY
By William Butler Yeats

WHEN I play on my fiddle in Dooney,
Folk dance like a wave of the sea;
My cousin is priest in Kilvarnet,
My brother in Moharabuiee.

I passed my brother and cousin:
They read in their books of prayer;
I read in my book of songs
I bought at the Sligo fair.

When we come at the end of time,
To Peter sitting in state,
He will smile on the three old spirits,
But call me first through the gate;

For the good are always the merry,
Save by an evil chance,
And the merry love the fiddle
And the merry love to dance:

And when the folk there spy me,
They will all come up to me,
With ‘Here is the fiddler of Dooney!’
And dance like a wave of the sea.

Bu ileti Vehbi tarafından 13 05 2006 - 15:20 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 25 05 2006 - 19:15
İleti #7


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



ÇALINMIŞ ÇOCUK
William Butler Yeats


Av Ormanının kayalık dağ tepesinden
Gölün içine indiği yerde,
Kanat çırpan balıkçıl kuşlarının
uykulu su-sıçanlarını uyandırdığı yerde
Yapraklı bir ada yatar;
Orda sakladık biz peri fıçılarımızı,
Dutlar
Ve çalınmış kirazlarla dolu.

Kaybol git Ey insan çocuk!
Sulara ve vahşiliğe
Bir periyle, el ele,
Çünkü dünya senin anlayabileceğinden.
daha çok ağlamayla dolu.

Ayışığı dalgasının soluk
Gri kumları ışıkla parlattığı yerde,
En uzak güllerin yanından çok uzak
Bütün gece ayaklarla oynarız,
Örüp eski dansları,
Karıştırıp elleri ve karıştırıp bakışları
Ay kaçıp uçuncaya dek;
Zıplarız ileri ve geri
Ve peşinden koşarız köpüklü kabarcıkların,
Dünya dertlerle doluyken
Ve uykusunda sıkıntılıyken.

Kaybol git Ey insan çocuk!
Sulara ve vahşiliğe
Bir periyle, el ele,
Çünkü dünya senin anlayabileceğinden.
daha çok ağlamayla dolu.

Glen-Kar’ın üstündeki tepelerden,
Dolaşan suyun dağlardan fışkırdığı yerlerden,
Nerdeyse bir yıldızı yıkayabilen,
Sazların arasındaki havuzlarda
Uyuklayan alabalıklarını araştırırız
Ve fısıltılar koyarız kulaklarına
Onlara huzursuz rüyâlar veren;
Yavaşça uzanarak dışarıya
Genç kaynakların üzerinde
Gözyaşları döken eğreltiotlarından.

Bizimle gidiyor o uzaklara
Ciddi-gözlü:
Duymayacak artık ineklerin muğlamasını
Ilık dağbaşlarında
Ya da göğsüne huzur şarkısı söyleyen
Ocaktaki çaydanlığı,
Ne de kahverengi fareyi görecek birden ortaya çıkıp
yulaf ezmesi sandığının etrafında dönen ve dönen.

Çünkü geliyor o insan çocuk
Sulara ve vahşiliğe
Bir periyle, el ele
Onun anlayabileceğinden
Daha çok ağlamayla dolu bir dünyadan,



Çeviren: Vehbi Taşar




THE STOLEN CHILD

W.B Yeats

Where dips the rocky highland
Of Sleuth Wood in the lake,
There lies a leafy island
Where flapping herons wake
The drowsy water-rats;
There we've hid our faery vats,
Full of berries
And of reddest stolen cherries.

Come away O human child!
To the waters and the wild
With a faery, hand in hand,
For the world's more full of weeping than you
can understand.

Where the wave of moonlight glosses
The dim grey sands with light,
Far off by the furthest Rosses
We foot it all the night,
Weaving olden dances,
Mingling hands and mingling glances
Till the moon has taken flight;
To and fro we leap
And chase the frothy bubbles,
While the world is full of troubles
And anxious in its sleep.

Come away O human child!
To the waters and the wild
With a faery, hand in hand,
For the world's more full of weeping than you
can understand.

Where the wandering water gushes
From the hills above Glen-Car,
In pools among the rushes
That scarce could bathe a star,
We seek for slumbering trout
And whispering in their ears
Give them unquiet dreams;
Leaning softly out
From the ferns that drop their tears
Over the young streams.

Come away O human child!
To the waters and the wild
With a faery, hand in hand,
For the world's more full of weeping than you
can understand.
Kaybol git Ey insan çocuk!
Sulara ve vahşiliğe
Bir periyle, el ele,
Çünkü dünya senin anlayabileceğinden.
daha çok göz yaşıyla dolu.
Away with us he's going
The solem-eyed:
He'll hear no more the lowing
Of the calves on the warm hillside
Or the kettle on the hob
Sing peace into his breast,
Or see the brown mice bob
Round and round the oatmeal chest.

For he comes the human child,
To the waters and the wild
With a faery, hand in hand
From a world more full of weeping than he
can understand.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 25 05 2006 - 23:47
İleti #8


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



GÜL AĞACI
William Butler Yeats


“Ah, sözcükler hafifçe konuşulur”,
Dedi Piyırs Kanoli’ye;
“Belki nazik sözcüklerden bir nefes
Kuruttu bizim Gül Ağacımızı;
Yahut belki keskin esen rüzgâr
Denizin üzerinden.”
“Sadece sulanması gerek”,
Jeyms Kanoli cevap verdi,
“Yeşilin geri gelmesi için
Ve hertarafa yayılması,
Ve çiçeğin tomurcuktan sallanması
Bahçenin gururu olması için.”
Fakat suyu nerden çekebiliriz”,
Dedi Piyırs Kanoli’ye,
“Kupkuruyken bütün kuyular?
Ah, basit basit olabildiği kadar
Yoktur kendi kırmızı kanımızdan başka hiçbirşey
Doğru bir Gül Ağacı yapabilen.”


Çeviren: Vehbi Taşar


THE ROSE TREE
W. B. Yeats

"O words are lightly spoken",
said Pearse to Connolly;
"Maybe a breath of polite words
Has withered our Rose Tree;
Ore maybe but a wind that blows
Across the bitter sea."
"It needs to be but watered",
James Connolly replied,
"To make the green come out again
And spread on every side,
And shake the blossom from the bud
To be the garden's pride."
But where can we draw water",
Said Pearse to Connolly,
"When all the wells are parched away?
O plain as plain can be
There's nothing but our own red blood
Can make a right Rose Tree."

Bu ileti Vehbi tarafından 25 05 2006 - 23:51 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 28 05 2006 - 22:39
İleti #9


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



KERRİGFÖRGIS
İrlanda Geleneksel- Müzik Loreena McKennitt tarafından düzenlenmiştir.


Keşke Kerrigförgıs’da olsaydım,
Baligrent yalnız geceler için.
En derin okyanusun üstünden yüzerdim,
Baligrent yalnız geceler için.

Fakat deniz geniş, ve yüzemem üzerinden.
Kanatlarım da yok uçmak için.
Eğer yakışıklı bir kayıkçı bulabilseydim kendime
Beni sevgilime götürmek ve ölmek için.

Şimdi Kilkenni’de söylendiğine göre,
Onların orda mürekkep kadar siyah mermer taşları vardır.
Onu altın ve gümüşle taşıyacaktım
Fakat şimdi içki içinceye dek şarkı söylemeyeceğim artık.

Bugün zaten sarhoşum, fakat ayık olduğum çok azdır.
Köyden köye yakışıklı bir kürekçi.
Ah, fakat, hastayım şimdi, günlerim bitti.
Gelin bütün genç çocuklar yatırın yere beni.

Keşke Kerrigförgıs’da olsaydım.
Baligrent yalnız geceler için.

Çeviren: Vehbi Taşar


CARRIGHFERGUS
Traditional arranged and adapted by Loreena McKennitt


I wish I was in Carrighfergus,
Only for nights in Ballygrant.
I would swim over the deepest ocean,
Only for nights in Ballygrant.

But the sea is wide, and I can’t swim over.
Neither have I wings to fly.
I could find me a handsome boatsman
To ferry me over to my love and die.

Now in Kilkenny, it is reported,
They’ve marble stones there as black as ink.
With gold and silver I would transport her
But I’ll sing no more now, till I get a drink.

I’m drunk today, but I’m seldom sober.
A handsome rover from town to town.
Ah, but I am sick now, my days are over,
Come all you young lads and lay me down.

I wish I was in Carrighfergus,
Only for nights in Ballygrant.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 10 07 2006 - 12:33
İleti #10


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



GİZLİ GÜL
William Butler Yeats

Çok uzak, en gizli, ve bozulmamış Gül,
Katla saatlerimin saatinde beni; oralarda
Otururlar seni Kutsal Mezar’da,
Ya da şarap fıçısında, yenik düşmüş rüyaların
Karışıklığı ve gürültüsü ötesinde aramış olanlar; ve derin,
Uykuyla ağırlaşan, soluk gözkapaklarının arasında
Erkekler güzelliğin ismini koydular. Mükemmel yaprakların
Çok eski zamanlara ait sakalları, ve yakut ve altından
yapılmış miğferlerini sarar taç giymiş Mecusi Papazlarının;
Ve gözleri kızılağaçtan yapılmış parçalanan Eller ve Tahtadan Haçın
Eski Rahiplerin Buğularında yükseldiğini
Ve meşaleleri karartığını görmüş olan kralın;
Kral kendini beğenmiş delilik uykusundan uyanıncaya ve ölünceye kadar;
Ve rüzgârın hiç esmediği gri bir sahilin yanında tutuşan
Çiyin arasında yürürken Fand’la tanışan
Ve yeryüzünü ve Emer’i bir öpücük için kaybeden onun;
Ve tanrıların acılarını uzaklaştıran onun,
Ve yüz tane ana kırmızı renkli çiçekler açıncaya,
Ziyafet çekinceye, ve ağlayıncaya dek mezar tepelerinde onun ölüsünün;
Ve kibirli, rüya gören kral, tacını fırlatıp atan
Ve kederi bir yana itip, ve ozan ve soytarıyı çağırarak,
Derin ormanlarda şarap-lekeli boş gezenlerle oturan:
Ve işlediği toprağı, ve evi ve eşyaları satmış olan,
Ve ülkeler ve adalarda sayısız yıllarca aramış olan onun,
Buluncaya dek, kahkahayla ve gözyaşlarıyla,
Güzelliği o kadar parlak olan bir kadın
Ki erkekler geceyarısı mısır harmanı dövdüler yanıbaşında bir saç örgüsünün;
Çalınmış küçük bir saç örgüsünün. Ben de gözlerim
Saatini büyük aşk ve nefret rüzgârının senin.
Ne zaman yıldızlar çiçek açacaklar hertarafında gökyüzünün,
Demirci dükkanında sıçrayan kıvılcımlar gibi havaya, ve ölecekler?
Kesinlikle geldi saatin, büyük rüzgârının esintisi gelir,
Çok uzak, en gizli, ve bozulmamış Gül?

Çeviren: Vehbi Taşar

Not: İrlanda mitolojisi, folkloru ve halk masallarıyla dolu olan bu şiiri Türkçe’ye çevirip çevirmemeyi uzun süre düşündüm. Sonra şiir Türkçe de, İngilizce de olsa, bu masalları anlamak için başka bir kitap okumak gerektiğine karar verdim. Yeats’in en bilinen ve kendisine ün kazandırmış şiirlerinden birisi olduğu için belki ilginenler olur diye düşündüm. Gizli Gül ilk defa 1899 da “Wind Among the Reeds” (Sazların Arasında Rüzgâr) kitabında basıldı. William Butler Yeats 1923 de Nobel Edebiyat Ödülünü kazanmıştır.

Saygılarımla,

Vehbi Taşar

THE SECRET ROSE
William Butler Yeates

FAR-OFF, most secret, and inviolate Rose,
Enfold me in my hour of hours; where those
Who sought thee in the Holy Sepulchre,
Or in the wine-vat, dwell beyond the stir
And tumult of defeated dreams; and deep
Among pale eyelids, heavy with the sleep
Men have named beauty. Thy great leaves enfold
The ancient beards, the helms of ruby and gold
Of the crowned Magi; and the king whose eyes
Saw the pierced Hands and Rood of elder rise
In Druid vapour and make the torches dim;
Till vain frenzy awoke and he died; and him
Who met Fand walking among flaming dew
By a grey shore where the wind never blew,
And lost the world and Emer for a kiss;
And him who drove the gods out of their liss,
And till a hundred moms had flowered red
Feasted, and wept the barrows of his dead;
And the proud dreaming king who flung the crown
And sorrow away, and calling bard and clown
Dwelt among wine-stained wanderers in deep woods:
And him who sold tillage, and house, and goods,
And sought through lands and islands numberless years,
Until he found, with laughter and with tears,
A woman of so shining loveliness
That men threshed corn at midnight by a tress,
A little stolen tress. I, too, await
The hour of thy great wind of love and hate.
When shall the stars be blown about the sky,
Like the sparks blown out of a smithy, and die?
Surely thine hour has come, thy great wind blows,
Far-off, most secret, and inviolate Rose?


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 28 07 2006 - 03:49
İleti #11


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



THE SECOND COMING
William Butler Yeats

Dönen ve dönen genişleyen dairede
Şahin şahinciyi duyamaz;
Herşey dağılır, merkez tutamaz;
Yalnız anarşi salınır dünyanın üzerine,
Kanla-kararmış akıntı serbest bırakılır, ve heryerde
Suçsuzluğun töreni boğulur;
En iyinin eksiktir inancı, en kötüsü
Ateşli şiddetle doluyken.

Kesinlikle yakındadır bir açığa vuruluş;
Kesinlikle yakındadır İkinci Geliş.
İkinci Geliş! Daha bu sözcükler dışarıya çıkarken
Ortaklaşa paylaşılan bilincin dünya kadar engin bir imajı
rahatsız ederken benim görüşümü: çölün kumlarında bir yerde
Aslan vücutlu ve insan kafalı bir şekil,
Boş ve acımasız güneş gibi bir bakış
Kımıldatıyor yavaş kalçalarını, onun etrafındaki herşey
Öfkeli çöl kuşlarının gölgelerini fırıl fırıl döndürürken.
Karanlık tekrar iner; fakat şimdi anlarım
Yirmi yüzyılın taş uykusunun
Sallanan bir beşik tarafından tedirgin edildiğini korkulu rüyaya,
Ve hangi azgın hayvan, onun saati en sonunda dönüp başlangıç noktasına gelen,
Betlehem’e doğru omuzlarını sarkıtarak yürür, doğmak için?

Çeviren: Vehbi Taşar


THE SECOND COMING
By William Butler Yeats

TURNING and turning in the widening gyre
The falcon cannot hear the falconer;
Things fall apart; the centre cannot hold;
Mere anarchy is loosed upon the world,
The blood-dimmed tide is loosed, and everywhere
The ceremony of innocence is drowned;
The best lack all conviction, while the worst
Are full of passionate intensity.

Surely some revelation is at hand;
Surely the Second Coming is at hand.
The Second Coming! Hardly are those words out
When a vast image out of Spiritus Mundi
Troubles my sight: somewhere in sands of the desert
A shape with lion body and the head of a man,
A gaze blank and pitiless as the sun,
Is moving its slow thighs, while all about it
Reel shadows of the indignant desert birds.
The darkness drops again; but now I know
That twenty centuries of stony sleep
Were vexed to nightmare by a rocking cradle,
And what rough beast, its hour come round at last,
Slouches towards Bethlehem to be born?

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 28 07 2006 - 11:14
İleti #12


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



Çeviri Notu: 1917 deki Komunist ihtilalinden esinlenerek 1920 de yazılmış olan bu şiir, İsa’nın öldükten sonra kıyamet gününde dünyaya geri gelmesi ile Rus devriminde prolateryanının nasıl çarlık saltanatını yok ettiği temasını aynı zamanda işliyor. İnsanlar tarihlerinin karanlık ve vahşi devrelerinde hep kıyamet gününün yakın olduğunu düşünmüşler. Nitekim şiirin ilk bölümüyle şimdi yaşanan olaylar arasında da benzerlikler var. “Spiritus Mundi”, ya da “Dünyanın Ruhu” sözünü, “Ortaklaşa Paylaşılan Bilinç” olarak çevirdim. Yeats bütün insanların akıllarının biribirlerine ve onların dışında var olan çok büyük ve engin bir zekâya bağlanmış olduğuna inanıyordu. “Ortaklaşa Paylaşılan Bilincin” imajı olan Çöldeki Spenks’in de iki anlamı var. Bir tanesi kıyamet gününde asıl doğduğu şehir olan Betlehem’de tekrar doğan İsa. İkincisi ise Rusya’da soylu sınıfa isyan eden emekçi sınıfı.

Şiirin ikinci bölümünde Sfenks, 2000 yıldır uyuduğu uykudan uyanıp, azgın bir hayvan olarak doğduğu şehir olan Betlehem’e tekrar doğmak için yürüyor. Bu arada kuşlar etrafında uçuyor. Şiirin en başındaki şahin ve şahinci birbirlerinden uzak olmalarına rağmen, şiirin sonunda bütün kuşlar Spenks’in etrafında uçuyor. Kuşların da çeşitli anlamları var. Bir tanesi saltanatla emekçilerin arasındaki ilişki. Ötekisi yaratıcıyla yaratılan arasındaki ilişki.

Saygılarımla,

Vehbi Taşar

Bu ileti Vehbi tarafından 28 07 2006 - 11:27 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 15 08 2006 - 17:51
İleti #13


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



İNİSFRİY’NİN ADA GÖLÜ
William Butler Yeats

Yerimden kalkacağım ve şimdi gideceğim, ve gideceğim İnisfriy’e,
Ve orda küçük bir tahta kulübe biraraya koyacağım, çamur ve kamışlardan:
Dokuz fasulye-sıram olacak orada, ve bir kovan bal-arısı için,
Ve yalnız yaşayacağım orada arı-gürültülü açıklığında ormanın.

Ve orada biraz huzur bulacağım, çünkü huzur damla damla yavaş gelir,
Sabahın duvaklarından damlayarak cırcırböceğinin şarkı söylediği yere;
Orada gece yarısı hep soluk bir ışıktır, ve ay mor bir kızartı,
Ve akşam kanatlarıyla doludur ispinozun.

Yerimden kalkacağım ve şimdi gideceğim, çünkü durmadan gece ve gündüz
İşitirim göl suyunun küçük dalgalarının alçak seslerle çarptığını sahile:
Ben yolun kenarında dururken, ya da kaldırımın grisinde,
İşitirim onu derin kalbin çekirdeğinde.

Çeviren: Vehbi Taşar


THE LAKE ISLE OF INNISFREE
By William Butler Yeats

I will arise and go now, and go to Innisfree,
And a small cabin build there, of clay and wattles made:
Nine bean-rows will I have there, a hive for the honey-bee,
And live alone in the bee-loud glade.

And I shall have some peace there, for peace comes dropping slow,
Dropping from the veils of the morning to where the cricket sings;
There midnight's all a glimmer, and noon a purple glow,
And evening full of the linnet's wings.

I will arise and go now, for always night and day
I hear lake water lapping with low sounds by the shore;
While I stand on the roadway, or on the pavements grey,
I hear it in the deep heart's core.



Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 22 08 2006 - 17:26
İleti #14


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



İKİNCİ TRUVA YOK
William Butler Yeats

Niye suçlayayım onu günlerimi doldurdu diye
Eziyetle, ya da ne diye öğretti diye son zamanlarda
En vahşice yolları cahil adamlara,
Ya da küçük sokakları fırlatıp attı diye üzerine büyüklerin,
Varmıydı hiç cesaretleri onların arzularına eşit?
Ne onu barışsever yapabilirdi bir akılla,
asaletin bir ateş kadar basitleştirdiği,
Güzellikle gerilmiş ok gibi, bir çeşit,
Tabiimidir bunun gibi bir çağda,
Yüksek ve yalnız ve bu kadar acımasız oluş?
Neden, ne yapabilirdi o, varlığı onu gerektirdiğine göre?
Başka bir Truva’mı vardı ona yakmak için?

Çeviren: Vehbi Taşar

Not: Yeat’s in 1912 de İrlandalı tiyatro artisti ve devrimci Maude Gonne için yazdığı bu şiir diğer güzel ve acımasız kadınlar için batı edebiyatında sık sık kullanılır. Yeats’in 1900 lerde aşık olduğu güzelliğiyle ünlü ve son derece ateşli bir İrlanda vatanseveri olarak bilinen Maude, hiçbirzaman Yeats’i bir sevgili olarak görmeyip İrlanda ordusuna görevli olan bir binbaşıyla evlenmiştir. 1912 yıllarında İngiltere’ye karşı yapılan gösterileri ve İngilizlere karşı verilen uğraşıyı biraraya koymaktan sorumlu olan Maude, Yeats’in sevmediği bir takım adamlarla düşüp kalkmaya başlamıştır. Şiirin başında bu adamlardan bahsediliyor. Şiirin sonunda Maude’u affedip onu bir arkadaş olarak kabul ediyor, fakat onu Truva’nın yakılmasından sorumlu olan Helen’le karşılaştırmadan bırakamıyor.

Saygılarımla,

Vehbi


NO SECOND TROY
by William Butler Yeats

Why should I blame her that she filled my days
With misery, or that she would of late
Have taught to ignorant men most violent ways,
Or hurled the little streets upon the great,
Had they but courage equal to desire?
What could have made her peaceful with a mind
That nobleness made simple as a fire,
With beauty like a tightened bow, a kind
That is not natural in an age like this,
Being high and solitary and most stern?
Why, what could she have done, being what she is?
Was there another Troy for her to burn?
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 23 08 2006 - 23:13
İleti #15


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



AKLIN BALONU
William Butler Yeats

Eller, size emredileni yapın;
Getirin balonunu aklın
Çok fazla şişen ve sürüklenen rüzgârda
Onun dar barakasına.

Çeviren: Vehbi Taşar


THE BALLOON OF THE MIND
by William Butler Yeats

Hands, do what you're bid;
Bring the balloon of the mind
That bellies and drags in the wind
Into its narrow shed.


Bu ileti Vehbi tarafından 23 08 2006 - 23:18 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 03 09 2006 - 05:27
İleti #16


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



EVLİYA FRENSİS VE KUŞLAR
Seamus Heaney

Frensis kuşlara aşkı öğütlediği zaman,
Dinlediler, çırpındılar, gırtlaklarını açtılar
Maviye sözcüklerden bir sürü gibi

Eğlence için serbest bırakılmış kutsal dudaklarından.
Sonra geri döndüler, kafasının her yerinde kanat çırptılar,
Tek ayak üstünde dönüşler yaptılar erkek kardeşlerin pelerinlerinde,

Kanat üstünde dansettiler, sırf sevinç için oynadılar
Ve şarkı söylediler, görüntüler gibi kaçtılar.
En iyi şiirdi Frensis’in yapmış olduğu,

Tartışması doğru, ses tonu hafif.

Çeviren: Vehbi Taşar


SAINT FRANCIS AND THE BIRDS
By Seamus Heaney

When Francis preached love to the birds,
They listened, fluttered, throttled up
Into the blue like a flock of words

Released for fun from his holy lips,
Then wheeled back, whirred about his head,
Pirouetted on brother’s capes,

Danced on the wing, for sheer joy played
And sang, like images took flight.
Which was the best poem Francis made,

His argument true, his tone light.

Bu ileti Vehbi tarafından 03 09 2006 - 05:38 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 03 09 2006 - 14:35
İleti #17


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994




KÜÇÜK KÖYLERDE
(Colin Middleton için)
Seamus Heaney

Küçük köylerde onun domuz saçından kıskısı
Graniti balçıktan ayırır
Kayanın içindeki kristal çıplak ortaya çıkıncaya kadar:
Yüklü fırçalar bir kenarı biler
Üstünde mavi dağın ve gri fundanın.
Taşın yeryüzüne çıkmış katları büzülür, hakkından gelir bakılmanın.

İzge patlar, parlak bir el bombası,
O kilidini açtığı zaman emniyet sürgüsünün
Üstünde sabah çiyinin, üstünde bulutun, üstünde yağmurun.
Kıymıklı ışıklar dilimlere ayırır bir bahçıvan beli gibi
Sıyıran havını ve kahverengi lekesini toprağın,
Kabuğunu kemik gibi temiz soyan, acı gibi zalim

Vahşi bir kalp krizinde yumruklayan.
Onun gözleri, kalın, açgözlü mercekleri, ateşe verir
Bu çıplak, dazlak yeryüzünü beyazla ve kırmızıyla,
Yakıp kül eder o siyah oluncaya kadar
Ve pırıl pırıl bir cenaze yığını gibi odundan:
Yeni bir dünya serinler başından çıkan.

Çeviren: Vehbi Taşar

IN SMALL TOWNLANDS
For Colin Middleton
By Seamus Heaney

In small townlands his hogshair wedge
Will split the granite from the clay
Till crystal in the rock is bared:
Loaded brushes hone an edge
On mountain blue and heather grey.
Outcrops of stone contract, outstared.

The spectrum bursts, a bright grenade,
When he unlocks the safety catch
On morning dew, on cloud, on rain.
The splintered lights slice like a spade
That strips the land of fuzz and blotch,
Pares clean as bone, cruel as the pain

That strikes in a wild heart attack.
His eyes, thick, greedy lenses, fire
This bare bald earth with white and red,
Incinerate it till it’s black
And brilliant as a funeral pyre:
A new world cools out of his head.



Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 03 09 2006 - 15:02
İleti #18


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



İSKELE KURMAK
Seamus Heaney

Duvarcılar, başladıkları zaman bir bina yapmaya,
Dikkatle denetlerler iskeleyi;

Emin olurlar kalasların hareketli noktalarda kaymayacaklarına,
Bütün merdivenleri sağlamlaştırırlar, cıvatalarını sıkıştırırlar bitişik tahtaların.

Ve yine de bütün bunlar sökülür iş bir kere bittiği zaman,
Gösteren duvarları güvenilir ve sağlam taştan.

Böylece eğer, sevgilim, bazen gözükürse
Kırıldığı senin ve benim aramızdaki eski köprülerin,

Hiç korkma. Biz düşmesine izin verebiliriz iskelenin,
Duvarımızı kurduğumuza emin.

Çeviren: Vehbi Taşar

Not: Seamus Heaney 1995 Nobel Edebiyat Ödülünü kazanmıştır.


SCAFFOLDING
by Seamus Heaney

Masons, when they start upon a building,
Are careful to test out the scaffolding;

Make sure that planks won’t slip at busy points,
Secure all ladders, tighten bolted joints.

And yet all this comes down when the job’s done
Showing off walls of sure and solid stone.

So if, my dear, there sometimes seem to be
Old bridges breaking between you and me

Never fear. We may let the scaffolds fall
Confident that we have built our wall.


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 04 09 2006 - 13:40
İleti #19


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



ALABALIK
Seamus Heaney

Asılı durur, şişko bir silah-namlusu,
derin altında kemerli köprülerin
ya da kayar aşağı tereyağı gibi
gırtlağından nehrin.

Derinlerden düzgün-derili erikler gibi,
burnu bir hedef merkezi alır;
birer birer vurur çimen-tohumu ve güveleri
gözden kaybolan, torpillenmiş.

Suyun açıldığı yerde
çakıl yatakları üstünde ona
ateş edilir sığlıklardan,
beyaz göbek haber vererek

düz; fırlar işaret-
kurşunu gibi geri arasında çakılların
ve hiçbirzaman yanıp bitmez.
Soğuk kandan bir yaylım ateşi

akıntıyı tüfek harbisiyle temizleyen.

Çeviren: Vehbi Taşar


TROUT
Seamus Heaney

Hangs, a fat gun-barrel,
deep under arched bridges
or slips like butter down
the throat of the river.

From depths smooth-skinned as plums,
his muzzle gets bull’s eye;
picks off grass-seed and moths
that vanish, torpedoed.

Where water unravels
over gravel-beds he
is fired from the shallows,
white belly reporting

flat; darts like a tracer-
bullet back between stones
and is never burnt out.
A volley of cold blood

ramdrodding the current.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 05 09 2006 - 10:26
İleti #20


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994




ÇAĞLAYAN
Seamus Heaney

Yanış kendi sağanağında devamlı boğulur
Karmakarışık müslin ve cam
Kayarak düşen, gürültüyle yukarı çarpan sabun köpüğü.

Aynı zamanda hızlanan
Ve aniden fren yapan; su akar
Caniler gibi atıverilmiş haykırarak adalete.

Atletik bir buzul gibi gözükür
Geriye doğru büyüyen: tümüyle yutulan
Ve kusulan bir ucundan öbür ucuna bu uzun gırtlağın.

Gözüm üstüne biner ve aşağıya doğru, düşer
Tonlarla savrulan, salya çıkaran ve üstünden atan,
Çağlayanla, gene de kaydeder kargaşalığı böyle ayakta duran kıpırdamadan.

Çeviren: Vehbi Taşar

WATERFALL
By Seamus Heaney

The burn drowns steadily in its own downpour,
A helter-skelter of muslin and glass
That skids to a halt, crashing up suds.

Simultaneous acceleration
And sudden breaking; water goes over
Like villains dropped screaming to justice.

It appears an athletic glacier
Has reared into reverse: is swallowed up
And regurgitated through this long throat.

My eye rides over and downwards, falls with
Hurtling tons that slabber and spill,
Falls, yet records the tumult thus standing still.





Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 19 10 2006 - 14:48
İleti #21


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



KARIMA
şiirlerimin bir kopyesiyle

Oscar Wilde (1854-1900)


Yazamam hiç bir önsözü görkemle
Bir başlangıç gibi şiirime;
Bir şairden bir şiire
Kalkışırdım söylemeye.

Çünkü bu düşen petaller içinde
Biri sana güzel gözükse,
Sürükler o yerleşinceye dek
Aşk onu saçının üstüne.

Ve rüzgâr ve kış sertleştirdiğinde
Bütün aşksız ülkeleri,
O fısıldar bahçeyi,
Senin anlayacağın gibi.

Çeviren: Vehbi Taşar

TO MY WIFE
with a copy of my poems

Oscar Wilde

I CAN write no stately proem
As a prelude to my lay;
From a poet to a poem
I would dare to say.

For if of these fallen petals
One to you seem fair,
Love will waft it till it settles
On your hair.

And when wind and winter harden
All the loveless land,
It will whisper of the garden,
You will understand.






Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 21 10 2006 - 09:33
İleti #22


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



REDİNG HAPİSHANESİNİN BALADI
Oscar Wilde

(C.T.W’nun Hatırasına
Kraliyet Atlı Muhafızlarının Birzamanki Süvari Eri
Reding, Berkşiyr Kraliyet Hapishanesinde 7 Temmuz, 1896 günü öldü)

I

Kırmızı ceketini giymedi,
Çünkü kırmızıdır şarap ve onun kanı,
Ve şarap ve kanı onun ellerindeydi
Ölüyle bulduklarında onu,
Sevmişti zavallı ölü kadını,
Ve öldürdü yatağında onu.

Yürüdü mahkeme adamlarının arasında
Gri pejmürde bir elbiseyle;
Bir kriket şapkası başındaydı,
Ve hafif ve neşeli gözüktü adımı;
Fakat ben hiçbirzaman görmemiştim daha önce
O kadar dalgın gözüken bir adamı

Hiçbirzaman görmemiştim ben bakan bir adamı
O kadar dalgın bir gözle
O küçük mavi çadırın üstünde
Mahkumların gök dediği,
Ve her giden sürüklenen bulutda
Gümüşten yelkenlerle geçti.

Yürüdüm başka acı duyan kişilerle,
Başka bir halkanın İçinde,
Ve merak ediyordum ne yapmiş olduğunu adamın
Büyük mü yoksa küçük bir şeymiydi,
Arkamda bir ses fısıldadığında alçak sesle
‘SALLANMASI GEREK O ADAMIN.’

Vay canına! Aynı hapishane duvarları
Aniden yalpalarmış gibi gözüktü,
Ve kafamın üstündeki gökyüzü
Kavrulan çelik bir miğfer gibi oldu,
Ve, olsam da acı içinde olan birisi
Duyamadım acımı.

Bildiğim tek şey hangi avlanan düşüncenin
Hızlandırdığıydı adımını ve neden
Bakmıştı o gösterişli günün üzerine
O kadar dalgın bir gözle;
Adam öldürmüştü sevdiği şeyi,
Ve bu yüzden mecburdu ölmeye.

Yine de her adam öldürür sevdiği şeyi,
Bunu işitsin herbirisi,
Kimisi sert bir bakışla yapar bunu,
Kimisi yaltaklanan bir sözcükle,
Korkak adam bir öpücükle yapar bunu
Cesur adam bir kılıçla!

Bazısı gençken öldürür aşklarını,
Ve bazısı ihtiyarladığı zaman;
Bazısı elleriyle boğar Şehvetin
Bazısı elleriyle Altının:
Bazısı eliyle Tanrının:
Bir bıçak kullanır en iyi kalplisi, çünkü
Cansız o kadar çabuk soğur ki.

Kimisi çok az sever, kimisi çok uzun süre,
Kimi satar, kimi satın alır;
Kimisi pek çok gözyaşıyla işini görür,
Ve kimisi iç çekişiyle:
Çünkü öldürür sevdiği şeyi her adam,
Bu yüzden ölmez her adam.

O ölmez utanç veren bir ölümle
Karanlık bir rezillik gününde,
Ne de bir ilmik vardır boynunda,
Ne bir bez yüzünün üstünde,
Ne de ayakları düşer en öne zeminden içeriye
Boş bir alanın içine.

O oturmaz sessiz adamlarla
Onu gece gündüz gözetleyen;
Ona bakan ağlamaya çalışırken,
Ve dua etmeye uğraşırken;
Onu sanki kendisi çalacakmış gibi gözetleyen
Hapishaneyi kurbanından.

O uyanmaz şafakta görmek için
Ürkütücü şekilleri odasına akın eden,
Titreyen hapishane papazını beyaz cüppesinde,
Polis şefini haşin üzüntüyle,
Ve hapishane müdürünü tümüyle parlak siyah elbisede,
Sarı suratıyla Akibetin.

Kalkmaz acıklı aceleyle
Mahkum elbiselerini giymek için,
Ağzı-bozuk bir doktor zevkle bakar, ve yazarken
Her yeni ve sinirle-kıpırdayan pozu,
Parmaklayarak bir kol saatini onun küçük tik-takları
Korkunç çekiç darbeleri gibi vururken.

O bilmez susuzluğu hasta eden
Birinin gırtlağını zımparalayan, öceden
Cellat bahçıvan eldivenleriyle
Kilitli kapıdan kaymadan,
Ve bağlamadan birini, üç tane kayışla deriden,
Gırtlak artık hiç susamasın diye.

Bükmez başını duymak için
Defin subayının okuduğunu,
Ne de ruhundaki korku
Ona söylerken ölü olmadığını,
Geçer kendi tabutu, o kımıldarken
İçine iğrenç barakanın .

Bakmaz üstüne havanın
Küçük bir cam çatının içinden;
Çamurdan dudaklarla dua etmez
Isdırabının geçmesi için;
Ne de titreyen yanağının üstünde hisseder
Öpüşünü Keyifıs’ın

Çeviren: Vehbi Taşar
Çevirenin notu: Keyifıs (Caiaphas)- İncilde İsa’nın çarmıha gerilmesine karar veren Yahudilerin baş papazlarının ismidir.

THE BALLAD OF READING GAOL
Oscar Wilde

(In memoriam
C. T. W.
Sometime trooper of the Royal Horse Guards
obiit H.M. prison, Reading, Berkshire
July 7, 1896)

I

He did not wear his scarlet coat,
For blood and wine are red,
And blood and wine were on his hands
When they found him with the dead,
The poor dead woman whom he loved,
And murdered in her bed.

He walked amongst the Trial Men
In a suit of shabby grey;
A cricket cap was on his head,
And his step seemed light and gay;
But I never saw a man who looked
So wistfully at the day.

I never saw a man who looked
With such a wistful eye
Upon that little tent of blue
Which prisoners call the sky,
And at every drifting cloud that went
With sails of silver by.

I walked, with other souls in pain,
Within another ring,
And was wondering if the man had done
A great or little thing,
When a voice behind me whispered low,
'THAT FELLOW'S GOT TO SWING.'

Dear Christ! the very prison walls
Suddenly seemed to reel,
And the sky above my head became
Like a casque of scorching steel;
And, though I was a soul in pain,
My pain I could not feel.

I only knew what hunted thought
Quickened his step, and why
He looked upon the garish day
With such a wistful eye;
The man had killed the thing he loved,
And so he had to die.

Yet each man kills the thing he loves,
By each let this be heard,
Some do it with a bitter look,
Some with a flattering word,
The coward does it with a kiss,
The brave man with a sword!

Some kill their love when they are young,
And some when they are old;
Some strangle with the hands of Lust,
Some with the hands of Gold:
The kindest use a knife, because
The dead so soon grow cold.

Some love too little, some too long,
Some sell, and others buy;
Some do the deed with many tears,
And some without a sigh:
For each man kills the thing he loves,
Yet each man does not die.

He does not die a death of shame
On a day of dark disgrace,
Nor have a noose about his neck,
Nor a cloth upon his face,
Nor drop feet foremost through the floor
Into an empty space.

He does not sit with silent men
Who watch him night and day;
Who watch him when he tries to weep,
And when he tries to pray;
Who watch him lest himself should rob
The prison of its prey.

He does not wake at dawn to see
Dread figures throng his room,
The shivering Chaplain robed in white,
The Sheriff stern with gloom,
And the Governor all in shiny black,
With the yellow face of Doom.

He does not rise in piteous haste
To put on convict-clothes,
While some coarse-mouthed Doctor gloats,
and notes
Each new and nerve-twitched pose,
Fingering a watch whose little ticks
Are like horrible hammer-blows.

He does not know that sickening thirst
That sands one's throat, before
The hangman with his gardener's gloves
Slips through the padded door,
And binds one with three leathern thongs,
That the throat may thirst no more.

He does not bend his head to hear
The Burial Office read,
Nor, while the terror of his soul
Tells him he is not dead,
Cross his own coffin, as he moves
Into the hideous shed.

He does not stare upon the air
Through a little roof of glass:
He does not pray with lips of clay
For his agony to pass;
Nor feel upon his shuddering cheek
The kiss of Caiaphas.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 26 10 2006 - 18:13
İleti #23


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



BİLGİNLER
W.B. Yeats (1865-1939)

Kabak kafalar unutkan günahlarından,
Yaşlı, alim, saygın kabak kafalar
Satırlarını düzenler ve yorumlarlar
O genç adamların, yataklarında bir yandan öbür yana dönen,
Aşkın umutsuzluğunda kafiyeleri sona eren
Güzelliğin cahil kulağını methetmek için.

Hep karışıklık orası; hepsi öksürür içinde mürekkebin;
Hepsi ayakkabılarıyla halıyı giyer;
Hepsi düşünür ne düşündüğünü başka insanların;
Hepsi bilir adamı bildikleri komşularının.
Aman Tanrım, ne diyeceklerdi
Katalus’ları şu tarafa mı gitti?

Çeviren: Vehbi Taşar

Catullus (Katalus)- Romalıların ünlü aşk şairi (M.Ö. 84-54)

THE SCHOLARS
W.B Yeats
Bald heads forgetful of their sins,
Old, learned, respectable bald heads
Edit and annotate the lines
That young men, tossing on their beds,
Rhymed out in love's despair
To flatter beauty's ignorant ear.
All shuffle there; all cough in ink;
All wear the carpet with their shoes;
All think what other people think;
All know the man their neighbour knows.
Lord, what would they say
Did their Catullus walk that way?
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Mahur
mesaj 26 10 2006 - 22:34
İleti #24


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 564
Katılım: 11 10 04
Üye No: 971



Son şiir, gerçekten çok anlamlı.

Saygılar.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
Vehbi
mesaj 07 11 2006 - 22:59
İleti #25


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,497
Katılım: 26 01 06
Nereden: Dunya Siiri
Üye No: 1,994



BEYAZ BİR GÜL
J B O'Reilly (1844-1890)

Kırmızı gül arzuyu fısıldar,
Ve beyaz gül aşkı soluklar;
Ah, kırmızı gül bir şahindir,
Ve beyaz gül bir güvercindir.

Ama ben sana krema-beyazı bir gül goncası yollarım
Bir kızartıyla üstünde petal uçlarının,
Çünkü en arı ve en tatlı aşkın
Bir öpüşme arzusu vardır dudaklarının

Çeviren: Vehbi Taşar


A WHITE ROSE
J B O'Reilly

The red rose whispers of passion,
And the white rose breathes of love;
O, the red rose is a falcon,
And the white rose is a dove.

But I send you a cream-white rosebud
With a flush on its petal tips;
For the love that is purest and sweetest
Has a kiss of desire on the lips.

Go to the top of the page
 
+Quote Post

9 Sayfa V   1 2 3 > » 
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 17 10 19 - 17:59