Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

 
Reply to this topicStart new topic
> Kar tanesi ve özgür irade
canakci
mesaj 02 03 2010 - 17:29
İleti #1


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807





Dışarıda kar atıştırıyor, lapa lapa, sulu sepken, nasıl söylesem tarifi imkansız. Havada rüzgar yok... ama kar tanelerinin her biri ayrı havada. Kimisinin acelesi var gibi.. Diğerlerinin yanından iki misli hızla seğitip gitmekte. Kimisi yağıp yağmamakta kararsız. Bir yöne gitmekte iken aniden yön değiştiriyor, bu arada öbürüyle çarpışıyor. Bazan birarada bazen de daha çok parçaya ayrılmış halde yola devam ediyorlar.

Şöyle bir dikkat ettim. Talimli askerler gibi uygun adım, diğer yoldaş kar taneleriyle tam bir birlik ve beraberlik içinde hareket eden hiçbir kar tanesi yokkk..Yok... Neden acaba?. Kar taneleri arasında birlik ve beraberlik ruhu olmaması herbirinin nefsini güden özgür iradeleri nedeniyle olabilir mi?..Herbirinin büyüklük ve biçimleri çok farklı olduğu gibi gidiş istikametleri ve destinasyonlarının da asla tahmin edilemez durumda olması acep nedendir?. Neden her biri ayrı yöne kaçıyorlar?. Neden hepsinin hızı birbirinden çok farklı. Ortada kaç kar tanesi varsa o kadar farklı seyrüsefer hareketine şahit olmaktayım. Peki ama bu kadar büyük farklılıkları, tüm bu çeşitliliği oluşturan nedir?. Bunların hepsini birden idare eden bir hakk teala var mıdır?. Var ise acaba o neye icabet etmektedir?.

Bu acayip durumu düşünürken kafamda kar tanelerinin hareketini sabah iş saatinde istasyonda karşılaşan insancıkların hareketine benzeştirdim. Kazara gerçekleşen çarpışmalar kar tanelerindeki kadar seyrek. Hangi yönden gelenin hangi yöne devam edeceğini önceden kestirmek kar taneleri kadar imkansız. İnsanların (çarpışma sonrasındaki sayılarında artma azalma olmaması gibi küçük ayrıntılardaki farklarını dikkate almazsak) kar tanelerinin davranışlarını aynen taklid ettikleri söylenebilir. Yoksa tersi midir? . Telaşla koşuşturanlar, nispeten sakin seyredenler, çoğunluk asık suratlı. Eğer asık surat insanların o anki ruh haletini göstermekte ise kar tanelerinin de bir ruhu ve onu işaret eden bir suret ifadesi mevcut mudur?. Eğer insan ile kar tanesi arasında bir taklit sözkonusu ise hangisi hangisini taklit etmekte? Ve neden? Eğer bu davranışları birbiriyle tamamen ilgisiz ve bağımsız ise aralarındaki bu benzerliğin kaynağı nedir?. Farklılıkların kaynağı özgür irade midir? Eğer öyle ise kar tanelerinin davranışlarını izlemek insanlardaki özgür iradenin kaynağını araştırmakta bize yardımcı olabilir mi?.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mezagua
mesaj 02 03 2010 - 21:11
İleti #2


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 956
Katılım: 21 01 07
Üye No: 3,079



Cevap veriyorum:

- Kar tanelerinin düşüşlerindeki orantısızlık yüklendikleri su ölçüsünden kaynaklanıyordur sanırım. Bu konuda uzman olmasam da ampirik bilgilerimden yararlanarak böyledir diye düşünüyorum. Dansetmelerine gelince, Zaman zaman hava akımı değişikliklerinde dansediyormuş gibi hareketler yapabilirler...Ben böyle olduğunu tahmin ediyorum. Belki de dediğiniz gibi dansediyorlardır bilemem..

Sonuçta öyle ya da böyle aşağı düşerler. Düşüşlerinde ki davranışlarına takılmayın bence.
Düşerken farklıdırlar belki ama düştükleri yerde oluşturdukları birlik ve beraberliklerine diyecek yoktur.
Mesela; temiz şehirlerin üstüne, yani aklını kullanan insanların yaşadığı yerlere yağdılarsa çok hoş manzaralar oluşur. Seyrine doyulmaz...Ayrıcalık gözetmeden insanların tümü keyiflenip, sınırsız bir coşkuya kapılırlar. kar tanelerinin birlliği ve beraberliğinden oluşan görüntüler sayesinde gerçekten sınırsız, sınıfsız bir coşku vardır....

Aptalların yaşadığı, pis şehirlerde ise bu aptalların içinde yaşamak zorunda kalan herkes gibi bu kar tanecikleri de zerbeziyan olur, bir araya gelseler bile sonuçta çamurlaşır, erir... Ancak ağaçların dallarına sığınmış olanları yine o müthiş güzelliği yansıtırlar, birlik ve beraberliklerinin sayesinde tabiii...Her birinin tek başına yaşadığı düşüş değildir önemli olan...Bir araya geldiklerinde oluşturdukları durum çok daha önemli... Hep beraber oluşturdukları o kocaman kocaaaman kar tabakalarını. Buzulları düşünün...Dünyanın dengesi bile bozuluyor bakın onlar eridiğinde di mi? Bir de çığ olup gelişleri vardır kii tepelerden, bayırlardan hep beraber birlik ve düzen içinde yandınız o zaman önünde durmayın...

Kar tanesi deyip geçmemek lazım, ben özgür irademle böyle düşünüyorum...

smile.gif
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Requiem
mesaj 02 03 2010 - 22:50
İleti #3


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 2,905
Katılım: 29 11 06
Nereden: İstanbul
Üye No: 2,813



Özgür iradenin olup olmadığını bilebilir miyiz, bilemiyorum.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 03 03 2010 - 15:15
İleti #4


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Haklısınız Sn. Mezaqua kar tanelerinin bireysel hareketlerinin deterministik gerekçeleri mevcut olabilir, aranabilir, ve haklısınız Sn. Requiem özgür irade var mıdır işte burada ben de onu araştırmaya çalışıyorum..


Her bir kar tanesini bize “sağı solu hiç belli olmaz, kafasına göre takılıyor işte” gibi gösteren sonucun arkasında aslında son derece somut bazı doğa değişkenleri olduğunu biliyoruz. Kar kristallerinin geometrisi, miktarı, içinde hapsettiği hava, yüzey genişliği ve formu, yanından geçtiği diğer kar tanelerinin özellikleri ona mesafesi, hızı ve dolayısıyla ortaya çıkan kohezyon ve küçük hava akımlarının etkisi, havadaki nem miktarı, ortam sıcaklığı, say sayabildiğin kadar.

Olayı çok basitleştirmek için kar tanesini “tek” yapsak ve tüm bu ortam parametrilerini mevcut en büyük süperkompütere yükleyerek bize gerçek zamanlı olarak o kar tanesinin havada izleyeceği güzergahı, yerdeki varış noktasını ve zamanını hesaplamasını istesek acaba sonuç ne olabilir. Bana büyük olasılıkla ya parametrelerin hepsini hesaba katamadığımızdan, ya da olayların birbiriyle interaksiyonunu heaplamaya bilgisayarımızın gücü yetmeyeceğinden sonuç başarısız olurdu gibi geliyor.

İşte insanların tarzı hareketlerinde de görülen bu belirlenemezlik ve hesaplanamazlığa biz “özgür irade diyor olabilir miyiz acaba?

İnsanların tüm günlük kararlarının gerisinde yatan da aslında o çok boyutlu ve karmaşık verilerin bilinemezliği ve hesaplanamazlığından ibaret olan bir determinizm değil midir?. Bizler sonuçta tüm davranış ve işlemlerinde “automata” teorisinin geçerli olduğu o soyut makinelerden ibaret miyiz?. Ve o çok önem verdiğimiz hayatlarımız aslında sadece bu makinelerin interaksiyonundan ibaret midir. Bizler bu determinasyonun neresindeyiz, var mıyız, ve meğer aslında hiç yok muyuz?.. Eğer var isek tüm bu olayın neresinde gerçekten var olabiliriz. Acaba “yok” olduğumuz noktalarda da kendimizi yeniden var etmenin bir yolu var mıdır?.


Konuyu en fazla karmaşıklaştıran şeyin hayatımızla ilgili tüm gerçeklerin içinde kendi aksini barındırmasından kaynaklandığını düşünmekteyim. Örneğin hapishaneye düşen bir insan özgürlüğünün o en fazla kısıtlandığı bir durumda iken, aslında özgürken olan hayatını kısıtlayan sayısız özgürsüzlüklerden de kurtulmaktadır. Hangisi daha özgür?. Sabah 8 akşam 5 amire memurluk, memura amirlik yükümlülüğü ve bir aile babalığı, ile geçen özgür hayat mı?, yoksa bir hapisane duvarlarının arasında geçen sınırsız özgürlük günleri mi?.


Hayatımız otomatiğe bağlanmış !

O yüzden izninizle bazı özel tanımlamalar yaparak tüm bu kavramları nispeten içinden çıkılabilir basitliğe getirmek istiyorum;

Maksimum özgürsüzlük olarak ortaçağdaki bir kölenin durumunu örnekleyeceğim. Maksimum özgürlük olarak da açlık grevi yapan bugünkü tekel işçilerinin durumunu.

Kuşkusuz her ikisinin de imrenilecek bir durumu yok. Ama, “”özgür irade kullanma imkanları bakımından”” birisi öbürünün tam aksi bir durumu yansıtmaktadır. Sabah 8, akşam 5 mükellefiyetinden azad edilmiş olan tekel işçisi oradan kalkıp istediği yere gitmek ve istediği şekil davranabilme imkanına sahip. Köle ise adı üstünde prangaya vurulmuş ve eli kolu bağlı bir haldedir.

Tam özgürlüksüz haldeki kölenin işsiz, aç, ve açıkta kalma şansı yok. Sahibi onu vaktinden önce ölmemesi için besleyecek, hatta işinde yeterli verimi sağlayabilmesi için seks ihtiyaçlarını karşılayacak fırsatlar da tanıyacaktır. Ona düşen sadece önünde çizili hayatın sınırlı mükellefiyetlerini yerine getirmekten ibaret.
Bazen oldukça da yaratıcı olabiliyoruz gerçi
Bundan 6bin yıl kadar öncesinin Mısır'ına gidelim. Yarı tanrı firavunlar, onun hemen altında yüksek bürokrasi ve rahipler, onun altında tüccar ve esnaf, teknik elemanlar, asker ve işçilerden oluşan özgür halk, daha aşağıda ise köleler bulunmaktadır. Bir yöneticinin tuttuğu kayıtlara göre özgür halktan çalışan bir emekçi veya askerin aylık ücreti “2 sığır” olarak kayda girmiştir.

Bugünün Türkiye'si ile karşılaştırdığımızda bu ücret beyaz yakalı üst sınıftan bir yöneticinin ücretine denk gelmektedir. Yani bugün Türkiye'deki emek piyasasının 6bin yıl öncesinin Mısır medeniyetine göre oldukça aleyhte bir durumda olduğu söylenebilir. .

Teknolojinin getirdiği imkanları bir tarafa bırakacak olursak, bugün Türkiye'de çalışan bir asgari ücretli çalışanın durumu gerek refah, gerekse hak ve özgürlükler bakımından 6bin yıl öncesinin Mısır'lı kölesinin durumunun oldukça daha gerisinde olduğu bir gerçek...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bun çağrıştar
mesaj 03 03 2010 - 20:05
İleti #5


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 3,805
Katılım: 12 12 04
Nereden: uzak...
Üye No: 1,031



yahu benim gerçekten merak ettiğim bir şey var, evet çanakçı bütün bu yazdıkların konusunda... bu detaylarıyla astığın yazıları başka bir yerde yayınlıyor musun acaba tek merakım bu... yoksa senin için tek bir insanın bile tıkladığı veya girdiği bir yer, bildirilerini dağıtman için yeterli sebep mi... bilemiyorum enerjine hayran kalıyorum smile.gif
Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 06 03 2010 - 14:00
İleti #6


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Evet.. NYTimes ve Guardian'da da yayınlıyorum. Evet... bir tek insanın tıklaması yeterli sebep .....Tabii o tklayanın sahiden insan olması da çok önemli şüphesiz.... Aşağıdakileri sadece senin için yazıyorum bilesin....Yoksa benim için bunları yazmak, başkaları için de okumak hakikaten gereksiz bir enerji kaybıdır..

Sorun şu ki ortada bir yanlış anlama var. Çünkü, benim burada yaptığım “”bildiri dağıtmaktan”” epey farklı bir şey... Örneğin felsefe yazıları format olarak “bildiri” den çok farklıdır... Felsefe yazısı bildirmez sorar, sorgular, derin düşünür.. Karşısında empati kuracak analitik bir beyin arar.... Bulamazsa.. o zaman işte kendi kendine monolog olur..

Her beyin herşeyi anlayacak diye de bişey yok ki!!!

Bir insan “PasKukusu” rumuzunu niye değiştirip ingilizce argodaki “Bun”(kalça-buttock-göt) yapar ki?. Bun'dan maksadı ne ola? Maksat “makat” mıdır yani? “Bun”size neyi çağrıştırıyor?.

Diye eğer (mesela ki) soracak sorgulayacak ve sesli düşünecek olursam işte o zaman felsefe olur.

Bildirmek için ise zaten hiç sormadan bilmek lazım. Mesela alçak birisi haddini(boyunu) aşan yükseklikte işe girişti, tanımadığı biriyle senli benli olmaya kalkıştı. O zaman o kişiye “had bildirisi” yazılarak haddi bildirilebilir. Ya da bir başka bildiri örneği şöyle olabilir;

“Sayın ziyaretçi,
Burada yazanlar senin anlayacağın türden olmayabilir. Sıkılıp vakit kaybedebilirsin. Onun için sana önceden bildiriyorum, fazla oyalanmadan hemen “exit”düğmesine bas. Yok ama eğer illaki bir yanıt yazarak katkıda bulunmak istiyorsan o zaman sana iki defa daha düşünmeni şiddetle sağlık veriririm.

"Yanıtla butonu sadece o yazıyla ilgili bir görüşü ve düşüncesi olanlar içindir". Yazarla ilgili şeyler yazmak, soru sormak, senli benli olmak, sosyalleşmek için, (velev ki iltifat etmek için olsa dahi) bu mekanı kullanamazsın. Buradaki yazar buna izin vermiyor. Seninle sosyalleşmeyi, laf yarıştırmayı son derece itici bulmaktadır... Bunu yapabileceğin bol miktarda başka adres zaten mevcut. Oralara git. Yonja'ya git, FaceBook'a yazıl. Daha sayısız adres var... Orada yazarlarla ve onların ne yaptıklarıyla ilgili konular önceliklidir. Muhabbet ve sosyalleşme mekanları ayrıdır. Burası öyle bir adres değil. En azından bu sayfanın yazarı açısından konu tamamen böyledir...

Son bir bildiri örneği;
Onlar Bun'lar övülmesin, kafaya şaplak da yiyebilsinler...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
othello
mesaj 06 03 2010 - 14:12
İleti #7


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,633
Katılım: --
Nereden: Türkiye
Üye No: 551



Artık dayanamayıp müdahil olacağım. Ki her türlü nevrotik yanıt ihtimalini göze alarak.

Oldukça sorunlu bir kalemsiniz. Bakım kalemsiniz diyorum, yine de karakterinizi teğet geçiyorum bir anlamda. Ama siz öyle yapmıyorsunuz, sizi eleştiren herkese bel altından vuruyorsunuz. Alaycılığınız ve bilgileriniz bu üslubunuzla beş para etmez. Bilgi erdemdir. Siz bilgiyle olgunluğu bütünleştirmeyi bir türlü beceremediğiniz için, "itici imaj" tipinden bir türlü kurtulamıyorsunuz; kurtulamazsınız da.

"Başka bir yerde yayımlıyor musunuz?" sorusuna vereceğiniz dahiyane, akılcı yanıt, "senin rumuzun göt anlamına geliyor, sen beyinsizsin" mi demek oluyor...

Psikiyatr değilim ama, bir an önce tedavi görmeniz gerektiğini sadece ben değil, psikolojinin "p" sinden bile anlamayanlar aşağı yukarı bilir...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 06 03 2010 - 14:38
İleti #8


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Yukarıdaki açklama yazıya değil "yazara" yazan herkes için aynen geçerlidir. Her ne denmişse bu durumda senin için de aynen geçerli oluyor. İstenmeyen birşey yapan herkes istenmeyen bir karşılık da almalıdır Macbeth. Yazara yazan herkes "kendisi" sorunlu insandır. Adın her neyse. Bunu yapmana izin vermiyorum. Daha önce de söylemştim. Yazara yazmakta ısrar edilmesi ciddi bir sorun ve asla kabul edilemez bişey. Sayfanın kurallarına aykırı birşey....
Go to the top of the page
 
+Quote Post
othello
mesaj 06 03 2010 - 14:44
İleti #9


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,633
Katılım: --
Nereden: Türkiye
Üye No: 551



Tamam kusuruma bakmayın gereksiz yüklendim ve anlamsız bir çıkış yaptım. Ve şu an çok üzgünüm. Çünkü kontrolunuzu yitirdikçe daha anlaşılmaz yazıyorsunuz. Derin derin nefes alın. Sakin... Macbeth'e selamlar...

Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 06 03 2010 - 15:08
İleti #10


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Yazıya değil "Yazara" yazmayı ileride düşünbilecek olan diğer kişiler için de şimdiden son defa uyarayım,.. Sakın ha... Daha bende yakası açılmadık (hepsi belden yukarı) ne laflar var. (Desdamona'yı da anlatırım ona göre...)
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mezagua
mesaj 06 03 2010 - 18:08
İleti #11


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 956
Katılım: 21 01 07
Üye No: 3,079



Çanakçı

Anlatmaya çalıştığınız özgürlüğün içine insan dahil değil mi? Çok merak ediyorum...

"Koku" sözcüğünü alıp nerelere getirdiniz...
Neden kadın organları kullanarak insanlara saldırıyorsunuz? Sorun ne?


Özgürlük, özgürlükçülük ya da sizin hayalinizi kurduğunuz topluma dair öngörüler, bunların hepsi zaten var, bunlar yeni ve sizin tarafınızdan keşfedilip ortaya atılmış fikirler değil. Siz sadece kendi diliniz ve kaleminizle yorumluyorsunuz, bizlerde kimimiz dinliyor, kimimiz ilgileniyor, kimimiz yorumlarla açılımlara katkıda bulunuyor ya da itiraz etme hakkımızı kulalnıyoruz.
Burada:
Bun çağrıştar'ın namına konuşmayacağım çünkü kendini savunacak kadar dile ve yeteneğe sahip, neyin ne olduğunu anlayacak kadar da olgun biri olduğuna inanıyorum. Size saygısız davrandığını düşünebilirsiniz, bunu ona daha uygun bir dille anlatabilirsiniz.
Antiimilitarist gibi duruyor ama militer bir uslupla gözdağı veriyorsunuz.

Ancak bu forumda, yorum yapma özgürlüğü bulunan herkesi, Bunçağrıştar arkadaşımıza yaptığınızı örnekleyip tehdit edemezsiniz.
Burada inanın herkes yazıyor, yazmak istedikten sonra tüm organlar havada uçuşur haberiniz olsun, size ait bir yetenek sanmayın. Bu eylemde çok fazla zeka ve birikim gerektirmez.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 06 03 2010 - 19:29
İleti #12


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Anlaşılan burada herkesin kendine özgü alınganlıkları ve bam telleri bulunuyor. Hiç anlamadım kadın organı da şimdi nereden çıktı diye, ama sormayacağım....(Ördek Hasan'ın hikayesini bilirsiniz...)

Aslında bu o kadar da kötü bişey değil. Hepimiz birbirimizden farklıyız. Farklı şeylere kızıp, farklı şeylerden hoşlanabiliyoruz. Ama unutmayınız biraraya gelebilmemiz, ortak bir masaya oturabilmemiz daima bazı kurallar üzerinde anlaşmaya bağlıdır. Anlaşmayı bozan karşı tarafı bilerek kızdırmış olur. Ve... öfke bulaşıcıdır sonucun nereye kadar varacağı asla kestirilemez. Tabii ki bir anlaşmayı tek taraflı olarak bozan, bilerek birini kızdıracak bir şey yapan karşısındakinin de kendisini kızdırmak üzere bir şeyler yapmasına hazırlıklı olmalıdır...

Kendi hesabıma benim şu masada oturmam size seneler öncesinden beri sürekli anlatmaya çalıştığım temel bir uzlaşı varsayımına dayalı. Burada kendimi sadece yazdıklarımla var ediyorum. Kuşkusuz ki her yazdığım tartışılabilir. Takdir veya tekdir görebilir. Buradaki her türlü konuşmamız ancak yazdıklarım üzerinden olmalıdır. Çünkü ben burada sadece onlarla varım. Sofraya kendimi kendi kişiliğimi oturtmuyorum. Sizlerle sosyalleşmiyorum, sosyal paylaşım yapmıyorum. Kimliğim kişiliğim meclisten dışarıdır. Buradaki ilişkimiz sosyal paylaşım üzerine değildir. Bazılarınız aranızda tamamen başka türlü ilişki kurabilir, sosyalleşebilirsiniz. Ama eğer benim sayfama girecekseniz o zaman bu prensibe saygı göstermeniz gerekir. (Dikkat ederseniz bana, kendime saygı göstermenizden dahi bahsetmiyorum. Burada biraraya gelmemizi sağlayan en temel anlaşmaya saygı göstermeniz gereğinden söz ediyorum.) Bu en temel kuralımız.

Birinin evine girdiğinizde onun evinin özel kuralları varsa buna dikkat edeceksiniz. Eğer pabuç çıkartılıyorsa siz de pabuçlarınızı çıkartacaksınız. Ben pabuçla girerim diyemezsiniz.


Militer başkasının silahıyla başkasının nam ve hesabına güç kullanan, bizi ve özgürlüklerimizi tek tek ya da topluca öldürmeyi meslek ve alışkanlık haline getirmiş olanlara denir. Kendi kendini savunana denmez. Herkes tek tek kendi hak ve özgürlüklerini sonuna kadar savunmak, ve evet eğer bu anlamda diyorsanız kendi kendinin militeri olmak zorundadır.

Her türlü fikriniz başımın üstünde ama beni tartışamazsınız. Benim felsefe yazımın ortasına girip yazdığın kalem kaç santim, ceketin ne renk diye soramazsınız. Yazıda hiç kırmızı renk olmadığı halde “her tarafı kırmızıya boyamaktan usanmıyor musun? Diyemezsiniz !!. Çünkü daha en baştan bunu yapmamanızı sizden özellikle rica etmiştim. Gelip masamın ortasına pislemenize izin veremem. Bunu iyi bilmelisiniz.

(Hatırlamıyor olamazsınız. Bu konu daha önce aynen tartışılmıştı. "Gel Ceyda yazımın ortasına pislediler temizle" diyemeyeceğimi, başlığı açanın böyle bir temizliği kendisinin yapabilme hakkı olması gerektiğini savunmuştum. Önerim sizlerin bu konudaki oybirliğiyle reddedilmişti. İşte şimdi ayni olay tekrarlanıyor. Yapan da olayın ısrarcı tarafı ve herşeyin gayet farkında. Eğer maksat fikir yazısı yazdırmamaksa bunu hep birlikte elbirliğiyle başarmaktasınız... Devam etmeye çalışmakla, tümden vazgeçip terk-i diyar etmek arasında sürekli gidip gelmekteyim... Belki de terk edip gitmem ve sizi Bun'larla başbaşa bırakmam sahiden en iyisi olacak)
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bun çağrıştar
mesaj 06 03 2010 - 19:40
İleti #13


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 3,805
Katılım: 12 12 04
Nereden: uzak...
Üye No: 1,031



smile.gif yahu şu kısacık ömrümde gerçekten girmediğim ortam tabiri caizse yemediğim bok kalmadı ortalama olarak evet gerçekten kalmadı, ama bakıyorum da ''göt'' lük bile bu kadar sorunlu bir şekilde görücüye çıkmamıştı herkesin karşısında... seni toplama bir bilgisayara benzettim şu an, neden biliyor musun... ekran kartın artık bazı görüntüleri kaldıramıyor, bu saatten sonra zaten değiştirsen dahi düzen tutmaz...

kendini kendin tadavülden kaldırmalısın, eğer iyi şeyler görüp gösterseydin herkes senin yanında olurdu bak ve kendin gör yazılanları... beni savunduklarını düşündüğüm için alkışlamıyorum onları, aslında katılmadıkları biri olduğunu ama seni seçtiğin konularla renkli biri olarak kabul etmeye çalışan kimi okuyanlara gerçek yüzünü gösterdin...


bütün bunlardan sonra burada durup durmamak senin düşüncen tabi, ama ben saygı duymuyorum...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
canakci
mesaj 06 03 2010 - 20:10
İleti #14


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 1,182
Katılım: 10 12 05
Üye No: 1,807



Yazı "Kar" tanesi olarak başlamıştı, yarıda kaldı bun-u zebun oldu. Vatana millete hayırlı olsun..

**************************BİTTİ*********************************
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bun çağrıştar
mesaj 06 03 2010 - 20:14
İleti #15


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 3,805
Katılım: 12 12 04
Nereden: uzak...
Üye No: 1,031



resmime kurban ol e mi smile.gif
Go to the top of the page
 
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 17 10 19 - 02:27