Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

 
Reply to this topicStart new topic
> Şizofrenik Şizofren
aydinsarikaya
mesaj 06 03 2005 - 14:38
İleti #1





Guests






Şizofren...ç.ö.z.ü.l.m.e.

kilimci kilimini dokurken, dönüp baktığı desene baktıkça, ona verdiği emeğin değerini daha da fazla yaşatıyordu. Öyle ya..bakmakta bir emekti. İyi de madem öyle, bakışlarımız neden başka yerlere de yönelir?

Ya kilim deseni.... fazla ya da eksik bir ilmiğin uğruna, çözmek gerekirse, bu çözülüşün emeği,onu ören bakışların yerine bu sefer çözen bakışlarla yaşamaz mı?

şizofren...her ke kadar kişilik çözülmesi gibi bir muamma alana dayatılsa da, esas olarak insan beyninde ki bellek öğesi denebilecek, engram izlerinin silinip yenilenmesine ya da dönüşümüne dayanır. Y da bunu daha aşamalı olarak, protein dizilimi halinde kodlanmış bir izin, yeni bir dönüşümü için, proteinden vazgeçmeyi gerektirecek olan, haliyle bir zayıflama,tükenme hissi ile at başı giden bir durum...ki ancak çözülüş olduğu kesin.

e o zaman..yanlış ya da yalan adına onca savaş ve onca inadına duruşların ortasında sallanan bayrak, tarafların değil de, temel de şizofren bayrağı olup, kimin kimi çözdüğü ya da ördüğü meselesine gelmez mi?

e bu hastalık mı?

e tarafların biri olarak bir diğer tarafa "dayatılan" ya da "taşıtılan" bir değerin ya da engram izin, denetimi ve kontrolü ya da sürekliliği, bir görev ya da sorumluluk vakkası halinde iseniz, şizofrenlik konusu, bir konu uzmanlığının gerektirdiği bir "iş" dosyası olur.

gene de insan bedeninin şizofrenlik -ki hastalık anlamı vurgusuyla-, denetimi kadar modellendiği, biçimlendirildiği bi rdeğer dayatmalrı altında tutsak ya da hamal olarak kalışı, bittabii ki, geçmiş çağın bir leş kokulu miras anıtı.

hani ya, değişmeyen kaçınılmaz olarak devredilen, onca söylemin taraflarıyla taraftarlığıyla, dayatıldığı ve taşındırıldığı, bir sürecin birey modeli, kendi doğrusunu adanmışlığı/kurbanlığı ile yaşarken, farklılaşımı ya da "hayır" halleri de, her zaman olumsuzlanan bir etiket başlığı halinde, şizofren tehditini-riskini yaşatır, kendisine yaşattırılır.

kendi ile ilişkili bir durum, çözümün ya da sorunun tespite dair tarifname tanımları.

asıl olan da burada oluyor...kendimle ilişkim, bedenimin daha da ötesindekilerle, daha da fazla. kendimle ilişkim, kendimin çok çok ötesinde. hani toplumsal olan, genetiksel olan çatışmalarının ya da falanın sınırlarıylada değil...

yani hepsi de zaten, kendisinin ötesinde bir şeylerle, kendisinin kendisiyle ilişkisini taşırken, ha buna müdahale, dönüşüm,etkinlik yada yetkinlik... nerede başlar nerede biter ki....

ben asla ben değilim, sen asla sen değilsin. ve o da o değil. ötekisi mi..hiç değil!

çözüm çözüm çözülüş!
ancak bir eşşek bir çüş arar
kendine

çözüm çözüm çözülüş
param param parçalar
kendinsizliğe

hey akıllı!
haydi
deli
desene!

/
/
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bbma
mesaj 09 03 2005 - 16:01
İleti #2


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 29
Katılım: 07 03 05
Nereden: Eğitimci
Üye No: 1,162



Susmuştu. Yılların arkasına durmuş, ağzına kan bulayıp çenesini kapadı. Gözlerini açmaya çalıştı. O zamanlar Morites yoktu. Koltuğunda eski bir kitabın kırıntılarını katlıyordu. Penceresi açık bir camın çerçeveleri paslanmak üzere. Gözünü pencereye çevirdi, rüzgarın serinliğini düşündü. Düşündü sadece. Duvarlarında yazılı birkaç metin, ve resimli yazıların duvardaki sistemli dizilişlerini izledi. O kadar yorgundu ki, resimleri ayırt etmekte zorlanıyordu. ...
“...
...Bir gün yaklaştı; “Ölüm nereden gelirse gelsin, asla celladımız olmayacaktır.”,”Asıl hapishane insanın kafasında yarattığı hapishanedir...” bu ben olabilir miyim? Bu daracık boktan bir odada kendimi hapis mi ediyorum. Yoksa kurtuluş... yanlış mıydı bu karar? Duvarları çatlak bir odada mahsur kalmış gibiyim. Tavanı çökük. Boğuluyor muyum? Neden hiç bir şey hissetmiyorum? Müzik neden sustu? Pili mi bitti acaba? Bakkala gidemem şimdi. Bu odada eksik bir şeyler var. Bağlamam nerede? Tellerini koparmıştım en son? Kızmış mıdır bana? Saat neden geçmiyor? Dizlerimi tutamıyorum. Soğuk bir duş? Yok, uyumak. Belki yine aynı rüyayı görmek. Kapı çalıyor galiba. Çalmayın şu lanet kapıyı. Kimseyi istemiyoruum! Şartelleri açın lütfen. Karanlıktan nefret ediyorum. Mum. Bir mum olmalıydı yatağın altında. Nerdesin, nerdesin...? kapıyı çalmayın dedim size! Lütfen, susun ve gidin! Yalnız bırakın beni. –Oğlum, bu ay ki kiranı geciktirdin? Uyuyorum be kadın. Gecenin üçünde kira mı istenilir. -Sen iyi misin evladım? İyiyim, köpek gibiyim maşallah. Şimdi defol git! Pencereyi kapatmalıydım. Her yer karanlık. Her yerde kendimi görüyorum. –İsmail? Abi fazla ekmeğin var mıydı? Çalmayın kapıyı. Rahat bırakın beni. Burası bakkal mı? –İsmail. Devamsızlıktan kaldın. Ders bitince odama gel. Hocam! Hocamın sesi bu! Sakın kapıyı çalma! Sakın, sakın! Ders bitince mi? Gecenin 3 ünde ders mi olur! Allah’ın belası mum da nerde! Kibritle bir ateş yaksam mı acaba! Peki ne yakacağım? Buralarda eski bir bez olmalı... Hah işte buldum. Bu çok az. Karanlık, senden nefret ediyorum. Hangi kendini bilmez kapadı şu Şartelleri? Zaman neden ilerlemiyor? İlerliyor mu yoksa? Bu bez asla yetmez. Başka şeyler bulmalıyım. Kitaplarım? Evet. Siz neredesiniz bakalım. İşte bir kibrit daha boşa gitti. Sadece 6 tane kibritim kaldı. –Abi ne olur ekmek parası! Açım abi ya. Ne olur ekmek parası. Daha sabah verdim. Gecenin bu vaktinde beni nasıl buldun? Hey çocuk! Param yok. Bütün paramı sana verdim... konuşsana. Çocuukk! Adın neydi senin. –Morites, abi! Morites mi? –Oğlum, çok para harcıyorsun. Bak kardeşinin okul masrafları bir hayli arttı. Biraz dengeli harcama yap. Baba? Neredesin? Göremiyorum seni. Her yer karanlık. Şu şartelleri kim kapattı? Baba? Orada mısın? Nasıl buldun burayı? Morites ? sen nereye kayboldun, bana birkaç odun bulabilir misin? Dizlerim... dizlerim uyuşuyor yine. Soğuktan mıdır ki? Kitapların hepsini yakmalıyım... -Hala oğlu! Yav sen hani bize bağlama öğretecektin. Sattın iki dakikada, helal olsun! Bağlama? Bağlamayı da yakmalıyım. Soğuktan donacağım yoksa... kibritlerim azalıyor... Baba? Orada mısın? Çok üşüyorum baba. Elektrikler yok. Kim kapattı şu lanet şartelleri? Müzik...! Ne kadar güzel bir müzik bu... içim titriyor Morites!... –Hakiki Kanada Ladini bu koçum. Tok bir sesi var. 2 yıl garantili. Sapı falan atmaz. Helalimden sana 270 milyon. Sen bilirsin. İstersen oyma gürgen vereyim. Sesi fazla temiz değil ama gür bir sesi var. Sahtekar adam; bağlama yaşmış. Yanmıyor bile. Sapı atmazmış. Sen o sapı al bir yerine sok. Üşüyorum, ellerim buz kesiyor, kalbim donmak üzere. Rüzgar evin içerisine kadar giriyor. Kitaplar bitecek neredeyse. Duvarların sesleri bu; çatlıyorlar soğuktan. Ev kirasıymış; burası ev mi be! Allah’ım, yardım et, şu bağlamayı tutuşturacak bir şey bulmalıyım. Tezgahın altında çuval olacaktı. Naylon tutuşturur mu bunu?... boğazım, boğazımda garip bir tat var. Neyin belirtisi bu? Zehirleniyor muyum yoksa? Sesler... bu sesler de nereden geliyor. Başım çatlıyor, lütfen çalmayın şu piyanoyu. Tutuştu, tutuştuuu! Tellerini boşuna kopartmamışım senin. – Sen benimle hiç ilgilenmiyorsun? Lanet kız! Daha nasıl ilgileneyim. Sen nereden çıktın şimdi, defol git başımdan. –İnsanlar birbirlerini sormaz oldu evlat. Şimdi önüme birkaç kuruş atanlar dışında yüzüme bakan olmuyor. Osman Amca, şu elektrikler bir gelsin; az kaldı geleceğim yanına. Aman Allah’ım; perdeler tutuştu. Susturun şu piyanoyuuu! Teyzecim kiranı yarın veririm, bu saatte nerden bulayım ben sana para! Tüpe gitmese bari. Tüp nerede? Camı kırsam mı? –Ortak, Akşam 8-9 maçımız var. Maçı unuttum. Ne maçıydı bu? Moritesss! Neredesin? Boğuluyorum galiba. Baktığım her yer yanıyor. İtfaiye yok mu? Biri beni söndürsün, yanıyorum. Kimse yok mu? Üşüyorum, açın şu ışıkları. Çalma dedim sana şu boktan piyanoyu! Yok, ekmek de yok, bende yokum. İbrahim, yanıyorum. Tutuştu elbiselerim. Tüp nerede, patlamasın! Baba, bana artık para yollama. Morites, kız, neredesin? Gecenin bu vaktinde nasıl çıktın sokağa? Evine dön. Babaanne Ağıt yakmanın sırası mı şimdi. Dizlerim nerede? Kayboluyorum anne? –Kıvırcık erkeklere hastayımdır. Kız arkadaşın var mı senin? Saçlarım, saçlarım yanıyor. Heyyy! Hatice teyzeee, bankalar kapalı, anlamıyor musun? Yarın veririm paranı. Çeşmeye gitmeliyim. Islanmalıyım. Yok yok en iyisi banyo. Banyo neredeydi? TEDAŞ senin vereceğin hizmetin içine edeyim. Karanlıktan nefret ediyorum..., karanlıktan nefret ediyorum... yorgan alevlendi. Yılmaz Güney’i kurtarmalıyım. Dayan Çirkin Kral, yetiştim. –Abi erkekler beni hep dövüyor, bir ekmek parası ver abi ya! Moritesss! Evine git. Yanacaksın! –Seni seviyorum. Sevmeyin beni. Üşüyorum, yalvarırım bana biraz su verin. Duvarlar yanıyor. Hatice Teyzeee; bu ev beton değil miydi? Müthait seni kandırmış, bu ev ahşap Hatice Teyze! Nefes alamıyorum. Allah’ım güç ver. Nefesinden bir damla ver. Kuran-ı Kerim’i kurtarmalıyım. Duman altındayım! Hiçbir yer görünmüyor. Işıkları açın... –İsmail, odunun var mıydı abi? Benim ev çok soğuk da. Yanıyorum İbrahiiim! Morites’ i uzak tut buradan. Ben çıkamıyorum. Piyanoyu çalmayın yalvarırım, hâlâ yanmadı mı şu piyano? Hocam, kaç demiştiniz? Morites, kaç diyorum sana, yanacaksın benimle. Yanıyor muyum? Moriteeesss, kurtar beni. Gitme. Camı kır. Dışarıda hortum var, çeşmeye bağla suyu aç. Moriteeesss gitmeee! Sigaralarım yanıyor... içeri girme Morites! Yanacaksın. Suyu aç yalvarırım. Moritesssss! –Abi bir ekmek parası ver be! Geri çekil Morites, ekmeği yiyecek ağzın olmayacak, yanacaksın. Suyu aç. –Abi kulun olayım şu erkeklere bir şey de. Vuruyorlar hep. Vurmayın lan! İnsafsızlar. Adam mısınız lan siz? –Abi evimiz yandı. Sokakta yatıyorum. Ne olur biraz ekmek parası. Kaç Morites, kaç! Kurtar kendini. Suyu falan açma. Morites! Konuş benimle. Ses çıkar. Gittin mi Morites? Beni bırakma burada. Üşüyorum Morites. Yanıyorum. İbrahiiim! Morites'i kurtar yalvarırım. –İsmail, ateşin var mı be dostum? Tek sigaram kaldı, onu da yakıp yatayım. Sigaralarım ! TEDAAAAAAŞŞŞ! Baba yalvarırım Morites’i kurtar. Piyanoyu kim icat ettiiii! Allah’ım yardım et çıldırıyorum. İbrahim kızı kurtar; o daha çocuk! İbrahim! Orada mısın? Baba? Hatice Teyze? Ortaaaak? ...

...Elektrikleri kim açtı? TEDAŞ? Başım çatlıyor... bağlama yanmamış! Neler oluyor burada? Perdeler? Çirkin Kral? Ahmet Arif; “...Vurun Ulan, Vurun! Ben Kolay Ölmem...” saçlarım! Morites?... Moriteeesss!

...
böyle bir şeydi onun şizofrenliğe ilk adımı... ağır tonajlı olsa gerek ve saygılar bizden AydınSarıkaya...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bbma
mesaj 09 03 2005 - 16:07
İleti #3


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 29
Katılım: 07 03 05
Nereden: Eğitimci
Üye No: 1,162



BÖlüm II


...Sokağın genişliğine girdi İsmail; gözlerini fırlatırcasına taradı tüm sokağı. O küçük kızı bulacaktı. Köşe başında, dipsiz bir kuyunun hemen tümseğinde iki oğlan, ortalarında küçük bir çocuk;
-Abi yalvarırım yardım et. Ekmek parası istedim diye erkekler beni dövüyor. Neden ekmek parası istiyorsun? Annen baban yok mu senin. -Yandılar abi. Evimiz yandı. Yandılar mı? Sebep? Elektrikleri kestiler abi; parasızlıktan. Annem sobayı yakacaktı tam.... Dağılın lan! Defolun gidin. Adın ne senin? -Morites, Abi! Morites mi? –Senin adın ne abi? Boş ver. Al şu parayı git güzel bir yemek ye. Başın sıkışırsa şu karşıdaki eve gel; ben hep oradayım. Yalnız; Gece gelme olur mu? –Sokakta yatıyorum ben abi. Beni evine alsana. Olmaazz! Bari sen yanma! –Ne yanması abi? Sinirlendirme beni, hadi git. Bu evi de unut. Ben seni bulur sana para veririm her zaman. Yanmazsam eğer! –Ne yanması abi? Papağan mısın sen? –Yok Morites’im ben abi. Morites ha?... Defol git dedim sana... yanacaksın benimle... yemek yemeği unutma...
...
...Aslında haber vermez gelirken yaşamlar. Oysa küçük bir sevindirme bile insanın ömrünü eritebilir. İsmail; korkuyordu, oysa korkunun çıktığı nokta, korkusuzluk düşüncesinden başka bir şey değildi. Morites bir işaret miydi ? Yoksa işaretler tam tersini mi yorumlatmalıydı insana. Ne yapacağını kestiremiyordu. Ki gözleri büyük olmasına karşın, yanacağı ihtimalini düşündüğü, saçlarındaydı aklı... aklı ermiyordu... Korku iyice yükselmişti beyninde. Evine gidip gitmeme konusunda karsızdı. Ya Morites, ya benden önce giderse? Ya Hatice teyze, belki de İbrahim. Gitmeliydi. Ama yalnız ve kimseyi kabul etmeyerek. Kendini hazırlamalıydı. Önce TEDAŞ’ a gitti. Tüm elektrik borçlarını yatırdı. Tek odalı evinin bahçesindeki su hortumunu çeşmeye takıp hazırladı. Çeşmeyi sola çevirmek yetecekti. Geceyi bekledi İsmail. Zaman o kadar sakin ki, uykusuz gözlerine uyku çiçekleri yağıyordu. Her ihtimale karşı penceresini yarım araladı ve kapıya gece 12 ye kadar yokum, 12 den itibaren de uyuyor olacağım. Lütfen rahatsız etmeyin diye not yapıştırdı. Her şey tamamdı. Artık zamanın geçmesini bekliyordu. Zaman geçer mi hiç? Durdu. Şöyle bir soluklanayım der gibi olduğu yerde durdu. Hatta bazı zamansızlıklarda geriye doğru bile gitmeye yeltendi. Ama doğanın kanununa aykırıydı bu. Tanrı izin vermezdi buna. Bu gecikme İsmail’i iyice yoruyordu. Sürekli ayakta, sürekli odanın içinde, uzun mesafeli sprintler atıyor. Yorulmuştu artık ayak tabanları, bilekleri. Dizlerine ağrı girdi İsmail’in... sinirlendi bu duruma. Bağlamasını aldı; çalmak istedi, akordu yoktu. İkinci kez sinirlendi; tellerini kopardı. Hava kararıyordu artık. Babasıyla telefonda konuştu. Bir ara arkadaşını aradı; okula gitmediği için sınav sonucunu öğrenmek istedi. 44 almış. Hocası onu çağırtmış. Bu arada geçen gün müzik dersinde pedalını kırdığı piyanonun sorumlusu İsmail’i sormuş Ortağına...Aslında ortağın derdi, akşam ki maçta kaleye geçecek bir enayiden başka bir şey değildi. İsmail ilk defa Kaleye geçecekti...
...
...Havadaki görüntüler yokluğuna giriyor. Hafif bir esinti geliyor boğazdan İsmail’in tek odalı beton evine. İsmail uykuda... uyanması vakit alacağa benziyor ki, rüzgar şiddetini arttırdı.
Kapının çalmasıyla ürperen İsmail; hemen banyoya koştu. Gözlerini açtı; anormal bir şey yok! Kapıya yöneldi, camdan dikizleme yoluyla küçük bir çocuk gördü. Bu Morites değil. Kim acaba? Kimsin sen çocuk? Ne istiyorsun? –Abi Morites Öldü! Yanarak öldü. Çığlıkları arasında senin evi tarif etti... ona eve gelme demiştin ya! İşte onun yerine ben geldim... iyi ya işte, ben gelme dedim, sen neden geliyorsun aptal çocuk?
...Bir an düşündü...
...Allah’ım Affet Beni. Affet...! Gir içeri Çocuk. Senin adın ne? Senin evin yok mu? –Yok abi. Adım da yok. Herkes bana bir şeyler der. Ben de bilmiyorum hangisi. Aç mısın? –Açım abi...! Allah Razı Olsun abi! Amin, Allah senden razı olsun. Abi Morites’e neden gelme dedin? O gelseydi şimdi yaşıyor olacaktı. Bak Danyal , bana soru sorma ve bir daha bu eve gelme. Sana başka bir ev bulalım. Yoksa sen de benimle yanacaksın. Ne yanması abi? Morites benim yüzümden yandıysa; dünkü kabus gerçek oldu demektir. O yanmasaydı ben mi yanacaktım? Yoksa seslerini duyduğum herkes yanacak mı? Sustun abi? Korkuyorum Sait! Sait kim abi? Sait mi dedim? Abi iyi misin? Sait’i aramalıyım. Gel benimle. Nereye abi? İşimiz var. Soru sorma dedim. Olur. Olmaz. Konuş, Morites’ in yadigarısın sen. Morites? Morites nerede? Yandı dedim ya abi. Öldü mü? Bilmiyorum. Ben hemen buraya koştum. Çabuk ol, gidiyoruz. Nereye? Morites’ i de alacağız. –Oğlum, yeni elektrik parası geldi. Haberin olsun. Bu çocukta kim? Sokma şu sokak çocuklarını bahçeye. Bu evi kiraladıysam istediğim kişi sokarım. Şimdi al şu parayı fazla konuşma. Oğlum ne oluyor sana? Kaç gündür sinirlisin böyle. Söz söylemeye gelmiyorsun. Söyleme o zaman. Bana bak teyze, bu çocuk ve bir kız çocuğu daha; artık bunlar benim ev arkadaşım, tamam mı? Morites nerede kalıyordu? Karşıya geçmeliyiz abi. Ama gitsek bile onu bulamayız. Nedenmiş o? Onu çoktan hastaneye götürmüşlerdir. Eğer ölmediyse onu bulabiliriz. O zaman yolculuk hastaneye...

Ben küçük bir çocuğu arıyordum. Sanırım yangın mağduru. Küçük bir kız çocuğu. Adı neydi? Morites. Soy adı yok mu bu merinosun? Morites dedim, iyi dinleyin lütfen. Soy adı yok. Bilmiyorum. Sokak çocuğu. Var mı öyle bir tip burada? Getiren oldu mu? Neden bağırıyorsun delikanlı. Tam üstüne bastın; deliyim. Beni daha çok delirtmeden yerini söyle şu çocuğun... Kimsen yok mu kızım senin? Var amca. İsmail abim var. Annen baban yok mu? Var abla, İsmail abim var. Tövbe ya-rabbim! Kim bu İsmail? Morites, geldim Morites. Yaşıyorsun. İsmail abii! Yaşıyorum abi. Beni sen kurtardın. Ben mi kurtardım? Delikanlı, hastane masraflarını yatırdıktan sonra çocuğu çıkarabilirsiniz. Tabi bazı evrakları imzalamanız gerekiyor. Masraf ne kadar ki? Buyurun dışarıda konuşalım. İşte evraklar, masrafı karşılayabilecek misin? Hesabınıza yatırsam olmuyor mu? Şimdi bankaya gitmem uzun sürer. Tabi delikanlı, sen yatır biz bilgisini alırız. Peki, az bekleyin o zaman... Baba? Alo? Baba iyi misin? Ha tamam. Sesin kısık geldi de merak ettim. Bana biraz para yollayabilir misin? Bugün yolladığını biliyorum. Ama gerçekten kendim için değil, hastane de bir hastam var onun için. Babam benim çok sağ ol. Hadi öpüyorum. Bak şu hesaba yatır olur mu? Ne zaman yatar delikanlı? Doktor bey bu acelenize anlam veremiyorum. Kaçmıyorum. Buradayım. Size bilgi gelene dek buradayım... Morites, iyi misin? Seni çok merak ettim dostum. İyiyim ben. İsmail abi gelip beni kurtarmasaydı şimdiye kadar ölmüştüm. Ama İsmail abi hep evdeydi, nasıl senin yanına gelebilir ki?... Delikanlı, hesap bilgileri geldi. Çocuğu çıkarabilirsiniz. Geçmiş olsun. Hadi bakalım Morites, gidiyoruz. Nereye abi? Eve. Biraz dinleneceksin. Sonra sokaklara çıkıp hesap soracağız. Ne hesabı abi? Görülecek bir hesabımız var... ”
...uyandı İsmail...

...Tanrım! bu ne korkunç bir kabustu. Neler oldu bu odada? Hiçbir şeye anlam veremiyorum. Biraz dışarı çıksam iyi olacak. Şu evin haline bak! Ne zaman bu hale geldi. Tüm bunları ben mi yaptım acaba? Tanrım güç ver. Evladım? Evde misin? Aç kapıyı oğlum. Buyur Hatice teyze! Ne yapıyorsun oğlum evin içinde? Kaç saattir bağırma sesleri geliyor. Kimdi o? Kim mi? Benden başka ses çıkaran oldu mu? Evet oğlum. Deminden beri balkondan dinliyorum. Senin odada üç kişi birbirine bağırıp duruyor. Kimdi o evladım. Yaa! Şey! Hiç teyzecim. Hiç! Akşam kiranızı getireceğim. Evde misiniz? Evdeyim. Ama bu kadar gürültü yapmayın be oğlum. Komşular rahatsız oluyor. Biraz daha dikkatli olmalısın. Af edersiniz teyzecim. Haklısınız. Hadi iyi günler İsmail. Şey teyzecim, içeriden kız sesi geliyor muydu? Geliyordu tabi. Hem de nasıl. Ne yaptın kıza bakim? Bir şey yapmadım. Bir şey yok. Biraz kötüydü arkadaş. Sinirleri bozuldu. Siz öğrencilerinde sinirleri amma çabuk bozuluyor be evladım. Neyse, ben namazı kaçırmayayım. Kaçırmayın teyzecim, kaçırmayın! -Efendim? Allah kabul etsin teyzeciğim ! Amin evladım. Bir kız ha? Kimdi acaba bu kız. Ya diğeri? Bana neler oluyor. Bütün bu sesler benim evden nasıl duyuldu, Kim bunlar? Ben? Ben miydim yoksa bütün bunlar? Yo, olamaz. Aynı anda üç kişinin seslerini çıkartamam. Hava almalıyım. Kesinlikle hava almalıyım...


böyle bir şeydi onun ne yaşadığını anlaması... ağır ha öyle değil mi aydınsarıkaya? ikisini de iyi oku ve anla olur mu?...

saygılar bizden tekrar aydınsarıkaya...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bbma
mesaj 09 03 2005 - 16:18
İleti #4


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 29
Katılım: 07 03 05
Nereden: Eğitimci
Üye No: 1,162



Hava aldık sanırım...Hava olmaktan ziyade... smile.gif
Go to the top of the page
 
+Quote Post
aydinsarikaya
mesaj 11 03 2005 - 23:47
İleti #5





Guests






/

pardon...hava aldığımızdan olsa gerek..yeni görüyorum...e bi okuyayım...ila ki şizofrenik çözülmelerin bir genetik haritası çizilmiştir, eminim. biraz mistikce bi koku var ya neyse..gene de havanın erdemliği niyetine...din.lenelim:)
/
Go to the top of the page
 
+Quote Post
aydinsarikaya
mesaj 11 03 2005 - 23:56
İleti #6





Guests






QUOTE
böyle bir şeydi onun ne yaşadığını anlaması... ağır ha öyle değil mi aydınsarıkaya? ikisini de iyi oku ve anla olur mu?.


böyle bir şey olan şey
yaşadığı değil de anlaması
ise
yaşadığı şey
neden
bunca şifreli bir gizem içinde?

ağırlık ise
-hava alınabildiğine göre-
anlatının iniltisinde!

okuyucu ne anlar sizce?

şizofrenlik bir çözülme ise, anlatılar bir yanık: hal:kısadevre smile.gif

/
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bbma
mesaj 12 03 2005 - 01:01
İleti #7


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 29
Katılım: 07 03 05
Nereden: Eğitimci
Üye No: 1,162



ve biraz hikayeleştirilmiş, ve aslında derinleştirilip gizemleştirilmişti, haklısınız...

aslında çözülmelerin yoğunca yaşandığı kısım ilk metindi, bir diğeri sizin bahsettiğiniz çözülme sonrası mistiklik...

belki benden bir parçadır bu mistikliğin yazıya dönüşümü...

anlıtımın reziliyeti, ismailin düşünce mekanizmasının bir reziliyeti olarak yansıtılmak istendi. yani, anlatımın karmaşıklığı, ismailin karmaşıklığının aynası pozisyonunda...!

okuyucu, ne anlar kaygısında ilerlediğimiz vakit, ismail'in kaygısını yansıtamayacağımı düşündüm ısrarla. oysa açık ve seçik, ve öz biçimde yansıtılabilirdi belki;
dedim ya, anlatım bir ayna olsun istedim... belki de ismail anlatımın bir aynası olmuştur...

ayrıca şuan okuduğunuz yazıdan hemen sonra eklenecek olan yazı, ile ismail'in gediği bariz sonucu göreceğiz.
belki de çözülme buradadır.:


saygılar bizden aydınsarikaya...
=====>>>>>
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bbma
mesaj 12 03 2005 - 01:07
İleti #8


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 29
Katılım: 07 03 05
Nereden: Eğitimci
Üye No: 1,162



[COLOR=purple]




............. Kordonun eşsiz güzelliğine takıldı bir an; dalgalara göz kırptı; yolda geçen kızlar üzerine aldı bu kırpmayı; o ısrarla dalgalara kırpıyordu gözlerini. Dalgalar ne de güzel cevap veriyor, paçalarına birkaç damla geldi, bir ara dizlerine tırmandı; selamladı onu deniz. Deniz olmalı oğlum, deniz. Düşündü düşündüklerini. Susturdu kendisini, devam etmeliydi yola; giderek uzaklaşıyordu kendisine, yine başka kişilerin ruhunda gezinmeye başladı. Ufak bir kızın içine girdi; çocuklaşmaya başladı onunla, güldü, zıpladı, eğlendi... durdu. Etrafına baktı; herkes ona kaçamak gözlerle bakıyor, bakışlardan rahatsız oldu, bunu ifade etmek istedi, ifadesizliğinden de rahatsız oldu. Sıkıldı, hızlı ve insansı adımlarla evine doğru ilerledi. Bulmalıyım. O gece bana ne olduğunu mutlaka bulmalıyım. Sokağın sonunu geçti. Kabusunda Morites'i burada çocuklardan kurtarmıştı. Etrafını inceledi, olağan dışı bir şey yok; buradaki tek olağan dışılık benim sanırım, bir an önce beni bulmalıyım. O insanlar benim diğer hallerim olmalı. Veyahut benim geleceklerim, ya da şimdinin korkunç çelişkileri. Ben bir çelişkiyim. Merhaba Hatice teyze, teşekkür ederim. Kapısını açtı, içeride güzel bir koku, duvarlarda bir saflık, kendisini aradı içeride. Kendisinden izin aldı içeri girerken; girebilir miyim? Tabii girebilirsin, ama bir daha çıkmak yok. Kendisi de kendisi gibi espriliydi. Sevdi kendisini. Sevme beni dedi kendisi; sen daha benim hangi sen olduğumu bile bilmiyorsun; sevme beni. Nasıl bulacağım hangi ben olduğumu? Hangileri bulmayacaksın salak! Hangileri çözerek iyisiyle kötüsüyle birleştireceksin. Kendini oluşturacaksın. Bana yardım eder misin peki? İnsan kendisini oluşturacak kendisine yardım etmez mi? Sen fazla düşünmeyi beceremiyorsun galiba? Galiba...Şuan ben neyim, kimim, hanginizim? Sen hiçbirimizsin; o kadar kendin arasından birini bile seçmekten acizdin. Sana bir çok alternatifler sunduk, sırf kendini gerçekleştirmen adına. Ama sen kendini kendinde aramak yerine, kendini hiçbir yerde aramaya başladın. Başkalarında. Sen bir hiçsin. Ne kendin ne de bir başkası, ne bir piyanist ne bir sokak çocuğu, ne de bağlamasını yakan genç; sen hiçbir şeysin. Kendisinden izin almasına rağmen içeri hala girememişti. Kendisini kendisiyle büyük bir sorguya sokacaktı içeriye girmekle. Tereddütlüydü; ayağının birisi içeride birisi hiçbir yerde, kendisi de bu iki mekanın ortasında sıkışmış, kendisinin kendisini affetmesini bekliyordu. Aslında affedilecek bir şey yoktu. O sadece kendisini kaybetmiş, kendisini bulmasına rağmen, kendisini kabul edemiyordu hiçlikten sıyrılamayıp. Bir süre düşündü. Diğer kendisi sinirlendi düşünmesine; içeri gir, kendinden korkma. Kişi kişiden korkmamalı. Şayet korkuyorsan bırak kendini kabul etmeyi, bir başkasını bile kabul edemezsin. Aslında hiçliği bile hakketmiyorsun. Yok oluyorsun farkında mısın? Kendisi kendisini korkutuyordu; fakat korkunun kendilerine hiçbir yararı yoktu. Karmakarışıktı her şey, bir şeyler yapmalıydı, kiminle konuştuğunu bile karıştırıyordu, kendisiyle mi, yoksa yine kendisiyle mi? Kendilerinden birisine bir isim bulmak istedi. İlla bana isim bulmak istiyorsan, önce kendini bırak ve içeri gir. Sonra biraz sakinleş; ben de bu durumdan hoşnut değilim. Ama senden bir farkım var benim. Neymiş o? Ben, senden kopan bir bilinç olduğumun farkındayım, fakat sen bu kopan bilincin farkında değildin, farkına vardığında bile kendinden korktun, kaçmaya çalıştın, bir isim koyup diğer kendini yabancılaştırmaya başkalaştırmaya çalıştın. Ne komik değil mi? Kendinden kopan bir bilinç. Kendinden daha güçlü ve bilinçli oluyor. Sence bu ilk defa bizim başımıza mı geliyor? Artık biz yok. Bunu unutmalısın. Bana isim koyma çaban ile bizi kaybettik. Şimdi sadece sen ve ben varım. Kafamı karıştırıyorsun. Hayır, ben kendi kafamı karıştırıyorum, doğal olarak senin de kafan karışıyor. Hala farkında değil misin? Sen ve ben, bir bilincin iki yarısıyız. Sağ ve sol diye düşün, ya da ön ve arka. Birisine bir şey oldu mu, diğeri de doğal olarak etkilenecek. Bana çok eziyet çektirdin. Çok acı çektirdin. Ne vardı ki bu kadar sorgulayacak. Hep bu merak ve sorguların yüzünden birbirimizden koptuk. Böyle olmasını istemedim. Hayır, böyle olmasını istemedim değil, böyle olacağını bilmiyordun. Aslında senin de bir suçun yok. Anlaşıyoruz galiba. Hah! Sen buna anlaşmak mı diyorsun? Çok katısın. Yoo yooo, katı olan ben değil senin kopan diğer bilincin. O kabusları neden yaşadın zannediyorsun? Bilmiyorum, ben de bunu sorguluyorum kaç gündür. Benim senden koptuğumun bir göstergesiydi bu. Sana bir şekilde gösterilmeliydi. Kabustaki o diğer insanlar; hepsi olmak istediklerin ya da kendini aramak istediklerindi. Ama görüyorsun, onlar sadece sana zarar verdi. Başka da hiçbir şey yapmadılar. Yapamazlar da zaten. Bir başkası olma çaban bizi bu hale düşürdü, anla artık. Peki, bana görünmekle neden bu kadar geciktin. Ben geciktirmedim. Sen düşündükçe başkalaştın, çünkü sen kendini başkalarında aradın. Ve ben git gide geciktim koptuğum sahibime gelmekle. Sahibim mi? Evet, benim bir bedenim vardı; daha doğrusu senin bedenin, yani bizim. O bedeni şuanda sen taşıyorsun. Ve bedenin sahibi olan ruh da sensin. Peki sen benim neyimsin? Ben senin bilincinin önemli bir kısmıyım. Kendini gerçekleştirmek ve tamamlamak için gerekeli olan kısmı. Fazla zamanım yok. Bilinçler kullanılmadığı sürece yok olur. Beni öyle kullanmalısın ki, gitmemek üzere tekrar sana geleyim. Unutma ben bilincim, ne bir beden, ne de bir ruh. Ama, seninle konuşuyorum, mutlaka bir ruhun olmalı ve bedenin, yoksa sen nasıl canlı bir şey olursun ki? Sen benimle değil kopan bilincinle konuşuyorsun. Unutma bilinçler ilgi ister, bilinçler tekrar ister. Hoşça kal... farkında olmadan beni yine çağıracaksın... dikkatli ol, kalan diğer bilincini de koparma kendinden... hoşça kal...
Yorgunluğunun üstüne bir de ikinci bir kendisi çıkmıştı karşısına. Kafası artık allak ve pullaktı. Bundan daha kötüsü olamaz diye düşündü. En azından düşünebilme yeteneğini kaybetmemiş, içinde hala çay yapıp içme isteği kadar bir yaşama heyecanı vardı. Tüm heyecanını bu diğer bilince vermişti. Ona bir şekilde hitap etmenin gereği yoktu, anladı. Onu kendisinden başkası duyamayacak, ve aslında sessizce bu işi yürütebilirdi. İstediği zaman çağırabilir örneğin, ve istediğinde konuşabileceği dertleşebileceği ve kendisini en iyi anlayabileceği birini ağırlayabilirdi; kendisini. İnsanoğluna verilebilecek belki de en büyük mesajlardan birisiydi İsmail'in düştüğü durum. “Kendini gerçekleştirmek, ve gerçeği görmek için yine kendini görmek.” Kafasının oldukça karışmasına rağmen kendisini gayet rahat hissediyordu. Mutlu bile olabilirdi bundan, fakat mutluluk için o kadar acele etmeye gerek yok, zaman henüz İsmail'in yanından geçmedi bile. O hala zamanın olmadığı süreci yaşıyordu, geçmiş ve gelecek ikileminden sıyrılmalıydı. Asıl zaman şimdideydi; hareket eden, dönen, döndüren, selam veren, gülümseyen, taşıyan, ve hatta şimdiyi tüketen tek kavram zamandır. Zamanın ya çok önündeydi ya da çok gerisinde. Bu diğer bilicin İsmail'e öğreteceği ilk şey bu olmalı. Tüm bunları düşünmek İsmail'i yormuyordu; halbuki bundan birkaç saat önce düşünmek onu yoruyor, hatta giderek düşündürüyordu, bir bataklığa saplanıp nefes alma mücadelesi gibiydi tıpkı. Şimdi rahat, çünkü yavaş yavaş şimdiyi düşünmeye çalışıyordu. Tüm bu yaşanılanlar, yaşanması gerekenler,... ne garip. Sanki kendimden kendimi istiyorum. Kendimden kendimi istemek içinse yine kendime soruyorum, ve yine kendim karar veriyor, her şey kendiliğinden oluşuyor. Söz konusu kendi ve kendim olunca sanırım bazı şeylerin kendiliğinden oluşma gerekiyor. Tüm bunlara biri şahit olsa ne düşünür benim için. İşin komik tarafı hangi ben için düşünecek. Bak, bu sen, biraz kafayı yemiş, diğer sen ise kafayı kusup yeniden oluşturmaya çalışıyor. İkinizde delirmişsiniz. Aydınsarikaya olanları bilse ne düşünürdü acaba? ....................smile.gif



...............mi?
Go to the top of the page
 
+Quote Post
aydinsarikaya
mesaj 12 03 2005 - 08:49
İleti #9





Guests






... smile.gif

çok güzel bir yazı...kutlarım.

belli ki zamanın önce ve sonralığını ismail şimdide toplamayı başarmış.

üstelik, rahat.

e sorun ne?

aydın sarıkaya'nın ne düşündüğü mü?

beden ve ruh ikileminde bir bilinç açlığı ile doyurulmak istenen ilgi mi?

ki iyilik burada...haydi, kendinize bir iyilik yapın.

bi daha çözün.. mi? soru ekinde ki sessizlik örtüsünü kaldırıp atın.

haydi bir daha smile.gif

/
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bbma
mesaj 13 03 2005 - 03:15
İleti #10


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 29
Katılım: 07 03 05
Nereden: Eğitimci
Üye No: 1,162



QUOTE
e sorun ne?

aydın sarıkaya'nın ne düşündüğü mü?

beden ve ruh ikileminde bir bilinç açlığı ile doyurulmak istenen ilgi mi?

ki iyilik burada...haydi, kendinize bir iyilik yapın.
anlaşılır üzere, şizofrenik çözülmenin anlaşılması değil, niyet, sadece forum konusu oluşturmak, yazı yazmak, ve eleştirmek...

sonra, ilerleyiş ilerleyiş...

hiç durmadan eleştiriş, ilerleyiş ilerleyiş...

peki, aydın sarıkaya, takınabilir suratlar kısmı varya hani yan tarafta hemencik, hangisini takınayım, şu, felsefik görünüşlü yakışıklıyı mı?Yoksa, yaşadığı garipliği anlama çabasına giren birini mi?

ben ikincisiyim aydınsarikaya...
ve forum konunu görünce; acaba bu mu dedim aydın sarıkaya...

kalemi doğru tutamayan çocuk, önüne geleni önüne gelen yere önüne geldiği gibi yazar...!

Siz kalemi tutmuşsunuz, fakat açık aramak ve açığa saldırmak neden?
böyle mi gelişir insan, ve geliştirir...


oysa siz, sosyoloji ve annenizin sorusu "-nedir?" ile başlayan...sonra kuantum... sonra seviyeniz, ve seviyenizin seviyesi...

QUOTE
e sorun ne?

aydın sarıkaya'nın ne düşündüğü mü?


tabiki değil... şizofrenik, şizorfeni anlama isteği...

cevabınızla çok iyi anladım...sad.gif

saygı ve sevgi üzerine doğru, ilerleyişte....
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bbma
mesaj 13 03 2005 - 03:18
İleti #11


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 29
Katılım: 07 03 05
Nereden: Eğitimci
Üye No: 1,162



QUOTE
bi daha çözün.. mi? soru ekinde ki sessizlik örtüsünü kaldırıp atın.

haydi bir daha




şizorfenik şizofren?



........(çözülme)..............mi? idi...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
aydinsarikaya
mesaj 13 03 2005 - 21:07
İleti #12





Guests






sayın, sevgili, değerli vesaire anlamlı girişli sözcüklerin adına sıfat olabilirliği ile selamladığı siz (bay/bayan) bbma smile.gif ...

ne güzel yazmışsınız... yazdıklarınıza eniçten samimiyetimle katılıyorum... emin olunuz. yok yok... bu sözcükler bir ironi değil ... bir allegori ...değil... yazdıklarınız .. ah o yazdıklarınız ... kendime ait ilgisizliğimin açlığını uyandırdı ben de... emin olunuz...
ne güzel...anmışsınız ... sosyolojimi..annemi...sorusunu... seviyeleri...inanıyorum ki bir değerli vurgudur bunlar ... ne için mi? aynen dediğiniz gibi... doğru tutmayı örenemediğim kalem için... affınız sığınarak, ancak emin olunuz ki, o kalemi
doğru tutmayı öğrendiğim an da, zaten yazmayı bırakacağım ... niye mi? buncamın derdi, onu doğru tutmayı öğrenmektir çünkü...
önüm, önüme gelen, önüme gelen yer..mi?
ha bir önümü görebilsem keşke.. kenarların, yanların bu denli keşmekeşliği içinde, bir anlayabilsem, önüm, arkam, ve diğerleri neresi?
ne düşündüğü konu olan mevzubahis ben kişi, yazınızdaki kişiliğin aracılığı ile dillendirildiği için, o soru da ona sorulmuştur?

aydın sarıkayanın ne düşündüğü? inanın bu soru aydın sarıkayanın kendisi için de bir şizofrenik şizofren meselesi kadar mesele...

velhasıl konu gereği, şizofrenik mesele ise, işin mezesi...

bir tipoloji izini, belirleme adına şu, belki, denebilir ki;

eğitim sisteminde bile egemen olan, beynin sağ ve sol lobları üzerine, - ki sayısal ve sözel,ya da görsel ve işitsel bilgi-bellek- tarzı bir sınıflandırma kaynağıdır- bir ayrımcı-irade egemenliği ... görsel anlamda bakabildiğiniz şeylere, bakabildiğiniz kadar, işitsel ve söylem seviyesinde var edip edememe, ya da, dokunsal seviyede ulaşıp ulaşamama... oysa anatomi sisteminin atmosferi.. yani hormonal... hepsini sinerji diyebileceğimiz, bir eşgüdüm ile tutma derdindedir hep... e buna bir de toplumsla varoluş biçimlerinin, bu hallerle yansımasını eklersek, yıllarını bir nesneye ya da değere ulaşma adına adayarak, anatomisinin bir duyumunu beslediği bir kaynağı, diğer duyumlardan mahrum kılmak... e pek tabii ki ya diğerleri, kendini parçalayacak ya da beslenen, açlık yapacak, kapanacak...
hormonalliği, hormonda da kalmıyor işte...buna fizyoloji ve sinir sistemini de eklerseniz, ve hatta herliğin hallerini de , kelimenin tam anlamıyla bir ciddi çözülebilme ya da çözümleyebilme, ile, bir nesneyi -ki psişik anlamda, ben-kendinlik- vesaire- ya da nesne anlamında varlık ve oluş sorunu gibi..

karşınıza hayatın kendisi çıkıyor..kendisinin de saklandığı kadarıyla....

el..
bunun ne kadarını yakalar...
eşleştirmeler
ne kadarına aynıdır
her zaman bi rmuamma olan bir leşlik detay...
ancak
eleştiri ve eleştirebilirlik
işte bu
bu hallerin içinde iken,
leşinde eşinde ve hatta ellerinde
hem kanamasına
hem de
canlanmasına
yol açabilecek kadarlığıyla
bir o kadar.

ara demişti bir dostum
aradım
aralar dar oldu
kanatlandım, kanadım
aralandım.
ara oldum

hani açık aramak değil de bu mevzubahis bulanıklık,
kimine ya da neye
açık olabilecek bir hangilik
zaten kapanmış, ya da dipsiz
bir delik meseleside olabilir.

ki af olunması gerekir derim kendime
kendim
af etmezken kendimi
kanatlarımın yorulduğu yerde.

annemin sorusu idi sosyoloji nedir
bendeki bir öğrenci taklası
annemin verdiği bir okul harçlığı

ne okul, ne harçlık, ne de sosyoloji
annem gene annem
ki
araların içinde ara olan bir ne ile
içinde yiten
bir aydın sarıkaya nedir?

çözülme mi?
örülme mi?
hani
bir zaman çıplaklığı bakar her ikisine
hangisi olursa olsun
bir titreyiştir zaman üşüyen şimdisiyle.

hani
suda ki maymun bir ben vermişse de kıyıdakine
aynada ki ben
sevemiyor benini
sevginin bir kördüğüm oluşu
şimdi
bilmecesinde


/
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bbma
mesaj 15 03 2005 - 00:12
İleti #13


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 29
Katılım: 07 03 05
Nereden: Eğitimci
Üye No: 1,162



bbma (Baran Barış Mutlu ALTUNEL) smile.gif

sizi üzdüysem affedin...

yazdıklarınızı okuyunca, aklıma bir öykü geldi. belki ilerleyen zamanlarda bu öyküyü paylaşırız.

QUOTE
affınız sığınarak, ancak emin olunuz ki, o kalemi
doğru tutmayı öğrendiğim an da, zaten yazmayı bırakacağım ... niye mi? buncamın derdi, onu doğru tutmayı öğrenmektir çünkü...


doğru tuttuğunuz vakit, neden bırakasınız ki, işte asıl o zaman çıkmaz mı kalemin çıkmayan izleri ve anlamı... işte o zaman anlamaz mı karşıdaki insan kalemin tutulduğunu...

ve saygıyla tutulandan engin düşünceler edinmek...

anne özlemi, ve ilgisi, ilgimiz, ilişkimiz, belki sadece siz değil, herkeste vardr bu.. bende de var onda da...

kalemi tutmak değil niyetim, kalemin bende ki durşunu görmek, anlamak hissetmek...


Bu İsmail denilen kişi benim aydın sarıkaya. ne yaşadığımı biliyorum, adını bilmiyorum, çözümleyemiyorum. gerçi geçmişte kaldı, ama ben hala onun sebebini ve anlamını araştırıyorum.

bilmiyorum...

onca kişi arasından hangisinin ben olduğunu,
kimliğin kaybıdır belki de.
çevrenin etkisi çok mudur karmaşaya girmede, ve dediğiniz gibi, fizyolojik etkiler...

uzun zamandır bu durum oluşmuyor bende, yani bu tip gariplikler...
neden oluştu, neden yok oldu. bunu anlama derdindeyim aslında. ve anladığım da belki yardım edebilirim bir diğer kişiye, bir diğeri diğer bir kişiye.


beyin işlevlerinin birbirne karışması ile oluşan bir fizyolojik bozukluk da olabilir mi?

genel kişilik yapısı itibari ile, sabırlı, inatçı ve fazlaca düşünceli biri...

düşünmenin ve düşünceye çözüm getirememnin sonuçları da olabilir...

düşünüyorum bazen düşünme şekli mi yanlış. bir sorunun çözüme ulışmasına kadar o sorunu derinlemesine düşünmek. bu iyi gibi gözükse de bende yan etki yaratıyor olabilir mi?

bilmiyorum...! nedir şizofrenlik, nasıl oluşur... şizofrenik şizofren deki kasıt hastalık hastası gibiyse eğer, o halde sorun düşünce biiminde.

insan şizofrenik zamanlarında bunların bir yanılsama, bir beyin üretimi olduğunu anlar mı, bilir mi?
ve yahut, bunların hali hazırda gerçekte var olduklarını mı düşünür? onlar ile mutlu mesut bir hayat yaşar mı?
insan kendisini şizofrenliğin ürünü yerine koyup, bilincinin bir yarısıyla konuşup, onun kendisi değilmiş gibi kabul edebilir mi? şizofrenik şizofren bu mudur? ben sen'im diyen bir ürün ile karşılastığında birey ne anlamalı bundan. bu kendisimidir, yoksa, kendisinin oluşturduğu kendisi midir. ideali yani...

çok mu soru sordum.. cevap bulamadım kendimde ama...

özür dilerim tekrar sizi üzecek bir şey hissettirdiysem....!

ez xer hotım bremın... tu ji xer hot...

ser çawa....!spas aydın sarıkaya
Go to the top of the page
 
+Quote Post
aydinsarikaya
mesaj 16 03 2005 - 00:39
İleti #14





Guests






bbma smile.gif

biraz pc den uzak kalma süreçleriyle net ortamında ki bu hoş dialoğu geciktirmem af olsun.

sorulan onca güzel soru - ki sorular önemlidir çünkü çözülmenin yönünü oluşturur - için söylenebilecek derli toplu ve özetleyici bir detay - ki bu da cevap olan şeydir - şu olabilir sanırım:

bir düğüm halinde kullanılan nik isimlerinin ardından salınan onca gizli desenler vardır hep, çoğu dialoğlarda -

ki bunun bir örneği olarak bbma'nın bir düğüm çözülüşü gibi açılımını yapıp adınızı belirtiyor olmanız önemlidir.

ki bu belirtme aynı anda, dürüstlüğün ve de içtenliğin vurgusudur, çoğalımıdır.

buna karşın, söz konusu olayların, duygusal ya da yargısal düğümler içinde olabilirliği her durum da geçerlidir.

asıl konu, düşünsel anlamda "soru" olanın, ve de, duygusal ya da gereksinim anlamında "sorun" olanın, aynı dürüslük ve içtenlik ile ortaya konulabilmesidir.

kurumlar yada görevler ya da roller bunu ne kadar olanaklı kılıyor?

soru ve sorun olanın tanımı ve anlamı ile değerliliği konusunda belirleyici olan nedir?

soru' nun öznesi soran olurken,

sorun' un öznesi yaşayan mı , yaşatan mı, yaşanan mı?

ifade ya da anlatı simgesi olarak kalemin doğru tutulması öğrenildiği anda zaten ne soru ne de sorun kalır. smile.gif

anlamların, ne denli gerçekci bile olsalar, asla doğru olamaması söz konusudur.

çünkü her anlam kendisini değil, anlattığını yansıtan bir eğilme, eğrilme durumudur.

kalem de budur. annem de budur. ninem de.

nitekim..smile.gif ben de .. sen de . . o da... ve kalabalıklarda...

ve haliyle...

saygılarım da.

smile.gif
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bbma
mesaj 16 03 2005 - 03:49
İleti #15


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 29
Katılım: 07 03 05
Nereden: Eğitimci
Üye No: 1,162



eyvallah....saygı bizden, kusursuzca... var ise kusur af ola...



QUOTE
asıl konu, düşünsel anlamda "soru" olanın, ve de, duygusal ya da gereksinim anlamında "sorun" olanın, aynı dürüslük ve içtenlik ile ortaya konulabilmesidir.
de cevaplar bir yere saklanmış yada saklamışım cevapları kendimde...

bulamıyorum(z)...

şizofrenlik kapsamında olmayan bir olaylar örğntüsüdür belki yaşadığım...
belki de ta kendisi. olmaması için dua ederken, olmaması halinde ikinci bir 'nedir bu?' sorusu çıkacak ortaya. sorun yaşanılanlar olduğuna göre, özne de yaşanılanlardır. yaşan da mekan olsa gerek; o halde mekanımda algılayamadığım şeyler olmuş diyebiliriz...


Dostlar beni biraz, kensini beğenmiş bulur. kendimi begenmeseydim eğer, nasıl kurutlurdum bu bilinçten, ve kendimi sevmeseydim, nasıl kabullenirdim bu yaşanılanı...
kendimi beğenmiş bir tavırla, hiç övünmeden BEN ŞİZOFREN MİYİM? sorusunu çokça sormama rağmen, kendime kabul ettiremiyorum bunu bir türlü. yanlış anlama şizofrenliği değil, soruyu kabul ettiremiyorum. öyle bir his işte. kötü bir şeymi bu şizofren, ya da kötüye mi kullanıyoruz bunu biz.

şizofrenlik esnasında ürettiklerimiz ile dost olup bir çeşit rahatlamaya dönüştürebilseydim bunu, iyi mi olur du?

okudum bazı şeyler...

diyor ki şizofren çok çeşitlidir.

kendime yakın olanı her şeklinde var gibi. gerçekten çözülmüşüm de parçalara mı ayırmışım bilincimi...

kaynaklara göre, insan şizofrenliğini kabul edebilir(farkındalık)de, etmeyebilir(hallüsilasyon deyip geçiştirmek)de... ben o kardar karmaşıklaşmıştım ki, hangisi benim ürettiğim, hangisi kendi kendine üredi karmaşasında kaybediverdim kendimi...

şimdi düşünüyorum da, önce kendimi suçluyorum, ne vardı bukadar yalnız kalınacak, yalnız kalmada oluşmaya müsaitmidir bu kavram. oysa sınıfta(ünv.2. sınıf-2000-01-) hoca yoklama alırken, sınıf kaç kişi diye sorduğunda neden ben hep iki fazlasını söyledim. hep zannediyordum ki, bu iki kişi de bu sınıfın öğrencisi.
oysa onlar benim öğrencimmiş smile.gif
ve ben bu iki fazlalığı söylediğim de o fazlalık olan iki kişi neden hep yanımdaki kişiler oldu. ben farkında değildim ilk başlarda bu iki kişinin benimkiler olduğunu. düşünüyorum bazı önemli seyleri; benim o iki kişinin olduğu yere bir başkası oturmak isteseydi ne olacaktı? işin ilginç tarafı hiç kimse de oturmuyordu... ben de öyle salak salak onlarla muhabbet ediyordum.. çok da iyi kişilerdi.
ve sonra, imza kağıdı geldiğinde önümüze, neden hiç dikkat etmedim imza atıyorlarmı diye. ve neden onların birer şizofrenik ürün olduğunu anlayınca imza kagıdına baktığımda yanımda o iki kişiyi göremedim. ben bu iki kişinin şizofrenik bir ürün olduğunu hissetmeye başladığım andan itibaren neden onlar bir daha asla sınıfta yoklardı. ve hiçbiryerde... işin kötüsü onlarla tek odalı evime gidip bağlama çalıp türkü bile söylemiştim. bütün bunlar nasıl bu kadar da gerçek gibi olabiliyor...
yoksa gerçektiler de ilerde bir yolda kör kurşuna takılıp öldüler mi. bu kör kurşun benim durumu hissetmem olabilir mi acaba?


yoruldum aydın sarıkaya, hemen her gece bu soruları sorup, cevap bulamıyorum aydın sarıkaya. ve korkuyorum sormakla da tekrar gelişir mi? ve nasıl yok oldu tüm bu gariplikler hala anlamoş değilim. birden bire yok olup gitti tüm bu yaşantı.


bbma'dan sevgi ve saygı gökyüzüne yüksemeli, oradan toprapa, topraktan aydınsarıkayanın ayaklarına kadar ulaşması dileğiyle...spas...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
aydinsarikaya
mesaj 17 03 2005 - 02:10
İleti #16





Guests






smile.gif dostum bbma;

baran..barış.. mutlu...altunel...

adınız...hey bayım adınız...işinizden daha zor ve ağır bir işciliğin ter taneleri gibi

ki bu ter taneleri

bal tutan parmakların dokunduğu bir kavanozun kapağından sızıyor

barış ve mutluluk için ve ile tutuşan eller

bir kuyumcu çırağı işciliği gibi vitrinlerdeki kalabalık olmak istiyor

istiyorsunuz
istiyorlar
istiyoruz

barış ve mutluluk
bu bir bu iki ... hani nerde ki vitrindeki en ağır işciliğin en pahalı teri

bir vitrin küçücük odacık camdan
şizofrenin yürüyüşü, sızar kendi izinden terinin
soru ve de sorundur kör kurşun olan

nedir ki
kurşunu kör kılan
o ki
varacağı yerin yitikliğidir
varacağı yerin herliği kadar
aslında
belki de
ya da yüzdeliklerin bütün acizliği içinde ki kesinliğinde ya da
ya da mesele değil midir ki
bir derin nefesi
anın her hali içinde
alabilmek, bulabilmek, verebilmek
ve his ederek her haliyle

e o zaman niye
barışın ve mutluluğun
sevgi ve saygısı
hedefsizce ve her yerce
bir mitralyöz kurşunu körlüğü ile
yükselemesin ki
gökyüzüne

ve his ederek
ve hep göktyüzüne
ve aslığı ile
ve asılı kılarak belkileri
ve de yüzdelikerin bütün kesinliğinde ki gerçekliği ile
ki
en güzel düğüm bu desende
nice derin nefesleri
anın her hali kılacak örgüyle
aldırabilmek, buldurabilmek, verdirebilmek
ve his ettirerek
ki
her haliyle

gökyüzünde
gökyüzüyle
gökyüzüne

gökyüzü
ve barış
ve mutluluk
ve bir el

yeryüzü bir samanı sarısı kendine
eğilir
kalabalık
esintilere

yorgunluk mu
kurşunun körleştiği yerdir
o derin nefesi salındığı an
esintinin yüzüne

ne gökyüzü
ne yeryüzü
ne de esintiler yüzü

daha da kalabalıklaşın
kendinizde
kendinizle
kendiniz
yeryüzü de, gökyüzü de, esintiler yüzü de
kendinizsiniz

sevmek ve beğenmek için kendinizi
kendiniz yüzünden
bu yüzlerin hepsini
işte bu yüzden

ÖĞRENECEKSİNİZ

öre öre
çöze çöze
düğüm düğüm

eriyişinde bir kurşunun

öğütüleceksiniz

....
/
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bbma
mesaj 17 03 2005 - 03:50
İleti #17


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 29
Katılım: 07 03 05
Nereden: Eğitimci
Üye No: 1,162



Aziz Dostum... AydinSarikaya smile.gif


QUOTE
sevmek ve beğenmek için kendinizi
kendiniz yüzünden
bu yüzlerin hepsini
işte bu yüzden

ÖĞRENECEKSİNİZ

öre öre
çöze çöze
düğüm düğüm

eriyişinde bir kurşunun

öğütüleceksiniz



haklısınız ve gerçeksiniz bende, farkındayım...

tüm bu soruları ve sorunları kendime sormak gerek, evet. sordum ve cevap bulamadım. ama bir sorunu daha çözdüm, sorunun her sorusunu her kişiye değil, er kişiye sormak. buradaki er; yaşayan-sorun'u yasayan- veyahut algılayabilen...


şimdi bir yaşayan ve algılayabilen varken ortada, teker teker cevaplamanın zamanı geldi mi acep?
yoksa cevaplanacak bir şey yok da, herşey çok mu yerinde ve güzel benim için...

önce cevaplanmaya dairlikleri ayırmalı, sonra soruları listelemeli, ve anafikrini alabileceğimiz bir değerlendirme yapılmalı...!

hımm..

düşünmem lazım...! daha çok düşünmek... mutlu olmak adına, barış içinde, kendimle barış, kendilerimle barış, barışla barış imzalamalı önce...

ve bir anım aklıma gelir uzaktan, velakin kaynağı yakındandır ruhuma.......


İstanbul/Sultan Ahmet/ 2001-2002
civarlarında orta yaşlı bir dilenci ile karşılaşmıştım.
ona para vermediğim halde bana teşekkür etmişti. merak ettim teşekkür sebebini..
onun para bohçasına basmadığım için teşekkür etmiş. ilginç bir cevaptı...

biraz sohbet ettik, ve O gece onunla kalmaya karar verdim.
daha doğrusu onun daveti üzerine karar vermiştim.

Ben Ç.kale de yaşıyordum o sırada. öğrenci pozisyonunda yani... İstanbul'a Yok olmaya gitmiştim güya..
sıkılmıştım, artık kaldıramıyordum hiç bir şeyi.

intihardan önce mutlaka istanbul'u görmek istiyordum. hiç görmemiştim çünkü...

sonra o Orta Yaşlıyla karşılaşınca, işler değişti...

bu arada, yaşadıklarımı en ince ayrıntısına kadar yazarak romanlaştırdım. ismimi de ismail olarak tanımladım. daha önce ki yazdıklarımda da farketmişsindir..

Anlatım(üslüp,biçim) için şimdiden özür dilerim...smile.gif
wink.gif wink.gif

Sultan Ahmet’in derinliğine daldılar. Hava kararmıştı artık; yollarda ufak tefek sokak lambaları, dar ve uzun bir yola girdiler. İsmail, heyecandan adamın ismini sormayı aklına bile getiremedi. Adam da pek takmış değil bu durumu. İki garip inan sokakların karanlığında kayboldular. Ahşap bir kapının önünde durdu yaşlı; İsmail bu bekleyişe anlam veremedi; neden girmiyoruz? Ev burası değil, sadece içeriyi hissetmek istedim; Sen bir şey hissediyor musun? Evet. Sanki içeride beni bekleyen bir şey var gibi. Sence ne bekleyebilir? Bilmiyorum, öyle hissettim sadece... yürümeye devam ettiler; birkaç dakika yürüdükten sonra sokak kapısı açık olan bir bahçeye girdiler. Dış kapı neden açık? Kapanmıyor. İçeriye girdiler; iç kapı da açık. Kapılarla ne alıp veremediğin var? Neden bu kadar sorun ediyorsun. Sorun değil, merak ettim sadece. Başka şeylere merak et; gereksiz şeyler seni gereksizleştirir. Utandı; haklısın. Haklı olduğuma denedikten sonra karar vermelisin. Neden gerginsin? Bu eve girdikten sonra böyle oluyorum. Neden ? çünkü yalnız değiliz, her yerde her şey var. Nasıl yani? Kapıları kapatmayı sevmiyorum. Belki biri içeri girip dinlenmek ister; belki şuan içeride birileri vardır. Ama yok. Emin olma; henüz hissetmediğin bir şey için emin olmakta acele etmemelisin. Var ya da yok, şuan senin için olabilirler de olmayabilirler de. Ama benim için durum farklı. Açık konuşur musun, bu arada senli benli konuşmam rahatsız etmiyordur umarım. Etmiyor, emin olabilirsin. Açık olma meselesine gelince de; unutma, siyah, aynada siyah olarak görünür; yani beyaz değil. Yine kapalısın. Ne yemek istersin? Fark etmez. Mutfakta tencere var, dolapta makarna, yerde de tüp var; gerisini sen halledersin. Anladım, sen ne yapacaksın? İşim var biraz odada. Makarna olunca içeriye getirirsin. Sofrada tek tabak, iki kaşık olsun. Tamam... eve girdiğinde endişeli olmasına rağmen yaşlının dediklerini yerine getiriyor, ona hizmet ediyor gibiydi. Fakat kendisine hizmet ettiğinin farkında bile değildi. İsmail mutfakta yemekle uğraşırken, yaşlı içeride kağıda bir şeyler karalıyor arada bir İsmail’e seslenip yemeği nasıl yapacağını söylüyordu. Makarna yapmayı bildiği halde, onun istediği şekilde yapmaya çalışıyordu. Bir ara yaşlıdan ses çıkmadı; orada mısın? İşine bak sen... Yemeği bitirip içeri getirdi. Safrayı kurdu, tek tabağın yanına iki kaşığı koydu, yaşlıyı sofraya davet etti. İkisi beraber aynı tabaktan yemek yediler. İsmail arada bir yaşlıya bakıp yemek yiyişini izliyordu; Önüne bak, başkasına bakmaktan kendini göremiyorsun. Yemeği döktüğünü gördü. Yaşlının farklılığını o an anladı. Olacak şeyleri önceden söylüyordu bu yaşlı. Sebep sonuç ilişkisinden başka bir şey değil evlat. İyi gözlemle hayatı, nelerin nasıl oluştuğuna bak. Nasıllar sana sebebi verir. Sebebi olan şeyin mutlaka bir sonucu vardır. Önüne bak; yemek yiyerek de dinleyebilirsin beni. Önüne eğildi İsmail, kaşığı makarnaya yavaşça daldırıyor, ağzına hızlıca götürüyordu. Bir an önce bitse de konuşmaya başlasa diye düşündü. Konuşuyoruz ya dedi yaşlı. Bunu düşündüğümü nereden anladın? Ellerin, ellerin bana her şeyi ele veriyor evlat. Sen mükemmel bir insansın. Çelişkiye düşüyorsun evlat; insan mükemmel olsaydı burada olmazdı. Mükemmel olamadığımız için bu dünyadayız. Haklısın. Kızlarla aran nasıl? Neden soruyorsun? Nedenini biliyorsun. Bak evlat, seninle ilgili her şeyi biliyorum. O halde aramın nasıl olduğunu neden soruyorsun? Çok zekisin, fakat seni sana senin anlatmanı istiyorum. Belki kaçırdığın yerler olur da bulursun. Bulduğun şeyler seni huzura götürebilir. Sen böyle mi yaptın? Sofrayı kaldır. Bulaşıkları yıka, çay için tüpe su koy, yanıma gel. Tamam, zaten uzun sürmez hemen hallederim. Biliyorum halledeceğini, bir an önce konuşmak istiyorsun benimle. Ama acele ediyorsun evlat, sen daha kendinle konuşmaya şunun şurasında 3 ay önce başladın. Sen de kendinle konuşmuş muydun? Kardeşim bulaşıkları mutfakta yıkardı, bir de bulaşığın bekletilmesi iyi olmaz. Neden ? Sinekler uyutmuyor. Sen de çok zekisin. Acele etmelisin evlat, erken başlarsak iyi olur. Haklısın, hemen geliyorum. Hemen değil, zamanında gel yeterli. Ama sen böyle sürekli konuşursan gidemem ki... yaşlı kafasını çevirdi. Kızdın mı? Tepki vermedi yaşlı. Duyuyor musun, kızdın mı bana? Evlat zamanında gelemeyeceksin bu gidişle. Af edersin, gidiyorum... mutfağa girdi, etrafı düzenledi, bulaşığı yıkadı, çaydanlığa su koyu, içeri geldi. Yaşlının gözleri dolmuştu hafiften; neyin var? yok bir şeyim. E neden ağlıyorsun? Sana bakınca eski halimi hatırladım; sen bana gençliğimi hatırlatıyorsun evlat. Ama bir farkımız var, sen çok soru soruyorsun. Belki haklısın sormakla, ama ben hiç bir şey sormadım, sorular önümde hazırdı, cevap bulmamı istediler sadece. Ben cevap buluyordum, sense cevap istiyorsun. Fark bu sadece. Biliyor musun, konuştuğun zaman gözlerindeki ifadeler bana çok benziyor. Ya da ben sana benziyorum. Farkındayım efendim. Benim de dikkatimi çekti. Bu arada ikimiz de kamburuz. Gülüşürler... tabi benimki biraz arttı, yaşlılık. Olacak o kadar değil mi? Şey, gençlik fotoğrafların var mı hiç, merak ettim gerçekten. Bakarız birazdan, ben de uzun zamandır bakmadım. O eve gitmeden önce nerede kalıyordun? Sokakta, bir ağacın altında, bazen camiinin bahçesinde, bazen de içinde. Hocan ve kardeşine ne oldu? Yaşıyorlar mı? Kardeşim yaşıyor, başka yerde, başka insanlarla birlikte. Neden yanında değil? İnsanlar birbirinden bağımsızdır evlat. Yaradan öyle istedi demek ki. Peki hocan? Buralarda. Yaşıyor mu hâlâ? Yaşamıyor; ama fark etmez be evlat. Her insan aynı zamanda ölüdür. Ölümle yaşam aynı zamandadır. Nasıl yani? “Zaman” meselesi, biraz önceki ben bir ölü artık. Biraz önce ki sen de. Anlıyorum hocam. Hocam mı? Kızmadın ya? Sana nasıl hitap edeceğimi bilmiyorum. İsmini de bilmiyorum. Peki, sen nasıl istersen. Fakat bir şey öğrenmediğini hissedince hocam demeyi bırakmalısın. Tamam. Çay ne oldu acaba? Aaa, unuttum,,özür dilerim. Ziyanı yok, ben bakayım bu sefer. Ne içmek istersin? Çay içmeyecek miydik? Evet ama hangi çayı içeceksin? Sen hangisini içeceksin? Benim istediğimi değil, kendi istediğini içmelisin. Yine başkalaşıyorsun evlat. Bundan kurtulman lazım. Yoksa ilerleyemezsin. Hep başkası olursun. Ihlamur içeceğim. Yok. Nane? Yok. Kuşburnu? Yok. Gülümserler... ne var peki? Çay var sadece. E neden hangisini içersin diye sordun? Ne istediğini merak ettim. Aslında en çok sade çayı severim. Bitkisel çayları fazla sevmem. Ben de. Tekrar gülümserler. Sen şimdi çok şekerli de içersin değil mi? Evet hocam. Mümkünse üç şekerli... yaşlı içeriye gitmiştir. Mutfaktan seslenir; Neden bilmiyorum ama, çay içmeden duramıyorum evlat. Bende, annem kızardı hep çok çay içmeme. “Ben de” diyemeyeceğim. Neden? Ne çabuk unuttun, annemi hiç tanımadım, anlattım ya evlat. Kusura bakma, şaşkınım biraz, ondan oldu sanırım. Olur olur, boş ver. Boş verdim gitti. Havaya giriyorsun yavaş yavaş. Bilmem, alıştım sana galiba. Alışma fazla, yarın gideceksin. Olsun, seni özlemek güzel olur sanırım. Yaşlı içeri girer... ben de özleyeceğim seni evlat. Ama emin ol tekrar görüşeceğiz. Emin olma demiştin. Hissetmediğin şeyler hakkında emin olma dedim. Hissediyorsun yani. Evet, bu arada ben de senin gibi bazen salaklaşır bazen aşırı duyarlı olurum. Ben öyle miyim? Evet, bazen ne dediğini bilmiyorsun, bazen de biraz sonra diyeceklerin için zemin hazırlıyorsun. Ayrıca sen bunu çok iyi yapıyorsun. Salaklığı mı ? Bak salaklaştın yine. Sonra diyeceklerin için yaptığın hazırlık için demiştim. Anladım. At şu salaklığı üstünden. Derin konulara gireceğiz. Ne kadar derin? Salaklık halinde anlamayacağın kadar. Çay için sağ ol. Yaşlıyı gülme tutar. Ne oldu yine? Bana benziyorsun demiştim ya? Evet? Hayır, benzemiyorsun, sen benim küçüklüğümsün adeta. Ben de konuyu geçiştirmek için mantıklı kaçışlar yapardım. Hâlâ yapıyorsun. Ama eskisi kadar ustaca değil, yaşlandım be evlat... Sen benim son öğrencim olacaksın. Şanslıyım ki bu kişi benim tıpatıp benzerim. Ben de çok şanslıyım. İlk hocam benim aynım...
Oldukça serin bir evin içinde birbirlerine bakışıp, arada bir gülüşen iki insan. Cam kanarından Top kapı’ya doğru uzandı yaşlının gözleri. Gittikçe derinlere daldı. Top kapı’nın bahçesinde kayboldu bir ara; imdadına İsmail koştu; Çayın soğuyor, hocam...

**************



bu kadar değildi tabi konuşmalar.. fakat, garipti, ve yolda yürürken o yaşlı adam bir çok kişi selam bile verdi. ilk defa karşıma garip görünüşlü, fakat gerçekliğini ispatladığım bir adam çıkmıştı. nasıl mı ispatladım? dedim ya yoldan geçen bazı kişiler selam vermişti, ve o da karşılık vermişti. tabi yoldan geçenlerin de gerçek olduğu kanısındayım. anlayacağın üzere durumum oldukça vahimdi, nasıl deniyor psikolojide, paranoyak....smile.gif


işte bu adam, benim o şizofrenlik olduğunu düşündüğüm şeylerle mücadele etmemi sağladı. bana yaşama gücü verdi, sevinci verdi, mutluluğu verdi, ve aslında onlarla da güzel bir hayat olunabilirliğini gösterdi.... nitekim ç.kale'ye geri döndüm, kadığım yerden devam ettim, ama bu sefer mücadeleyle...

işte böyle Aziz Dost AydınSarikaya ... rolleyes.gif
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bbma
mesaj 17 03 2005 - 03:56
İleti #18


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 29
Katılım: 07 03 05
Nereden: Eğitimci
Üye No: 1,162



Belki görmek istersin görüntümü... sihay beyaz çekilen bir resmi photoshopta çözümledim diyeyim:)



tık
.
.
. rolleyes.gif
Baran Barış Mutlu ALTUNEL
Go to the top of the page
 
+Quote Post
aydinsarikaya
mesaj 17 03 2005 - 08:50
İleti #19





Guests






QUOTE
önce cevaplanmaya dairlikleri ayırmalı, sonra soruları listelemeli, ve anafikrini alabileceğimiz bir değerlendirme yapılmalı...!


demek ki kendinizle ilgili seçiciliğiniz var....
soru.n.lara yönelik bir düzenliliğiniz değerliliğiniz ile
zaten anafikrinizin kendisi ortada değil mi?

kişi olmak sorunu.. herli bir kese ile kesesiz bir erlik arasında değildir, oysa.

sanırım insan.cıllık merkezli bir sistemin içinde, cıllığı çıkmış cılıklaşmış bir sıradanlılık değil, hatta sırayı yitirme kaygısı var ....

bu kaygı... körlüğün gözleridir. çünkü önünde kocaman bir burnu var. smile.gif
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bbma
mesaj 18 03 2005 - 01:10
İleti #20


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 29
Katılım: 07 03 05
Nereden: Eğitimci
Üye No: 1,162



anlmadım.. affedin... daha açık...
kafam karışık...




**************

demek ki kendinizle ilgili seçiciliğiniz var....
soru.n.lara yönelik bir düzenliliğiniz değerliliğiniz ile
zaten anafikrinizin kendisi ortada değil mi?

kişi olmak sorunu.. herli bir kese ile kesesiz bir erlik arasında değildir, oysa.

sanırım insan.cıllık merkezli bir sistemin içinde, cıllığı çıkmış cılıklaşmış bir sıradanlılık değil, hatta sırayı yitirme kaygısı var ....

bu kaygı... körlüğün gözleridir. çünkü önünde kocaman bir burnu var.

************



ne demekti...?
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bbma
mesaj 02 07 2008 - 21:32
İleti #21


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 29
Katılım: 07 03 05
Nereden: Eğitimci
Üye No: 1,162



ÖZLEM VE ÖZLEM. YILLAR SONRA HÜZÜN-lem...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
selah
mesaj 02 07 2008 - 21:43
İleti #22


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 4,793
Katılım: 22 11 04
Üye No: 1,005



Vay be! Ben bu söyleşiyi nasıl kaçırmışım!
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bbma
mesaj 08 12 2011 - 16:45
İleti #23


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 29
Katılım: 07 03 05
Nereden: Eğitimci
Üye No: 1,162



Çok uzun zaman olmuş... Çookk.. Özlem doluyum Aydın Sarıkaya...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
bbma
mesaj 19 10 2013 - 00:49
İleti #24


MevsimSiz


Grup: Members
İleti: 29
Katılım: 07 03 05
Nereden: Eğitimci
Üye No: 1,162



Zamanı durduramadik aydın Sarıkaya... yetişemedim hayatın sessizliğine... bu neredesin ey dost...
Go to the top of the page
 
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 17 10 19 - 20:12