Yardım - Arama - Üyeler - Takvim
Tam Forum Görünümü: William Butler Yeats
Mevsimsiz Forum > EDEBİYATA BAKIŞ > Edebiyat Dünyasından
Renan
Yaşlılığın baş şairi. Şiirlerinin çoğu okura yaşlanma modelleri sunar.

Biraz mistik, biraz dünyevi, biraz da sadece İrlandalı Yeats. Genellikle simgecilik ve tensellikle yüklü şiirler yazmış. Anektod tarzı bir malzeme kullandığı da söylenebilir. Yaşamının son döneminde, faşist olduğu için adı kötüye çıksa da olgun dönemi en iyi dönemi kabul edilmiş.


Yaşlılara göre değil bu ülke. Gençler
Birbirlerinin kollarında, ağaçlarda kuşlar
-O ölen kuşlar- türkülerinde.
Som balığı dolu dereler, uskumru taşan denizler,
Balık, et, kuş yaz boyunca
Edinilmiş, doğmuş ve ölen ne varsa, övmekte.
Hepsi o duyusal ezgiye kapılmış
Yaşlanmak bilmeyen aklın anıtlarına kayıtsız.

Değersiz bir şeydir kocamış insan,
Sırığa geçirilmiş bir paçavra, ola ki,
Ruh el çırpıp türkü söylesin, daha gür söylesin
O ölümlü giysideki her yırtık için,
Ama türkü söylemeyi öğreten okullar yok
Kendi görkeminin anıtlarını incelemekten öte;
Ben de bu yüzden denizleri aşıp geldim
Bu kutsal Bizans şehrine.


Bizans'a Yolculuk (1927)

Çeviri Cevat Çapan'dan
beliz
HER ŞEY AYARTABİLİR BENİ


Her şey ayartabilir beni şu şiir uğraşından:
Gün olur bir kadının yüzü, ya da daha kötüsü
Çektiği çile alıklarca yönetilen yurdumun;
Şimdi daha kolayı yok
Elimin alıştığı bu işten. Gençken
Metelik vermezdim türkülere,
Sazını çalmaz mıydı ozan
Kılıç kında beklercesine;
Razıyım, dileğim yerine gelsin de tek,
Balıktan daha soğuk, daha dilsiz, daha sağır olmaya.




William Butler YEATS



Çeviren : Cevat ÇAPAN
üçnoktabirdört
Kelt Şafağı



Zaman yok olur gider
Sönmüş bir mum gibi,
Ve dağlar ile ormanlar
Doldurur vadesini, doldurur vadesini;
Ama ateş cevheri ruhların
Eski tatlı bozgunu,
Sen bir yere gidemezsin.
peyderpey
2002 yapimi "equilibrium" isimli filmi seyredenler icin ayri bir mana tasir yeats ismi.. seyretmeyenler icin ufak bir ozet geceyim isterseniz.. gelecek zamanda gecen bu bilimkurgu ve hatta matrixvari filmde insanlar savaslari onlemenin yolunu bulmuslardir.. nefret, ihtiras, kin gibi duygularin insanlari kotuluge sevkettigini dusunup insanlardan duygulari tamamen silmislerdir.. insanlar hicbir sey hissetmeden robot gibi yasamaktadir, olur da biri kazayla bir sey hissederse aninda "sense offender" olma sucuyla yargilanip idam edilmektedir.. insanlarda herhangi bir duygu olusturabilecek eserler de yakilmak suretiyle yokedilmistir.. filmde bu objelerden sadece ikisi gosterilir yokedilirken, biri mona lisa tablosudur, digeri ise bir yeats kitabi.. ve duygulanmak sucuyla yakalanan mahkumun son sozleri -turkce cevirisini bulamadigim, cevirmeye de cesaret edemedigim- bir yeats siirinin son 3 dizesi olur:

He Wishes for the Cloths of Heaven

Had I the heavens' embroidered cloths,
Inwrought with golden and silver light,
The blue and the dim and the dark cloths
Of night and light and the half-light,
I would spread the cloths under your feet:
But I, being poor, have only my dreams;
I have spread my dreams under your feet;
Tread softly because you tread on my dreams.


iste bu andan sonra yeats, insanlarda gizli duygulari uyandiran bir sairdir bu fani peyderpey'in gozunde..

not: iste bu da tarafimdan gerceklestirilmis oldukca acemi bir ceviri, sadece ingilizce bilmeyenlere bir fikir vermesi amaciyla yapilmis.. zaten siir cevirisine karsiyim ben, ayni duyguyu yakalamak imkansiz gibi.. o yuzden cevirime basarken nazik olun, cunku hayallerime basiyorsunuz:

cennete islenmis elbiselerim olsaydi
altin ve gumus renklerle islenmis
mavi, soluk ve koyu renkli
geceye, isiga ve alacakaranliga dair..
ayagina altina sererdim bu elbiseleri
ama fakirim, sadece hayallerim var
ayaginin altina hayallerimi serdim bu yuzden
yavas bas, cunku uzerine bastigin benim duslerim..
D i d e m
Kimbilir Kaç Kişi Seni Sevdi

Kimbilir kaç kişi senin zarif hallerini sevdi
Kaç kişi güzelliğini sevdi
Belki gerçek aşkla; belki değil

Ama bir tek kişi seni sevdi.
Bir tek kişi değişen yüzündeki hüznü sevdi.

William Butler Yeats
Aylin Deniz
İnsanın Dört Çağı

İlkönce bedeniyle yaman bir cenge girdi,
Ama beden kazandı, dimdik yürüyor şimdi.

Sonradan yüreğiyle çarpışmaya koyuldu;
Masumluk da huzur da başka sığınak buldu.

Kafasıyla kavgaya kapıştı daha sonra;
O mağrur yüreğini bıraktı bir kenara.

Şimdi Tanrıya karşı başlıyor savaşları;
Zaferi kazanacak geceyarısı Tanrı.


Türkçesi: Talat Sait Halman
pronectus
GALWAY AT YARIŞLARINDA

Orada, atların yarıştığı çayırda,
Aramızda birlik yaratıyor duyduğumuz sevinç.
Atlılar dörtnala atlarının sırtında,
Yüreği ağızlarında arkadan bakanların:
Bizim de seyircilerimiz vardı eskiden,
Dinleyen, işimizde bizi yüreklendiren;
Yoldaşlık ederdik binicilerle
Yeryüzü tüccarın, kalem efendisinin
Kesik soluklarıyla buğulanmadan.
Sürdürün türkünüzü: bir yerde doğarken yeni bir ay,
Göreceğiz uyumanın ölmek olmadığını,
Duyarak yeryüzünün yeni bir hava tutturduğunu -
Yeryüzü hep delikanlı çünkü -
Sonra bağıranlar çıkacak yarışlardaki gibi,
Ve insanlar olacak bizi yüreklendiren,
Atını sürüp gidenlerden?


William Butler YEATS
Çeviren : Cevat ÇAPAN
beliz
YAŞLANDIĞIN ZAMAN


Birgün başın karlanmış, gözlerin uyku dolu
Ateşin başındayken; ara bu kitabı ,al
Yavaş yavaş karıştır açılsın mazi yolu
Buğulu bakışlarla o eski günlere dal,

Kimler güzelliğini saydı, kimler harcadı?
Kimler seni sevdi en içli taraflarınla?
Düşün ki seni candan seven birisi vardı,
En somurtkan yüzünle en dargın laflarınla...

Uzaktaki dağları sararken bir koyu sis,
Parlayan odunlara başın eğik mırıldan,
- O sevgi, ah o kadri bilinmeyen yüce his,
Nasıl da geçip gitti? Nasıl uçtu? Ne zaman?


Çeviri:Behçet Kemal Çağlar
Aylin Deniz
Kedi ve Ay

Kedi oraya buraya gitti
Ay bir topaç gibi döndü kendi ekseninde,
Ve ayın en yakın dostu,
Süzülen kedi, yukarı baktı.
Dikkatlice baktı aya siyah Minnaloushe,
Bunun için, başıboş ve ağlamaklı olurdu,
Gökte arı soğuk ışık
Hayvansal kanı üzgündü onun.
Minnaloushe şimdi koşar çimende.
Yükseltir onu narin ayacıkları.
Dans eder misin, Minnaloushe, dans eder misin?
Karşılaştığında iki dost
Ne daha iyidir dansa çağrıdan?
Belki de öğrenebilir ay,
Usanılmış kibar modanın,
Yeni bir dans figürünü.
Çimenlerde süzülür Minnaloushe
Mehtaplı bir yerden başka bir yere,
Gökte kutsal ay
Dönüşmüş yeni bir evreye.
Minnaloushe bilir mi ki gözbebekleri onun
Değişecek durmadan,
Ve ayçadan yuvara,
Yuvardan ayçaya?
Çimenlerde süzülür Minnaloushe
Yalnız, sözü geçer ve bilge
Ve değişen ayı yükseltir
Değişen gözleri onun.




Çeviri: Kenan Gülbağ

Mahur
Tayin



Devlet kapısından sıyrılmış sıtkım;

Elime geçirdim bir kuru değnek,

Savurdum sincaba doğru;merakım,

Ürküp sıçradıkça durup seyretmek.

Gıdıklanmış gibi hınzır adeta

Viyakladı derken fırladı tekrar

Yandaki ağaca bir sıçrayışta.

Ne tüysüz zeka, ne süt kokan karar

Ne de kaş çatmakla olacak dava

Bu gıcır gıcır diş, bu çekme beden,

Dalların üstüne çıkmış bir defa;

Devletse habersizdir tayininden.



Çev.:Can Yücel
buz
BYZANTIUM


Günün kirli imgeleri solup gitmekte
Sızmış sarhoş askerleri İmparatorun.
Uzaklaşıyor gece titreşimleri, şarkısı gece gezenlerin
Koca Katedral çanından sonra.
Yıldız ya da ay ışınlı bir kubbe
Tepeden bakıyor insana.
İnsanoğlunun olup olacağına,
Tümü bir kargaşalık işte sonunda,
Şiddetiyle çirkefi insan damarlarının.

Bir karaltı kayıyor önüm sıra; insan mı, sanrı mı, ne?
İnsan değil de sanrı, sanrıdan çok bir imge.
Çün cehennem kukasına sarılan mumya bezi
Çözebilir dolağını dolaşmış yolun.
Nemi yok – soluğu yok bir ağız
Bir bakarsın toplamış mı başına
Kendi gibi soluksuz ağızları?
İnsan – Üstüne sesleniyorum ben,
Yaşamda Ölüm diyorum buna, ya da Ölüm’de Yaşam.

Tansık mı, kuş mu, altından el işi mi ne?
Kuştan, elişinden çok bir tansık gene.
Kondu mu bir yıldız ışınlı altından dala
Cehennem horozları gibi tutar öter mi sana!
Ya da küserekten ay ışığına,
Görkemiyle kendi ölümsüz metalinin
Avaz avaz küçümser artık
Sıradan kuşları, çiçek yapraklarını,
Tüm kargaşasını çirkefle kanın.

Gece yarısında, sarayı önünde İmparatorun
Ateşler yalazlanır, çırasız yanan,
Hiçbir yelle dalgalanmayan,
Yalazlar ki yalazlardan oluşmuş,
Kan dölütü ruhlar akar buraya
Şiddet kargaşaları dağılırlar o zaman
Ağır bir raks döngüsünde ölgünleşerek
Kendinden geçmenin işkencesiyle – ateşten gömlek!
Öyle bir ateş ki tek bir yalazı
Tek bir kılı bile dağlayamayan.

Yunusun çirkefiyle kanına binmiş ruhlar sökün eder birbiri ardına
Ustabaşlarıdır: durdurur bu akını,
Saray kuyumcuları, altın işleyen.
Raks yerinin mermer döşemesidir:
Alır acı öfkesini karmaşaların.
İmgelerden doğup imge doğuran
O ilk imgelerdir: durdurur
Çirkefle kanı
Ve denizi.
Yunusların paramparça ettiği
Çan sesleriyle çileden çıkmış deniz...



Türkçesi : Nihal YEĞİNOBALI
Asıl içeriğin sadece basit bir görünümüdür. Resimlendirilmiş tam halini görüntülemek için lütfen, buraya tıklayınız.
Invision Power Board © 2001-2014 Invision Power Services, Inc.