Yardım - Arama - Üyeler - Takvim
Tam Forum Görünümü: "Güz/Sonbahar" Şiirleri
Mevsimsiz Forum > EDEBİYATA BAKIŞ > Mevsimsiz Seçkileri
Güz_yagmuru
GÜZ'DE UNUTULMUŞ

Saat yedi buçuğuydu güzün
Ve ben bekliyordum
Kimi beklediğim önemli degil.
Günler, saatler, dakikalar
Bıktılar benle olmaktan
Çekip gittiler azar azar
Kaldım ortada, tek başıma

Kala kala kumla kaldım
Günlerin kumuyla, suyla
Bir haftanın artıklarıyla kaldım
Vurulmuş ve hüzünlü

Ne var, dediler bana Paris'in yaprakları
Kimi bekliyorsun?
Kaç kez burun kıvırdılar bana
Önce ışık, çekip giden
Sonra kediler, köpekler, jandarmalar

Kalakaldım tek başıma
Yalnız bir at gibi
Otların üstünde ne gece, ne gündüz
Sadece kışın tuzu

Öyle kimsesiz kaldım ki
Öyle bomboş
Yapraklar ağladılar bana
Sonra, tıpkı bir gözyaşı gibi
Düştüler son yapraklar
Ne önceleri, ne de sonra
Hiç böyle yalnız kalmamıştım
Bu kadar
Ve kimi beklerken olmuştu
Hiç mi hiç hatırlamam.

Saçma ama bu böyle
Bir çırpıda oldu bunlar
Apansız bir yalnızlık
Belirip yolda kaybolan
Ve ansızın kendi gölgesi gibi
Sonsuz bayrağına doğru koşan.

Çekip gittim, durmadım
Bu çılgın sokağın kıyısından
Usul usul, basarak ayak uçlarıma
Sanki geceden kaçıyor gibiydim
Ya da karanlık, kükreyen taşlardan

Bu anlattıklarım hiçbir şey değil
Ama başıma geldi bütün bunlar
Birini beklerken, bilmediğim
Bir zamanlar.


Pablo Neruda

Güz_yagmuru
GÜZ GÖMLEĞİ

Güz gömleği giydi şiir
Hüzün sanıyor görenler
Açık kalmış bir düğmesi
Ki rüzgâr girsin diyedir


Cebinde yağmur kokusu
Bir tutam kurutulmuş ot
Yeni bir imge arıyor
Onunla, ince akan su


Bir kadın eli değmiştir
Belki de yıllar öncesi
Saklar durur unutamaz
O gömleği giydi şiir



Ahmet UYSAL


Güz_yagmuru
GÜZ SONU ŞİİRLERİ

Her şey hazır belki
yarın giderim
Yağmurun sesini de
alırım yanıma
Gömleğimin cebindedir
kuruyan otlar
Eski yerinde kalır gene
bozkır kokusu



Herşey hazır kesin
yarın giderim
Kırgın güz sokağı
uğurlar beni
Benim için rüzgâra
bürünür evler
Kapısını açık bırakırım
ıssız avlumun


Her şey hazır olamaz
hayal bunlar
Şehrini bulamaz bulanık
akan nehir
Savrulur derin vadilerden
düşer köpüğü
Kırık bir dal ucuna döner
kırgın şiirler



Ahmet UYSAL



siyahbeyazöyküler
ADIM SONBAHAR

nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır

oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar



Atilla İlhan
Güz_yagmuru
GÜZ

Günler gitgide kısalıyor,
yağmurlar başlamak üzre.
Kapım ardına kadar açık bekledi seni.
Niye böyle geç kaldın?

Soframda yeşil biber, tuz, ekmek.
Testimde sana sakladığım şarabı
içtim yarıya kadar bir başıma
seni bekleyerek.
Niye böyle geç kaldın?

Fakat işte ballı meyveler
dallarında olgun, diri duruyor.
Koparılmadan düşeceklerdi toprağa
biraz daha gecikseydin eğer...


Nazım Hikmen Ran
Güz_yagmuru
Güz Dalginliklari

Gül diye kokla güz dalginliklarini
Umut tacirlerine yüz verme sakin
Yenilirsen dövüserek yenilmelisin
Hiç kimseye verecegin hesap kalmamali


Ahmet Telli


Güz_yagmuru
Güz Düsünceleri


Bu sabah gökyüzü daha bir yorgun,
Daha bir dumanli,
Daha bir derin!
Su anda, omzumdan tanidik bir el,
Tutup silkelese söyle bir güzel,
Kurtulsam yükünden düsüncelerin!..


Bekir Sıtkı Erdogan





Güz_yagmuru
Güz Gelmeden

Sirtinda tasidigin kil heybe
dag rüzgâri ve lor peyniri
gibi doluysa kir çiçekleriyle
sesler türkülere dönecektir
üzünçse isikli bir sevince

Dudaklarinda özlem türküleri
ve gözlerinin menevsesinde ask
çagildiyorsa çavlanlar gibi
usulca gir umudun menziline
hüznü gerilerde birak

Türküler paylasiliyorsa eger
dag rüzgârlari paylasiliyorsa
sevinç de dahildir buna
ve o zaman bütün bir yasam
paylasilacak kadar güzeldir artik

Heybendeki kir çiçekleri
bir yangindir güze dogru
tutusturur yüreginde
uzak özlemlerin külünü
hiç beklemedigin bir anda

Güz gelip de yangin baslamadan
tutmalisin doganin yelesinden
yüregindeki seher yeli
varmalidir sabah olmadan
gül bahçesine sevda hevengine

(Sakli Kalan)


Ahmet Telli


Güz_yagmuru
Güz Gelmistir


Geri getirecek misin güneslerini?
Donuk gözlerim özlüyor seni.
Ne yaparim ki günessiz, sensiz?
Kopuk köklerim bekliyor seni.

Geri getirecek misin ellerimi?
Güdük bileklerim özlüyor seni.
Ne yaparim ki elsiz, sensiz?
Çürük isteklerim bekliyor seni.

Geri getirecek misin isiklarini?
Soguk kagitlarim özlüyor seni.
Ne yazarim ki isiksiz, sensiz?
Boguk harflerim bekliyor seni.

Geri getirecek misin ellerimi? ,
Kirik sözcüklerim özlüyor seni.
Ne yazarim ki elsiz, sensiz?
Yikik tümcelerim bekliyor seni.

Bekleyecegim
Gene de
Hiçbir tekne getirmese de seni—
Getirene dek
Hiçbir tekne.
Gene de…

Oruç Aruoba


Güz_yagmuru
Güz Yorumu

Hava bugün de bulutlu
Rüzgâr daha serin esecek.
Bütün insanlar umutlu,
Sairler mahzun gezecek.

Yagmur yagacak ince,
Musambali kizlar görülecek.
Agaçlara, çocuklara gelince
Bir karis büyüyecek.

Sairlerin atesi, âsiklarin
Belki bin dereceye yükselecek.
Cahil kizlar, küçük kediler,
Çocuklar üsüyecek.

Bu siiri yazan, caddelerde
Seninle basbasa yürüyecek.
Gelip geçenler, yagmur altinda
Bu adam tek basina ne geziyor, diyecek.
Yapraklar yollara dökülecek.

Cahit Külebi


Güz_yagmuru
Sonbahar


Sonbahar-ki acinin degismez dipnotudur-
Sesinin solgun gögünde
Küçük bir yildizla bir harfi tutusturur.
Savrulur her yana kavruk kelimelerle,
Yüregini aciyla burusturur.
Bakisinin pasiyla zirhlanan dünya,
Binlerce pitrak yapistirir yüzünün kumasina
Sonbahar-ki doyumsuz bir askin sonudur.

Metin Altıok


Güz_yagmuru
Sonbahar


Fani ömür biter,Bir uzun sonbahar olur.
Yaprak, çiçek ve kus dagilir, tarümar olur.
Mevsim boyunca kendini hissettirir veda;
Artik bu dagdagayla uguldar deniz ve dag.
Yazdan kalan ne varsa olurken hasir nesir.
Günler hazinlesir, geceler uhrevilesir;
Tesrinlerin bu hüznü geçer ta iliklere.
Anlar ki yolcu yol görünür selviliklere.

Dünyanin ufku gözlere gittikçe tar olur.
Her gün sürüklenip yasamak ruha bar olur.
Insan duyar yerin dile gelmis sükutunu;
Bir baska musikiiye geçis farz eder bunu.

Teslim olunca vadesi gelmis zevaline,
Benzer cihana gelmeden evvelki haline.

Yaprak nasil düserse akip kaybolan suya
Ruh öyle yollanir uyanilmaz bir uykuya:
Duymaz bu anda tas gibi kalbinde bir sizi;
Fark etmez anne - toprak ölüm maceramizi.





Yahya Kemal Beyatli


Güz_yagmuru
Sonbahar düsünceleri

Sonbahar geldi yagmurla beraber
Boynu bükük duruyor kasimpati
Ölümü düsündürür oldu geceler
Yaz günesinde biraktik hayati
Insan böylede mahzun olurmus meger
Ansizin silindi renk saltanati
Yaz günesinde biraktik hayati

Ufuk yasli, bahçeler kirik dökük
Geceler uzun, geceler korkulu
Ümitler savrulmada köpük köpük
Zamani unutuyor insanoglu
Dünya dedigimiz ne kadar küçük
Toprak endiseli, gökler bugulu
Zamani unutuyor insanoglu

Çig yagiyor, çig yagiyor camlara
Dualarla aglamakta gökyüzü
Çildirtiyor insani bu manzara
Bu mevsim törpülüyor ömrümüzü
Selam gözü yasli hazin aksamlara
Artik düsünemez olduk gündüzü
Bu mevsim törpülüyor ömrümüzü

Belli degil nasil yasadigimiz
Bosuna dönüyor yel degirmeni
Düsünceler yorgun, hayaller yalniz
Bu mevsim, bu mevsim aglatir beni
Mum aleviyle söndü varligimiz
Su hava bambaska, su koku yeni
Bu mevsim, bu mevsim aglatir beni

Nereye güzel kirlangiç nereye
Ölümlerden ölüm begenmeye mi
Gel, sonsuza açilan pencereye
Birlikte dolasalim su alemi
Ve bir daha dönmeyelim geriye
Kirlangicim, beni de götür e mi
Birlikte dolasalim su alemi

Sevinci gül yapraginda biraktik
Badem dalinda kaldi gençligimiz
Aynaya korkulu gözlerle baktik
Simdi ömrün lezzetinde degiliz
Yeter ki bitsin su uzun karanlik
Yeter ki sukunet bulsun su deniz
Simdi ömrün lezzetinde degiliz

Bir endise var kalbin vurusunda
Yere serildi alev gölgeler
Hayalin erisilmez yokusunda
Sürüdü zamani o dev gölgeler
Neden bu yas daglarin durusunda
Neden böyle perisan düsünceler
Sürüdü zamani o dev gölgeler

Binbir üzüntüyle ettik sabahi
Haber yolladik ümitsiz günese
Alistik geceye, sevdik siyahi
Veda kalplerimizde yanan atese
Leylak dalinda unuttuk günahi
Aski beraber götürdü menekse
Veda kalplerimizde yanan atese

Bir keman çalinmada dokunakli
Bir keman çalinmada hazin hazin
Nur yüzlü gelinler siyah duvakli
Lezzeti kalmadi gençligimizin
Topragin altinda bir alem sakli
Bekledigi var su hirçin denizin
Lezzeti kalmadi gençligimizin

Kervansaray uzaklarda, yol uzun
Bütün kuvvetiyle esiyor rüzgar
Manasi küçüldü artik sonsuzun
Bu mevsim, bu mevsim ilk ve sonbahar
Anladik geldigini sonumuzun
Birbiri ardindan çözüldü yillar
Bu mevsim, bu mevsim ilk ve sonbahar

Ümit Yasar Oguzcan


Güz_yagmuru
Sonbahar Oluyorum

Gitme, sonbahar oluyorum, sonrasi hiç
Agaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarini
Neden aksam oluyorum tren kalkinca
Kirlangiçlar birdenbire çekip gidince
Mendiller sallaninca neden tikaniyorum
Öyle çok acimasiz ki öyle birdenbire ki
Az önceki çiçekler nasil da diken diken
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrasi hiç
O sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti
O elmanin tadi orda, o kus çoktan öttü, bitti
Artik çocuk degiliz, susarak da bir seyler diyebiliriz
Günler devlet alacagi, yillar bir kadehçik buzlu raki
Oyunlar oyuncaksi, oyuncaklar eski sarki
Kavaklara oklu yürek çizip duran o çaki
Nerde simdi nerde simdi, nerde o kan sarhoslugu
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrasi hiç

Hasan Hüseyin Korkmazgil


Güz_yagmuru
Sonbahar Yelleri

Nedir senin dünyaya küsmüs,
Çikmazlara düsmüs bu soguk hallerin
Batirmissin günesi,
Karanliga bürünmüs kahve gözlerin
Içine kilitlemissin tebessümlerini gülüslerinin
Bir de birak beni, birakta öldüreyim
Içindeki beni, yüregimdeki seni dersin
Bilmez misin anahtari bendedir
Dibine sevdamizi, umutlarimizi hapsettigin kafesin
Nedir esrari su güzelim bahar günü estirdigin
Ölüm soguguna meydan okuyan sonbahar yellerinin
Bilmez misin yüregimden koparip soldurdugunu
Dallarindan ayirip ayaklar altina savurdugun
Her biri sayende yesile küsmüs sari yapraklarin
Bilmez misin yetim biraktigini beni,
Askindan, sevdandan, senden…
Seni ise benden,
Senden baskasina yar etmeyecegim kadersiz sevgimden
Bu bana içini dökmek yerine,
Suskunlugu seçmeye çalistigin karadan kara hallerinin
Bilmez misin seni benden uzaklastirdigindan daha fazla
Beni sonumun arka kapisina yaklastirdigini,
Ölüm denen bilinmezin, dönülmezin
Bilmem eksi kaç derece soguklugunu tattirdigini
Nedir sebebi su güzelim bahar günü estirdigin
Ölüm soguguna meydan okuyan sonbahar yellerinin
Bu sevda böyle bitmez, bitmemeli, bitmeyecek
Sen bitirsen de ben yeniden baslatacagim,
Eskisinden daha sicak, bir öncekinden daha atesli
Ve bu atesi söndürmeye gücü yetmeyecek
Manasizca estirdigin o ciliz sonbahar yellerinin

Ensar Aktas


Güz_yagmuru
Uyanik Uykuda

Düşteyim işte. Çikageldi bir güz yeli
hafiften. Bir bugu gibiydi gök.
Ey kendini saklayan geçmiş, ince bir tül ardinda;
Güz geldi ve yildizlarini üstüme dök.

Artik büyüdüm. Ey sonsuz çocukluk!
Atlar, atlikarincalar ve yolculuk.

Tuhaf degil mi, bu leylekler nereye göçer
gök yolunda? Yazdan kalan kanat sesleri
gibi duyuluyor. Her şey bir bir ve örtük,
ince, bilinmez bir yüz sanki.

Bir kuru agaç olarak kalayim mi?
Öyleyse ey güz, dök yapraklarimi!

Gövdemi kemirecek kurtlar toprakta
gözlüyor yolumu. Beklesinler bakalim.
Ayaklarim saglam basiyor daha, yolum var
günlere. Üşüsem, isitiyor kanim.

Ben bir leylegim, uykuda uyanik/ güz geldi artik
Göçüyorum yari uyur, yari uyanik.



Ali Püsküllüoğlu
Güz_yagmuru
PARİS ŞİİRLERİ VI

Sendin beklediğim bütün bir sonbahar

Yağmurlar inatla işlerken içime

Gece gökyüzünde çınlarken yıldızlar

Durdurulmaz yürek ürpertileriyle

Sendin beklediğim bütün bir sonbahar



Hayaller hayaller kurup duruyorum

İniyordum hüznün inginliklerine

Ellerimde ölümünü tutuyordum

Artık çok geç olmamanın kederiyle

Hayaller hayaller kurup duruyordum


Aşkın kapısını aralayınca sen

Zamanın karanlık ırmağında yüzen

Çocukluğumun o ıssız güneşine

Aşkın kapısını aralayınca sen

Yeni bir özsu yürüdü sözcüklere



Dilsiz bir kuytuda ölüyordu şiir

Yetti parmaklarının bir dokunuşu

Geleceği birdenbire duyumsamak

Birdenbire duyumsamak varoluşu

Dilsiz bir kuytuda ölüyordu şiir



Sendin beklediğim bütün bir sonbahar

Başlamadan bitmiş bir aşkın hüznüyle

Gece gökyüzünde çınlarken yıldızlar

Yağmurlar inatla işlerken içime

Sendin beklediğim bütün bir sonbahar



Ataol Behramoğlu


Güz_yagmuru
SONBAHAR AYİNİ

Tişre deniz. Tırıs rüzgar.
Işıkların içinden geçen sabah
Theresa Berganza'nın sesinden
süzülen gamlı, uzun yola çıkmış
yalnız kuş. Gökyüzünde bulut,
bulutta biçim, biçimde gizlenen
telaş, telaşı besleyen vatos zaman,
zaman: Yaprağa yürüyen su,
damara yürüyen kan, durup bekleyen
tişre deniz: Kalanlar, gidenler,
içimden geçen ışık, karanlık,
içimden geçen vurgun.

Bir gece, bir gece daha kaldı-
yetişsin içimden geçen siyah tren.

ENİS BATUR




Güz_yagmuru
UMUT YAPRAKLARI


Öyle bir ilkyaz ol ki korkut yaprakları,
Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,
Sararıp dökülürken güz rüzgarlarında
Ardında savrulsunlar, unut yaprakları.
Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
Seninle yeşerdiler, seninle soldular..
Olsunlar senden sonra da umut yaprakları.


Özdemir ASAF



Ceyda_
GÜZ TÜRKÜSÜ

Bir anahtar geçti elime
Bütün kilitlere soktum
Yel değirmenleri buldum uzun saçlı
Kutularda badem gözlü gemiler

Oktay Rifat
Güz_yagmuru
PİRAYE'YE MEKTUPLAR

20 Eylül 1945

Bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
kelimelerinle doluyum;
zaman gibi, madde gibi ebedî,
göz gibi çıplak,
el gibi ağır
ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
kelimeler.
Kelimelerin geldiler bana,
yüreğinden, kafandan, etindendiler.
Kelimelerin getirdiler seni,
onlar : ana,
onlar : kadın
ve yoldaş olan...
Mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
kelimelerin insandılar...

***

28 Ekim 1945

Itır saksısında artan koku,
denizlerde uğultular
ve işte dolgun bulutları ve akıllı toprağıyla sonbahar...

Sevgilim,
yaş kemâlini buldu.
Bana öyle gelir ki
belki bin yıllık bir ömrün macerası geçti başımızdan.
Ama biz hâlâ
güneşin altında el ele yalnayak koşan
hayran gözlü çocuklarız...

***

5 Kasım 1945

Çiçekli badem ağaçlarını unut.
Değmez,
bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
Islak saçlarını güneşte kurut :
olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın
nemli, ağır kızıltılar...
Sevgilim, sevgilim,
mevsim
sonbahar...

***

8 Kasım 1945

Uzaktaki şehrimin damları üzerinden
ve Marmara denizinin dibinden geçip
sonbahar topraklarını aşarak
olgun ve ıslak
geldi sesin.
Bu, üç dakikalık bir zamandı.
Sonra, telefon simsiyah kapandı...

***

12 Kasım 1945

Damardan boşanan kan gibi ılık ve uğultulu
son lodoslar esmeye başladı.
Havayı dinliyorum :
nabız yavaşladı.
Uludağda, zirvede kar
ve Kirezli-yaylada şahane ve şipşirin yatmış uykudadır
kırmızı kestane yapraklarının üstünde ayılar.
Ovada kavaklar soyunuyor.
İpekböceği tohumları kışlaklarına gitti gidecek,
sonbahar bitti bitecek,
nerdeyse girecek gebe-uykularına toprak.
Ve biz yine bir kış daha geçireceğiz :
büyük öfkemizin içinde
ve mukaddes ümidimizin ateşinde ısınarak...

***

12 Aralık 1945

Ağaçlar ovada son bir gayretle pırıldamakta :
pul pul altın
bakır
tunç ve tahta...
Öküzlerin ayakları yaş toprağa gömülüyor yumuşacık.
Ve dağlar dumana batık
kurşunî, sırılsıklam...
Tamam,
sonbahar belki bugün bitti artık.
Yaban kazları hızla gelip geçti demin
herhal İznik gölüne gidiyorlar.
Havada serin
havada is kokusu gibi bir şey :
havada kar kokusu var...

Şimdi dışarda olmak,
dörtnala sürmek dağlara doğru atı.
«— Ata binmesini de bilmezsin,» —- diyeceksin ama
şakayı bırak ve kıskanma,
yeni bir huy edindim hapiste :
seni sevdiğim kadar değilse de
hemen hemen ona yakın seviyorum tabiatı...
Ve ikiniz de uzaktasınız...

***

Nazım HİKMET RAN
Güz_yagmuru
Sonbahar Geliyor

Sonbahar geliyor serçe
Yuvanı ne yapacaksın?
Ayva çiçek açmadan önce.
Meyvelerin içi geçecek
Rüzgâr başka çeşit esecek
Yağmurlarla ıslanacaksın.

Halbuki ne kadar sıcaksın!


Cahit Külebi
bun çağrıştar

BESTE-NİGAR


Yalnızım su almış sandalım
Fırtınaya tutulmuşum karanlıktayım
Yine de umutsuz değilim

Gülüşü var
Gemici fenerinden süzülen ışık gibi

Açma hava
Durulma azgın deniz

Bana hüzünlü ayrılık türküleri söyleme
Zaten üzgünüm sana geç rastladım diye
Bilmezdim zor zanaat olduğunu sevdanın
Ölürüm ısıtanın varsa geceleri

Gün doğar seher dağılır üzülürüm
Gitme nazlı seher
Doğma sıcak güneş

Güz acısı çekiyorum




Vecihi Timuroğlu

beliz
GÜZ


"Güz geldi. Gözlerim karmakarışık. Körüm ben
Güz geldi. Bunu saçlarımın döküldüğünden.
derler ki yaylada doğmuşum, denizin ardında
iniştir, yokuştur, geçer dizlerimden."

Gazel düştü Derelere ay Yarim
Kavga bitti. silahını duvara as
başladı Ocağın krallığı, Ormana git
baltanı al köşeden, Çocuklarımızı öp.

"Uçurtma salıvermiş göğe aşağıdakiler, havasıdır."
Çocuklar aşağıdakileri okuyor. ben körüm
ne güzel kokuyor Gazeteleri Kitapları
insem bir koklasam kendileri nasıl"

ben burda bağlıyımay Yarim
Körüm ve yaşlıyım otuz yaşında
Çocukları al, in aşağıya
dileğimdir, onlar görsünler

"Güz geldi, açıksın Yarim Yarim
ben neyse. ben körüm. Dereden öteyi bilmedim
ama bilirim bir koca yaz çabaladığımız
Patatesin sana bir parça şayak etmediğini"

Sor bakalım, adam diye Kaydımız var mı?
ben körüm, biz eski, Çocukları yazdır
Patatesi alıcıya götür ver yirmi beşe
eşeğine bin türkü söyle dönüşte

dünyalık şeylere dünyanın parası gerek
Oysa topraktan çıkardın yirmi beş liracık
Kefenimizi al. sabunu lifini unutma
bir cennet ayırt Hoca parasıyla birlikte

"Bu güz öleceğim. bütün işlerimi bitirdim
Derede yıkandım, cevize tırmandım. kuş ürküttüm
Kaçırdılar on iki Çocuk doğurdum. bekledim gözlerim
Oğlan everdim. kız yetirdim. otuzuma vardım"

"Ağlama kız, deme incirim Yar Yar
ben ağlamam dağlar taşlar ağlasın
Körüm, çelimsizim, göğnüğüm, hastayım.
sebebolanları nerde bulayım
adamdan içerli kuşlar ağlasın

Gülten AKIN
koridor
GÜZ GÖRÜNÜMÜ


O yoğun nem her şeye sindi. Yazlıkçılar gitti.
İki bulutun altına asılı mavi yazılı
sarı otel tabelaları soldu artık.
Temizlikçi kadın her sabah,
uzun perdeli ve yataklarının altındaki
terlikleri soğumamış yeni evlilerin odalarına
giderken
ağır ağır geçecektir oradan.




Yannis RITSOS
Çeviri : Cevat Çapan

bun çağrıştar
GÜZ

I.

Güz iki kez vurdu beni


Sonunda tümümüz sararıp düşeriz
Hafif bir esintiyle kara toprağa


Bir büyü kalmış yine de
Eski bir yıldıznamenin bir yerinde
----------------------ikisininde burcu boğa


Güz iki kez vurdu beni
Önce sevgilim bırakıp gitti
O gün yeni açmıştı balkonda fulya
Sonra da kızını götüreceğim gün Rusya'ya


Gülsuyu serperler ak çarşaflara
Yanıp yakılarak eski kadınlar
Sezdirilmeyen bir ölüm vardır
Dürülüp kaldırılmış döşeklerde


Ankara'da bir şölendir güz
Bir de Malatya'da kızıl ırmak
Göçerken dönen arıkuşları
Yeniden kışkırtır insanı yaşamak


II.


Okullar günde on dört kez çalar zillerini
Tiyatrolar operalar konser salonları dokuz kez
Statlar spor salonları en çok da onlar
Isınır fıkır fıkır kaynar kentler


İşçiler memurlar öğrenciler
Doldururlar yolları alanları
Bayramlara en yakın mevsimdir güz
En onulmaz yaslara da


Beni iki kez vurdu güz
Türkiye'yi bir kez
---------------unutamam


Daha sevinci kursağında bir Cumhuriyet
Konuşmaya bile çıkmadı doğru dürüst
O elinden tutulup gezdirilen bir çocuk
Yeni açılmış tarla yeni yeşeren tohum
Yumuşak rüzgarların söküp alacağı


Vecihi Timuroğlu (Büyü)
Güz_yagmuru
ÖLÜM (LEYLA İLE MECNUN)

Anlatacaktım ölümlerini bir sonbahar eşliğinde
Bir kış güneşliğinde
Fakat baktım bu ölüm değil diriliştir
Tabiatı aşan bir bildiriştir
Ne güz ne sarı renk bu göçü anlatır
Bu kan rengi bu kıpkızıl öçü anlatır
Görünüşte kırmızı gerçekte yeşil
Görünüşte öç hakikatte değil
Faninin sonsuzla barışması
Affın mağfiretle yarışması
Yaprağın düşüşü değil bu toprağa
Bir yıldırım çarpışıdır dağa
Sonbahar değil ilkbahardır
Ölümden sonra ölümsüz hayat vardır
Bulutlar açılır güneş çıkar
Yağmur taneleri inci tanelerine dönüşür
Deniz çalkanır saçar ortaya hazinesini

Anladım onlar ölmediler
Ölüm adına
Ölüm maskesini takınarak
Dönüştüler bir ışığa


Sezai KARAKOÇ

pinarcel
GÜZ

Günler kısa

Kasımpatı
Çiçek açtı

İlk kar

"Prens Adaları'ymış
Kızılçamlarından
"Kızıladalar"
Eski adı

İlk kar

Burgaz
Kalpazankaya
Acı poyraz

Deniz uzak

Sevgilim Bozcaada
Kıyı suları
Yaz

İlk kar


Arif Damar
Aylin Deniz
Güz

sarı yaprakları ağaçların
kanatları kırık bir kuş gibi düşüyor
ta buradan duyuluyor gürültüsü
kalbimde dehşetli bir keder üşüyor
kuru yaprakları ağaçların
kanatları kırık bir kuş gibi düşüyor

içerde vakitsiz basıyor keder
gözlerimi kapatıp seni düşündüm
seni su başında bir karaca gibi
en güzel yüzünü verirken suya
bir tüfeğin aynasında gördüm
tam altı bahar altı koca kış
kesik bir dal gibi titredim kıyasıya
bir tüfeğin aynasında gördüm seni
en güzel yüzünü verirken suya

içerde vakitsiz basıyor keder
yasak bir kitap gibi yakılmayıp bu güz de
sensizliğe mahkum edilirsem eğer
hasretin beni duman edecek
içimde seni sevmek telaşı
alıp başını gidecek

alıp başını gidecek seni sevmek telaşı
her kuleden uzanıp açıp her mazgalı
karınlık bir kuyu gibi bakacak düşman gözü
ve ben duyarak hissederek bu gözü
yasak bir ıslık kıvırıp dudaklarımın ucuna
delip de geçemezsem güzü
kırlangıçlar uykumu basacak
gizlerme vuracak
kanatlarında uçurdukları ayın
çıplak ve ölü yüzü

kırlangıçlar uykumu basacak
gözlerim deli deli bakacak
üçe beşe çıkacak nöbetçi sayısı
yasak bir ıslık dudaklarımı yakacak
felaketim olacak

felaketim olacak biliyorum
bu vakitli vakitsiz bastıran keder
bu kalbime sürtünen cehennem telaşı
voltamın ucunda savrulan bu sapsarı hüzün
bu senin tüfeklerin menziline düşen güzelim yüzün
ülkemin yüzü kentlerin dağların yüzü
bu işkence bu ayrılık bu zulüm
sonra bu diz boyu yaprak ölüsü
göçüp giden bu kuşlar..
ağlamak ayıp değil işin kötüsü

alaca bulaca yürüyor üstüme bulut
gözlerime değerse duramam
sevgilim sevgilim ellerimi tut.


Nevzat Çelik
bun çağrıştar
Yaprak



uzun atladı güneş
dudak izi kaldı tepelerde
kendi ağzından öptü su
ağacın arzusu ucunda
güzün son fotoğrafı bu



(Tay’dan)


İbrahim Yıldız


hayyamzade
KARNEM SENSİN

aklığında aklımın ıslaklığı
yarasına sığmayan ömrüm
nane tohumu
kekik kokusu
dağlar kızı reyhan
suskunluğum
ve
malum bir cümle
sevmek

ve hüznü
bir dileğin paslanmasında asılı
yüz görümlülüğü gibi
kendimi
yenilmiş saymak
çoban dede yolunda
duldasız geçip gidenlerin
bitmiş masallarının tekrarında

artık bedenim
yanık çukurova tarlası
dalından düşmüş portakal
asidi yerdeki izi
uzaktan bakılan
şimdi içimde haşarı bir çocuk haylazlığı
yüzünün yüzüme değesi
ve
bir dokunsa
ellerin
bir baksa
gözlerin
şu çalı dibi yüreğimle
gözlerime kaçan kara tahta tebeşir tozuyla
çift yön bulvarların ortasındaki
ağaçlara tüneyeceğim
ilkokul
ikinci sınıf ödevini
anne babasına yaptırmış bir çocuk sevinciyle
parçaları birleştirip
elişi yapacağım
hayat bilgisi dersinde

‘’karnem sensin’’

ve
gözlerinde
bekletilmiş
gönlümü kaçırdığım
haziran kavuşması mihengi
keskin bir prenses hükmü
yalnız olduğumu düşündüğüm bu kentte

''sana
geçmişten hep mektup yazmıştım
ki postacıda ihanet etmemişti
bana
çünkü ben hiçbir zaman göndermemiştim sana
beni yaşamdaki maskeli kuklalar yıprattı...''

oysa ben eskiden hep bir şeyler tutardım
hayaller dünyasından
yamacı dolu

ve
öyle güzeldin ki
bakmaya kıyamazdım
‘’çünkü ben bakmasını bilmiyormuşum’’

geçmişin hüzünlü kulaklarında
pullarımda yoktu bir güneş gibi parlayan
bilirim
dalgalara karşı koyamazdım
ama
akıntının yönünü de değiştiremedim
kayaya takılıp kırılan bir balıkçının oltası gibi

gün gelir
gün gelir deyip
öyle dalardım ki,
gök eski göktü
güneş eski güneş
bir tek günün bölünmüşlüğüydü değişen
ardılım
ağıttan sayılmasa da
içime attığım,
içime akıttığım suskun dualarla
suçunu bekletip
mezar kazıcılığına da soyunmuştum
ve bir kez gömmüştüm bir daha çıkarmamak üzere
elimdeki kâğıt peçeteye de yazmıştım
üstüme düşmüş kırılmış bir dalın
çözmeye çalışıyordum neden kırıldığını...


kenan can yoldaşlar
10-05-2008
hayyamzade
HOŞÇAKAL ATOM

giderdik
dönüşlerde, oyuncağını bulmuş bir çocuk sevinciyle
gecelere
ateşler yaktığımız sokakları, sevdaları
kuşanıp yollara düşenlerle
sağ salim gelişleri anlatırdı, buluşmalarımız
allara bürünüp, tenlerde, feri geçmiş pastel çürüğünü
onyedi yaş enerjisine yorardık
koruyup saklayacak yer bulamadığımız
o solgun, yoksul kondular da
ellerimizde kostik yanığı,
fırçalar gül dal’ıydı
fırçalar, güldeki kesik mermi ıslığı
yaptığımız işin içinde
-kazanacağız- coşkusu
telsiz sesleri karışırdı katafalklara
ve
üşüdükçe ısındığımızı hissederdik
pir sultan bakışlı nasırlı eller örerken bu dünyayı
bir yandan
bu dünyanın değiştirilebilir olduğunu öğrenirdik
bir yandan da
tren istasyonlarında sallanan ak mendiller gibi
gencecik bedenler,
aynı cenazeler, aynı ölümleri gömerdik
vedalaşırdık!
‘’belki de son kez diyerek’’
her vedalaşmalarda son sarılmalar
o sarılmalar ki her biri bin yıllık yalnızlık
öylesine olmayan toprağın becerileri gibi
çirkinlikleri ret etme gerekçelerimiz, doğrulara yakın dururken
gözlerle sorulan soruyu, sözlerle tamamlayanları
tutamazdık
gözlerimizin önünde kayıp giderlerken
inanmak için esir bir ülkenin, esir olmayan insanlarına
bakmakta yeterli sayılırdı
kendi hikâyelerimize nasıl bağlandıysak
başkalarının hikâyelerini de öyle bağlanırdık
çünkü
çocukluğumuzun masallarında başlamıştı kandırmaca
o masallar ki
içinde kervanlar geçerdi
haramiler
ordular, zanlı ordular
avuntu kuşları
sevmedikte bir işbirlikçi gibi türdeşlerini
aldatan parlaklık kuşları
akbabaların kumrulara saldırması gibi
yüreğinde kirlilik taşımadan sokaktaki kedi köpekten
mahalle arkadaşımızmış gibi oynayan
ve bir çikolataya fit -çocukluğumuzdan-
emekli olmadan önce
oyun sanırdık kardan fare yapmayı
kırışık kirli yüzlü savaşlarda
yaşanan hüznü çoğaltırdı sevda
altlarına verilen bir taburede imzası olanlarla
bizimdi değişen zaman
daha farklı ve mesafeli kılınan
her iki ihtimalinde faturasının ağırlığı, olup biten
erirdi açtığım penceremden, içeri giren minik bir kar tanesi
oranlarıyla kar’ı da, yağmur’u da sağan toprakta
aşikio’da belliydi tohumda
meçhul okurlarının bitmeyen filmi gibi
sadece mezar taşlarında yazılı
zamansız, mekânlı acılara
borcumuzu ne kadar ödediğimizi bilmeden
kalbimizdeki gözyaşını kimseye göstermezdik
bir ana’nın ‘’ yavrum’’ sözünün ucunda asılı
her koşulda ölmeyi ve sevmeyi bilmeyi
ekmek arasına doğrardık
kenarlarda kalmışlığımızla,
bir hücrenin hemzemin geçidinde
ve
ister bu dünyada ister öteki dünyada
yıldızları sığdıramadığımız yanımızda
başka sevdalarda yoktu
sahiplendiğimiz insanlıktan gayri
yüreğimizin en güzel yeriyken
tanrı sunağı gibi bıçak sırtında yaşanılan…

kenan can yoldaşlar
Asıl içeriğin sadece basit bir görünümüdür. Resimlendirilmiş tam halini görüntülemek için lütfen, buraya tıklayınız.
Invision Power Board © 2001-2014 Invision Power Services, Inc.